|
Cemaatten
birinin imama uyarak kıldığı namaz-da; kendi yaptığı
sehvden dolayı ne kendisi ne de İmam için sehiv secdesi gerekmez.
Bir mescidin
içerisi ve avlusu mescid olduğu gibi bitişik
müştemilatı, alt ve üst katları da, imama iktida
bakımından mescit hükmündedir. Keza mescitlerin "Fina-i
mescit" denilen etrafı, yani kendilerine bitişik olup aralarında yol
bulunmayan sahaları da imama iktida hususunda
mescit hükmündedir. Bu itibarla, saflar adı geçen yerlere kadar uzanmasa
bile, buralardan imama iktida sahihtir.
Cami içinde
ön taraflarda boşluk varken, zaru-ret
bulunmadıkca gerilerden imama uymak caiz ise
de mekruhtur.
Bir kimsenin
cami ve mescitlerde kendisi için özel bir yer tayin ve tahsis ederek
namazları daima orada kılması mekruhtur.
Dinen haram
olan işleri yapmak suretiyle elde editen
kazancın, karşılığında sevap beklemeden (yol, köprü, çeşme... gibi yerlere
sarfedilerek) elden çıkarılması gerekir. Bu
tür kazançların cami ve mescid gibi
mukaddesatla ilgili yerlere sarfı İslam bilginlerince mekruh görülmüştür.
Ancak meşru yoldan elde edilmeyen para ile cami yapıt-dığı
takdirde bu camide namaz kılınır, kılınan namazların iadesi gerekmez.
Müslüman bir
işçinin çalıştığı yerde namaz kılması için iş disiplini ve düzeni
açısından işverenin veya amirinin iznini alması uygun olur. Yine aynı
şekilde işverenin veya iş yerinde sorumluluk alan kimsenin Müslüman işçi
çalıştırması halinde onların günlük dini görevi olan namazlarını kılabilme
imkanını sağlaması gerekir.
İşçinin
mesaisini su-i istimal etmemesi kaydıyla işveren bilhassa farz ve vacip
namazların kılınmasından işçisini men edemez. Çünkü Allah'a isyan
konusunda mahluka itaat yoktur. Aksi halde işçinin, ibadetini yapabileceği
başka bir iş bulması gerekir.
Kur'an-ı
Kerim'de 14 secde ayeti vardır. Bunlar-dan birini okuyan veya işiten her
mükellefin secde etmesi icap eder. Namaz dışında secde ayeti
okunur-okunmaz hemen secde edilmesi vacip değildir. Daha sonra müsait bir
zamanda yapılabilir. Ancak, zaruret bulunmadıkça tehir edilmemesi uygun
olur.
Namazda
okunduğu takdirde ise, secde ayetin-den sonra, üç ayetten daha çok
okunacaksa, hemen secde edilir ve kıyama kalkıp kıraate devam edilir.
Secde ayetinden sonra, ancak üç ayet veya daha az okunacak ise namazda
yapacağı ruku' ve secde ile tilavet secdesi de
yerine getirilmiş olur; ayrıca secde gerekmez.
Bir hadis-i
şerifte "yüz (alın) iki eller, iki dizler ve iki ayak uçları olmak
üzere yedi aza üzerine secde etmekle emrolundum"
buyrulmuştur. Bu itibarla namaz kılan kişi secdede alnını burnunu, iki
ayağını ve iki eli ile iki dizini yere veya yere bitişik bir şey üzerine
koyar. İki ayağın veya en az bir ayağın parmakları yere konulmadıkça secde
sahih olmaz.
Secde edilen
yerle namaza durulan yerin aynı
yükseklikte
olması asıldır. Secde edilen yerin yüksekliği, ayak basılan yerden, on iki
parmak (yaklaşık 23 cm)'1an daha yüksek olmamalıdır. Secde yeri daha fazla
yükseklikte olursa, secde sahih olmaz.
Cemaatin
kalabalık olması nedeniyle arka safta bulunanlar, ön saftakilerin sırtına
secde ederek namaz kılmaya mecbur kalırlarsa; (secde eden ve sırtında
secde edilen kimseler aynı namazı cemaatle kılmış olmak şartı ile)
yüksekliğe itibar edilmez; secde ve namaz sahihtir.
a)
Kadınların el, yüz ve ayakları hariç bütün uzuvları avrettir. Yani
örtülmesi farzdır. Bu itibarla kadınların baş açık namaz kılmaları caiz
değildir.
b) Kadınlara
cuma namazı farz değildir. Bunun-la beraber camiye gidip cemaatle cuma
namazını kılarlarsa, o vaktin farzını eda etmiş olurlar. Bu takdirde o
günün öğle namazını kılmaları gerekmez.
Kadının
kadına imameti caiz, fakat mekruhtur. Eğer kadınlar kendi aralarında
cemaatle namaz kılacak olurlarsa, imam olacak kadın, erkekler gibi öne
geçmez. Safın arasında durur. Öne geçmesi
mekruhtur.
Gerek
namazdan önce, gerek namazdan sonra, bir hanımın başını veya başka bir
uzvunu açması ile abdesti bozulmaz. Başı ve
örtülü olması gereken diğer uzuvları örtülü olarak kıldığı namazı
sahihtir. Ancak, hanımların, namaz dışında da (el, ayak ve yüz hariç)
dinen kapalı bulunması gereken uzuvlarını, aralarında evlilik caiz olan
yabancı erkekter yanında açık bulundurmaları
haramdır.
Namaz için
özel bir kıyafet yoktur. Tesettürü sağlayan teni gösterecek derecede ince,
şeffaf ve vücut hatlarını belirtecek derecede dar olmayan her temiz
elbise ile namaz kılmak caizdir.
Bu itibarla
dar olmayan pantolon veya herhangi bir elbise ile hanımların namaz
kılmasında dinen bir sakınca yoktur. Ancak hanımların, hanımlara mahsus
kıyafetleri, erkeklerin de kendilerine mahsus giyim ve kıyafet şekillerini
tercih etmeleri gerekir.
Farz
namazlarda kıyam, namazın farzlarındandır. "Erkekler görüyor"
gerekçesiyle hanımların farz olan kıyamı terkedip,
oturarak namaz kılmaları caiz değildir.
Kadınların
namazlarını evlerinde kılmaları efdal ise de;
namaz vakitlerinde mescide giderek, kendilerine ayrılan bölümlerde
namazlarını kılmalarında vaaz ve nasihat dinlemelerinde dinen bir sakınca
yoktur.
Kadınların,
namazlarını evlerinde kılmaları daha faziletli olmakla birlikte, günümüzde
camide va'z dinleyerek, bilmedikleri
şeyleri öğrenmeleri, imamın arkasında namaz kılarken, hatalı
okuyuşlarını düzeltme imkanı elde etmeleri ve cemaat faziletini
kazanmaları bakımından, tesettür ve İslamî
adaba riayet ederek teravih namazı için cami ve cemaate gitmelerinde bir
sakınca yoktur.
Teravih
namazı Ramazan-ı şerife mahsus yirmi rek'at,
sünneti müekkede bir namazdır. İki
rek'atte bir selam verildiği takdirde akşam
namazının sünneti gibi dört rek'atta bir selam
verildiği zaman yatsı namazının dört rek'at
ilk sünneti gibi kılınır. Hangi namaz olursa olsun, daima tadil-i erkana
riayet edilmesi gerekir.
Teravih
namazı, cemaat halinde kılındığı zaman imamın cemaatı
bıktıracak ölçüde uzun kıraat yapması uygun olmadığı gibi Fatiha'dan sonra
kısa bir süre veya üç kısa ayetten noksan okunması da uygun değildir.
Harflerin hakkı verilmeli, süratli okuyacağım diye harfler birbirine
karıştırılmamalıdır. Oturuşlarda Tehiyyattan
sonra salli, barikler
de tam okunarak kılınmalıdır.
Teravih
namazı Ramazan-ı şerife mahsus yirmi rekattan ibaret sünneti
müekkede bir namazdır. Sekiz
rek'at kılan bir kimse bu namazı tam kılmış
sayılrnaz. Zaruri bir durum bulunmadıkça 20
rek'atın tam kılınması uygun olur. Ancak sekiz
rek'at kılan kimse de kıldığı kadarının
sevabını alır.
Kandil
gecelerine ait özel bir namaz yoktur. Fakat bu mübarek geceleri, kaza
namazı veya nafile namaz kılarak, Kur'an
okuyarak, tevbe istiğfar ederek ve diğer
ibadetlerle değerlendirmek uygun olur.
Hz,
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in kıldığı ve
kılınmasını tavsiye ettiği namazlar arasında "kabir namazı" adıyla bir
namaz yoktur.
Fazla sevap
kazanmak maksadıyla bir kimse istediği kadar Allah rızası için nafile
namaz kılabilir.
Fakat, dinin
aslında olmayan bir isim ile namaz ihdas etmek doğru olmaz.
Sünnet
namazlar, sünnet-i müekkede, sünnet-i gayri
müekkede olmak üzere ikiye ayrılır.
Sünnet-i
Müekkede olan namazlar, Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz'in devamlı kılıp pek az
terketmiş oldukları sünnetlerdir. Bu
sünnetlerin yapılması sevaptır. Kasten terk edilmesine azap yok ise de;
itap (azar) vardır. Ancak aşırı yorgunluk, hastalık ve benzeri durumlarda
sünnet namazlar terk edilebileceği gibi yolculuk esnasında seferi durum da
da terk edilebilir.
Sünnet-i
gayri müekkede; Peygamber
Efendimiz'in ibadet maksadı ile ara-sıra yapmış oldukları
şeylerdir. Bu sünnetlerin yapılması güzeldir. Sevaba ve
Peygamberimiz'in şefaatine vesiledir.
Kılanlar, sevabını alırlar; terk edilmesi ise azarlanmayı gerektirmez.
Hanefi
mezhebine göre, üzerinde namaz borcu olan kimselerin, kaza namazı
kılmaları beş vakit namazın farzlarından önce ve sonra kılınmakta olan
revatib sünnetleri ile, teravih,
duha ve tesbih
namazı gibi kılınması hakkında Rasulüllah
(S.A.V.)'in emir ve tavsiyesi olan namazlar müstesna- diğer nafile
namazları kılmalarından efdaldir. Yani
üzerinde namaz borcu olanlar, üzerimde kaza namazım var diye
revatip olan sünnetleri
terketmezler. Hem bu sünnetleri eda ederler, hem de fırsat buldukça
vaktinde kılamadıkları namazları kaza ederler.
Rasulüllah
(S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde:
"Kutun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği konu, farz namaztardır. Eğer bu
tamamsa işi kolaylaşmıştır. Aksi hatde, "bakın bakalım, nafileden, bir
şeyi var mı?" denir. Nafile ile farz eksikleri tamamlanır.."buyurmuştur.
Malikî,
Şafiî ve Hanbeli mezheplerine göre ise namaz
borcu olan kimselerin sabah namazının sünneti dışında,
revatip'ten olsun, olmasın, nafile namaz ile
meşgul olmaları uygun değildir. Bir an önce borçlarını kaza etmeleri
gerekir.
Kazaya
kalmış farz ve vacip bütün namazlar kerahet vakitlerinin dışında her zaman
kılınabilir. Bunlar için belirli bir vakit yoktur. Ancak, düzenli bir
şekilde namaz borçlarını tamamlamak için, kaza namazlarını vakit
namazlarının peşinden kılmayı prensip haline getirmek güzel bir
hare-kettir.
Namazları
vaktinde kılmak farz olduğu gibi vaktinde kılınamayan farz namazların
kazası farz; vacip namazların kazası ise vaciptir.
Kur'an-ı Kerim'de geçen "namazı kılın" emri, edaya şamil
olduğu gibi kaza namazlarına da şamildir. Çünkü emredilen bir şey, eda
veya kaza edilmedikçe yerine getirilmiş olmadığından zimmetten sakıt
olmaz. Bu emir, Kur'an-ı Kerim'in yüz
küsür yerin-de geçmektedir. Bu itibarla kaza
namazları Kur'an'da yoktur demek yanlıştır.
Ayrıca bu konuda bir çok hadis-i şerif vardır. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz; "Uyku veya unutkanlık sebebiyle namazını vaktinde kılamayan,
hatırladığı zaman hemen kılsın" buyurmuştur. Asrı saadetten beri de
buna muhalefet eden hiçbir kimse bulunmamıştır. Şu halde namazların kaza
edilmesi kitap, sünnet ve icma-i ümmetle sabittir.
Bir kimse
ikamet ettiği yerden en az 90 km. uzağındaki iş yerine her gün gidip
geliyorsa o kimse için her iki yer de Vatan-ı aslî sayılır. Her iki yerde
de namazlarını, dört rek'at olarak kılar. Bu
iki yer arasındaki yolculuk esnasında ise dört
rek'atlı farzları iki rek'at olarak
kılar.
Hac
mevsiminde Arafat'da öğle vaktinde öğle ile
ikindi namazlarını Müzdelife'de yatsı vaktinde
akşam ile yatsıyı cem etmenin dışında, Hanefi mezhebinde cem-i takdim veya
tehir yapmak caiz değildir. Şafii mezhebinde ise sefer halinde cem-i
takdim ve cem-i tehir caiz görülmüştür. Gerektiğinde Şafiî mezhebindeki
ictihatla amel edilebilir.
Cuma
namazının farz olmasının şartlarından biri de mukim olmaktır. Dinen
misafir sayılan kimselere cuma namazı farz değildir. Ancak, kıldık-ları
takdirde farz olarak sahih olur ve ayrıca öğle namazını kılmaları
gerekmez.
Misafir olan
bir kimse, cuma namazında mukim olan cemaate imam olabilir. Üzerine cuma
namazı farz olmayan kimseler cuma namazını kıldıkları takdirde
üzerlerinden o günün farz olan öğle namazı sakıt olur.
Cuma günü
imamın minbere çıkmasından itiba-ren,
hutbeyi bitirinceye kadar, namaz kılmak, konuşmak, konuşana sus demek,
selam alıp vermek, Kur'an okumak,
tesbih çekmek, dua edene "amin" aksırana "yerhamukallah"
demek caiz değildir.
Camiye, imam
minbere çıktıktan sonra gelenler, oturup ezanı ve hutbeyi dinlemeli,
cumanın ilk sünnetini farzdan sonra kılmalıdırlar.
64- Türkiye
Darü'l-İslam mıdır? Bazı kimseler Türkiye'de
cuma namazı kılınmaz diyorlar ne dersiniz?
İslamî
hükümlerin açıkça icra edildiği veya Müslümanların
İslamî hükümleri icra imkanına sahip olduğu ülkelere "darü'l-İslam";
bunun aksi olan ülkelere de "darü'l-harb"
denir. Nüfusunun ekserisi Müslüman olan ülkeler de "Darü'1-Harp" sayılmaz.
Ayrıca;
nüfusunun tamamı veya çoğunluğu Müslüman olmasa bile,
islamî hükümlerin icra edilebildiği memleketler "darü'l-İslam"
sayılır. Bu itibarla, Türkiye "darü'l-İslam"dır;
"Darü'1-harb" değildir. Aksini iddia dinî
hükümlere aykırıdır, insafsızlıktır. Bu itibarla Türkiye'de cuma namazının
kılınması farzdır.
Zaruret
bulunmadıkça kilisede namaz kılmak mekruhtur. Ancak namaz kılınacak uygun
başka bir yer bulunamadığı takdirde, temiz olmak
kaydıyle orada namaz kılınmasında dinen bir sakınca yoktur. Kilise,
Havra vb. gayri müslimlere ait ibadet yerleri
satın alınarak veya başka yollarla cami haline getirilirse mescit hükmünü
alır. Artık o yerde namaz kılmakta hiçbir sakınca kalmaz.
Setr-ü
avrete riayet etmek ve temiz olmak şartı ile ev kıyafeti olan pijama ve
sabahlıkla namaz kılmak caizdir.
a)
Erkeklerin uzun kollu gömlekle kollarını sıva-yarak namaz
kılmaiarı mekruh ise de kısa kollu gömlekle
namaz kılmaları mekruh değildir.
b)Tesettürü
sağlayan temiz her elbise ile namaz kılmak caizdir. Ancak uzuvlar belli
olacak şekilde dar pantofonla namaz kılmak
mekruhtur.
Namaz kılan
insan Allah huzurunda bulunuyor demektir. Namazla ilgisi olmayan ve namazı
ıslaha
yönelik
olmayan bazı hareketler namazı bozar. Şöyle ki:
a)Namaz
içinde yapılan hareketi karşıdan gören birisi o hareketi yapanın namazda
olmadığı kanaatına varırsa -buna "amel-i
kesîr" denir ki- bu hareketi yapan kişinin namazı bozulmuş olur. Namaz
kılarken yerden bir taş alıp kuşa atmak gibi.
b) Eğer
namaz kılanın bir hareketi, karşıdan bakıldığında onun namazda olduğu
kanaatını doğuruyorsa -sözgelimi dizine
batacak bir taşı tek eliyle bir kenara atması gibi- buna "amel-i
kalîl" denir ki namazı bozmaz. Ancak, zaruret
olmadıkça, amel-i kalîl sayılan şeylerin
yapılması da mekruhtur.
Namaz içinde
mekruh olabilecek abes hare-ketlerden sakınılmalıdır. Namazı mekruh olarak
eda etmiş olan kimsenin, vakit ve fırsat varsa namazı yeniden kılması
uygun olur. Eğer vakit ve fırsat yoksa; kerahetle eda edilmiş sayılır;
kaza edilmesi gerekmez.
69- Namaz kılarken
kaç rek'at kıldığını unutan bir kimse bu
hususta ne yapabilir?
Bir kimse
namaz kılarken kaç rek'at kıldığı (kaçıncı
rek'atte olduğu) hususunda şüpheye düşerse ve
bu hal ilk defa başına geliyorsa namazı yeniden kılar. Böyle sık
sık şüpheye düşen kimse ise
kanaatına (yani galip zannına) göre hareket
eder, yeniden kılması gerekmez. Mesela; öğle namazını kılarken, üç mü
kıldım, dört rek'at mı kıldım diye şüphe edip
de üç rek'at kılmış oldu-ğuna
hüküm verirse, ihtiyaten bir rek'at daha ilave
eder. Bu husustaki tereddüt ve düşüncesinden dolayı da sehiv secdesi
yapar. Ayağa kalktıktan sonra dört rek'at
kıldığına hükmettiği takdirde oturur teşehhüt ve selamdan sonra sehiv
secdelerini yapar. Kaç rek'at kıldığına karar
veremediği zaman az olanı alır. Bu durumda bir rek'at
daha kılar. Ancak tereddüt ettiği rek'atın,
dördüncü rek'at olması ihtimalini dikkate
alarak, oturup teşehhüd yapar.
Ettehiyyatü'yü okuduktan sonra, kalkıp bir
rek'at daha kılar. Namazın sonunda sehiv
secdelerini yapar.
Vefat eden
bir kimseyi, bulunduğu yerdeki kabristanlardan birine defnetmek
müstehaptır. Günümüz imkanlarına göre cesedin
kokma tehlikesi yoksa ve taşınabilir bir durumda ise daha defnedilmeden
başka bir kabristana veya başka bir memlekete götürülüp gömülmesinde bir
beis yoktur. Fakat cenaze gömüldükten sonra, bir zaruret olmadıkça kabri
açılamaz ve başka yere nakledilemez. Ancak şu durumlarda kabrin nakli
mümkündür.
a) Ölü,
başkasına ait bir yere defnedilmiş olur ve mülk sahibi buna razı olmazsa,
b)Yol
geçmesi ve benzeri sebeplerle, o yer kabristan olmaktan çıkarsa,
c) Kabri su
basması tehlikesi varsa, nakli caizdir.
|