Sayfa -1-
Cabir b. Abdullah (r.a.)’dan nakledildiğine göre, bir
bedevî Allah Rasûlü (s.a.s.)’ne gelerek Müslüman
olmak üzere biat etti. Bir süre sonra hastalandı ve
Hz. Peygamber'den biatini feshetmesini istedi. Al-
lah Rasûlü bunu kabul etmedi. Bedevî, ikinci ve
üçüncü talebine de olumsuz cevap alınca Medi-
ne’den ayrıldı. Bunun üzerine Hz. Peygamber,
“Medine, kirini atan temizini tutan bir körük gibi-
dir,” buyurdu.
(Buhari, Ahkâm, 45)
Burada yorumunu yapacağımız hadis, inanç hürri-
yeti konusunda sevgili Peygamberimiz’in tutumu-
nu açık biçimde ortaya koyan bir rivayettir. Kendi-
sine gelip Müslüman olan ve bağlılık yemini yapan
bir bedevînin, hastalığını bahane ederek İslâm’dan
ve Medine’den ayrılmasını uygun bulmayan, fakat
imkânı olduğu halde onun gidişine de engel olma-
yan Hz. Peygamber, bedevîye olan kırgınlığını yu-
karıdaki ifadesiyle dile getirmiştir. O, insanları Al-
lah’ın yoluna davet eden bir elçi olarak, bu davete
icabet edenlere ne kadar sevindiyse, bundan uzak
duranlara veya verdiği sözden cayanlara da o nis-
pette üzülmüştür. Ümmetini, ateşe düşme tehlike-
sine maruz pervanelere benzeten ve onlar ateşe
koştukça eteklerinden çekip korumaya çalışan Al-
lah Rasûlü’nün
(Müslim, Fedâil, 17)
, kendisini âdeta ate-
şe atan bir bedevîye bu şekilde tepki göstermesi
anlaşılabilir bir tutumdur. Onun için Cenab-ı Hak
sevgili elçisinin bu hassasiyetine, “ Demek onlar bu
söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzüle-
rek neredeyse kendini harap edeceksin.”
(Kehf, 6)
ayetiyle işaret etmiştir.
“Dinde zorlama olmayacağını”
(Bakara, 256)
beyan
eden Yüce Allah, peygamberine de bu konuda
baskıcı
(Kâf, 45)
ve zorlayıcı
(Gâşiye, 22)
olmaması ge-
rektiğini bildirmiş ve şu tavsiyede bulunmuştur:
“Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve
onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz
Rabbin kendi yolundan sapanları da doğru yolda
olanları da en iyi bilendir.”
(Nahl, 125)
Hz. Peygam-
ber bu ilâhî ölçüye uyarak kimseye inanç dayatma-
mış, farklı inanç mensuplarına da bu tercihleri se-
bebiyle şiddet uygulamamıştır. İslâm'dan vazge-
çenler dahil, bu konuda herhangi bir istisna söz ko-
nusu değildir. Açıklamaya çalıştığımız hadis de bu-
nun örneklerinden birisidir.
Din değiştirme, temelde inanç hürriyetiyle ilgili bir
konudur. Bir dini benimseyip kabul etme özgürlü-
ğü olan kimsenin, o dinden ayrılma özgürlüğü de
vardır. Ancak tarihî bir olgu olarak hiçbir din, ken-
di açısından din değiştirmeye olumlu bakmamıştır.
Bu konuyla ilgili olarak bazen ölüm cezasına kadar
uzanan yaptırımların, dinsel öğretiden çok, siyasal
ve sosyal şartların gerekçe gösterildiği idarî tasar-
ruflar olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi Kur’an-ı
Kerim, dinden dönenler için sadece uhrevî ceza
öngörmüştür. Bakara suresinin 217. ayetinin ilgili
kısmı şöyledir: “…Sizden kim dininden döner de
kâfir olarak ölürse, bunların bütün amelleri dünya-
da da ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehen-
nemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” Görüldü-
İNANÇ HÜRRİYETİ
Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
Din değiştirme,
temelde inanç hürriyetiyle ilgili bir
konudur. Bir dini benimseyip kabul
etme özgürlüğü olan kimsenin, o
dinden ayrılma özgürlüğü de vardır.
Ancak tarihî bir olgu olarak hiçbir
din, kendi açısından din değiştirme-
ye olumlu bakmamıştır.
“