FIKIH ANA SAYFA   I  SİTE ANA SAYFA

K

 Kadın Elbisesinin Belirlenebilen Özellikleri  Kabir  Kabir Azabı Ka'de Kabir Hayatı Kabir Namazı  Kabir Ziyareti Kabir Ziyaretinin Adabı Nedir?

Kabir Ziyaretinin Mekruhları Nelerdir?  Kabir Ziyaretinin FaydalarıKabirlerden Kalkış   Kabirlerin Hazırlanışı Kabristan Kadın Ve Spor

Kabzımal(Komisyoncular) Kaç Çeşit Arazi Vardır, Hangisine Zekat –Öşür- Düşer? Kabir Mermer Ve Yontulmuş Taşlarla İnşa Edilip Süsleniyor. İslam'da Bunun Yeri Var Mıdır?

Her Hangi Bir Liderin Bir Yere Gelişi Münasebeti İle Şerefı İçin Veya Salih Kimselerin Kabri İçin Adak Olarak Kesilen Hayvanın Eti Helal Mıdır?

 Kaçakçılık Yapmak Ve Kaçak Malı Satın Almak Caiz Midir? Ka'de-İ Ahire Kaçarak Evlenmek Ka'de-İ Ûlâ(İlk Oturuş)  Kadere İman Kadın Evlîyâ

Kadın Baş Açık Okuyabilir Mi?  Kadın Dövme Hakkı(!) Konusunda Bir Araştırma  Kadın Erkek Eşitliği  Kadın İçin Cuma Guslü Kadın Ve Hamam

Kadın, Kocanın Kesin İzin Vereceği Komşusuna Kocasından İzin Almadan Gidebilir Mi? Kadın La Erkeğın Eşit Olmadıkları Konular Kadının Araba Kullanması

Kadın Namaz Kılarken Çorap Giymese Namazı Olur Mu?  Kadının Camiye Gitmesi Kadın Peygamber Kadın Ücret Mukabili Yabancı Bir Erkeğin Yanında Çalışabilir Mi?  

 Kadın-Erkek Eşitliği. Bu Konuyu İslami Bakış Açısından Nasıl Değerlendirebilirsiniz? Kadını Yalnız Olarak Hicaza Veya Mesela Ankara Dan İstanbul'a Gitmesı Caiz Midir?

Kadının Camiye Gidip Cemaatle Namaz Kılması Caiz Mi? Kadının Camiye Gitmesi   Kadının Çok Erkekle Evlenmesi Mümkün Müdür? Kadının Dışarıda Namaz Kılması

Kadının Erkeğe Selâm Vermesi Kadının Erkek Doktora Muayene Olması Kadınla Tokalaşmanın Caiz Olduğunu Ve Haram Olduğuna Dair Bir Şey Varid Olmadığını Söylüyor. Bu Hususu Açıklar Mısınız?

Kadının, Adetli İken Kestiği Yenir Mi? Kadının, Erkek Dinleyicilere Hitap Etmesi, Konferans Vermesi Caiz Midir?

 Kadının Erkekten Ayrıldığı Noktalar  Kadının Ev İçi Kıyafeti  Kadının Hakları  Kadının Helâl Ve Haram Olan Diğer Davranışları Kadının Kabri Ziyareti Caiz Midir?

Kadının Kahvede Namaz Kılması   Kadının Kocanın Soyadını Alması  Kadının Kocanın Koluna Girmesi Kadının Kocasıyla Oynaşması  Kadının Mirası

 Kadının Namazdakı Farklı Durumu Kadının Öğretmenlik Yapması Kadının Örtünmesini Emir Eden Ayet-İ Kerimede Zikr Edilen Cilhab Ne Demektir, Manto Giymek Haram Mıdır?

Kadının Pantolon Giymesi  Kadının Saç Kestirmesi Kadının Sorumlulukları Kadının Sesi Avrettir, Onu Dinlemek Haramdır Diyen Olduğu Gibi Mübahtır Diyen De Vardır. Bu Hususta Ne Diyorsunuz. Biz Nasıl Davranalım?

Kadının Sesi Kadının Sünnet Olması   Kadının Sünnetinin Zamanı Kadının Tek Başına Hacca Gitmesi  Kadının Tenasül Uzvunda Devamlı Kalmak Suretiyle Tıbbı Bir Parça Yerleştirilerek Hamile Kalmasının Önlenmesi Caiz Midir? Bu Takdirde Kadının Guslü Sahih Midir, Orucu Sahih Olur Mu?

Kadının Yakınlarını Ziyaret Hakkı Kadının Yalnız Başına Taksiye Binmesi Caiz Midir? Kadının Yaratılışı Kadının Yüzü Veya Vücudunun Başka Bir Tarafı Aynadan Görünse Ona Bakmak Caiz Midir?

Kadınla İstişâre  Kadınla Musafaha Kadınla Tokalaşmak Caiz Midir?  Kadınlar Da Misvak Kullanabilir Mi?  Kadınların Kabir Ziyareti Konusu

 Kadınlarla İlgili Bazı Genel Bilgiler  Kadınlar Ezan Okumaları Gerekir Mi ? Kadınlara İmamlık Yapmak Kadir Gecesi Kafire Dua Ve İstiğfar

 Kadir Gecesi Ve Değerlendirilmesi Kafirleri Kendi İşinde Çalıştırmak Kafir Olan Kimselerin Baliğ Olmadan Ölmüş Çocukları Cennetlik Mi Olacaktır, Cehennemlik Mi Olacaklar?

Kafir Ve Din Düşmanlarının Kabrinin Ziyaretine Gitmek Caiz Midir? Kahin Kalu Belâ Kamet  Kan Aldırma Kan Davası Kan Nakli Kan Satışı  Kaparo

Kaparo Almak Dinimizce Caiz Midir? Kaparo Vermek Ve Almak Caiz Midir? Kâr Kâr Açısının Alış-Veriş Şekilleri Kâr Oranı Şartlara Göre Değişir.

Kardeş Karısı Ve Mahremlik  Kardeşe Fitre Ve Zekât Karı - Koca Arasında Hukuk Karısı Gayri Meşru Bir Hayat Süren Bir İmamın Durumu Nedir? Karz

Karısı Ve Çocuğuyla Cemaat  Karısını Dövme Hakkı Karma Oturma Karısının Gayr-I Meşru Olarak Yaşadığını Bilen Kimse Ne Yapmalıdır

 Kaş Ve Tüy Yolma Kasâme  Kasaplardan Tavuk, Koyun, İnek Vb. Eti Alabilir Miyiz? Kasetten Kur'an-I Kerim Dinlemek  ● Kaşları Aldırma Katl Keffâreti

 Kavlî Sünnet  Kayın Pedere Hitap Tarzı Kayıp Mal  Kazâ  Kaza Namazı  Aşağıdaki Üç Vakitte Ne Kazaya Kalmış Farz Namazlar, Ne Vitir Gibi Vacip Namazlar Kılınabilir

 Kaza Orucunun Kazası  Kaza Ve Kader, İman Esaslarından Mıdır? Kazf Kaza-Kader   Kazası Olan Kimse Sünnet Kılabilir Mi? Kazâsı Olanın Nâfilesi

 Kdv (Katma Değer Vergisi) Kefâlet  Kefen  Keffâret Kefil  Kelâm İlmi Kelime-İ Şehâdet Kelime-İ Şehadeti Getirmesini Bilmeyen Kimse İle Evlenmek Caiz Midir?

Kelime-İ Tevhîd  Kenz (Değerli Eşyaları Stok Etme)  Kerâmet  Kesb Kerâmet Mucize Arasındaki Farklar Keramet Ve Gaybı Bilme Meselesi

 Keşif Ve Keramet Kibir Kıble Ve Tuvaletlerin Yönü Meselesi  Kına Yakmak Bir Çölde Veya Kırda Bulunan Kimse Elinde Pusula Olmazsa Kıbleyi Nasıl Bulacaktır?

 Kimlere Selâm Verilmez?  Kin  Kira Akdi Nasıl Meydana Gelir? Kıraat  Kira Akdinin Devam Etmesi İçin Gerekli Şartlar Kıraata Ücreti Haram Kılan Deliller

Kıraata Ücreti Caiz Gibi Gösteren Deliller Ve Tartışması Kırâat-I Aşere Kıraette Bir Yanlışlık Olursa Namaz Fesada Gider Mi? Kırkbır Yâ-Sin

Kiralama Akdini Tek Yönlü Bozmak Kıravat Takmak Mahzurlu Mudur?  Kısa Çoraplâ Namaz  Kısas Kısmet Kitaplara İman Kıyâm (Namazda)

Kıyafet Müslümanlar İçin Alâmet-İ Fârika Olmalı Mıdır? Kıyâmet Kıyâmet Alametleri  Kıyametin Kopması  Kıyas  Kıyasın Delil (Huccet) Oluşu;

Kıyasın Kısımları.  Kız Çocuğunun Emzirme Süresi  Koğuculuk  Koku  Kız Ve Erkek İçin En Münasip Evlenme Yaşı Ne Olmalıdır? Evlenilmek İstenen Kızda Ve Erkekte Hangi Şartlar Aranmalıdır?

 Kocanın Amcasının Mahremlik Düzeyi  Kolonya   Kolonya Mes'elesi  Kolonya Necis Midir?  Komisyon, Komisyoncu  Komşu, Komşuluk  Küfür

 Komşu Hakkı  Konut Kredisi  Korku Namazı   Korunmada Fitil Kullanmak   Kot Pantolon Giymek Caiz Midir? Küpe İçin Kulağı Delmek  

 Kötü Akraba İle İlişki   Kudüm Tavafı   Kudûm Tavafı Nasıl Yapılır Küfrü Gerektiren Bir Söz Söyler Veya Bir Davranışta Bulunsa Üzerine Ne Gibi Şeyler Terettüp Eder?

 Küfrü Gerektiren Bir Söz Söyler Veya Bir Harekette Bulunursa Nikahına Bir Zarar Gelir Mi?  Kul Hakkı  Kumar   Kot Pantolanla Kılınan Namaz Sahih Midir?

 Kumar, Faiz Ve Meyhane İşletmeciliği Gibi Meşru Olmayan Vasıtalarla Elde Edilen Malların Zekatları Verilir Mi Ve Bu Paralarla Hac Farizası Yerine Getirilebilir Mi?

  Kur'ân Okumak, Kur'ân'ı "Tegannî" İle Okumak  Kur'an-I Kerim'i Ücret Mukabilinde Okumak Caiz Midir? Peygamber'in (S.A.V.) Zamanında Ölü İçin Kur'an-I Kerim Okunur Muydu?

 Kur`Anı Kerimin Hatmi Münabesitiyle Cemaat Halinde Dua Etmek Hususunda Bir Şey Var Mıdır?  Kur'an Kursu Öğretmenliğini Yapan Bir Kadın, Kendisine Adet Gelirse Nasıl Görevini Sürdürecektir?

 Kur'an-I Kerim İle Peygamber (Sav)'İn Hadisi Varken Neden İctihada İhtiyaç Duyuldu? Kur'an-I Kerim Okuyan Veya Yemek Yiyen Kimselere Selam Verilir Mi?

 Kur'an-I Kerim Ve Dini Kitaplarla Alış-Veriş Edip Ticaret Yapmak Caiz Midir? Kur'an-I Kerim Yıpranarak Kendisinden İstifade Edilmez Bir Hale Gelirse Onu Yakmak Caiz Midir?

 Kur'an-I Kerim'de Adı Geçen Ve Halk Arasıda Çokça Sözü Edılen Hacc El-Ekber Ne Demektir? Kur'an-I Kerim'i Öpmek, Bir Meclise Getirildiği Zaman Onun İçin Ayağa Kalkmak Caiz Midir?

 Kur'an-I Kerimin Küçük Sureleri Okunduğu Zaman Tekbir Getiriliyor, Bunun Aslı Var Mıdır? Kur'an-I Kerim'in Tercemesi Hususunda Zaman Zaman Çelişkili Sözler Söylemektedir. "Caizdir” Diyen Olduğu Gibi "Caiz Değildir” Diyen De Vardır. Bu Hususu Açıklar Mısınız?

 Kur'an-I Kerim'i Herkesin Anlayabilmesi Meselesi   Kur'ân-I Kerîm'i Dinlerken Tesbih Çekebilir Mi?   Esma-İ İlahiyenin Bir Hizaya Gelmesini Ve Tevafukunu Sağlayacak Tarzda Kur'an-I Kerim'i Yazdırıp Güzelliğini Göstermek İçin Renkli Olarak Bastırmakta Dini Bir Sakıncanın Bulunup Bulunmadığını Açıklar Mısınız?

 Kurban  Kurban Bayramında Tıraş Olmak   Kurban Nasıl Kesilir?   Kurbanlık Hayvanlar Ve Bu Hayvanlarda Aranan Şartlar  Kurbanlık İçin Alınan Hayvanın Sütü

 Kürk Ve Deri Elbise Giymek  Kurşun Dökmek   Kurşun Dökmenın Dinî Hükmü  Kürtajın Dînî Hükmü Küsuf Ve Husûf Namazı   Kutuplarda Namaz Vakileri   Kuyu, Kuyular

KURŞUN DÖKMENİN DİNÎ HÜKMÜ:

Kurşun dökmek herşeyden evvel bid'attır. Bid'at, Rasûlüllah (s.a.s.)den sonra ortaya konan, ister iyi, ister kötü, ibadet veya âdetle ilgili bütün davranış fiil ve eşyadır. Bir çok âyet ve hadiste, dini tahripten korumak için bid'at yerilmiştir: "İşte düz olarak benim yolum budur, onu takip ediniz; (başka) yollara sapmayınız ki (o yollar) sizi Allah yolundan ayırır. İşte size Allah bunu tavsiye ve emreder ki, çekinesiniz" (el-Enâm, 6/153; İbrahim eş-Şatibî, el-i'tisam, I, 37).

Büyük müfessir İbn Atiyye, bu âyetin tefsirinde der ki; "Burada sapılması yasak edilen yollar içine, yahudilik, hristiyanlık, mecusilik ve diğer dinlerle bütün bid'ât sahipleri ve şaz (cumhura muhalif) görüşlüler girmektedir. Bunların hepsi, ayağın kaymasına ve itikadın bozulmasına sebep olan yollardır" (eş-Şevkânî, Fethü'l-Kadir, (tefsir) II, 169).

Bir başka âyette şöyle buyurmaktadır: "Yoksa Allah'ın izin vermediği bir dini onlara sunan ortaklar mı var?" (eş-Şûrâ, 42/21).

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN

Bu âyet-i kerimede Allah, dini ve dini hükümleri ancak kendi vazedeceğini, başkasının, hak dine bir şey katmaya hakkı olmadığını ifade buyuruyor.

Allah'ın Resûlu (s.a.s.), bir hutbeşinin sonunda şu sözleri söylemişlerdir: "Sözün en hayırlısı Allah'ın kitabıdır; yolun en hayırlısı Muhammed'in yoludur. İşlerin kötüsü sonradan çıkanlardır (yani bid'atlardır). Her bid'at sapıklıktır" (Müslim, Mişkât I, 51).

Bir başka hadis de şöyledir: "Size Allah'tan korkmayı (takvayı), Habeşli bir köle de olsa Allah yolunda yürüdüğü müddetçe -başkanınıza- itaat edip sözünü dinlemeyi tavsiye ederim. Çünkü içinizden benden sonra yaşayanlar çok ihtilaf (anlaşmazlık) görecekler. Size benim sünnetim, ergin ve doğru yolda halifelerimin sünneti gereklidir. Bunlara sımsıkı sarılınız ve hiç bırakmayınız. Sonradan çıkan işlerden (bid'atlardan) kaçının dinde her sonradan ortaya çıkan bid'attır. Her bid'at sapıklıktır" (Ahmed; Ebu Davud, Tirmizî; Mişkat, I , 58).

Bid'atlarla ilgili âyet ve Hadislerde tehdit, günahtan ve azaptan sakındırma gibi ifadeler geçmektedir. Bütün bu ifadeler, bid'atin haram olduğunu gösterir. Haram şeklinde meydana gelen günahın dereceleri vardır. En küçüğünü bile işlemek -İslâm nazarında azabı gerektirir. İslâm hukukunda, bidat için -dünyevî- ceza maddelerine de rastlanır. Bunlar işlenen bid'atin, büyüklük küçüklüğüne, bid'ata başkalarını davet ve teşvikin bulunup bulunmamasına, bilerek veya bilmeyerek yapılmış olmasına göre değişiktir. En büyüğü İslâm dini ile kişinin alâkasını kesendir. Bu durum gerçekleşirse, sahibine verilen ceza "irtidad" cezasıdır. Bundan sonra, dövmek, hapsetmek, sürgün, ilgi kesmek, evlenmemek gibi cezalar gelir. Bid'at sahiplerinin şahitlikleri kabul edilmez. Vâli, kadı, imam ve hatip tayin edilmez (Ali Mahfuz, el-İbda' fi Medarri'l-İbtida', 140).

Kurşun dökmenin bid'at ve hurafe olduğunda şüphe yoktur. Her asılsız şey ile bid'at sapıklıktır. Daha çok birden ortaya çıkan veya sebebi bilinmeyen hastalıklara yakalanmamak veya tedâvî etmek üzere başvurulan bir takım tedbirler vardır; nazarlık, at nalı, at kafası, çeşitli muskalar takma, kurşun dökme, tütsü yapma bunun bazı örnekleridir. Bunlar tıb yönünden bir faydası olmadığı, üstelik batıl inançları devam ettirdiği için haram kılınmıştır (Ali Mahfuz el-İbda' fi Medarri'l-İbtida', 4.Böl. 423 vd.). Peygamberimiz (s.a.s) nazarlık kullanmayı yasaklamış, bu gibi şeyleri üzerinde taşıyan kimselerin bey'atlerini kabul etmemiştir (Nesaî, ez-Zineh, 17; İbn Mace, Tıb, 39).

 

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN


 KÜRTAJIN DÎNÎ HÜKMÜ:

Konunun iyi anlaşılması için gerekli olan bu noktalara işaret ettikten sonra, fıkhî açıdan kürtaja baktığımızda önce şunu söylemeliyiz: Islâm fıtrat dinidir ve fıtrata yani doğru (tabiî) ve normal olana aykırı olan her şey Islâma da aykırıdır, yani mahzurludur: Mahzuru, aykırılık gücüne göre değişir. Az aykırı olan "mekruh", biraz daha çoğu "tahrimen mekruh", çok aykırı olan da "haram" olur. Bu konuda fitrî olan, kadınla erkeğin bir araya gelmesi, cinsel birleşmeleri, sonuçta da çocuğun dünyaya gelmesidir. Ancâk her kuralın olduğu gibi, bunun da istisnaları olabilir. Yani Islâm fıkhının bu konudaki genel kaidesi: "Fıtrata ve tabiîliğe müdahale edilemeyeceği" esasıdır. Ancak genel bir kural, bütün fertlerine temsil edilemez ve şahıslara, özel durumlarına göre fetvâ verilir. Yani genel geçer kural ayrıdır, fetvâ ayrıdır. Fetvâ kişiye, yere ve zamana göre değişir. Buna göre, Islâm fıkhında "çocuk aldırma" ya da "kürtaj" denen olaya fert düzeyinde bazı hallerde ve belli bir zamana kadar fetvâ verildiğini söyleyerek konuyu şöylece özetleyebiliriz: ·

Konu hakında Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîsle açıklık (ibare) yoktur. Ancak bazı âyet-i kerime ve hadîs-i serîflerde işaretler bulâbiliriz. Meselâ: Hac 5 ile, Mü'minûn 12-15 âyetleri hemen hemen aynı noktaya işaret ederler. Biz önce Mü'minûn 12-15. âyetlerinin meâlini verelim, sonra bazı noktalara temas edelim: "Andolsun ki,biz insanı süzülmüş, özlü balçıktan yârattık. Sonra onu "nutfe (menî, sprem) olarak muhkem bir karargâha (rahme) koyduk: Sonra nutfeyi (yapışkan) bir kan pıhtısı haline getirdik. Ardından kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, bu çiğnemi kemiklere çevirdik,kemiklere de et giydirdik. Sonra da onu başka bir varlık yaptık.

Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir. Sonra siz bunun ardından elbette öleceksiniz."

Bunları açıklar mahiyetteki bir iki hadîs-i şerîfin meali de şöyledir: 1- "Sizden her biriniz kırk gün annesinin karnında tutulur. Sonra bir o kadar da orada yapışkan pıhtı olur. Sonra bir o kadar da orada bir çiğnem et halinde bulunur. Sonra da melek gönderilir ve ona ruh üfler" (Müslim, Kader 1) 2- "...nutfe (menî parçası, sperm)nin üzerinden kırkıki gece geçince Allah ona bir melek gönderir. O da onu şekillendirir, kulağını, gözünü, cildini, etini ve kemiklerini yapar. Sonra da, ey Rabbim, erkek mi olacak dişi mi..." (Müslim, Kader 3) der. Birinci hadîs âyetlerin tam açıklaması gibidir. Buna, yani âyete ve hadise göre:

1- Döllenen menî rahimde kırk gün, irtibatsız olarak kalır.

2- Sonra bir pıhtı olarak rahimle irtibat kurar (alaka). Bu süre de kırk gün kadardır.

3- Sonra bu yapışkan pıhtı (alaka) bir et parçası halini alır, kemikleri belirir, et oluşur. Bu devre üçüncü kırk günün sonuna kadardır.

4- Sonra ilk üçünden farklı bir yaratık, ya da yaratış ortaya çıkar. Bu, cenîne ruhun üflendiği safhadır. (Taberî XVNI/9) Bir başka deyişle canlanmasıdır. Insan, ya ruhla cesedin bütünüdür ki; genel kabul gören görüş budur; ya da sadece ruhtur. (Râzî XXlll/85) Bundan; ceninin üçüncü devre sonundan yani 120 günden önce insan olmadığı anlaşılır. Insan oluş, bu noktadan itibaren başlar (Taberi XVN/11). Hem diğer bir yaratış, hem de, ruhun üflenmesi bunu gösterir.

5- Onbeşinci âyetin işaretiyle, ölüm ancak bu dönemden sonra olabilir. Bu da daha önceki üç dönemde (120 gün) ceninin ölüme elverişli, yani canlı olmadığını gösterir.

6- Devreler arasının "sümme" (sonra) kelimesi ile açılması; devrelerin birbirinden tam anlamıyla farklı olduklarını (Ebu'ssu'ûd VI/126), birbirinden diğerine geçişin bir dönüşüm (tahavvül) olduğunu gösterir. (Râzî XXNI/84) Bu da beşinci maddede anlatılan gerçege işâret eder.

Ruhun yüzyirmi günde üflendiği konusunda ittifak , bulunduğu,için ikinci hadîs; "ceninin kırk günde şekillenmesi değil, bunun melek tarafından yazılması" şeklinde anlaşılmıştır (Dâvûdoğlu X/626).

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN

Işte bütün bunlardan, ötürü, Hz. Ali (r.a.), bu yedi devre geçip ruh üflenmedikçe cenine müdahalenin "ve'd" (çocuğu diri diri gömme, yani öldürme) olmayacağını söyler (Ibnü'I-Cevzi, Zâdü'I-Mesir V/462). Imâm Ebû Hânîfe de bunu delil tutarak; meselâ birisinin yumurta çalması ve yumurtadan onun yanında civciv çıkması halinde, başka başka varlıklar olduğu (halk-ı âher) için, civcivi değil yumurtayı tazmin eder, demiştir (ZaMahşerî NI/27-28). Bütün bu temel gerçeklerden ötürü tüm Islâm fıkıhçıları, döllenmenin üzerinden yüzyirmi gün geçtikten sonra ve de zaruret yokken çocuk aldırmanın (kürtajın) haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Yüzyirmi günden, yani canlandıktan sonra çocuğunu aldıran ya da ilaçla, vurma ile vs. düşüren kadın hem bir cana kıyıp cânı olduğundan ötürü günahkârdır, öbür dünyada bunun cezasını çekecektir, hem de dünyada çocuğun Babasına, canlı düşüp sonra ölmüşse, bir tam diyet (kan bedeli), organları belirli olup ölü olarak düşmüşse, bir "gurra" ödemek zorundadır. Birinci halde ayrıca bir de keffaret tutmalıdır. (Diyet; yüz deve, veya bin dinar altın, veya on ,ya da on iki bin dirhem gümüş, yani yaklaşık olarak şu anda (1989) elli milyon (50.000.000: ) TL. Gurra ise, duruma göre bir diyetin yirmide ya da onda biridir). Organların bir kısmının belirmiş olması durumu da aynıdır. Ancak yüzyirmi günden (dört aydan) önce çocuk aldırmanın, ya da ilâç vs. ile düşürmenin câiz olduğunu söyleyenler vardır ). Bazıları ise sadece kırk güne kadar câiz olduğunu söylemişlerdir. (Hindiyye V/356; Bezzâziyye VI/370 (Hindiyye kenarında)) Bazıları da döllenme olduktan sonra, bir özür olmaksızın bunun hiç câiz olmayacağın söylemişlerdir. Hiç câiz olamayacağını söyleyenler hacda ihramlı bir hacı adayının, bir kuş yumurtasını kırmasının av yasağına tecavüz sayıldığını ve bundan ötürü ceza vermesi gerektiğini delil gösterirler (Bk. Kâdihan NI/410 (Hindiyye kenarında) Ancak; yumurta ceninin birinci değil, ikinci kırk gününe benzer. Yumurtanın birinci kırk güne tekabûl eden devresi, kuşun karnında olduğu dönemidir, diyerek bunu itiraz edebilir. O takdirde böyle diyenlere göre de kırk güne kadar düşürme ya da aldırma câiz olmalıdır.). Yani yumurtayı kırma, cana tecavüz sayılmış ve (ihramlıya mahsus olmak üzere) cezayı gerektirmiştir. Öyleyse yumurta durumundaki cenine (embriyona) müdahale de câiz olmamalıdır, derler.

Bütün bunlardan (Hanefi mezhebi için) şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: Meni, ana rahmine yerleştikten sonra, ona müdahale fıtrata uygun düşmediği için hoş değildir, anormaldir. Bu anormallik (mekruhluk da diyebiliriz) kırk güne kadar az, kırk günden yüzyirmi güne kadar biraz daha fazladır, ama haram değildir. (Birinciye tenzihen, ikinciye tahrimen mekruh da diyebiliriz) Ama yüzyirmi günden sonra, özürsüz olarak yapılan müdahale kesinlikle haramdır ve bir cana kıyma demektir. Bu konuda kırk güne, bazılarına göre de yüzyirmi güne kadar işin hafif tutulması, hattâ bazı fıkıhçılarca mutlak câizdir, denmesi sanki zayıf iradeli ve dünya zevkine ve rahatına düşkün insanlar için verilmiş bir ruhsattır. Yoksa onlar da bunun evlâ olduğunu söylemiyorlar.

Ancak işin bir diğer önemli yönü daha vardır: Kırk, ya da yüzyirmi güne kadar kürtajın dinen mahzurlu olmadığını söyleyenlerin görüşü kabul edilse dahî, mazeret olmadan bir kadının avretini başka erkeklere hattâ kadınlara göstermesinin haram olduğu naslarla sabit bir gerçektir; dolayısıyla bu konudâ ittifak vardır. Yani, şu anda hamile kalmış ve çocuk istemeyen kadının önüne iki yol çıkar : a-Ya bir doktorun, ebenin vs. tıbbî müdahelesini istemek (kürtaj), b- Ya da çeşitli ilkel metodlar yahut ilaç yardımıyla bunu kendisinin veya kocanın yapması... Birinci yola girmesi halinde avretini, zaruret olmaksızın (zaruret yani bir özür var ise mesele yok).açmakla bir haram işleyecektir ki, bu yine ittifakla câiz değildir. Ikinci yola girmekle, tıbbın tesbitlerine göre çok büyük bir ihtimalle sağlığını tehlikeye atacak ve bundan, öncelikle anne zarar görecektir.

Başarılamaması halinde de sakat ve yetenekleri körelmis çocukların doğmasına sebep olacak; böylece hem ömür boyu vicdân azabı çekilecek; hem de aile ve toplum olarak maddi, manevi zararlar görülecektir. Adil tıbbi İslamın hakem kabul ettiğini ve onun mahzurlu dediğine mahzurlu dediği düşünürsek, bu uygulamanın da en azından mekruh olduğu anlaşılır.

Dolayısıyla tabiî sonuç olarak yine, mazeret olmadan cenini aldırmanın ya da düşürmenin en azından mekruh olduğunu söyleyenlerin görüşüne gelmiş oluyoruz. Öyleyse bu mazeretler nelerdir? Yani hangi sebeplerle; hamile kalan bir kadın, bir kadın doktora, hamileliğinden itibaren kırk, ya da işi en geniş tutanlarca yüzyirmi gün içerisinde kürtaj yaptırabilir? Hanefiler, bu özürlerin şunlar olduğunu söyler:

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN

1- Emzirmekte olduğu çocuğun sütüne zarar vermesi ve babanın bir süt anne bulacak güçte de olmaması (Kâdihan NI/428).

2- Ortamın bozuk olup, Islâmî terbiyenin mümkün olmaması (Hindiyye Cevâhiru'I-ahlatî adlı kitaba atfen şu hükmü verir: "Saç, tırnak ve benzeri organları belirdikten sonra çocuk düşürmek için ilâç kullanmak câiz değildir. Organları belli değilse câizdir. Ama zamanımızda her halûkârda câizdir ve fetvâ da buna göredir. Devamla "organların belli olması ise ancak yüzyirmi günden sonra olur" denir ki, bundan ruhun üflenmesi kastedilmiş olmalıdır. Yoksa, organların bu dönemden önce de belirecegi müşahede ile sabittir (bk. Fethu'I-Kadîr N/495'den Mevsû'atü'I-fıkhu'I-Islâmi NI/159).).

3- Kadın hastâ olup, âdil tıp tarafından hamileliği sebebiyle hastalığının artacağını, ya da olmayan bir hastalık ortaya çıkacağının söylenmesi.

Görüldüğü gibi fakirlik ve rızık meselesi bu konuda doğrudan bir sebep olarak kabul edilmemiştir. Çünkü, bu Allah'ın (c.c.) her canlının rızkını vereceği, yani O'nun "Rezzâk" olduğu inancına zıttır. Ancak fakirliğin sebep olacağı ahlakî bozuklukları da sebep görenler vardır.

Diğer Mezheplerde Durum:

En ihtiyatli, ya da doğruya en yakın görüşü, -eğer. telfik anlamı içermiyorsa- bazan, diğer mezheplerin görüşlerini öğrenmekle daha rahat anlayabiliriz. Onun için:

Mâlikîlerde, döllenme olduktan sonra, kırk günden önce de olsa cenini aldırma ya da düşürme câiz değildir. (Şerhu'd-Dırdîr alâ-metni Halîl (Dusûki hâsiyesi ile birlikte), Mısır 1345; N/266)

Şâfiîler ve özellikle Gazalî de aynı görüştedir. Ancak mahzur ilk kırk gün içinde az, ikinci de daha fazla üçüncü, de harama yakın; daha sonra ise ittifakla haramdır . (Gazalî, ihyâ N/53)

Hanbelîlerde, sadece ilk kırk günde helâl bir yöntemle nutfeyi düşürmek câizdir (er-Ravdu'I-murbi' N/316. el-Matba'atû's-selefiyye 1380: 6.8.). Ancak mutemed görüşe göre, bu konuda bu mezhebin görüşü de Hanefiler gibidir; döllenmeden itibaren 120 gün içinde, yani ruh üflenmeden önce cenini düşürmek câizdir. Ondan sonra kesinlikle haramdır (el-Merdâvî, el-insaf I/386; ibn Kudâme, el-Mugnî VN/816; el-Zuhaylî, el-Fıkhu'I-islâmî NI/232 vd.).

 

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN


 KUTUPLARDA NAMAZ VAKİLERİ:

Bu konuda iki görüş vardır. a. Vakit, namazın bir şartı olduğu gibi, farz olmasının da sebebidir. Bu yüzden bir yerde, namaz vakitlerinden bir veya ikisi gerçekleşmezse, o vakitlere ait namazlar, o yer halkına farz olmamış olur.

Meselâ, bazı yerlerde, yılın bir mevsiminde daha akşam namazının vakti çıkmadan sabahın ikinci fecri doğarak sabah namazının vakti girmektedir. Artık bu gibi yerlerde yatsı namazı düşmüş olur. Bu konuda, abdest organlarından bir veya ikisini kaybeden kimsenin bu organları yıkama yükümlülüğünün düşmesine kıyas yapılarak namazın da düşeceğine fetva verilmiştir.

b. Araştırmacı bazı fakihlere göre, bu gibi yerlerdeki müslümanlar da beş vakit namazla yükümlüdürler. Bulundukları yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti gerçekleşmezse, o namazı kaza olarak kılarlar veya o beldeye en yakın olup, beş vakit namazların vakitleri tam olarak gerçekleşen beldenin vakitlerine göre, takdir ederek namazları edaya çalışırlar. Her ne kadar vakit, namazın bir şartı ve bir sebebi ise de, namazın asıl sebebi Allah'ın emri oluşudur. Bu yüzden bütün müslümanlar, bu beş vakit namazı kılmakla yükümlüdürler.

Imam Şâfiî'nin görüşü de bu şekilde olup, ihtiyata uygun olan da budur.

Güneşin uzun süre doğmadığı veya batmadığı kutup bölgeleri ve yakınlarında da yukarıdaki esaslara göre amel edilir. Bu gibi yerlerde yaşayan müslümanların, oruç ve zekâtları konusunda da bu şekilde bir takdir uygun düşer (Iki namazı bir vakitte kılmak için bk. "Cem'i Takdim ve Cem'i Tehir" bölümü.).

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN


 

KABİR

Mezar, ölen kimsenin toprağa gömüldüğü yer. Çoğulu "kubûr" dur.

İnsan, ruh ve bedenden meydana gelen bir canlıdır. Ruhun yaratılışı bedenden öncedir. Buna göre insan hayatının devreleri dörde ayrılabilir. Birincisi, yaratıldığı zamandan bedene ruh üfleninceye kadar ruh devresi.

Kur'an-ı Kerîm'de ruhların topluca yaratılmasından sonra Cenâb-ı Hakk'ın ilk uyarı ve tebliği şöyle ifade edilir: "Hani Rabbin, Âdemoğullarından, onların sulhlerinden zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş; ben sizin Rabbiniz değil miyim? demişti. Onlar da; evet rabbimizsin, şahit olduk, demişlerdi. İşte bu şahitlendirme, kıyamet günü; bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz içindi" (el-A'raf, 7/172). İkinci safha, dünya hayatıdır. Doğumla başlar, ölümle sona erer. Dünya hayatının amacı, kimin nasıl fiil ve hareketlerde bulunacağını denemek, sonuçları tesbit etmektir (bk. el-Mülk, 67/2, el-Bakara, 2/155). Üçüncü safha, kabir hayatı olup, ölümle başlar, kıyamet gününe kadar devam eder. Dördüncü safha ise, kıyametin kopmasıyla sonsuza kadar sürecek olan ahiret hayatıdır.

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN

Kabir hayatı, bir bakıma ahiretin giriş kapısı ve başlangıcı sayılır. Ölen kimse, ister kabre defnedilsin, yırtıcı hayvanlarca parçalansın; ister ateşte yanıp külleri savrulsun ya da denizde kaybolsun, onun için kabir hayatı başlamış olur. Münker ve Nekir melekleri kabir sorgulamasını yapar. Rabbini, peygamberini ve dini sorar. Bu sorgudan sadece peygamberler ve çocuklar muaftır.

Ehl-i Sünnet inancına göre, kâfirlere ve bazı günahkâr müminlere kabir azabı vardır. Kabir, iman ve salih amel sahipleri için Cennet bahçelerinden bir bahçe; kâfirler için de Cehennem çukurlarından bir çukurdur. Kabir hayatının, azap şeklinin mahiyeti hakkında, âlimler ayrı görüşler ileri sürmüşlerdir. Azabın ruha, bedene veya her ikisine birlikte yapılması, sonucu değiştirmez. Çünkü salih amel sahibi insanlar kabirde güzel bir hayat yaşarken, kâfirler, büyük bir sıkıntı ve ızdırap içinde bulunacaklardır (Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, terc Şerafeddin Gölcük, İstanbul 1980, s. 235, 237: es-Sâbûnî, Mâtürîdî Akaidi, terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 185; Taftazânî, Şerhu'l-Akaid, s. 251; Tirmizi, Kıyâme, 26; Müslim, İman, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26; Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, Beyrut 1972, III, 29).

Kabirdeki ölü cennetlik (said) bir kimse ise, onun ruhu Cennet'e gider, eğer günahkâr ve cehennemlik (şâkî) ise, Cehennem'in yanına gider. Bir kısım ruhlar da berzah'ta bulunurlar ki, burası ne Cennet ne de Cehennem'dir.

Bazı âlimlere göre, saidlerin rûhu Cennette olmakla birlikte kabirleriyle olan bağlantıları kesilmez. Bu irtibat özellikle cum'a gecesi ve gündüzü ile cumartesi gecesi güneş doğuncaya kadar, pek canlı bir şekilde devam eder. Saidlerin ruhları dünya haberlerini izleme imkânı bulabilirler Vefat edip yeni gelenlere dünyadan haber sorarlar. Kendilerini ziyarete gelenlerin selâmını duyarlar, hatta izin verilirse, selâma karşılık vermeleri de mümkündür (ez-Zebîdî, Tecrîd-i Sarih, Terc. Kâmil Miras, Ankara 1985, IV, 504, 505)

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN


 KABİR AZABI.

Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?" diye sorarlar. İman ve güzel amel sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî, Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd.).

Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Buna göre kıyamet kopmadan önce de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder" (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî, Tefsîr, sure: 14).

Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif zikredilmektedir.

Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır.

Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur" (Tirmizî, kıyamet, 26).

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN

Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle cevap verir. "O, Allah'ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler; Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et" derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz 70).

Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmrân, 3/169), "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat siz farkında değilsiniz." (el-Bakara, 2/154).

Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi, yahut da her ikisine mi yapılacağı konusu bilginler arasında tartışmalıdır. Bu azabın hem rûha, hem de bedene yapılacağı görüşü tercihe şayandır. ancak azabın niteliği hakkında fazla bilgi yoktur. Rûhun gerçeği üzerinde de görüş ayrılıkları vardır. Bir görüşe göre ruh lâtif (ince, şeffaf, nüfuz kabıliyeti olan) bir cisimdir. Yaş ağaca suyun nüfûzu gibi bedene nüfûz etmiştir. Allah, rûh cesette kaldığı sürece hayatı devam ettirmeyi âdet kılmıştır. Ruh cesetten çıkınca ölüm hayatı ortadan kaldırır. Başka bir görüşe göre de, ruh ceset için güneşin ışıkları gibidir. Mutasavvıflar bu görüşü benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnete mensup bir topluluk, gülsuyunun güle sirâyet ettiği gibi, rûhun da bedene sirâyet eden bir cevher olduğunu söylemişlerdir (Aliyyu'l-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, terc. Y. Vehbi Yavuz, İstanbul 1979, s. 259). Ayette şöyle buyurulur: "De ki ruh, Rabbimin bildiği bir iştir. Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir" (İsrâ, 17/85).

Ebû Hanife'ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir sorusu ile karşılaşmazlar. Ancak Ebû Hanîfe kâfirlerin çocuklarına kabirde soru sorulması, Cennete girmeleri ve onlarla ilgili benzeri bazı soruları cevapsız bırakmıştır (Alliyü'l-Kâri, a.g.e, s. 252-253).

 

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN


KABİR HAYATI

Dünya hayatından sonra, ahiret hayatından da önce fakat ahiret hayatı içinde ele alınması gereken bir başka hayat daha vardır ki o da kabir hayatı veya "Âlem-i Berzah"denilen hayattır. Berzah, asıl manasında iki şey arasında bulunan engel, ayırıcı sınır demektir. Bu kelime Kur'an'ın "el-Mü'minûn, 23/100; er-Rahmân, 55/20; el-Furkan, 25/53" ayetlerinde "iki şey arasındaki engel" manasında kullanılmıştır.

Râgıp, el-Müfredât adlı eserinde şöyle der: "Berzah; ahirette insan ile yüksek menzillere ulaşması arasındaki engeldir. Bu kelime, el-Beled, 90/11 ayetindeki "el-Akabe" kelimesine işarettir. Ayetin meâli şöyledir: "Fakat o, (hedefe varmak, yapılan iyiliklere teşekkür etmek için) sarp yokuşu geçemedi." Ayette bildirilen engeli ise ancak sâlihler aşabilir. Berzah'ın ölüm ile kıyâmet arasındaki engel olduğu da söylenir.

İnsan için üç hayat vardır:

Dünya hayatı: Ruhun cesetle birlikte yaşadığı içinde bulunduğumuz hayat.

Berzah hayatı: Ruh, dünyada iken içinde bulunduğu cesetten ayrılmış, azab yahutta nimet içinde müstakil hale gelmiştir.

Ahiret hayatı: Ruhların dünyada iken içinde oldukları cesetlere dönmeleri ile meydana gelen son hayat. Görüldüğü gibi Berzah hayatı, birinci hayat ile ikinci hayat arasındadır. Dünya hayatı çalışma, Ahiret hayatı ise çalışmanın karşılığını görme hayatıdır. Bu ikisi arasındaki hayat da, beklemekten ibaret olan Berzah hayatıdır (Âli İmrân, 3/185).

Ölüm anında, ruhlar cesetten ayrılırken rahmet veya azab melekleri vasıtasıyla onlara, hallerine uygun durumlar gösterilir:

"Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura: "Tadın Cehennem azabını. " diyerek canlarını alırken bir görmeliydin..." (el-Enfâl, 8/50, el-En'âm, 6/93-94). Ayetlerde bildirilen azab, ölüm anında kâfir ve günahkârlara yapılan azabtır.

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN

Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'inde (IV/288, 397) yer alan rivayetlere göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Mümin kul, dünyadan ayrılmak üzere ve ahirete yöneldiği anda ona semadan beyaz yüzlü melekler iner. Yüzleri sanki güneş gibidir. Yanlarında Cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: "Ey güzel ruh, çık ve Rabbi'nin rızasına ve mağfiretine gel. " O da, ağızdan damlayan bir damla gibi çıkar. Kâfir kul dünyadan ayrılmak ve ahirete yönelmek üzere olunca, yanında kaba bir elbise olan siyah yüzlü bir melek gelir, onun görebileceği bir yerde oturur, şöyle der:

"Ey çirkin ruh, haydi çık, Rabb'inin öfkesine ve gazabına gel. Ruh cesedden korkarak ve güçlükle ayrılır."

Ölümden sonra berzah âleminin ikinci makamı olan kabir hayatı başlar. Kabirde ilk zamanlarda ruh cesetle birlikte bulunurlar, beraber azab ve mükâfat görürler. Daha sonra ruh cesetten ayrılır ve müstakil olur. Peygamberimiz (s.a.s.)'in ifadesine göre; "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur. " (Tirmîzî, Kıyâme, 26). Ruhun cesetle birlikte kabirde azap ve mükâfat görmeşinin bir benzeri, hepimizin zaman zaman gördüğümüz acı veya tatlı rüyalardır ki kişi kendisini sonsuz nimetler veya azap içinde görür de bunlar ancak uyanmakla sona erer.

Kabir hayatı hakkında Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Ölüm meleği Mümin kulun ruhunu aldığı zaman melekler onu, göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu alır, bu kefene koyarlar. Ondan, yeryüzünde bulunan mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu melekler arasından geçirirken: "Bu güzel ruh nedir?" derler. Dünyada iken söylenen en güzel ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır" derler. Dünya semasına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Nihâyet Cenâb-ı Allah: "Kulumu 'İlliyyine' yazınız. " buyurur. Bu, Cennet'in en yüksek derecesidir. "Ben onu yeryüzündeki cesedine iade edeceğim." İki melek yanına gelir ve: "Rabbin kimdir?" derler. Ruh:

"Rabbim Allah'tır. " der. Onlar:

"Dinin nedir?" derler. Mümin ruh:

"Dinim İslâm 'dır. " der. Onlar:

"Bunları sana bildiren nedir?" derler. O da:

"Allah'ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim" der.

Bunun üzerine semadan bir ses gelir:

"Kulum doğru söyledi. Cennet'te makamını hazırlayınız. Onun için Cennet'ten bir kapı açınız. der. " (et-Terğîb ve't-Terhîb,III 369)'teki bir hadiste kâfir kulun ruhunun berzah hayatı hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Ölüm meleği kâfir kulun ruhunu aldığı zaman, melekler bu ruhu onun elinde göz açıp kapayıncaya kadar bırakmazlar. Onu hemen kalın bir elbiseye koyarlar. Ondan yer yüzünde bulunan leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semaya yükseltirler. Meleklerin yanından geçerken: "Bu kötü ruh kimindir?" derler. Melekler, en kötü ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır." derler. Onun için semanın kapısını açmasını isterler, fakat açmazlar." Bu esnada Peygamberimiz (s.a.s.) şu ayeti okudu: "Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiçbir zaman) Cennet'e giremezler." (el-A'raf, 7/40). Allah: "Onun kitabını en aşağı makama yazınız" der. Sonra onun ruhu uzaklaştırılır. Peygamberimiz (s.a.s.) sonra şu ayeti okudu: "...Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir. " (el-Hacc, 22/31). Ruhu cesede iade olunur da iki melek (Münker ve Nekir*) gelir, yanına oturur ve:

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN

"Rabbin kimdir?" derler. O da:

"Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:

"Dinin nedir?" derler, o da:

"Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:

"Size kim peygamber olarak gönderildi? Peygamberiniz kimdir?" derler:

"Şey şey, bilmiyorum,"der. Bunun üzerine semadan bir ses

"Yalan söyledi, Cehennem'deki yerini hazırlayınız." der. Onun için Cehennem'e bir kapı açarlar. Cehennem'in harareti ve kokusu gelir, kabri daralır ve onu sıkıştırır. Çirkin yüzlü ve kötü elbiseli bir adam gelir ve ona şöyle der:

"Sana yazıklar olsun, va'd olunduğun gün işte bu gündür. " Kâfir ruh ona:

"Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi," der. O da:

"Ben senin çirkin amelinim" der. Bunun üzerine:

"Rabbim, kıyameti koparma." der. Sonra kör, sağır, dilsiz ve elinde balyoz olan birisi gelir. Elindeki bu balyozu bir dağa vursa toprak olur, ona bir vurur, toprak oluverir. Sonra onu Allah eski haline getirir, tekrar bir daha vurur. Öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinlerden başka her şey duyar. "

Ruh, kabirde sorulan suallere verdiği cevaplara göre ya İlliyyîne* ya da Siccîn'e* gönderilir. Burada, yeniden diriltilecekleri güne kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise Allah'ın emri ile tekrar cesetlere girerler. İyi, kötü, bütün ruhların kendi kabirleriyle alâkaları vardır. Bu alâka ile ziyaretçilerini tanırlar. Nimetlerin lezzetlerini, yahutta cehennem'in acısını yanlarında hissederler. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşlar gibi Cennet'lerde otlar ve Arş'ın altında asılı bulunan kandillere sığınırlar,(en-Nisâ, 4/169) Ayette Allah yolunda öldürülen şehidlerin, gerçekte, ölü olmadıkları, Allah katında Cennet nimetleriyle rızıklandırıldıkları bildirilmektedir. Ayrıca şehid ruhlarının, Cennet'te kendilerine yapılan ikramlar nedeniyle, bir daha Allah yolunda öldürülebilmek için ruhlarının cesetlerine iade edilmesini istedikleri bildirilmektedir. {Salih-i Müslim, VI, 38; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili Kur'an Dili, II, 1229).

BAŞA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN