GÜNDEM                                                               Sohbet İklimi
 

Önceki Sayfa
Sayfa -3-
şöyle buyurmuşlardır: “Helâl, Allah’ın kitabında helâl
kıldığı şeyler; haram da Allah’ın kitabında haram kıl-
dığı şeylerdir. Allah’ın kitabında bildirmediği şeyler af-
fettiklerindendir. Kendinizi zorlamayın.” 
(Tirmizi, Libas, 6)
“Müslümanların içinde suçu en büyük olan, bir hela-
lin haram kılınmasına sebep olandır.” 
(Müslim, Fedail,
132,133) 
Görülüyor ki dinin ruhu ve özü kolaylıktır.
Cenab-ı hak ve Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) insan-
lar için güçlük dilememiştir: “Allah size herhangi bir
güçlük çıkarmak istemez. Fakat sizi tertemiz kılmak
ve size (ihsan ettiği) sünnetini tamamlamak ister.
Umulur ki şükredersiniz.” 
(Maide, 6)
“Allah size dinde
bir güçlük koymadı.” 
(Hac, 78) 
“Allah size kolaylık diler,
zorluk dilemez.” 
(Bakara, 185)
Aslında din kendisini güçleştirmeye çalışanlara daima
galip gelmiştir. Çünkü zorlukların ardı arkası kesilmez.
Bu husus bir hadiste şöyle açıklanmıştır: Şüphesiz ki
bu din kolaylıktır. Hiçbir kimse yoktur ki bu din ko-
nusunda amellerim eksiksiz olsun diye kendisini zor-
lasın da din ona galebe etmesin ve büsbütün amel-
den kesilmesin. Durum böyle olunca ortalama gidin.
Eğer en mükemmelini yapamazsanız, ona yaklaşın,
az da olsa devamlı amel ve ibadetten dolayı sevinin.
Sabah, akşam ve gecenin bir kısmında ibadete mu-
vaffak kılması için Allah’tan yardım isteyin.” 
(Buhari,
İman, 28)
“Allah’a en sevimli olan din, hoşgörü ve ko-
laylık üzerine kurulmuş Hanif dini olan İslâm’dır.” 
(Bu-
hari, İman, 28)
A. Muhammed Kastallani, bu hadisleri
şöyle açıklamıştır: “Dinde kılı kırk yararak kolaylık ve
yumuşaklığı terekeden kimseyi, yani dinin istediğin-
den daha çok dindar olmak isteyeni din mağlup
eder, aciz bırakır. Böyle bir kimse, dini ya tamamen
veya kısmen terk etmeye mecbur kalır. O halde kişi
orta ve doğru yolu tutmalıdır. İbadetleri rahatça zor-
lanmadan yapın ve dinin gösterdiği kadarını tam yap-
maya çalışın.” 
(İrşadü’s Sari, 1/16) 
İmam Nevevî ise aynı
hadisi şöyle yorumlamıştır: “İbadet için neşeli, dinç
ve canlı olduğumuz vakitleri kollayın. Zira sürekli iba-
dete güç getiremezsiniz. Nitekim yolcu gece gündüz
durmadan giderse yorulur ve maksadına ulaşamaz.
Ama gündüzün başında, sonunda ve gecenin bir bö-
lümünde giderse fazla zahmet çekmeksizin gayesine
ulaşır. O vakitler yolculuk için nasıl uygunsa, ibadet
ve itaat da buna benzer. Canlı, dinç ve kalbi boş ol-
duğu zamanlarda ibadet etmesi daha uygundur. 
(Şer-
hu’l Müslim, İman, 5)
Konu ile ilgili örnekleri çoğaltmak mümkündür. Fakat
bu hem konuyu uzatır hem de tekrarlara neden ola-
bilir. Zira evrensel değerler nerede olursa olsun gün-
celliğini ve tazeliğini korumaktadır. Bunlar; hiçbir za-
man değişmez, eskimez ve yıpranmaz. Fakat insanla-
rın bilgileri, algılamaları, tutumları, davranışları ve yak-
laşımları değişebilir. Bu değişme veya bakış açısı; söz
konusu evrensel değerlerin eksik veya yanlış olduğu
anlamına gelmez. Nitekim tarihin her döneminde de
belli oranda sapmalar olmuştur. Bizim asıl ön plâna
çıkarmak istediğimiz husus; insanın bu değerler kar-
şısındaki yeri ve duruşudur. Yazımızın başında belir-
tilen soruların cevabını özetlemek gerekirse insanın
özgürlük alanı ile takva arasında bir çelişki veya me-
safe olmadığı anlaşılmaktadır. Takva; dinî değerlerin
doğru anlaşılması ve yaşanmasıdır. Diğer bir ifade ile
onun iman, ibadet, hayır, iyilik, adalet, doğruluk, barış
ve hoşgörü gibi ahlâkî değerlerle sosyal hayata yan-
sımasıdır. Gerçek böyle olunca bilimsel olarak özgür-
lükle din arasında bir çelişki olduğu iddia edilemez.
Çünkü din; fert ve toplumu merkeze alarak; sorum-
lu tutmuştur. Bu durumda aşırılıklara kapı aralanma-
dığı takdirde takva, insan için koruyucu bir zırhtır. Ni-
tekim şu ayeti kerime de; hayatta bu ölçüyü koru-
manın önemli bir fırsat olduğunu vurgulamaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakın-
mak gerekiyorsa öylece sakının ve siz ancak Müslü-
manlar olarak ölün.” 
(Âl-i İmran, 102) 
Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır bir şekilde
korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” bu-
yurulmaktadır. 
(Ayrıca bakınız, Teğabün, 16)