Önceki Sayfa
Sayfa -2-
ğü üzere ayet, İslâm dininden dönene uhrevî ceza-
nın dışında dünyevî bir yaptırım öngörmemiş, “kâ-
fir olarak ölürse” ifadesiyle de buna işaret etmiştir.
Âl-i İmran suresinin 86-90. ayetlerinde imanların-
dan sonra küfre sapanların uhrevî cezalarına işaret
edilmiş, 87. ayette bu ceza, “Allah’ın, meleklerin ve
bütün insanların lânetini hak etmeleri” olarak ayrı-
ca tasrih edilmiştir. Nisa suresinin 137. ayetinde de
şöyle buyrulmaktadır: “İman edip sonra inkâr
eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da in-
kârlarında ileri gidenler var ya, Allah onları ne ba-
ğışlayacak ne de doğru yola iletecektir.” Eğer din
değiştirene ölüm cezası öngörülmüş olsaydı ayet,
tekrar eden iman ve küfür ihtimalinden hiç bahset-
mez, ilk irtidat olayından sonra ölüm hükmünü ve-
rirdi. Bu ayetler üzerinde dikkatle düşünülürse,
inancı bir irade ve imtihan konusu olarak takdim
eden Cenab-ı Hakk'ın bu talimatını insanlığa tebliğ
eden Hz. Muhammed'in buna aykırı bir tutum
içinde bulunması ve inanç hürriyetinin bayraktarlı-
ğını yapan bir dinin, bu hürriyeti kullananları ölüme
mahkum etmesi düşünülemez.
Onun için Cenab-ı Hak, geçmiş toplumlarda inanç-
ları sebebiyle baskı ve işkence gören insanlara atıfta
bulunarak, bunu yapanları şiddetle kınamıştır. Örne-
ğin Kur'an, inançları sebebiyle insanları hendeklere
atarak diri diri yakan Uhdud Ashabı’ndan şöyle bah-
seder: “…Kahrolsun o alev alev yanan ateş çukur-
larını hazırlayanlar! Hani ateşin başında oturmuşlar,
inananlara yaptıklarını seyrediyorlardı. Sırf aziz, öv-
güye lâyık, göklerin ve yerin maliki olan Allah’a inan-
dıkları için müminlerden öç aldılar. Allah her şeye
şahittir…” 
(Burûc, 4-9)
Ayet, Yemen’de Yahudiliği ka-
bul eden Himyerî kralı Zû Nuvas’ın, milâdî 523’de
işgal ettiği Necran’daki Hristiyan halkı Yahudiliğe gir-
meye zorlarken yaptığı baskılara işaret etmektedir.
Bu baskılar sonucu yirmi bin Hristiyanın öldürüldü-
ğü belirtilmektedir. 
(Muhammed Eroğlu, “Ashabu’l-Uhdûd”, Di-
yanet İslâm Ansiklopedisi, 3/471) 
Cenab-ı Hak, Hz. Muham-
med ve mümin arkadaşlarına baskı ve zulüm yapan
Mekkeli müşrikleri, muhtemelen bildikleri bu olayı
hatırlatarak uyarmaktadır. 
Dinde zorlamanın olmayacağını ifade eden Kur’an
hükmü mutlak ve evrenseldir. Dolayısıyla dinin
inanç, ibadet ve ahlâkî bütün alanlarında bu ilke
geçerlidir. Bunun tek istisnası bir kimsenin dinî uy-
gulamaları veya dine karşı tutumuyla başkalarını ra-
hatsız eder noktaya gelmiş olmasıdır. Dini dayanak
noktası yapıp, başkalarının haklarına tecavüz etmek
ya da din karşıtı tutumuyla başkalarını rahatsız
,ederek onların kutsal değerlerine saldırmak kamu
otoritesinin müdahale etmesi gereken bir hukuk
ihlâlidir. Dolayısıyla toplumun diğer bireylerini
doğrudan rahatsız etmeyen ve kamu düzenine za-
rar vermeyen dinî uygulamaları yerine getirip getir-
meme konusu, kişinin, hesabını sadece Allah’a ve-
receği inanç ve ibadet özgürlüğü alanına girer.
Sonuç olarak, İslâm dini, inanç konusunda insan
iradesine önem vermiş, tercihinin uhrevî sonuçla-
rını hatırlatarak onu özgür bırakmıştır. “De ki: Hak
Rabbindendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr et-
sin…” 
(Kehf, 29)
ayeti bunun açık delilidir. Bu yüzden
İslâm âlimleri, zorlama ve baskı sonucunda yapılan
inanç ikrarının geçersiz olduğunu belirtmişlerdir.
Çünkü baskı ve zorlama insanı, İslâm’ın hoş gör-
mediği iki yüzlülüğe sevk eder. Samimiyete ve bi-
linçli bir tercihe dayanmayan söz ve davranışlar,
görünüşte dine uygunluk taşısa da gerçekte nifak
olarak adlandırılır ve değersiz sayılır. Nitekim
Kur’an’da, inançlarında dürüst davranmayan müna-
fıklar şiddetle kınanmış ve bunlar apaçık inkârcılar-
dan daha tehlikeli sayılmıştır. 
(Bakara, 8-20) 
Dolayısıy-
la, iman ve amelde ihlâs ve samimiyet, hem Ce-
nab-ı Hakk'ın emri, hem de onun elçisinin bize mi-
ras bıraktığı güzel örnekliğinin bir gereğidir. 
Dinde zorlamanın 
olmayacağını ifade eden Kur’an 
hükmü mutlak ve evrenseldir. 
Dolayısıyla dinin inanç, ibadet ve 
ahlâkî bütün alanlarında bu ilke 
geçerlidir. Bunun tek istisnası bir 
kimsenin dinî uygulamaları veya dine
karşı tutumuyla başkalarını rahatsız
eder noktaya gelmiş olmasıdır.