Sayfa -3-
1. Hastalandığında ziyaretine gitmek.
2. Öldüğünde cenazesine katılmak.
3. Borç istediğinde imkân nispetinde yardımcı ol-
mak.
4. Darda kaldığında yardımına koşmak.
5. Bir konuyu istişare ettiğinde görüş beyan etmek.
6. Bir nimete kavuştuğunda tebrik etmek.
7. Düğün, sünnet ve benzeri davetlerine icabet et-
mek.
8. Başına bir musibet geldiğinde teselli etmek.
9. Kamuya zararı olmayan hata ve kusurlarını deşif-
re etmemek.
10. Gıybet ve dedikodusunu yapmamak.
11. Karşılaştığında selâm vermek ve hal hatır sor-
mak,
12. Sözlü veya fiili olarak herhangi bir şekilde ezi-
yet etmemek.
13. Canına ve malına zarar vermemek.
14. Güler yüzlü davranmak.
Ayetin sonundaki “Allah kibirlenen ve övüp duran
kimseleri sevmez” cümlesi, Allah’a ve Allah’ı kulla-
rına karşı görev ve sorumluluklarını yerine getir-
meyen kimselerin Allah katındaki değersizliğini ve
böyle olunmaması gerektiği vurgulu bir şekilde ifa-
de eder.
Birlikte yaşmanın getirdiği görev ve sorumluluğun
olmazsa olmazları vardır. Bunlar; can ve mal gü-
venliği, adalet ve eşitlik, din, ibadet ve düşünceyi
ifade, ticaret ve seyahat özgürlüğü, mal-mülk edin-
me, mesken, aile mahremiyeti ve onurun her tür-
lü tecavüzden korunması ve benzeri hususlardır.
Birlikte yaşamanın en önemli şartı can ve mal gü-
venliğidir. Bir toplumda yaşayan insan, evinde, iş
yerinde, sokakta, piknikte kısaca nerede olursa ol-
sun kimsenin canına ve malına kastedilmeyeceği
ve kastetmek isteyenlere fırsat verilmeyeceği gü-
veni içersinde olması gerekir. İnsanın en kıymetli
varlığı canı ve malıdır. Hayat tehlikede olursa diğer
haklar ve nimetlerin kullanılması mümkün olmaz.
Mal canın yongasıdır. Mal ve mülk olmayınca haya-
tın devam ettirilmesi zordur. Bu itibarla bir toplum-
da yaşayanların mal ve can güvenliğine sahip olma-
sı gerekir. Bütün toplumlar temel yasalarında can
ve mal güvenliğini güvence altına almışlar, cana ve
mala taarruzu suç saymışlardır. Dinimiz de can ve
mala tecavüzü şiddetle haram kılmıştır.
(İsrâ, 32; Baka-
ra, 179. Mâide, 45)
Dini, inancı, ırkı ve cinsiyeti ne olur-
sa olsun suçsuz yere bir insanı öldüren bütün in-
sanları öldürmüş gibi günah kazanmış olur.
(Mâide, 32)
Hırsızlık, soygun ve gasp gibi mala, mülke ve ser-
vete tecavüz etmek ve zarar vermek insan hakla-
rını ihlâl etmek, toplumsal güveni bozmaktır. Bu
suçu işleyenlere ağır ceza öngörülmesi
(Mâide, 38)
bu
haramı işlemenin büyük günah olduğunu ifade
eder.
Adalet ve eşitlik, birlikte yaşamanın ve toplumsal
güven ve barışın vazgeçilmez şartıdır. Topumda
herkesin devlet imkânlarından yararlanma, eğitim-
öğretim, ticaret ve seyahat, mal-mülk edinme ve
benzeri temel hak ve hürriyetlere sahip olma ko-
nusunda eşit olması, vergi alma, işlenen suçlara ce-
za verme ve yüklenen sorumluluklar ve ücretlerde
adaletli olunması gerekir. Adalet mülkün temelidir.
Irk, renk, dil, cinsiyet, zengin veya fakir olma ve
benzeri konularda ayırımcılık yapmak toplumsal
barışı bozar. Toplumda ayrıcalıklı sınıfların varlığı
adalet ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz. Dinimiz her-
kesi Allah’ın kulu olarak görür. Üstünlük, ırkta,
renkte, cinsiyette ve varlıklı olmada değil takvada-
dır.
(Hucûrât, 13)
Peygamberimiz bu hususu Veda
Hutbesi’nde şöyle dile getirmiştir: “Ey insanlar!
Rabbiniz bir, babanız birdir. Hepiniz Âdem’in ço-
cuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında
en değerliniz en muttaki olanınızdır. Arab’ın Arap
olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak
takva iledir.”
(Miras, Tecrid-i Sarih Tercümesi, I, 63, No: 61)
Onurun her türlü tecavüzden korunması, özel ha-
yatın gizliliği, mesken dokunulmazlığı, aile sırlarının
korunması, kişisel kusur ve hataların araştırılmama-
sı, kişilerin arkadan çekiştirilmemesi ve aile hayatı-
nın mahremiyetinin korunması temel insan hakkı-