Sohbet İklimi
A
İLE
Sayfa -2.
gusunu tam olarak ve olması gerektiği gibi yaşayan
genç, maddî anlamda çok ferah bir hayat yaşama-
mış olsa da dünyaya bakışı sevgi, inanç, güven do-
ludur. Hayatıına anlam kazandırmak, bu gençler
için hiç de zor değildir. O, bu anlamın temellerini
çocukluk döneminde atmıştır çünkü. Kendine ve
başkalarına faydası olan bir hayat sürmek, amaçla-
rın en büyüğü oluvermiştir onlar için. Çizgileri be-
lirgindir. Ailede yaşadıkları sıcaklık ve güven ortamı
sayesinde nereye ait olduklarını kavramışlardır.
Peki ya ikinci grup? Tüketim dünyasının içinde ken-
dilerini kaybetmiş, neyi neden aldıklarını bilmeden
çılgınca tüketenler? Bunların kendileri ve dünya ile
ilgili ne kadar sağlıklı düşünebileceklerini hayal ede-
biliyor muyuz? Hani şu meşhur soru kendilerine
sorulsa; “ıssız bir adaya düşseydiniz, yanınıza almak
istediğiniz üç şey ne olurdu?” cevaplarını hayal
edelim hep birlikte. “Falan marka ayakkabılarım, fa-
lan marka montum ya da pantolonum, falan mar-
ka ipotum. Bu arada cep telefonlarının çektiği bir
adaya düşseler, kesinlikle ilk üçün arasında yine
markası ve modeli çok önemli (!) cep telefonları
yanlarında olurdu.
Reklâmlar bu gençler için son derece önemlidir.
Moda rüzgârına kendilerini kaptırmış, kendi dille-
rindeki hâliyle (in) ve (out) kavramlarının belirleyi-
cilerinin isteklerine hayatlarını bırakmış olan bu
gençler, ne zaman durup düşünecekler, kimse bil-
mez… O markanın yeni modeli şu, sen hâlâ eski
modelini mi kullanıyorsun? Sorusuna muhatap ol-
mak, bu gençler için herhalde en önemli sınavların
sorularından çok daha zor gelmektedir.
İmaj, hayatlarının bütününü kapsayan en önemli
kavramlardandır. Ayakkabıların bağcıklarının duru-
şundan saç modeline, elinde taşıdığı çantasından
içtiği gazoz ya da meyve suyu türüne, gezdiği me-
kânlara, izlediği ve dinlediği programlara varıncaya
kadar, çevrem dediği insanlar tarafından belirlen-
miştir. Onların kabulü gencimizin de kabulü olu-
vermiştir nasılsa? Hangileri tam olarak bizim sevgi-
li gencimizin zevkine uygundur, bilemeyiz. Ama
önemli olan imajdır!
Ve tüm bunları sadece çok masum aidiyet duygu-
sunu yaşamak için yaparlar belki de… Belirli bir
kesim beni kabul etsin, takdir etsin, bizdensin de-
sin diye yaparlar.
Başka yerlerde yaşayan gençlerden söz etmiyoruz,
kendi içimizde yaşayan, ilköğretim çağlarından iti-
baren “marka” kavramı hayatında var olan kendi
çocuklarımızdan bahsediyoruz. Lise yıllarında mar-
ka ve imaj doğrultusunda gruplaşabilen gençleri-
mizden bahsediyoruz. Üniversiteye başladığı gün-
lerden itibaren neredeyse tüm görüntüsü değişen,
literatürüne çok yeni ve farklı kelimeler eklenen bi-
zim gençlerimiz…
Böyle bir hayatın mutlu ettiği insan var mıdır şu
yeryüzünde? Bu gençlerin gerçek mutluluğu böyle
yaşadıkları sürece hiç yakalayamayacaklarını bilse-
lerdi, ana babaları çocuklarını ağlatmayı göze alsa-
lar da (!) o oyuncakçı dükkanlarından elleri kolları
o kadar çok dolu çıkarlar mıydı? Bir ayakkabıları es-
kimeden yeni modeli çıkmış, aman bizimki geri kal-
masın (!) diye yeni model ayakkabılarını alırlar mıy-
dı, aynı markaların? Bilirler miydi, tüketim dünyası-
nın içine bilinçsizce atılan her adımın kendilerini
daha derin kuyulara sürükleyebileceğini?
Diğer grup gençlerle ilgili ne yazılabilir, ne söylene-
bilir ki? Onlar için yitik olan sevgiyi nerede araya-
caklarını, kim onlara öğretmiştir?
Maddî ve manevî anlamda ihtiyaçları karşılanama-
mış gençler…
İmaj kavramı bunlar için de son derece önemlidir.
Çevre kabul etsin yeter ki… anlayışı hayatlarının
en anlamsız anlamı oluvermiştir. Kendileri dahi far-
kında olmadan içine düştükleri bu durumdan nasıl
kurtulurlar, bilemezler? Kurtulmak isterler mi ger-
çekten, onu da kimse bilmez.
Ve konunun belki de en tehlikeli yanlarından biri,
bu gençlerin maddî gücünün yeterli olmayışı… Sı-
Gençlerimiz durmadan
çılgınca tüketirken, dünyanın ve
kendi ülkemizin başka yerlerinde aç
ve susuz kıvrananları ne zaman
hatırlar? Ayakkabıları için marka ve
model beğenmezken, pet
şişelerden kendisi için ayakkabı
yapmış Afrikalı kardeşinin görüntüsü
hatırına nasıl gelir?
“