Sohbet İklimi
G
ÜNDEM
Sayfa -2-
Önceki Sayfa
Sonraki Sayfa
sunda kullanmak ve razı olacağı güzel davranışları
sergilemektir. Bu suretle ayet ve hadislere baktığı-
mızda takva kavramını korku yerine; saygı, iyilik, doğ-
ruluk, güzel iş ve yasaklardan sakınma gibi anlamlar-
la ifade etmek mümkündür. Çünkü takva sahibi de-
nince, ideal bir mümin ve ideal bir ahlâkî kişilik akla
gelmektedir. Takva, insanın hayatını düzenlemek ve
hatalardan korunmak açısından son derece önemli-
dir. Âdeta trafik işaretleri gibi gidilecek yolu daha gü-
venilir hale getirmektedir. Bu işaretler; bir anlamda
iman esaslarını tanımak ve inanmak, ibadetlerini yap-
mak, yakınlarından başlayarak ihtiyaç sahiplerine yar-
dımcı olmak, sözleşmelerine bağlı kalmak, öfkelerini
kontrol etmek, bağışlayıcı olmak, günahlardan ısrar
etmemek, tövbe etmek, kötülüğe iyilikle cevap ver-
mek, boş sözlerden yüz çevirmek, iffetlerini korumak
ve iyilikte yardımlaşmaktır. Bu durumda takva; sağlık-
lı, huzurlu ve güvenilir bir toplumun oluşmasını sağla-
yan bir güçtür. Birlikte yaşamanın, insani ilişkileri dü-
zeltmenin ve sorumluluğu paylaşmanın bir simgesidir. 
Diğer taraftan takva; insanlar arasında cins, ırk, dil,
renk, kabile ve boy farkını kaldırarak Allah katında bir
değer ve üstünlük kriteri olarak kabul edilmiştir: “Ey
insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve ka-
bilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız,
O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Şüphesiz
Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
(Hucurat, 13)
Evet, Allah insanları başlangıçta bir erkek
ve kadından yaratmıştır. Birbirileriyle tanışmak, yar-
dımlaşmak, dost olmak ve konuşup anlaşmak için
millet diyebileceğimiz kabilelere ve topluluklara ayır-
mıştır. Ancak şu veya bu millete yahut kabileye men-
sup olmak, kimseye bir şeref ve üstünlük hakkı ver-
mez. Allah katında en değerli olan, O’nun emir ve
yasaklarına karşı dikkatli davranandır. Böylece kötü-
lüklerin kaynağı olan gurur, kibir, kendini beğenme,
soyu ve malıyla övünme yasaklanmıştır. Çünkü insa-
nın anasını ve babasını seçmek kendi elinde değildir.
Hal böyle olunca kişinin kendi eylemi olmayan bir
şeyden dolayı övünmesi veya kınanması doğru ol-
maz. Allah katında insanın değeri, hür iradesi ve ter-
cihi sonunda kazanacağı güzel ahlak, temiz ruh ve
takva ile anlamlı hale gelmektedir. Tıpkı bir ağacın
dalları, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri bir ana göv-
deden dallandığı gibi bütün insanlar da temelde Hz.
Adem ve Havva’dan gelmiş kardeşlerdir. Hatırlana-
cağı üzere Mekke Fethinde Hz. Peygamber (s.a.s.);
binlerce yerli ashap dururken ihlâs ve samimiyetiyle
dönemin sevgisini kazanmış Habeşistanlı zenci bir
köle olan Bilâl’i müezzin olarak görevlendirmiş ve
Kâbe’nin damına kadar yükseltmiştir. Bu ve benzer
olaylar ışığında konu incelendiğinde takvanın özünde
evrensel düzeyde bir özgürlüğün, eşitliğin ve kardeş-
liğin yer aldığı görülmektedir. Sevgili peygamberimiz
(s.a.s.) de temelde insanların aynı anne babadan gel-
diğine dikkat çekerek aralarında herhangi bir üstün-
lük olmadığını açıklamışlardır: “Adem ve Havva’nın
çocukları olan insanlar, tam dolmayan ölçek gibidir-
ler; hiçbiri ölçeğini doldurmamıştır. (Her birinde bir
eksiklik vardır.) Allah kıyamet gününde size soy ve
sopunuzdan sormaz. Allah katında en üstün olanı-
nız, Allah’tan en çok korkanınızdır.” 
(İbn Hanbel, Müsned,
4/145) 
Aslında insanın yaratılışı hayır üzerine olup, en şeref-
li ve güzel bir biçimde yaratılmıştır. Kendisine akıl,
düşünme, konuşma, muhakeme göz, kulak, el, ayak
gibi onu fizikî ve manevî anlamda olgunlaştıran kabi-
liyetler verilmiştir. Buna karşılık hayatını şekillendir-
mek üzere özgür bir irade ile donatılmıştır. İslâm fıt-
ratı üzere yaratılarak kendisine hayır ve şer yolları
apaçık bir şekilde gösterilmiştir. Daha da önemlisi
onu, mutlu bir sonuca ulaştırılması için peygamber-
ler ve kitaplar gönderilmiştir. Hal böyle olunca insa-
nın itiraz etme, aşırılığa sapma veya rehavet ve gev-
şeklik gösterme gibi bir mazereti olmamalıdır. Ne
var ki kimi insan tevhit inancı yerine, bid’at, hurafe,
geçmiş inanç ve kültürlerin etkisinde kalırken, kimile-
ri de din adına zühd ve takvayı ileri sürerek aşırılığa
düşmektedir. Oysaki din ve ona dair prensipler Hz.
Peygamber (s.a.s.) ile başlamış ve yine onunla ta-
mamlanmıştır: “Bugün size dininizi ikmal ettim, üze-
rinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak
İslâm’ı beğendim.” 
(Maide, 3) 
Peygamberimiz (s.a.s.) de
Takva; dinî değerlerin doğru 
anlaşılması ve yaşanmasıdır. Diğer bir
ifade ile onun iman, ibadet, hayır, iyilik,
adalet, doğruluk, barış ve hoşgörü gibi
ahlâkî değerlerle sosyal hayata yansıma-
sıdır. Gerçek böyle olunca bilimsel ola-
rak özgürlükle din arasında bir çelişki ol-
duğu iddia edilemez.