Önceki Sayfa
Sayfa -3-
nırsız isteklere, son derece sınırlı maddî imkânlarla
nasıl karşılık verilebilir? 
İşte bu noktada, başka başka tuzaklar çıkar karşımı-
za. Para için, ihtiyaçları(!) karşılamak için yapılabile-
cekler!... Her gün suç ve suçlu sayısının arttığı dün-
yamızda gerçek suçluları nerede aramak lâzım? 
Evet gençlerimiz… Çok kısa bir süre sonra yuva
kurması beklenen, kendilerinden sonraki nesle
ana- baba olacak gençlerimiz… Dünyanın gelece-
ğini artık ellerine emanet ettiğimiz gençlerimiz. 
Hayatının en önemli çağlarını marka ve imaj tut-
kunluğu ile geçiren insan, kendisinden sonraki nes-
le neyi nasıl öğretebilir? Ne zaman durup dünya-
nın gerçek sorunları karşısında düşünür?
Durmadan çılgınca tüketirken, dünyanın ve kendi
ülkemizin başka yerlerinde aç ve susuz kıvrananla-
rı ne zaman hatırlar? Ayakkabıları için marka ve
model beğenmezken, pet şişelerden kendisi için
ayakkabı yapmış Afrikalı kardeşinin görüntüsü hatı-
rına nasıl gelir? Belki de sırf imaj için, oraya gittim
diyebilmek için belirli markaların fast food yiyecek-
lerini çılgınca tüketirken, açlıktan kemikleri ortaya
çıkmış, yerde bulduğu yiyecekleri ağzına götüren
miniklerle ilgili ne zaman düşünür? 
Bol ışıklı alışveriş merkezlerinde zevkle gezerken,
küresel ısınma için hangi zaman diliminde içi yanar?
Eşya araç değil amaç olmuşken, eşyanın bu kadar
kölesi olunmuşken sağlıklı nasıl düşünülür? 
Alışveriş merkezlerine gittiğimizde çılgınca alışveriş
yapan insanlar görüyoruz. Bir reklâm izliyoruz,
sonra duyuyoruz ki reklâmı yapılan ürün yok satı-
yor. TV dizilerinde göz önüne serilen hayatlar, bir-
denbire evimizde hedeflenen hayatlar oluveriyor.
Peki şimdi ne olacak? Herhalde hepimizin aklına
bu soru gelmiştir. Sanıyorum hepimizin durup, ne-
reye gidiyoruz? sorusunu kendimize sormamız ge-
rekiyor. 
Aidiyet duygusunu ailesi içinde yaşamış, bu konu-
da tatmin olmuş gençlere, bu dünyanın ne kadar
çok ihtiyacı var. Bu gençler arkadaşlarında gördü-
ğü falan marka kıyafeti, ayakkabıyı vs. hiç mi iste-
mezler? Tabii ki onların da bu tür istekler yaşadık-
ları dönemleri olabilir. Ancak onlar, karşılarında bu
konuda çok sağlam duran ana-babalara sahiptirler.
Gerçekten bir ayakkabıya ihtiyacı olduğunda birlik-
te gidip istediği markayı alabilirler. Bunun yanında
anne-babanın tavrı o kadar önemlidir ki, o ayakka-
bının amaç değil, araç olduğunu anlatabilirler. 
Ya da maddi imkanları yeterli değilse, aralarında
sevgi ve güvene dayalı olarak bu durumu uygun bir
dille anlatabilirler. Böylece bu gençler, bu dönemi
çok daha sağlıklı atlatabilirler. 
Ayrıca bu gençler, kendilerine ve başkalarına fay-
dalı olmayan şeylerin peşinden gitmemeyi çok da-
ha çabuk öğrenirler. Özgüven sahibi oldukları için
kendilerini başkaları ile iyi iletişim kuran, ancak
kendini onlarla görüntü ve özellikle bu konudaki
düşünce olarak aynı olmak zorunda hisseden in-
sanlar olurlar. 
Pek çok insana göre küçük gelen şeyler, onları çok
mutlu edebilir. İşte gerçek mutluluğun sırrı da or-
taya çıkıverir kendiliğinden… Paylaşmak, yardım-
laşmak, sevmek, sevilmek, ötelere yönelik düşün-
celerle de birleşirse, mutluluğu engelleyecek ne
kalmıştır hayatlarında? 
Kendilerine has imaj ve marka olabilen gençlerimi-
zin çoğalması ümidi ile…