|
Gabn (Alışverişte Aldatmak)
Alış-Verişte Aldatmak,
Eksik Vermek, Saklamak, Gizlemek, Farkına Varmamak Gibi Anlamlara Gelen Bir
İslâm Hukuku Terimi.
Gabn Alış-Verişlerde,
Normal Kıymetin Üstünde Veya Altında Olmak Üzere Bedeller Arasında
Eşitsizliğin Bulunmasıdır. İslâm'da Alış-Verişlerde Kâr Yasaklanmadığı Gibi,
Buna Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak Yalan, Hile, Satılan Malı Kendisinde
Olmayan Sıfatlarla Övme Veya Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır.
Tarafların Yalan Ve Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok
Yüksek Veya Çok Düşük Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir.
Kur'an-I Kerîm'de Şöyle
Buyurulur:
"Birbirinizin Mallarınızı
Haram Sebeplerle Yemeyiniz. Meğer Ki (O Mallar) Sizden Karşılıklı Rızaya
Dayanan Bir Ticaret Malı Ola"(En-Nisâ, 4/29). Ayette Sözü Edilen Karşılıklı
Rıza Ancak Belirli Miktar Mal Ve Satış Bedeli Üzerinde Olur. Bir Kimse
Alış-Verişte Aldatıldığım Bilse, Satım Akdine O Hâli İle Razı Olmayacaktır.
Enes B. Mâlik (Ö.
93/712)'Ten Rivâyete Göre, Hıbban B. Munakkız Alışverişlerinde
Aldatılıyordu. Hz. Peygamber Kendisine Şu Tavsiyede Bulundu: " Alış-Veriş
Ettiğin Zaman Şöyle De: Aldatma Yok Ve Benim İçin Üç Gün Muhayyerlik Hakkı
Vardır" (Buhârî, Buyû', 48; Husumet, 3; Müslim, Buyû', 48). Yine Hadiste,
"Hile Yapan Benden Değildir" (Müslim, İman;164; Ebû Dâvûd, Buyû, 50; Tirmizî,
Buyû' 72) Buyurulur.
Gabn; Fâhiş (Çok Aldatma)
Ve Yesîr (Az Aldatma) Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa
Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına
Çıkılınca Gabn Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da Artar. Yesîr
Gabn, Bilirkişinin Değerlendirme Alanı İçinde Kalan Az Aldatmalardır.
Meselâ, Yüz Liraya Satın Alınan Bir Mala, Piyasa Fiyatlarından Anlayan Bir
Bilirkişi Doksan, Diğeri Doksanbeş Lira Kıymet Biçerse Yüz Liralık Satış
Bedeli Yesîr Gabn Sayılır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek
Ölçüde Yüksek Veya Düşük Fiyatla Satım Akdinde Fâhiş Gabn Vardır.
Meselâ On Liraya Alınmış
Olan Bir Mala, Bilirkişilerden Birisi Beş Diğeri Altı, Başka Birisi De Yedi
Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş
Olur. Böylece, Bu Malın Beş Liranın Altında Veya Yedi Liranın Üstünde
Satılması Hâlinde Gabn Gerçekleşir (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv, 159).
Belh Fakîhlerinden Nusayr
B. Yahyâ (Ö. 268/881), Satım Akdine Konu Olan Malların Az Veya Çok Tasarrufa
Uğramalarını Göz Önüne Alarak Fâhiş Gabni; Gayr-İ Menkullerde %20,
Hayvanlarda % 10 Ve Menkul Ticaret Eşyasında %5 Olarak Sınırlamış Ve Piyasa
Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak Yapılacak Satışların
Fâhiş Gabn Derecesinde Olduğunu Belirtmiştir (İbn Nüceym, El-Bahru'r-Râik,
Mısır 1334, Vıı, S.169). Mecelle 165. Maddesinde Aynı Ölçüleri Esas
Almıştır. Bu Nisbetler Uygulama İle İlgilidir. Günlük Hayatta, Çok Vukû
Bulan Muâmelelerde Aldanma İhtimâli Azalırken, Nâdiren Yapılanlarda Yükselir
(Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I, S.247). Yukarıdaki
Nisbetlere Varmayan Aldatmalar, Az Aldatma Sayılır.
Yesîr Gabnin Satım Akdine
Bir Etkisi Olmaz Ve Akdi Feshetmeye İmkân Vermez. Çünkü Bundan Sakınmak
Güçtür. Günlük Hayatta Çok Olağan Bir Durumdur. İnsanlar Normal Olarak Bunu
Müsâmaha İle Karşılarlar. Hanefîler Üç Durumu Bundan Müstesna Kıldılar Ki,
Bunlarda Töhmet Sebebiyle, Yesîr Gabn Yüzünden Akdi Feshetmek Mümkün Olsun.
Bu Haller Şunlardır:
A) Serveti Borcunu
Karşılamayan Borçlunun Tasarrufu. Böyle Bir Borçlu, Yesîr Gabnle De Olsa
Malından Birşeyi Sattığı Veya Satın Aldığı Zaman, Borçluların Akdi Fesih
Hakkı Vardır. Ancak Diğer Tarafın Gabni Kaldırması Durumu Müstesnâdır. Çünkü
Borçlunun Tasarrufu, Alacaklıların İcazetine Bağlıdır. İcazet Verirlerse
Akit Yürürlük Kazanır, Vermezlerse Bâtıl Olur.
B) Ölüm Hastasının
Tasarrufu. Ölüm Hastası Yesir Gabnle Mal Satsa Veya Satın Alsa,
Alacaklıların Veya Bunların Ölümü Hâlinde Vârislerin, Bu Tasarrufu Fesih
Talep Etme Hakkı Vardır. Ancak Karşı Tarafın Gabni Kaldırması Durumu
Müstesnâdır.
C) Vasînin, Yetimin Bir
Malını Kendi Oğlu Veya Karısı Gibi Lehine Şahitlik Yapması Caiz Olmayan
Kimselere Yesîr Gabnle Satması Hâlinde Akit Bozulur.
Fâhiş Gabn İse, Âkidin
Rızasına Etkili Olur Ve Onu Ortadan Kaldırır. Ancak Bu Şekilde Aldatılan
Kimsenin Akdi Feshedip Edilmeyeceği İhtilâflıdır.
Hanefilere Göre, Fâhiş
Gabnin Satım Akdini Feshe Sebep Olması İçin Hile (Tağrîr) İle Birlikte
Bulunması Gerekir. Tağrîr; Bir Kimseyi Söz, Fiil Ve Davranışlarıyla
Etkileyerek, Satım Akdinin Onun Yararına Olduğunu Telkin Etmek Ve Onu Piyasa
Fiyatının Dışında Bir Satış Bedeline Razı Etmektir. Burada Aldatmanın Çok
Ciddî Nitelikte Olması Gerekli Değildir. Taraflardan Birisinin Veya Dellâl
Gibi Üçüncü Bir Şahsın, Sözlerine, Akdi Yapmaya Sevkedici Nitelikte Yalan
Karıştırması Fesih Hakkının Doğması İçin Yeterlidir. Yalan Ve Hile
Bulununca, Aldatılan Ma'zûr Sayılır. Çünkü Satım Akdine Rıza, Aldatmanın
Bulunmaması Esasına Dayanır. Aldatma Olunca, Rıza Tam Olarak Bulunmuş
Sayılmaz.
BAŞA DÖN
Ancak Hanefiler Üç Durumda
Aldatma Olmasa Bile Fâhiş Gabn Hâli Gerçekleşince Akdi Feshetmeyi Caiz
Görürler. Bunlar: Beytu'l-Mal'ın Malları, Vakıf Mallar Ve Küçüklük, Akıl
Hastalığı Yahut Sefâhet Gibi Sebeplerle Hacir Altında Bulunanların Malları
(Ali Haydar, A.G.E., I, S.588, 589; Mecelle, Mad. 356
Hanbelîlere Göre Aldatma
Olsun Veya Olmasın Fâhiş Gabn Hâli Varsa Şu Üç Durumda Aldatılan Satım
Akdini Feshedebilir.
A) Şehre Mal Getirenleri
Yolda Karşılama. Bu, Şehre Mal Getiren Kimseleri, Henüz Şehir Merkezine
Ulaşmadan Yolda Karşılamak Ve Eşya Fiyatlarını Öğrenmesine Fırsat Vermeden
Malını Satın Almaktır. Bu Haramdır Ve Bir Ma'siyettir. Bunlarda Fâhiş Gabn
Hâli Varsa Satım Akdini Bozma Hakkı Vardır. Çünkü Hz. Peygamber "Mal Getiren
Binitlileri Yolda Karşılamayınız" (Buhârî, Buyû', 72, İcâze, 11, 19; Müslîm,
Buyû', 21; Ebû Dâvûd, Buyû', 45) Buyurur: Şâfiîler De Bu Görüştedir.
B) Hileli Açık Arttırma (Neceş),
Satışa Arzedilen Malın Fiyatım Arttırmaktır. Kişi Bunu Satın Almak İçin
Değil, Başkasını Aldatmak İçin Yapar. Burada Müşteri İçin, Arttıranın Almayı
İstemediğini Bilmediği Zaman Muhayyerlik Hakkı Sâbit Olur. Şâfiîlere Göre Bu
Durumda Muhayyerlik Hakkı Yoktur (Muğni'l-Muhtac; Iı, S, 37; El-Mühezzeb, I,
S.291).
C) Satıcıya Fiyat
Konusunda Güvenen Kimse (Müstersil). Bu, Eşya Fiyatlarını Bilmeyen, Pazarlık
Yapmayı Sevmeyen Ve Satıcıya İtimat Eden Kimsedir. Daha Sonra Fiyatta Büyük
Bir Aldatma Durumu Ortaya Çıksa Alış-Verişi Bozmak İçin Muhayyerlik Hakkı
Doğar. Mâlikîler, Bu Üç Durumda Da Satım Akdinin Geçerli Olduğunu; Ancak Bu
Şekildeki Alış-Verişin, Hadislerdeki Yasaklama Yüzünden Haram Olduğunu
Söylerler (Vehbe Ez-Zühaylî, El-Fıkhu Î İslâmî Ve Edilletuhu, Dimaşk,
1405/1985, Iv, S.223, 224).
Şâfiîlere Göre Fâhiş
Gabnin Satım Akdine Bir Etkisi Bulunmaz. Aldatma Olsun Veya Olmasın Hüküm
Değişmez. Çünkü Aldatma, Çoğu Zaman Aldatılanın Kusuru Yüzünden Vukû Bulur.
Alıcı, Anlayan Birisine Sorsa, Gabn Meydana Gelmezdi (Muğnî'l Muhtâc, Iı,
S.36).
Ebû Hanîfe'ye Göre
Alış-Veriş İçin Mutlak Vekil Kılınan Kimse; Müvekkilinin Malını Fâhiş Veya
Yesîr Gabnle Yahut Benzer Fiyatıyla; Kısaca Kendisinin Uygun Gördüğü Bir
Fiyatla, Yahut Şart Muhayyerliği İle Satabilir. Ancak Bu Malı Kendisine Veya
Lehlerine Şahitliği Geçerli Olmayan Hısımlarına Satması Durumu Müstesnâdır.
İmam Muhammed Ve İmam Ebû Yusuf'a Göre İse, Alış-Verişe Vekil Olan Kimse,
Satım Akdini Fâhiş Gabinle Yapsa, Menfaati İhlâl Olunan Kimse Fesih
Talebinde Bulunabilir (Ali Haydar, Düraru'l Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm,
I. S,138, 589, Iıı. S, 921; Mecelle, Mad. 64, 356, 1494).
İmam Mâlik (Ö 179/795)'E
Göre, Fâhiş Gabn Terimiyle İfade Edilen Çok Aldanma, Malın Kıymetinin Üçte
Biri İle Sınırlandırılmıştır. Buna Göre Bir Mal, Kıymetinin Üçte Birinden
Daha Yüksek Veya Üçte Birinden Daha Az Bir Fiyatla Satılmış Olsa Fâhiş Gabn
Meydana Gelmiş Olur. Eğer Bu Miktar Aşılmamışsa Az Bir Aldanma Olur Ki, Bu
Olağandır (El-Cezîrî, Kitâbu'l-Fıkıh Ale'l Mezâhibi'l Erbaa, Iı. S, 284). Hz.
Ebû Bekir (Ö.13/634) Halife İken Vâlilerine Yaptığı İrşâdında Fâhiş Gabn
Nisbetini Üçte Bir Olarak Belirtmiştir. İmam Mâlik'in Dayandığı Delil Hz.
Ebû Bekir'în Bu Uygulamasıdır. Daha Sonra Mâlikî Mezhebinde, Bir Yüzde
Vermek Yerine, Gabn Şöyle Tarif Edilmiştir: Bir Malın, Kıymetinden Açık Yani
Göze Batan Bir Şekilde Fazla Veya Eksik Bir Fiyatla Satılmasıdır. Fazlalık
Veya Noksanlık Açık Olduğu Zaman Fâhiş Gabn Meydana Gelir. Hanbelilerin Bu
Konudaki Görüşü De Mâlikîler Gibidir (İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, S. 585; El-Cezîrî,
A.G.E Iı, S. 284; Gazzâlî, İhyâu Ulûmi'd-Din, Mısır 1375/1956, Iı, S. 72).
İslâm Hukukunun Gabn Ve
Tağrir (Hile) Konusunda Açık Ve Kesin Bir Sınır Getirmeyişinin Amacı,
Nisbetlerin Tesbitini Beldelerin Örflerine Bırakmaktır. Çünkü Ekonomik
Bakımdan Kalkınmış Ve Paranın Değerini Korumayı Hattâ Sürekli Yükseltmeyi
Başarmış Ülkelerde Fiyatlar Çoğu Zaman İstikrarlıdır. İnsanlar Uzun Süre,
Bazan Yıllarca Aynı Seviyede Kalan Piyasa Fiyatlarının Dışına Çıkılmasına
Razı Olamaz. Fakat Paranın Sık Sık Değer Kaybettiği Ve Eşya Fiyatlarının
Sürekli Olarak Arttığı Bir Ekonomide, İnsanlar Fiyat Değişikliklerine
Alışırlar; Bu Yüzden Meselâ %5 Olan Menkul Eşya Fâhiş Gabn Nisbeti Önemini
Kaybedebilir. Bu Yüzden Bazı Avrupa Ülkelerinde Ve Türk Borçlar Kanununun
21. Maddesinde, Aşırı Yararlanma Adı Verilen Gabn Hâlinin Meydana Gelmesi
İçin İki Şart Konulmuştur. Mal Ve Satış Bedeli Arasında Aşırı Bir
Nisbetsizlik Bulunmalı Ve Bu Nisbetsizlik Karşı Tarafın Özel Durumunun
İstismar Edilmesinden Doğmuş Olmalıdır. Darda Kalma, Hıffet Hâli Ve
Tecrübesizlik, Özel Durumun Belirtileridir (Kefalettin Birsen, Borçlar
Hukuku Dersleri; İstanbul 1954, S.104 Vd; Kemal Tunçomağ, Borçlar Hukuku
Genel Hükümler, I, S. 227 Vd).
İslâm'da, Fâhiş Fiyatla
Satın Alınan Mal Elden Çıksa, Tüketilse Veya Malda Geri Vermeye Engel Bir
Eksiklik Meydana Gelse Artık Fesih Hakkı Kullanılarak Satım Akdi Bozulmaz
(Ali Haydar, A.G.E, I, S. 586, 587).
BAŞA DÖN
Gabn-İ Fâhiş (Malı Değerinin Çok Üstünde Satmak)
Alış-Verişte Büyük Aldatma
Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi. Gabn; Aldatmak, Eksiltmek
Anlamındadır. İslam Hukukçuları Bu Kelimeyi Genelde Hususi Akitlerde Anlaşma
Zamanında Akitte Her İki Tarafın Bedelinin Birbirine Eşit Olmadığım, Diğer
Bir İfadeyle, Satıcı Veya Müşteri Aleyhine Meydana Gelmiş Olan Bir Aldanmayı
İfadede Kullanmaktadırlar.
Gabn, "Gabn-İ Fâhiş" Ve "Gabn-İ
Yesîr" Olmak Üzere İki Çeşittir. En Genel Anlamda, Gabn-İ Fâhiş "Normalden
Fazla Aldanmayı", Gabn-İ Yesîr De
"Olağan Ve Basit
Aldanmayı" İfade Eder. Azlık Ve Çokluk İzâfi Olduğu İçin, İslâm Hukukçuları,
Hangi Aldanmanın Gabn-İ Fâhiş, Hangisinin Gabni Yesîr Olduğunu Mümkün
Mertebe Kesin Bir Ölçüye Bağlamaya Gayret Sarfetmişlerdir. Ancak, İslâm
Hukuk Ekollerinin Gabn-İ Fâhişi Tesbit Ölçüleri Birbirinden Farklı Olduğu
İçin, Gabn-İ Fâhiş Ve Gabn-İ Yesîr Anlayışları Da Büyük Ölçüde Farklılık
Arzeder.
Hanefi Ekolünde, En Genel
Tarifiyle Gabn-İ Fâhiş; "Herhangi Bir Malı, O Malın Fiyatı Hakkında,
Bilirkişilerin Tesbit Ettiği Tahmini Fiyattan Oldukça Fazla Bir Fiyatla
Satma Ya Da Satın Alma Durumu"; Gabn-İ Yesîr İse, "Bir Malı, Bilirkişilerin
Tahmin Sınırları İçerisinde Kalan Bir Fiyatla Satma Ya Da Satın Alma
Durumudur." Meselâ; Bir Mal Yüz Lira Üzerinden Satın Alınmış, Daha Sonra,
Bilirkişilerin Görüşüne Başvurulmuş, Bilirkişilerin Bir Kısmı Sözkonusu
Malın Değeri Hakkında, Bu Mal Ancak Altmış Lira Eder; Bir Kısmı, Elli Lira
Eder; Diğer Bir Kısmı İse, Bu Mal Ancak Yetmiş Lira Eder Derse Bu Durumda, O
Malın Yüz Liraya Alınması Durumunda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olur.
Şâfiî Ekolünde İse, Gabn-İ
Fâhiş; Bir Malın, Kendine Denk Bir Malın Fiyatından (Semen-İ Misil) Daha
Fazla Bir Fiyata Satın Alınması Durumunda Sözkonusu Olur. Bir Malın Aynısı
Veya Yakın Benzeri Piyasada Yüz Liraya Satılıyorsa, O Malı Yüzyirmi Liraya
Satın Almak Gabn-İ Fâhiştir.
Mâlikî Ekolünde De, Gabn-İ
Fâhişin Ölçüsü, Genelde Aldanmanın, Malın Değerinin Üçte Biri Nisbetinde
Veya Bundan Daha Fazla Olması Olarak Tesbit Etmiştir (İbn Cüzey, El-Kavânînu'l-Fıkhiyye,
Beyrut (T.Y.), S. 177.)
Mecelle'de Gabn-İ Fâhişin
Ölçüsü Malların Çeşidine Göre Ayarlanmıştır. Buna Göre, Menkul Ticaret
Mallarında %5 Veya Daha Fazla; Hayvanda % 10 Veya Daha Fazla; Gayr-İ
Menkulde %20 Veya Daha Fazla Aldanma Gabn-İ Fâhiştir (Mecelle, Md.165). Bu
Oranlama Malın Gerçek Değerine Göre Yapılacaktır.
Gab-İ Fâhişin Akitlerin
Sıhhatine Etkisine Gelince; İslâm Hukukunda Kâr Yasaklanmadığı İçin, Hukukî
Ehliyete Sahip Kişilerin Yaptıkları Karşılıklı Borç Yükleyen (Muâvazalı)
Akitlerde, Akdi Yapan Kişilerin (Taraflar) Elde Ettikleri Yararların Farklı
Olması, Genel Anlamda Meşrû Görülmüştür. Bu Yüzden, Normal Sınırlar
Çerçevesinde Cereyan Eden Bu Yarar Farklılığına Müdâhale Edilmemiştir. Ancak
Bu Serbestliğin Kötüye Kullanılması (Hile, Tağrîr) Ve İnsanların
İhtiyaçlarının Ve Saflıklarının İstismar Edilmesi Durumunda Sözkonusu
Haksızlığı Kaldırmak İçin Hukukî Hayata Müdâhale Edilmiştir. Şöyle Ki;
Alım-Satımda, Kasden Aldatma (Tağrîr) Amacı Olmaksızın, Gabn-İ Fâhişin
Sözkonusu Olması Durumunda, Aldanan Taraf Gerek Satıcı Gerekse Müşteri Olsun
Akdi Feshedemez. Bunun İstisnası Yetim Malıdır. Kasden Aldatma Amacı Olmasa
Bile, Yetim Malı Gabn-İ Fâhişle Satılırsa, Yetimin Haklarını Korumak
Bakımından Bu Akdin Feshedilmesi Gerekli Görülmüştür. Kamu Malları Da Aynı
Hükme Tabidir (Mecelle, Md. 356).
Ancak, Akdin Taraflarından
Biri Diğerini Aldatmak Suretiyle, Alım-Satımda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olursa
Aldanan Taraf (Mağbûn) Alım-Satımı Feshetme Hakkına Sahiptir. Bu Fesih
Hakkına "Gabn Ve Tağrîr Muhayyerliği" Denilir (Mecelle, Md. 357; Geniş Bilgi
İçin Bkz. İbn Âbidîn, Muhammed Emin, Tahbîru't-Tahrîr, Fi İbtâli'l-Kadâ Bi'l-Feshi
Bi'l-Ğabni'l-Fâhiş Bilâ Tağrîr, Resailu İbn Âbidîn, Iı, 66-82).
BAŞA DÖN
Gabn-İ
Yesîr( Alış Verişte Hile İle Çok Kazanmak)
Alış-Verişte Basit Bir
Aldatma Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi.
Gabn; Aldatmak, Aşırı
Yararlanmak Ve Bir Şeyin Miktarını Eksiltmek Gibi Anlamlara Gelir. Bir Terim
Olarak İse; Hususî Akitlerde, Anlaşma Sırasında, Akitte İki Tarafın
Bedellerinin Eşit Olmamasıdır. Gabn, Miktar Ve Derecesine Göre İkiye
Ayrılır: Gabn-İ Fâhiş (Çok Aldatma) Ve Gabn-İ Yesir (Az Aldatma).
İslâm Hukukunda,
Alış-Verişte Kâr Yasaklanmadığı Gibi Ona Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak
Alış-Verişte Yalan, Hile, Satılacak Mallarda Bulunmayan Sıfatlarla Malı Övme
Veya Satılan Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır (El-Cezîrî,
Kitâbü'l-Fıkh Ale'l-Mezâhibi'l-Erbaâ, Iı, 283, 284). Tarafların Yalan Ve
Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok Yüksek Veya Çok Düşük
Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa
Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına
Çıkılınca Gabn (Aldatma) Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da
Artar. Gabn-İ Yesîrin, Satım Akdinin Sıhhatine Zarar Vermeyeceği İttifakla
Kabul Edilmiştir. Çünkü Bundan Kaçınmak Güçtür. Diğer Yandan, İnsanlar Az
Miktardaki Aldanmalara Razı Olurlar. Çok Aldatmanın Miktar Ve Sınırı
Hakkında İse Kesin Bir Nass (Delil) Yoktur. Bu Konuda, Piyasadaki
Uygulamaları Dikkate Alan Müctehidlerin Ortaya Koyduğu İctihadlar İse Farklı
Olmuştur (El-Cezirî, A.G.E., Iı, 284, 285).
Hanefîler Bir Malın Piyasa
Fiyatını Veya Piyasadaki Kıymetini Ölçü Alarak Gabni Belirlemeye
Çalışmışlardır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek Ölçüde,
Yüksek Veya Düşük Fiyatla Yapılan Satım Akdinde Gabn Vardır. Meselâ;10
Liraya Alınmış Mala Bilirkişilerden Biri Beş, Diğeri Altı, Başka Birisi De
Yedi Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana
Gelmiş Olur (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv,159). Fâhiş Gabn Derecesine
Ulaşmayan Az Aldatmalar İse Gabn-İ Yesîr Adını Alır.
Belh Fakîhlerinden Nusayr
B. Yahyâ (Ö. 268/881) Alış-Verişte Fâhiş Gabn Miktarlarını, Gayr-İ
Menkullerde %20, Diğer Menkul Mallârda %5, Hayvanlarda % 10 Olarak
Sınırlamış Ve Piyasa Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak
Yapılacak Satışların Fâhiş Gabn Derecesinde Olacağını Belirtmiştir (İbn
Nüceym El-Bahru'r-Râik, Mısır 1334, Iı, 169).
İşte Yukarıda Belirtilen
Nisbetlere Varmayan Aldanmalar Az Aldanma (Gabn-İ Yesîr) Sayılır Ve Bunun
Akde Etkisi Olmaz. Meselâ; Piyasa Fiyatı Dokuz-On Bin Lira Arasında Olan
Menkul Bir Malın Onbinikiyüzelli Veya Sekizbinsekizyüz Liraya Satılması
Gibi; Çünkü Bu Malın Fâhiş Gabn İçin Üst Sınırı Onbinbeşyüz, Alt Sınırı İse
Sekizbinaltıyüzelli Liradır (Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm,
I, 238).
Ancak Paranın Sık Sık
Değer Kaybettiği, Eşya Fiyatlarının Yükseldiği Ekonomilerde Yukarıda
Belirtilen Gabn Miktarı Önemini Kaybedebilir. Çünkü Böyle Bir Piyasada
Meselâ %5 Olan Menkul Mal Gabn-İ Fâhiş Miktarı Onbin Liralık Malda Beşyüz
Liraya Tekâbül Eder. Böyle Bir Malı Onbinbeşyüz Veya Onbirbin Liraya Satın
Alan Kimse Aldatıldığını Düşünmez. Mâlikî Mezhebine Göre Gabn-İ Yesîrin,
Malın Kıymetinin Üçte Birinden Az Olan Aldatmada Gerçekleşmesi Gabn
Konusunda İslâm'ın Esnek Bir Yol İzlediğini Gösterir (El-Cezîrî, A.G.E., Iı,
284; İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, 585). (Ayrıca Bk. Gabn).
BAŞA DÖN
Gadr, Gaddarlık (İhanet)
Vefasızlık, İhanet,
Verilen Sözü Yerine Getirmemek, Ahdi Bozmak. Arapça'da "Gadîr Veya Gaddâr
Adam" Denilince, Sözüne Hiç Güvenilmeyen Kişi Anlaşılır (İbnü'l-Manzûr,
Lisânü'l-Arab, Beyrut 1388/1968, V, 8vd; Er-Râgıb El-Lsfahânî, El-Müfredât,
İstanbul 1986, S. 536-537). Ayrıca Söz Konusu Anlamlarla Yakından Alakası
Olan Bir Şeyi İhlâl Etmek Ve Bırakmak Manasına Da Gelir (Firûzâbâdî, Besâiru
Zevi't-Temyîz, Beyrut T.Y. Iv, 122). Nitekim Kur'an-I Kerim'de Şu Ayetlerde
Bu Manadadır: "O Gün Dağlan Yürütürüz. Yer Yüzünü Dümdüz Ve Pürüzsüz
Görürsün. (İnsanları) Kabırlerinden Kaldırıp Mahşer Yerinde Toplarız Da,
Onlardan Hiç Birini Geride Bırakmamış Oluruz" (El-Kehf, 18/47). "Aşmel
Defteri Konulmuştur. Günahkarları (O Amel Defterindeki Yazılı) Şeylerden
Titreyerek Korktuklarını Ve " Eyvah! Bu Nasıl Defterdir Ki, Bize, Küçük
Büyük Hiçbir Şey Bırakmayıp, Hepsini Sayıp Dökme" Dediklerini Görürsün. Zira
Dünyada İşlemiş Olduklarını Hazır Bulmuşlardır"(El-Kehf, 18/49).
İslâm'da Ahde Vefa
Emredilirken, İhanet Ve Vefasızlığın Da Yasaklandığı Kesin Emirlerle
Bildirilmiştir. Fakat, Kur'an-I Kerim'de Ahde Vefa Gadr Kelimesinden Ziyade,
Türkçe'de De Kullandığımız, "Hıyanet" Kelimesi Ve Türevleri İle "Ahd" Ve
"Vefa" Kelimeleri İle İfade Edilmiştir: "Öyle Ki, Onlar Kendileri İle
Yaptığın Anlaşmayı Her Defasında Hiç Korkmadan (Çekinmeden) Bozarlar.
Savaşta Onları (Her Ne Zaman Yakalarsan, Öylesine Bozguna Uğrat, Darmadağın
Et Ki, Arkalarındakiler Öğüt Ve İbret Alsınlar. Şayet Bir Topluluğun
(Milletin) Hıyanetinden Korkarsanız, Eşit Ölçülere Göre Sen De Anlaşmayı
Bozup (Suratlarına) At! Çünkü Allah Hainleri Sevmez" (El-Enfâl, 8/56-59).
Gadr, Yapılan Anlaşmayı
Bozmak Manasında Hadislerde De Kullanılmıştır. (Buhârî, Cizye, 7). Gerek
Ayetlerde, Gerekse Hadislerde, Karşı Taraf Anlaşmayı Bozmadıkça,
Müslümanların Anlaşmayı Bozmamaları Emredilmiştir. Öbür Taraftan, Bir Ayette
"Ey İman Edenler! Yaptığınız Akidleri Yerine Getiriniz..."(El-Mâide, 5/1).
Buyurulurken, Diğer Bir Ayette Yüce Allah İsrailoğullarına (Yahudilere)
Kendilerine Verdiği Nimet Ve İhsanları Hatırlatarak, "Ahdimi Yerine Getirin
Ki, Ben De Ahdimi Yerine Getireyim..."(El-Bakara, 2/40), "Elest Bezminde"
Kullardan Aldığı Söze Sadık Kalmalarını Emretmektedir. (Gadr Kelimesi Ve
Türevlerinin Geçtikleri Hadisler İçin Bkz. Buhârî, Cizye, 7, 22; Ebû Dâvûd
Cihad,150, Müslim, Cihad, 73; İbnü'l-Esîr, En-Nihâye Fi Garîbi'l-Hadîs, Iıı.
344-345). Meselâ Burada, İnsanları Evinde Bırakıp, Hapsedecek Kadar Şiddetli
Karanlık Manasına Gelen Ve "Gadr" Kelimesinden Türeyen "Muğdire" Kelimesinin
Geçtiği Bir Hadis Şöyledir: "Şayet" "Hur-I Iyn'den" Bir Kadın, Dünyaya
İnsanların Dışarı Çıkamadığı Şiddetli Karanlık Bir Gecede Doğsa (İnse),
(Bütün) Dünya Üzerindeki Şeyleri Aydınlatırdı.
Söz Konusu Gadr Veya
Gaddarlık Türkçe'de Arapça'daki Manalarından Daha Değişik Manalarda
Kullanılmıştır. Dilimizde "Zulüm, Hiç Merhameti Olmayan, Zalim,
Merhametsizlik Veya Merhametsiz İnsafsız" Manalarında Kullanılan Bu
Kelimelerin Bu Manalarıyla De İslâm Dininde Yasak Olan Fiilleri Ve
Müslümanlara Yakışmayan Sıfatları İhtiva Eder. "Allah'ın, İnsanlardan
Kendisine En Çok Kızdığı Buğzettiği Kişi, Husumette Gaddâr Olandır" (Tecrîd-I
Sarih Tercemesi, Vııı, 387). Buradan Hareketle, Türkçe'de Kullanılan Gaddâr
Kelimesinin Zulüm Ve Düşmanlıkta Zalimden Bir Derece Daha Aşırı Olanı İfade
Ettiğini Anlamak Mümkündür.
BAŞA DÖN
Gaib
Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir?
Gaib Bir Ölü Üzerine
Cenaze Namazı Kılınabilip Kılınamayacağı Hususunda İhtilaf Vardır. Şafii İle
Hanbeli Mezheblerine Göre Kılınması Caizdir. Çünkü, Daha Önce İslam'ı Kabul
Eden, Habeşistan Kralı Necaşinin Vefatını Vahiy Yoluyla Öğrenen Peygamber
(Sav) Müslümanları Namazgaha Çıkarttı Ve Onun Cenaze Namazını Kıldırdı.
Ancak Farz-I Kifaye Olan Cenaze Namazı Yerine Geçmez, Yani Bununla İktifa
Edilmez. Mutlak Cenazenin Bulunduğu Yerde Cenaze Namazını Kılmak Gerekir.
Hanefi İle Maliki Mezhebine Göre Gaib Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılınmaz.
BAŞA DÖN
Ganimet
Daru'l-Harb*De Yaşayan
Gayr-İ Müslim (Kâfir)Lerle Yapılan Savaş Esnasında Veya Savaşan İki Ordunun
Karşılaşmaları Sırasında Gazilerin Kuvveti İle Düşmandan Alınan Mal. Ganimet
Mallarından Taşınabilir Olanlarına, Ganâim-İ Me'lufe; Taşınmaz Mallara,
Ganaim-İ Gayr-İ Me'lufe Denir. Enfâl De Denilen Ganimet Mallarına, Genel
Anlamda Ganâim-İ Hâlise; Beşte Biri Devlet Hazinesine Ayrıldıktan Sonra
Gazilere Dağıtılan Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Maksûme; Düşmandan Alınıp Da
Henüz Gaziler Arasında Taksim Edilmeyen Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Gayr-I
Maksûme; Devlet Başkanının Veya Ordu Emîrinin, Savaşa Teşvik İçin Gazilere
Fazladan Verdiği Ganimet Mallarına Neıl (Çoğulu Enfâl) Denir. Kur'an'ın
Sekızınci Suresine, Ganimetlerden Bahsettiği İçin "El-Enfâl Sûresi"
Denilmiştir. Düşmandan Harbetmeksizin Alınan Ganimete De "Fey" Denir.
"Allah'ın Onlardan
Peygamber'ine Verdiği Fey'e Gelince, Siz Bunun Üzerine Ne Ata, Ne Deveye
Binip Koşmadınız..."
"Allah'ın, O Kent
Halkından, Resulune Verdiği Ganimetler Allah'a, Resule, Ve Ona Akrabalığı
Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara, (Yolda Kalmış) Yolcuya Aittir... '
"(Bilhassa O Fey'), Hicret
Eden Fakirlere Aittir..." (El-Haşr, 59/6, 7, 8).
"Sana Savaş
Ganimetlerinden Sorarlar; De Ki: Ganimetler, Allah'ın Ve Resulunundur..."
(El-Enfâl, 8/1).
"... Bilin Ki Ganimet
Aldığınız Şeylerin Beşte Biri, Allah'a, Resulune Ve (Resul İle) Akrabalığı
Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir..."(El-Enfâl 8/41)
(Ayrıca Bk: Âl-İ İmrân 3/161, En-Nisâ, 4/94, El Ahzâb 33/50, El-Fetih 48/15,
19, 20).
"Artık Elde Ettiğiniz
Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin..." (El Enfâl, 8/69).
Vaktiyle Müslümanlar
Tarafından Fethedilerek Ya Mücâhidlere Veya Diğer Müslümanlara, Mülk Olarak
Verilen Arazilerin (Arap Yarımadası Ve Basra Arazisi Gibi) Mahsullerinden
Öşür (Onda Bir, Yahut Yirmide Bir Hisse) Adıyla Alınan Vergi İle Tüccardan
Alınan Gümrük Vergisi İslâm Devletinin Önemli Bir Geliri İdi. Bunlar;
Fakirlere, Parasız Kalan Yolculara, Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara, Hürriyeti
İçin Anlaşma Bedelini Ödeyemeyen Kölelere Harcanırdı.
Müslümanlar Tarafından
Zorla Zapt Ve Fethedildiği Halde Müslüman Olmayan Eski Sahibinin Elinde
Bırakılan Veya Hariçten Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Mülk Olarak Verilen Yahut
Sulh İle Fethedilip De Bir Vergi Karşılığında Gayr-İ Müslim Halka Terk
Olunan Arazilerden Alınan Haraç (Adı Altında Alınan Vergi), İslâm Ülkesinde
Yaşayan Gayr-İ Müslimlerden, Korunma Karşılığı Alınan Cizye, Yabancılardan
Alınan Hediyeler Ve Harpsiz Olarak Elde Edilen Sulh Bedelleri De İslâm
Devletinin Gelirlerindendir. Bu Gelirler, Müslümanların Menfaati Olan
Sınırları Koruma, Yol, Köprü Yapım Ve Tamiri, Asker Ailelerinin Geçimini
Sağlama, Devlet Memurlarının Ve İlim İle Uğraşanların Maaşlarını Ödeme Gibi
Yerlerde Harcanırdı. Rikâz Adı Verilen Madenler İle Bulunup Çıkarılan
Hazinelerin Ve Harp Neticesinde Düşmandan Alınan Ganimetlerin Muayyen Bir
Kısmı Fakirler, Kimsesiz Yetimler Ve Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara
Sarfedilirdi.
Vâris Bırakmadan Ölenlerin
Malları, Velisi Bulunmayan Maktullerin Kan Bedelleri, Sahibi Bulunmayan
Yitik Mallar, Sahibi Bilinmeyen Terk Edilmiş Çocukların Ve Velisi Olmayan
Fakir Çocukların Nafakalarına, Tedavi Ücretlerine, Techiz Ve Tekfinlerine,
Hastahanelere Sarf Edilirdi.
BAŞA DÖN
Ganîmetlerin
Taksimi
Halkına Karşı Savaş Açılan
Bir Ülke, Ya Sulh Yoluyla, Ya Da Savaşmak Suretiyle Zorla Fethedilir.
Müslümanlar, Bir Yeri Sulh Yoluyla Fethettikleri Takdirde Hem O Zamanki
Devlet Başkanı, Hem De Ondan Sonra Devlet Başkanı Olacak Şahıs, Anlaşma
Şartlarına Uymak Mecbûriyetindedir. Araziler, Anlaşmayı Kabul Eden Karşı
Tarafın Elinde Bırakılır. Böyle Bir Yerin Arazisi Üzerine Anlaşma Şartlarına
Göre Bir Vergi Konulmamışsa, O Arazi Öşr Suyu İle (Yağmur, Dere, Kuyu,
Çeşme) Sulanıyorsa, Öşr Üzerine; Haraç Suyu (Fetih Öncesi Sahiplerinin
Açtığı Kanal Suyu) İle Sulanıyorsa, Haraç Üzerine Anlaşma Yapılır, Buna Göre
Vergi Alınır. Müslümanların Gayr-İ Müslimlerden Savaşarak Elde Ettikleri
Araziler Hakkında Şu Hükümler Geçerlidir; Devlet Başkanı Bu Hükümlerden
Herhangi Birini Tatbik Etmekte Serbesttir.
1) Araziyi Eski Sahipleri
Elinde Bırakır, Kendilerine Diğer Ganimet Mallarından Barınabilecekleri
Miktarda Mal Verir. Arazilerinden Haraç, Kendilerinden De Cizye Alır. Hz.
Ömer Irak'ı Fethettiğinde Böyle Yapmıştır.
2) Fethettiği Bölge
Ahâlisini Oradan Çıkarır, Yerlerine Hariçten Getirilen Gayr-İ Müslimler
Yerleştirilir. Bu Tür Arazi, "Haraç Arazisi" Diye Adlandırılır.
3) O Belde Ahâlisi Kendi
İstekleriyle Müslüman Oldukları Takdirde, Arazileri Kendilerine Bırakılır
Veya O Arazi Ganimetler (Ganimeti Hak Eden Muhâripler) Arasında Taksim
Edilir. Resulullah (S.A.S.)'İn Feth Edilen Hayber Arazisi Hakkındaki
Uygulaması Böyledir.
4) Bir Kısmı Gaziler
Arasında Taksim Edilir, Diğer Kısmı Da Hazine Masraflarına Karşılık Devlet
İçin Alıkonulur. Bu Şekilde Ahâliye Verilen Veya Gaziler Arasında Taksim
Edilen Araziye "Öşrî Arazi" Denilir.
5) Herhangi Bir Taksimat
Yapılmaksızın Bütün Arazi, Müslümanlar Adına Devlet Tarafından Muhâfaza
Edilir. Böyle Araziye "Memleket Arazisi, Mirî Veya, Emîrî Arazi" Denir.
İmam Mâlik'e Göre
Savaşarak Fethedilen Araziler, Gânimler Arasında Taksim Edilmez; Devlet
Tarafından Vakıf Olarak Muhâfaza Edilir. Elde Edilen Haraçı Müslümanların,
Cihad, Mescid, Köprü Gibi Masraflarına Sarfedilir.
İmam Şâfiî'ye Göre Böyle
Araziler Diğer Ganimetler Gibi Beş Kısma Ayrılır. Bunlardan Bir Kısmı Devlet
Hazinesine, Beşte Dördü İse Mücâhidlere Taksim Edilir.
Hanefi Mezhebine Göre
Gaziler Arasında Taksimatı Yapılmasına Karar Verilen Araziler, Diğer Ganimet
Malları Oranına Göre Taksim Edilir. Ganimetlerden Menkul (Taşınabilir)
Malların Taksimi: Ganimet Mallarının Beşte Biri Allah'a (Ayette Geçen Bu
İfade, Teberrüken Zikredilmiştir), Resulune, Onunla Akrabalığı Bulunanlara,
Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir (El-Enfâl, 8/41). Yolculardan
Maksat, Yolda Parası Kalmayanlardır. Geriye Kalan Beşte Dördü İse
Muhâriplere Taksim Edilir. Muhâriplerden Piyade Olanlar Bir, Süvari Olanlar
İse İki Hisse Alırlar. Kumandan Da Bir Fert Gibi Hisse Alır.
BAŞA DÖN
Bizzat Harbe Katılanlar
Hisse Aldığı Gibi Bunlara Yardım İçin Hazır Bulunan Erler, Savaş Sahasında
Bulundukları Halde Hastalık Ve Benzeri Özür Nedeniyle Savaşa Katılmamış
Olanlarla, Ganimet Malları Henüz İslâm Yurduna Getirilmeden Evvel Vefat Eden
Muhâriplerle Cihada Yardım Eden Kadınlara, Çocuklara, Kölelere, Zimmîlere
Ganimetten, Gazilerin Paylarından Daha Az Bir Miktar Verilir. Buna "Razh"
Denilir. Ganimet Mallarının Taksiminden Sonra Geriye Kalan Mal (Taksimi
Mümkün Olmayacak) Kadar Az Bir Miktar İse Veliyyü'l-Emr Tarafından Fakirlere
Dağıtılır.
Ganimet Mallarını Taksim
Edene "Sahibi Mekasım, Emîri Kısmet" Denir. Bu Memur İsterse, Taksimdeki
Güçlük Nedeniyle, Ganimet Mallarını Satar, Elde Ettiği Parayı Taksim Eder.
Bu Taksim, Veliyyü'l-Emr'in
İzni Olmadıkça Yapılamaz. Düşman Ülkesi Fethedilmediği Halde Elde Edilen
Ganimetin Beşte Biri Ayrıldıktan Sonra Geriye Kalanı Komutan Tarafından
Muhâriplere Taksim Edilir. Ganimet Mallarından Az Da Olsa Bir Şey Çalmak, Bu
Mallardan Daha Taksim Edilmeden Hıyanet Yoluyla Birşey Almak Büyük Günahtır.
Buna "Gulûl" Denir. Ganimet Toplayanlardan Biri Ganimet Mallarından Birşeyi
Telef Etse Ödemez; İmam Şâfiî'ye Göre İse Öder. Muhâriplerin, Gayr-İ
Müslimlerin Yurdunda, Denizlerinden Çıkardıkları Balık Ve Benzeri Şeyler İle
Karada Elde Ettikleri Av Hayvanları, Madenler, Hazineler Ganimet Malından
Sayılır. Muhâriplerin, İslâm Diyarı İle Küfür Diyarı Arasında Bulunan
Ormanda Veliyyü'l-Emr'in İzniyle Kesip İslâm Yurduna Götürdükleri Ağaç,
Ganimet Mallarından Sayılır; Mancınık Ve Gemi Yapımı İçin Kesilenler İse
Ganimetten Sayılmazlar. Ganimet Malları, İslâm Yurduna Götürülmeden Taksimi
Yapılmaz. Harp Hâlinde De Taksimat Caiz Değildir. Şâfiî, Hanbelî, Malikî Ve
Zâhirî Müctehidlerine Göre Bu Taksim, Düşman Yurdunda Da Yapılabilir.
Ganimet Malları İslâm Diyarına Hükümetçe Taşınması Mümkün Değil İse,
Mücâhidler Arasında Geçici Olarak Taksim Edilir, Onlar Vasıtasıyla İslâm
Yurduna Taşınır, Tekrar Hepsi Bir Yerde Toplanır. Esas Taksim Bundan Sonra
(İlk Taksime Göre) Yapılır. Muhâripler Taksimattan Önce Ganimet Malını
Satamazlar; Yenilip İçilecek Cinsten Olanlardan İstifade Edebilirler, Fakat
Saklayamazlar. Silah, Elbise, At Gibi Mallardan Da Geçici Olarak İstifade
Edilebilir, Sonra Taksimata Tabi Tutulur. Taksimattan Evvel Düşman Ülkesinde
Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten Birşey Verilmez. Ancak İslâm Yurduna
Döndükten Sonra Ve Ganimetin Taksiminden Evvel Ölen Muhâribin Mirasçılarına
Ganimetten Hissesi Verilir. İmam Şâfiî Ve Diğerlerine Göre, Düşmanın
Mağlubiyeti Kesinlik Kazandıktan Sonra Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten
Hissesi Verilir.
Enfâl Suresinin Kırk
Birinci Ayetinde De Belirtilen Hz. Peygamber'in Hissesi O'nun Vefatından
Sonra Sözkonusu Değildir. Abdulmuttalib Oğullarının Hisseleri De Yoktur. Bu
Hisseler Tamamen Devlet Hazinesine Bırakılır; Devlet Kanalıyla Da Fakir
Yetimler İle Diğer Miskinler Ve Parasız Kalmış Yolculara Harcanır. Bu
Hususta Diğer Mezhebler Değişik Görüş İler: Sürerler. Veliyyü'1-Emr Veya
Komutan Lüzum Görürse Fazla Bir Pay Veya Muayyen Bir Para Vermek Suretiyle
Mücâhidleri Harbe Teşvikte Bulunabilir. Buna "Tenfil" Denir.
Savaş Esirleri Hakkında
Yapılacak İşlem: Savaş Neticesinde Elde Edilen Esirler Hakkında Veliyyü'1-Emr
Serbesttir. Bu Esirlerden Fiilen Savaşa Katılanları Öldürebilir; Köle Ve
Câriye Yapabilir; İslâm Zimmetinde Emân Vererek Hepsine Hürriyetini
Verebilir; İslâm Esirleriyle Değiş Tokuş Yapabilir. Arap Müşriklerinin Esir
Erkekleri İse Ya İslam'ı Kabul Ederler Ya Da Öldürülürler.
Evzâî, Hasan İbn Muhammed
Et-Temîmî, Hasan El-Basrî, Hammâd B. Süleyman Gibi Müctehidlere Göre
Esirleri Öldürmek Câiz Değildir. Öldürülmelerinin Câiz Olduğunu İleri Süren.
Müctehidler, Bu Konuda Gereğine Göre Hareket Etmede Veliyyü'1-Emr'in Serbest
Olduğunu Söylerler. Müslümanların Eline Esir Düşmeden Evvel Müslüman Olan
İse Sadece Köle Yapılır. Düşmana Âit Köleler, Müslüman Olarak İslâm Ülkesine
İltica Etseler Veya Müslüman Olduktan Sonra Bulundukları Ülke Müslümanlar
Tarafından Zabtedilse Ya Da Müslüman Olmaksızın İslâm Ordusuna İltihak
Etseler, Derhal Hür Olurlar.
Düşmandan Alınan Esirler
Hakkında Köleleştirme Kararı Verilince Bunların (Diğer Ganimet Malları Gibi)
Beşte Biri Devlet Bütçesine Âit Olarak Ayrılır, Geriye Kalanı Gânimetler
Arasında Paylarına Göre Taksim Edilir. Bu' Durumda Kölelerin Öldürülmesi
Câiz Değildir. Esiri, Taksimden Evvel Öldüren Bir Mücâhide Sadece Ta'zir
Cezası Verilir, Keffâret Ve Diyet Ödetilmez. Komutan, İsyan Etmeleri Veya
Taraflarınca Kurtarılma İhtimalleri Olmadıkça, Esirleri Öldürmeye Yetkili
Değildir. Bir Yetki Devlet Başkanına Âittir. Esir Edilen Kadınlar, Çocuklar
Öldürülmez. Esir Edilen Kadınlar İslâm Yurduna Getirilince Eski Kocalarıyla
Nikâh İlişkileri Kesilmiş Olur. Kocaları Da Kendileri Gibi Esir Olan
Kadınların Nikâhları Devam Eder. Bakıma Muhtaç Olan Esir Çocuklar, Esir
Analarından Ayrılmazlar. Hanefîlere Göre Esirleri Karşılıksız Salıvermek
Caiz Değildir.
İmam Şâfiî Hariç, Diğer
Mezhebler De Aynı Görüştedir. Ekonomik Şartlar Zorlamadıkça Esirleri Para
Karşılığı Azat Etmek Hanefilere Göre Caiz Değildir. İmam Şâfiî Bu Görüşte
Değildir. Düşmandan Alınan Esirler, Müslüman Esirlere Mukabıl
Değiştirilebilir. Buna "Müfâdatu'l-Üserâ" Denir. Esir Düşen Müslümanları
Para, Silah, Hayvan Karşılığı Kurtarmak Caizdir. İslâm'ı Kabul Eden Bir
Esir, Müslüman Esir Karşılığında Değiştirilmez. (İlgili Hadisler İçin Bk.
Sahih-İ Buhârî Tecrîd İ Sarih Tercümesi, Vıı, 426, Vııı, 438, X, 340).
"Artık Elde Ettiğiniz
Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin" (El-Enfâl, 8/69). Allah'ın İnsanlar
İçin Takdir Ettiği Rızkın En Helâl Olanlarından Biri Ganimet Mallandır.
Savaş Ganimet İçin Yapılmaz; Allah'ın Kelâmını Yüceltmek, İslâm'ı Hâkim
Kılmak Ve Küfrün Galebesine Son Vermek Ve İslâm Adaletini Başka Ülkelere
Götürmek Gibi Ulvî Gayeler İçin Yapılır. Böyle Bir Gayenin Gerçekleşmesi
İçin Meydana Gelen Savaşta Ölenlere Allah Şehid Sıfatıyla Cenneti Nasib
Ederken; Sağ Olan Gazilere De Gösterdikleri Gayrete Bir Lütuf Olarak,
Düşmandan Alınan Ganimetleri Helâl Kılmıştır. Geçmiş Ümmetlere Ganimetten
İstifadeye İzin Verilmezken Bu Lütuf Muhammed (S.A.S.)'İn Ümmetine Takdir
Edilmiştir.
BAŞA DÖN
Garâmet (Alış Verişte Zarar Etmek)
Zarar, Ziyan, Alış-Verişte
Zarar Etmek, Zimmetinde Olup Da Edası Gereken Şeyi Ödemek Anlamında Bir
İslâm Hukuku Terimi.
İslâm'da Bir Kimse Malını,
Kâr Ekleyerek Satabileceği Gibi, Hiç Kârsız, Hatta Zararına Da Satabilir.
Zararına Satış Çeşitli Amaçlar İçin Yapılır. Meselâ Alıcıya Yardımda
Bulunma, Malı Bir An Önce Paraya Çevirme Ve Müşteriyi Dükkana Alıştırma
Gibi... Ancak Satıcının Sıkışık Durumundan, Samimiyetinden Veya Malın Gerçek
Değerini Bilmeyişinden Yararlanarak, Malı Değerinin Çok Altında Bir Fiyatla
Satın Almaktan Sakınmak Gerekir. Çünkü Hz. Peygamber, Darda Kalan Kimsenin
Bu Durumundan Yararlanarak Onunla Alış-Verişi Yasaklamıştır. (Ahmed B.
Hanbel, I,116). Diğer Yandan, Ashabı Kirâm Da Malın Değerini Bilmeyen
Satıcıyı Uyararak, Malı Gerçek Değeri Üzerinden Satın Almayı Tercih
Etmişlerdir. Böyle Bir Uyarmayla, Gerçekte Beşyüz Dirheme Alabileceği Atı,
Sekizyüz Dirheme Satın Alan Cerir B. Abdillah El-Becellî (Ö. 51/671) Bunun
Sebebini Soranlara Şu Cevabı Vermiştir: "Biz Alış-Verişte Hile
Yapmayacağımız Hususunda Allah Resulu'ne Söz Verdik" (İbn Hazm, El-Muhalla,
Mısır 1389 H., Ix, 454 Vd, Mesele: 1464).
Kârın Meşrû Olması, Riziko
Yüzündendir. Hiç Zarar Etmemek Veya Zarara Katlanmayı Kabul Etmeksizin Ana
Paraya Maktû İlâve Yaparak Almak Faiz Muamelesi Demektir.
Garâmetin Bir Diğer
Anlamı; Borçlu Olmadığı Halde Başkasının Borcunu Yüklenme, Tazmin
Sorumluluğunu Üzerine Almadır. Meselâ, Kendisine Bir Mal Emanet (Vedîa)
Olarak Bırakılan Kimse Kasıt Veya İhmali Olmadıkça Bu Malın Telefinden
Sorumlu Tutulamaz. Bazı Durumlarda Emanet, Tazmin Yükümlülüğüne (Garâmete)
Dönüşür. Meselâ, Emanetçinin Malı Korumayı Terketmesi Gibi. Çünkü O, Akitle
Emaneti Korumayı Üzerine Almıştır. Bunu Yapmaz Ve Emanet Helâk Olursa,
Kefâlet (Garâmet) Yoluyla Malın Bedeli Ondan Tazmin Edilir. Emanet Bırakılan
Kişi Malı, Aile Fertlerinden Olmayan Veya Emanete Ehil Bulunmayan Kimseye
Vermesi Hâlinde Telef Olursa Tazmin Yükümlülüğü Doğar.
Emanet Mal, Kullanmakla
Telef Olsa, Yine Tamir Edilmesi Gerekir.
Emanet Malla Yola Çıkmak:
Eğer, Yol Güvenli Olur Ve Hal Sahibi De Yasak Koymamışsa Yolculukta Emaneti
Yanına Alabilir: Bu Taktirde Teleften Sorumlu Tutulmaz.
Emaneti İnkâr Veya Kendi
Malına, Ayrılmayacak Şekilde Karıştırması Hâlinde Tazmin Yükümlülüğü Olur
(Es-Serahsî, El-Mebsût, Ix, 110, 116 Vd.; El-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Vı,
212; İbnûl-Hümam, Fethu'l-Kadîr, Vıı, 93; İbn Âbidin Reddû'l-Muhtâr, Iv,
519; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 307, İbn Kudâme, El-Muğnî, Vı, 401).
Başkasına Kullanması İçin
Emanet (Âriyet) Bırakılan Malın Telef Olması Hâlinde De Yukarıdakilere
Benzer Sebeplerle Tazmin (Garâmet) Sorumluluğu Doğar (El-Kâsânî, A.G.E., Vı,
218 Vd.; İbn Âbidîn, Reddu'l-Muhtâr,Iv, 527).
BAŞA DÖN
Gasb
Koca, Karısının Arsasında
Ondan İzinsiz Kendisi İçin Kendi Malıyla Bina Yapıp Bilâhere Ölecek Olsa
Karısı Binanın Kıymetinden Diğer Varislerin Hisselerini Verip Binayı Tamamen
Alabilir.
Koca Karısına Nafakasının
Tamamını Bırakıp Başka Bir Beldeye Gittiği Zaman, Kadın Paranın Belli Bir
Miktarını Kocasından İzinsiz Olarak Kendi İşlerine Harcayıp Tüketecek Olsa
Koca Gelip Kadını Boşayınca Harcadığı Miktarı Ona Ödettirebilir.
BAŞA DÖN
Gasb Etmek
Bir Şeyi Zorla Ve Zulüm
Yoluyla Sahibinin Elinden Almak, Tecavüzde Bulunmak, Zorlamak, Mütekavvim
Bir Malı, Mâlikinin İzni Olmaksızın, Ona Maldan El Çektirecek Şekilde Haksız
Yere Elinden Ve Tasarrufundan Almak Anlamında Bir İslâm Hukuku Terimi. Gasp
Edene "Gâsıp", Gasbedilen Mala "Mağsûb", Malı Elinden Alınana "Mağsubun Minh"
Denir. Mütekavvim Mal; İslâm'a Göre Alım-Satımı Meşrû Olan Mal Demektir.
Mala Elkoyma Hırsızlık Yoluyla Olmamalıdır. Mal, Mâlikten Alınmış
Olabileceği Gibi, Kiracı, Rehin Veya Emanet (Vedîa) Alandan Da Gasbedilmiş
Olabilir. Malikîler Bu Tarife; Malın Zorla, Haksız Yere Ve Silahlı Çatışma
Olmaksızın Ele Geçirilmesi Şartını İlave Etmiştir (İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadir,
Vıı, 361 Vd.; El-Meydânî, El Lübâb, Kahire T.Y., Iı, 188).
İslâm'da Başkasının Malını
Gasbetmek Kitap, Sünnet Ve İcmâ' Delilleri İle Yasaklanmıştır: " Ey İman
Edenler, Birbirinizin Mallarınızı Haram Yollarla Yemeyiniz. Meğer Ki, O
Mallar Sizden Karşılıklı Rızaya Dayanan Bir Ticaret Malı Ola" (En-Nisâ,
4/29). "Birbirinizin Mallarını Haksız Yere Yemeyin. İnsanların Bir Kısım
Mallarını Bile Bile Günâha Girerek Yemek İçin Onları Hâkimlere Aktarmayın "
(El-Bakara, 2/188).
Hadislerde Şöyle Buyurulur:
"Şüphesiz Sizin Kanlarınız, Mallarınız; Bu Ayınızda, Bu Beldenizde, Bu
Gününüzün Haramlığı Gibi Birbirinize Haramdır" (San'ânî, Sübülü's-Selâm, Iıı,
73). "Müslüman Bir Kimsenin Malı, Başkasına Gönül Rızası Bulunmadıkça Helâl
Olmaz" (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316)." Kim Bir Karış Toprağı Zulüm
Yoluyla Ele Geçirirse, Allah Kıyamet Gününde Yedi Kat Toprağı Onun Boynuna
Tasma Gibi Takar" (Şevkânî, A.G.E., V, 317).
"Bir Kimse, Yemin Ederek
Bir Müslümanın Hakkını Gasbederse, Allah O Kimseye Cehennemi Vacib, Cenneti
Haram Kılar. "
"Haksızlık Etmekten
Sakınınız; Zira Haksızlık Kıyamet Gününde Zulmettir. "
"Haklar Kıyamet Gününde
Sahiplerine İade Edilecektir. Hatta Boynuzlu Koyundan Boynuzsuz Koyunun Öcü
Alınacaktır. "
"Bir Kimse Haksız Olarak
Başkasının Bir Karış Yerine Tecavüz Ederse, O Yerin Yedi Katı Da O Kimsenin
Boynuna Geçirilir. "
"... Vallahi, Sizden
Herhangi Biriniz Haksız Olarak Bir Şey Alırsa, Kıyamet Gününde O Şeyi
Yüklenmiş Olduğu Halde Allah'ın Huzuruna Çıkar. Sizden Birinizin Bağıran
Deve, Böğüren İnek, Meleyen Koyun Yüklenerek Allah Huzuruna Çıktığınızı
Görmeyeyim... '
"Bir Kimse Kardeşinin
Haysiyetine, Yahud Malına Haksız Olarak Taarruz Etmiş İse Altın-Gümüş
Bulunmayan Günden Evvel Onunla Helallaşsın. Aksi Takdirde Yaptığı Zulüm
Nisbetinde Onun İyi Amellerinden Alınıp Hak Sahi,Bine Verilir. İyiliği
Yoksa, Hak Sahibinin Günâhından Alınıp Haksızlık Eden Adama Yüklenir. "
...Kesin Olarak Söylüyorum
Ki Kanlarınız Mallarınız, Şeref Ve Haysiyetiniz Bu Ayda, Bu Şehirde, Bu
Günün Hürmeti Gibi Haramdır... '
"...Hayır, Ben Onu,
Ganimetten Çaldığı Cübbe Veya Abaya Bürünmüş Olduğu Halde Cehennemde Gördüm"
(Riyâzu's-Sâlihin, I, 252" 268).
Gasbın Haram Oluşunda,
İslâm Hukukçularının Görüş Birliği Vardır. Gasbedilen Mal Hırsızlık Nisâbına
Ulaşmasa Bile Başkasının Malını Zorla Ele Geçirmek Demektir; O Da İslâm'a
Göre Büyük Günâhtır.
BAŞA DÖN
Gasp Olayının
Gerçekleşmesi, İmam-I Âzam Ve Ebû Yusuf'a Göre; Bir Kimsenin Mal Sahibinin
Malını Haksız Yere Elinden Alarak Kendi Tasarrufuna Geçirmesiyle; İmam
Muhammed'e Göre Mal Sahibinin, Malı Üzerindeki Tasarruf Hakkını Haksız
Olarak Yok Etmesiyle; Diğer Üç Mezheb İmamlarına Göre İse; Gâsıbın, Bir
Başkasının Malını Kendi Eline Geçirmesiyle Mümkün Olur. Temeldeki Bu Tür
Farklı Anlayışlar, Gasb'ın Teferruat Konularındaki Fetvaların Da Farklı
Olmasına Sebep Olmuştur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre Gasp Yalnız Menkul
Mallarda Söz Konusu Olur.,Gayr-İ Menkul Gasba Elverişli Değildir. Çünkü Mal
Sahibinin Maldan Elini Çekmesi Başka Yere Nakil Ve Değiştirme İle Olabilir.
Bu İse Ancak Menkullerde Gerçekleşir. Arazi, Bina, Apartman Gibi Akarda İse
Başka Yere Nakil Düşünülmediği İçin Gasb Fiili Gerçekleşemez. Bu Yüzden Bir
Kimse Bir Gayr-İ Menkulü Gasbetse, Mal Onun Elinde İken Sel Baskını, Toprak
Kayması Gibi Semâvî Bir Afetle Helâk Olsa, Bu İki Müctehide Göre, Mâlike El
Çektirmekle Gasp Gerçekleşmediği İçin Tazmin Etmek Gerekmez. Ancak Malın
Helâkî Gasbeden Tarafından Olmuşsa Ödemesi Gerekir. Burada Gasba Değil
Telefe (İtlafa) İtibar Edilir.
İmam Muhammed, Züfer Ve
Diğer Üç Mezhep İmamına Göre, Gasp Hükümleri Gayr-İ Menkulleri De Kapsamına
Alır. Çünkü Haksız Olarak Yararlanma Menkullerde Olduğu Gibi Gayr-İ
Menkullerde De Olabilir. Bunun Delili: "Kim Bir Karış Toprağı Zulüm Yoluyla
Gasbederse, Allah Onun Boynuna Yedi Kat Toprağı Tasma Gibi Takar" (Buhârî,
Bed'u'l-Halk, 2; Müslim Musâkat, 137-139; Tirmizî, Diyet, 21).
İmam Ebû Hanife Ve Ebû
Yusuf'a. Göre, Gasbedilen Malın Yavru, Süt Ve Meyve Gibi Ayrı (Munfasıl)
Veya Yağlanma, İrileşme Gibi Bitişik (Muttasıl) Fazlalıkları Helâk Olsa, Bu
Fazlalıkları Gasbedenin Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Mâlikin Bunlar
Üzerinde Henüz Tasarruf Eli Bulunmamaktadır. İmam Muhammed, İmam Şâfiî Ve
Hanbelîlere Göre İse, Bunları Da Tazmin Eder. Çünkü Asıl Malı Haksız Yere
Elde Tutmakla Fazlalıkları Da Aynı Şekilde Tutmuş Olur (El-Kasânî, Bedâyiu's-Sanâyi',
Vıı, 143, 145, 160; İbnü'l Hümâm, Fethu'l Kadir Vıı, 388, 394; İbn Rüşd,
Bidâyetü'l Müctehid, Iı, 313; El-Meydânî, A.G.E., Iı,194,195; Ez-Zühaylî,
El-Fıkhu'l-İslâmî Ve Edilletühu, V, 712).
Gasbedenin Gasbettiği
Maldan (Binmek, İçinde Oturmak Gibi) Yararlanması Hâlinde, Bu Yararlanmayı
Tazmîni Gerekmez; Çünkü Bu Bir Mal Değildir. Mâlikin Elinde İken Mevcut
Değildi. Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Ecr-İ Misil Bu Durumda Ödenir (Ez-Zühaylî,
A.G.E., V, 713, 714).
Müslümana Ait Şarap, Domuz
Eti Gibi Mütekavvim Olmayan Bir Malı Gasbeden Kimse Bunu Telef Etse Veya
Tüketse Yahut Şarabı Sirkeye Çevirse, Gasbeden Müslüman Olsun, Zimmî Olsun
Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Şarap Ve Domuz Eti Gibi Alım Satımı Caiz
Olmayan Şeyler Müslüman Hakkında Mütekavvim Mal Değildir. Müslüman Veya
Zimmî, Zimminin Şarabını Veya Domuzunu Yok Etse Tazmin Etmeleri Gerekir.
Çünkü Bunlar, Ehl-İ Zimmete Ait Muteharrim Bir Maldır. Domuz Onlara Göre,
Bizdeki Koyun Hükmündedir. Ebû Hanife'ye Göre, Müslümana Ait Eğlence
Aletlerini Tahrip Etmek Tazmini Gerektirir. Çünkü Bunlardan Meşrû Olmayan
Eğlence Dışında Da Yararlanmak Mümkündür. Ebû Yusuf, İmam Muhammed Ve
Mâlik'e Göre İse, Müslümana Ait Şarabı, Domuzu, Eğlence Aletlerini (Melâhî)
Ve Putları Telef Etmek Tazmini Gerektirmez. Delil Şu Hadistir: "Allah Ve
Resulu, Şarap, Murdar Hayvan Eti, Domuz Ve Putların Satımını Yasakladı" (Buhârî,
Meğâzî, 51, Buyû', 105, 112; Müslim, Buyû', 93, Fer', 8; İbn Mâce, Ticâret,
Iı). Bu Sayılanların Müslüman Nezdinde Ekonomik Değeri Yoktur. Bu Yüzden
Tazmini Gerekmez. Ancak Bunlar Gayr-İ Müslimlere Ait Olursa, Bu Takdirde
Tazmin Edilmeleri Gereklidir (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı, 147, 162, ; İbnü'l-Hümâm"
A.G.E., Vıı, 396, 405; Zeylâî, Nasbu'r-Râye, Iv, 369; İbn Kudâme, El-Muğnî,
V, 256, 276 ; Eş-Şirâzî, El-Mühezzeb, I, 374; Ez-Zühaylî, A.G.E., V,
714-717).
Gasbedilen Arsa Üzerinde
Yapılan Bina Veya Dikilen Ağaçlar, Masrafı Gâsıb'dan Alınmak Suretiyle,
Yıktırılabilir Ve Arsa Üzerinde Meydana Gelen Zarar, Gâsıba Ödettirilir.
Gasbedilen Bir Malın, Gâsıbın Elinde Bulunduğu Sürede Aynıyla Muhâfazası
İçin Gereken Masraflar Gerçek Mal Sahibine Ödettirilemez (Gasbedilen
Hayvanların Sulanması, Muhâfâzası, Gasbedilen Ağaçların Aşılanması Ve
Sulanması İçin Gereken Masraflar Gibi). Mağsub, Zararı Ve Bedeli Ödenince
Gâsıbın Malı Olur.
Gasbedilen Malın Geliri
Gâsıba Aittir, Aynısını İade Etmek Mecburiyetindedir. Ancak (İmam Muhammed
Ve Taraftarlarına Göre) Vakıf Ve Yetimlere Ait Olan Akar Mallarla Kiraya
Verilmek İçin Tayin Edilmiş Olan Akarların Gelirleri Gasıba Ait Değil,
Sahiblerine Aittir. Mâlikî Ve Şâfiî Ekolüne Göre İse Gasbedilen Akarların
Gelir Ve Menfaatleri, Mal Sahibine Aittir. Gâsıbın Hukukî Durumu Ne İse, O
Malı Gâsıb'dan Gasbeden İkinci Gâsıb'ın Hukukî Durumu Da Aynıdır.
Gasbedilen Bir Mal, Mevcud
İse Gasbedildiği Şekliyle Sahibine Gasbedildiği Yerde İade Edilmesi Gerekir.
Malı İade İçin Gereken Masraflar, Gâsıb'a Aittir- Gasbedilen Mal Harcanmış
Ve Yok Edilmiş Olursa, Gâsıb Tarafından Ödenmesi Gerekir. Eğer Mal, Değeri
Verilebilecek Cinsten İse Bu Değer Takdir Edilerek Verilir; Misli
Verilebilecek Cinsten İse (Buğday Vb. Gibi), Mislini Vermek Gerekir. Gâsıb,
Eğer Kendi Malından Birşey İlâvesi İle Gasbedilen Malın Bazı Vasıflarını
Değiştirirse, Mal Sahibi Ya Malının Kıymetini Ya Da İlâve Edilenin Kıymetini
Ödeyerek Malın Aslını Alır. Mağsub, İsmi Değişecek Şekilde (Buğdayın
Öğütülerek Un Yapılması Gibi) Değişikliğe Uğratılırsa Gâsıb, Bedelini Öder
Ve Mal Da Onun Olur. Gasbedilen Ağacın Meyveleri, Hayvanın Sütü Ve Yünleri,
Mal Sahibine Aittir. Gasbedilen Bir Binanın Veya Arazının Gasbdan Sonra
Meydana Gelen Zararı, Malın Aslıyla Birlikte Sahibine Ödenir. Gasbedilen
Arazi Veya Arsa Üzerinde Yapılan Ev Ve Ağaç Gibi Fazlalıklar, Asıl Maldan
Daha Kıymetli İse, Gâsıb Tarafından Gasbedilen Malın Bedeli Ödenerek Gâsıbın
Mülkiyetine Geçer. Bir Kimse; Başkasının Tarlasını Gasb Yolu İle Nadas
Ettikten Sonra Sahibi Tarlayı Geri Alınca, O Kimse Nadas İşçiliği İçin Bir
Ücret İsteyemez. Gasbedilen Bir Malın Kıymeti, Gasbedildiği Zamanki Değerine
Göre Ödetilir.
Gasbedilen Bir Malın
Aslında, Cinsinde, Nevinde, Miktarında, Vasfında İhtilaf Edilince, Yemin
Ettirilmek Kaydıyla Gâsıb'ın Sözü Geçerlidir. Gasbedilen Malın Zekâtı
Verilmez, Çünkü Sahibine İade Edilmek Mecburiyeti Vardır. Bir Müslümanın,
Gayr-I Müslim Olduğu İçin Bir Şahsın Malını Gasb Etmesi Caiz Değildir.
Gasbedilen Bir Arsa Üzerinde Yapılan Bir Camide Namaz Kılmak Hanefilere Göre
Caiz, Şâfiîlere Göre Mekruhtur. Sahibi Bilinmeyen Gasbedilmiş Bir Mal,
Fakirlere Ve Kamu Yararına Olan Bir Yere Tasadduk Edilir. Para Veya Benzeri
Gasbedilen Bir Malla Yapılan Ticaret (Alış-Veriş) Sahihtir, Ancak Kazancın
Tasadduk Edilmesi Gerekir. Ancak Mal Yanlışlıkla Gasbedilmiş Olursa Günâh Ve
Sorumluluk Bulunmaz; Malın İadesi Veya Tazmini İle Yetinilir. Gasbeden,
Dayak Ve Hapis Cezası İle Te'dib Olunur. Gasbedilen Mal Mevcutsa Aynen Geri
Verilir, İade Masrafları Da Gasbedene Aittir. Gasbedilen Mal Helâk Olmuşsa
Tazmin Edilmesi, Yani Bedelinin Ödenmesi Gerekir. Tazmin; Ölçü, Tartı Veya
Standart Olup Sayı İle Alınıp Satılan (Mislî) Mallarda Misliyle, Bunun
Dışındakilerde Kıymetiyle Olur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre, Gasbedilen
Malda Sonradan Meydana Gelen Muttasıl Veya Munfasıl Fazlalıklar (Ziyadeler),
Mâlikin Bunlar Üzerinde Tasarruf Eli Bulunmadığı İçin Tazmin Edilmez; İmam
Muhammed, Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Tazmin Edilir. Aynı Zamanda Bu Mal
Bir Ticarî Mal İse Ondan Elde Edilen Kârın Sadaka Olarak Verilmesi İcap
Eder. Gâsıb Bu Kazancı Yiyemez (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı,147, I50,168; Es-Serahsî,
El-Mebsût, Xı,' 50; İbn Âbidîn, A.G.E., V, 128,135,137; İbnü'l-Hümâm,
A.G.E., Vıı, 363, 367, 379, 383; Eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316; İbn Rüşd,
Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 312; İbn Kudâme, El-Muğnî,V, 221, 254, 258).
BAŞA DÖN
Bir Kimse Bir Şeyi Gasbedip Kullansa, Kullandığı Sürenin
Karşılığını Verecek Mi?
Bir Kimse Gasbettiği Şeyi
Kullansa, Yani; Ev İse İçinde Oturmuş, Tarla İse Onu Ekmiş, Binek Hayvanı
İse Ona Binmiş, Elbise İse Onu Giymişse Yaptığı Şeyin Ücretini Verip
Vermeyeceği Hususunda İhtilaf Vardır.
Hanefi Mezhebine Göre,
Kullandığı Şeyin Ücretini Vermeyecektir. Ancak Vakıf Veya Yetim Malı Olursa
Veya Faydalanmak İçin Hazır Bir Durumda Olursa –Kiralık Ev Ve Taksi Gibi- O
Takdirde Ücretini Verecektir.
Şafii Mezhebine Göre İse,
O Kimin Malı Olursa Olsun, Gasbeden Onu Kullansın Veya Kullanmasın Ücreti
Verilecektir. Çünkü Malın Değeri Olduğu Gibi Menfaatin Değeri De Vardır.
Ayrıca Malı Biriktirmekten Gaye Onun Menfaatini Elde Etmektir. Malın
Menfaati Elden Çıktıktan Sonra Ücretini Verecektir (Muğni'l-Muhtaç).
BAŞA DÖN
Gasl, Gasl-I Meyyit(Ölüyü Yıkama)
Yıkama, Temizleme;
Müslüman Ölüyü Yıkama Anlamında Bir Fıkıh Terimi.
Ölünün Yıkanması Dirilere
Farz-I Kifâyedir. Yıkamak İçin Niyet Edilir, Besmele Çekilir, Ölünün
Elbiseleri Çıkarılır, Avret Yerleri Örtülür Ve Yüksekçe Bir Yere Yatırılır.
Ölüye Namaz Abdesti Aldırılır, Ancak Ağzına Ve Burnuna Su Verilmez.
Abdestten Sonra Önce Başı Ve (Varsa) Sakalı Yıkanır. Yıkamaya Sağdan
Başlanır. Sol Tarafına Çevrilip Yıkandıktan Sonra Sağ Tarafına Çevrilip
Yıkanır. Sonra Oturtulur Ve Karnı Ovulur, Ön Veya Arkasından Bir Şey Çıkarsa
Yıkanır, Bu Takdirde Tekrar Abdest Aldırılmaz. Her Uzvu Üç Kere Yıkamak
Sünnettir. Yıkama İşlemi Bitince Ölü Havlu İle Kurulanır, Baş Ve Sakalına
Güzel Kokular Sürülür.
Yıkama İşlemi Sırasında
Güzel Koku Kullanılır. Teneşir Tahtası Buhurlanır Ve Tütsülenir. Bu, Ölüye
Ta'zim İçindir. Ölü Yıkayıcının Elini Bir Bezle Örtmesi Müstehabdır.
Kaynatılmış Suyla Birlikte Sidr Veya Çöven Kullanılması, Baş Ve Sakalın
Hatmi Veya Sabunla Yıkanması Gerekir. Meyyitin Tırnağı Kesilmez Ve Saçı
Taranmaz. Gassâl (Gâsil; Yıkayıcı) Veya Gâsile, Meyyitle Kapalı Yerde Kalır
(El-Fetevâyı Hindiyye, I, 158 Vd.; Fethu'l-Kadîr, I, 449).
Savaş Alanında Şehid
Olmamış Her Ölünün Yıkanılması Farzdır. Vücudunun Bir Parçası Bulunan Ölü,
İmam Şâfiî, Ahmed Ti. Hanbel, İbn Hazm'a Göre Yıkanır, Kefenlenir, Cenaze
Namazı Kılınır; İmam Ebû Hanife Ve İmam Mâlik'e Göre İse Vücudun Yarıdan
Çoğu Bulunursa Yıkanır.
Şehidler Yıkanmaz,
Kanlarıyla Gömülürler. Ancak, Savaşta Şehid Düşenler Dışındaki Taundan,
Boğularak, Zatürre, Karın Hastalığı, Yanarak, Göçükte, Doğumda, Malı Uğruna,
Canı Uğruna, Ailesi Uğruna Öldürülen Şehidler Yıkanırlar. Çünkü Suikastla
Şehid Düşen Hz. Ömer, Hz. Osman Ve Hz. Ali'nin Cenazeleri Yıkanmıştır.
Gassâl (Yıkayıcı)'In Emin,
Sâlih, Güvenilir Olması Gerekir. Yıkama Esnasında Ölü İle Yıkayıcıdan
Başkasının Bulunmaması Mendupdur. Hanefî Mezhebine Göre Erkek, Ölen Hanımını
Yıkayamaz. Hz. Ali'nin Fâtıma (R.A.)'Yı Yıkadığı Rivayet Edilir. Ölü Kadının
Saçları Örgülüyse Çözmek Mendubdur; Yıkandıktan Sonra Tekrar Örülür, Arkaya
Salınır. Kadının Kocasını Yıkaması Caizdir. Hz. Ebû Bekir'i (R.A.) Eşi
Yıkamıştır.
Esas Alarak Erkek Erkeği,
Kadın Kadını Yıkar.
Ölünün Yıkandıktan Sonra
Secde Yerlerine Kâfur Sürülür. Çünkü Bu An Meleklerin Hazır Olduğu Andır Ve
Kâfur Kullanmaktan Maksat Ölüyü Soğutmak, Ölünün Bedenini Dinç Tutmak,
Bozulmadan Ve Böceklerden Korumaktır (Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, I, 365).
Su Bulunmazsa Ölüye
Teyemmüm Yaptırılır. Teyemmüm, Bir Erkeğin Kadınlar İçinde Veya Bir Kadının
Erkekler İçinde Öldüğü Durumlarda Da Yapılır.
İcmâa Göre Kadınlar,
Çocukları Yıkayabilirler.
Yine Sünnete Göre, Ölünün
Tütsülenmesi Ve Yıkanma Sayısı Tek Olmalıdır; Bir, Üç, Beş Gibi.
Bir Yerde Tek Yıkayıcı
Varsa Onun Ücret İstemesi Caiz Olmaz (Mehmet Zihni, Nimet-İ İslâm, 422).
Ölünün Techiz Ve Defni
Süratle Yapılmalıdır. Bir Meyyitin Yıkanmasının Bazı Şartları Vardır:
Müslümanlık, Bebeklerde Düşük Olmamak, Vücudundan Bir Parçanın Olması Ve
Allah Yolunda Öldürülen Şehidlerden Olmaması. Bir Müslüman, Kâfir Bir Ölüyü
Yıkamaz Ancak Onu Gömebilir.
BAŞA DÖN
Gayb
Insanın Duyuları Ve İlmi
İle Öğrenemediği Bir Kısmını Ancak Peygamberlerin Haber Vermesiyle
Bilebildiği Bir Kısmını İse Allah'tan Başka Kimsenin Bilmediği Gizli Şeyler,
Âlemler.Sözlük Anlamıyla Bir Şeyin Gözden Gizli Kalması Demek Olan "Gayb"
Mastar Olmakla Beraber "Gâib" İle Aynı Anlamdadır. Ancak"Gayb" Sen Onu
Görmediğin Halde O Seni Gören; "Gâib" İse Senin Görmediğin, Onun Da Seni
Görmediği Şeydir, Demişlerdir. Buna Göre Allah "Gayb"Dir, "Gâib" Değildir.
Şiîlerin; "Gayb"Dan Maksat, Kur'an'da Ve Hadiste Va'd Edilen Ve Beklenilen
Mehdîdir Şeklindeki Kabullenişlerinin Doğrudan Çok Uzak Olduğu, Fahruddin
Razı Tarafından İfade Edilmiştir. Ayağın Alt Koğuguna. Dağlararasındaki
Kuytu Alçaltılara Da İlk Bakışta Görülmedikleri İçin "Gayb" Denir. Gayb
Gerçeği, İmanın Belli Başlı Kaidelerinden Ve Islam Düşüncesinin En Köklü
Esaslarından Birisidir. Çünkü Islam'ın Esasını Oluşturan İman Temelleri
Altıya İndirgenirse Bunların Bir Bakışa Göre En Az Dördü, Diğer Bir Bakışa
Göre Tamamı Gayb Sahasına Girer. Bir Islam Düşünürü Ve Tefsircisinin
İfadesiyle: "Gayba İman, İnsanoğlunun Hayvanlar Aleminden Yücelişinin
Ayrılış Noktasını Teşkil Eder." (Kutup, Terceme 5/265)
Bu Yüzden Kur'an-I
Kerim'in İlk Ayetlerinde Gayba İnanan Mü'minler Övülür Ve Kurtuluşa Erecek
Olanların Ancak Onlar Olacağı Vurgulanır. Çünkü İnsanın Hem Bu Dünya Hem
Öbür Dünya İle İlgili Olarak Bilebildikleri, Bilmedikleri Yanında Hesaba
Katılmayacak Kadar Azdır. Onun Kapasitesi Her Şeyi Kavramaya Müsait Olmadığı
Gibi, Görünene İnanmak Da Karşılığında Mükaafat Olan Bir Erdem Sayılamaz.
Zaten "Ona İlimde Çok Az Bir Şey Verilmiştir." Ilimde Kendisi İçin Dikilen
Sınır Taşına Varsa Bile Bilemeyeceği Daha Bir Sürü "Gayb" Kalacaktır. Ancak
Bu Az İlme Oranla Da Olsa İnsanların Önceden Bilmezken Sonradan Bildikleri,
Bir Kısmının Bilmediği Halde Diğerlerinin Bildikleri Şeyler Bulunduğuna
Göre, Bilinmeyenlerinin Yanında, En Azından Sözlük Anlamıyla Gaybın Biline
Bilenlerinin De Olduğu Anlaşılır. Öyleyse "Gayb"In Sınırını Öncelikle
Ayetler Ve Hadislerle Çizmek Gerekir.Türevleriyle Beraber Kur'an-I Kerim'de
"Gayb" Kelimesi Ellisekiz Yerde Geçer Ve; Göklerde Ve Yerde Olup İnsanların
Bilmediği (2/330; 11/123) Tarihin Geçmiş Olayları (3/44;11/49;12/102) Kocası
Görmediğinde Kadının Sahip Olduğu Değerler (4/34), Görüp Hissetmeden Sezilen
Ve Delille Kavranan (5/94), Müşahade Edilmeyen (6/73); (9/94, 105) Sadece
Allah'ın Bilgisinde Olan Şeyler (10/20), Kişinin Görüp Duymadığı Yer, Gıyabi
(12/52, 81), İnsanın Canı, Ruhu, İç Dünyası (34/14) Kalbinden Geçirdikleri
(5/116; 9/78) Gibi Anlamlarda Kullanılır. Resulullah'ın Hadislerinde İse;
Kabrinde Azap Gören Birinin Ne Zamana Kadar Azap Görmeye Devam Edeceği, Yani
Gelecekte Olacak Şey, (2) Kıyamet Saati, Yağmurun Yagma Zamanı,
Rahimlerdekiler, Ölüm Zamanı Ve Yeri (3) Gibi Şeyler "Gayb" Cümlesinden
Sayılmıştır.Gaybın Özellikle Ayetlerdeki Kullanılışına Bakıldığında Onun Her
Çesidiyle Bilinmeyen Birşey Olduğu Anlaşılmıyor. Bazı İnsanlara Göre Gayb
Olarak Bir Şeyin, Diğer Bazılarına Göre Bilinebileceği Anlaşılıyor. Mesela
Geçmiş Bir Peygamberin Yaşadığı Olaylara Rasulüllah Muhammed'e(S.A) Göre
Gayb Denirken Söz Konusu Peygamberin O Olayı Görüp Bildiği Açıktır. İşte Bu
Gerçek Gaybın Alimler Tarafından "Mutlak" Ve "Nisbi" (Göreli, İzafi) Diye
İkiye Ayrılmasına Sebep Olmuştur: Allah'ın Bizzat Mahiyeti, Künhü, (Buna
Cürcanî "Gaybu'1-Hüviyye Ve Gaybu'l-Mutlak-El-Gaybu'1-Meknun Ve El
Gaybu'1-Masûn" Der. Ama Allah'ın Sıfatlarından Birinin"Gâib"Olmayışı Da
İlginç Olmalıdır. Hatta Bir Ayeti Kerimede "Biz Gaipler Değiliz" (7/7)
Denir. Onun İçin Bu Ayeti Tefsir Ederken Kurtubi: "O, Bu Dünyada Gözlerden
Gâiptir, Görünmez Ama, Aklı Kullanma Ve İstidlâl İle Gâip Olmaktan Çıkar"
Der. Allah'ın(C.C.)"Gâib" Diye Bir Sıfatının Olmayışı, O'nun Bir Gün
Görülebileceğini De' Anlatıyor Olmalıdır.) Bütünüyle Ahiret Alemi, Kıyamet
Saati, Cennet, Cehennem, Mahşer, Mizan, Sırat, Likâ, Kevser, Melekler Alemi,
İstikbalde Olacak Olaylar, Ölüm Saatleri Ve Yerleri Gibi Şeyler Mutlak, Yani
Herkese. Göre Gaybtır. Bir Hadisi Şerif. Bir Ayetin Açıklaması Olarak
Bunları Beşe İndirger: "Beş Şeyi Allah'tan Başka Kimse Bilmez:1- Kıyametin
Zamanı Allah Katındadır. 2- Yağmuru İndirir. 3- Rahimlerdekini Bilir. 4- Hiç
Bir Canlı Yarın Ne Yapacağını Bilmez. 5- Kimse Nerede Öleceğini Bilmez
(31/34). Görüldüğü Gibi Rasulüllah (S.A.) Hiç Kimsenin Bilemiyecegi "Gayb"İn
Ayette Sayılan Bu Beş Maddeden İbaret Olduğunu Söyler.( El-Camius-Sağîr-H.
No: 3963 4-Askalanî F'ethul-Karı 1/124 ) Ancak Söz Konusu Ayetin 2. Ve 3.
Maddelerindeki Üslûbun Yumuşaklığı Bir Yana, Mesela Sarıh Münavî Alusî Ve
Nevevî, Bu Maddelerle İlgili Gaybın Bilinmezliğinin, Her Yönlerini Kapsayan
Genel Anlamda Olduğunu, Yoksa Bazı Özelliklerinin Bilinebileceğini
Söylerler. Burada Sayılan Maddeler İçin Bir Sahabî "Gayb Bu Beş Şeyden
İbarettir, Bunun Dışındaki Gaybi Bazılar Bilemese Bile Bazıları Bilebilir"
(1/163.) Demiştir. Böyle Olan Gayb İçin Allah (C.C.) "De Ki, Göklerde Ve
Yerde Allah'tan Başka Kimse Gaybi Bilmez..." (27/65) "Gayb Allah'a
Mahsustur" (10/20) "Gaybın Anahtarları Onun Katındadır, Onları Ondan Başkası
Bilmez" (6/59) "Allah Sizi Gaybe Muttali Kılacak Değildir. Fakat Allah
Resüllerinden Dilediğini Seçer (Ve Onlara Gaybi Bildirir)" (3/179) "Gaybi
Bilen O'dur. Resullerinden Diledigi Dışında Kimseyi Gaybına Muttali Kılmaz"
(72/26) Buyurur. Mü'minlerin Annesi Aişe'den Nakledilen Bir Hadiste De:
"...Kim Resulullah Yarın Ne Olacağını Haber Vermiştir Derse, Allah'a Çok
Büyük Bir İftara Etmiş Olur..." (Müslim K.L, H. 287; Kurtubî, 7/1 ; Benzer'
Bir Hadis İçin Bk. Buhâri, Tefsir, Necm Suresi L.) İşte Bütün Bunlardan
Hareketle:"Hiç Bir Mahlukun Ne Duyularının Ne De İlminin Ulaşamadığı Gayba
Gaybi Mutlak, Muayyen Bir Mahlukun İlminin Ulaşmadığı Ve Ona Göre
Bilinmeyene De Gaybi İzafi (Nisbî, Göreli)" (Elmalı 7/4869. ‚) Demişlerdir.
Bazılarıda Gaybi:1- Delili Bulunmayan ("Gaybın Anahtarları Onun Katındadır"
Ayetinde Anlatılan Budur Ve Bunu Ancak Allah Bilir) 2-Delili Bulunan (Sani'
Olan Allah, Sıfatları, Ahiret Günü...) Diye İkiye Ayırmışlardır. Bunların
Hepsi Birden Göz Önünde Bulundurulduğunda Gayb Konusunda Şu Sonuca Varmak
Hatalı Olmayabilir: Kıyamet Saatini Allah Resullerine De Bildirmemiştir,
Yağmurun Kesin Olarak Ne Zaman Yagacağını Ancak Allah Bilir. Ancak Ayetin
Bunu Bildirdigi Cümlesine Bakıldığında Bunun Kıyamet Saati Kadar Mutlak
Olmadığı Bazı Belirtiler Yardımıyla Tahminler Yapılabileceği Anlaşılır.
Belirtileri Ortaya Çıktıktan Sonra Bu Gayb Olmaktan Çıkmıştır Da Denebilir.
Tıpkı, Yağmur Yagmakta İken Dışarı Çıkmak İsteyen Birisine, Islanacaksın,
Demek Gibi. Rahimlerdekinin Bilinmesi Konusu Da Aynen Yağmurun Yagmasının
Bilinmesi Gibidir. Fazlalık Olarak Burada Neyi Sadece Allah'ın Bildiği
Konusu Da Kapalıdır: Erkek-Dişi Olduğu Mu? Sadece Uzuvları Belirinceye Kadar
Erkekliği Dişiliği Mi? Said-Şaki Olduğu Mu? Tam-Eksik Olduğu Mu? Canlı Doğup
- Doğmayacağı Mı? Yoksa Hepsi Mi? İşte En Azından Bunların Tümünü Birden
Bilmek De İnsan İçin Mümkün Değildir. Kişinin Yarın Ne Yapacağı, Yani
İstikbalde Ne Olacağını Da - Belirtilerden Hareketle Yapılan Tahminlerin
İsabet Edenleri Dışında Allâh'tan Başka Kimse Bilmez. Kişinin Nerede Ve Ne
Zaman Öleceğini De Kimse Bilmez. Bu Konuda Cinler De İnsanlar Gibidir.
Söylerlerse Yalan Söylerler. Ancak Allah Tümüyle Olmasa Bile Bu Tür Gaybın
Bazı Noktalarını Ve Müfredatından Bazılarını Seçtiği Rasüllerine
Bildirebileceğini Söylemiş Ve Bildirdigi De Olmuştur. Bu Türden Olmak Üzere
(Vahye Dayanarak) Bizim Peygamberimiz De İstikbale Ait Birçok Haberler
Vermiş Ve Söyledigi Gibi Çıkmıştır. Ama Vahye Dayanmadan İstikbali
Peygamberlerin Dahi Bilemeyeceğine Dair Pek Çok Nas Mevcuttur.
Bunların Dışındaki Gayb
İçin, Belirterek Allah'tan Başkasının Bilemeyeceğinin Söylendiğini
Bilmiyoruz. Başta Evliyanın Kerameti Ve İlham Olmak Üzere, Cinlerin
İstihdamı, Telepati, Tekniğin İstihdamı, Riyazet Vs. Gibi Yollarla, Halde
Mevcut Olmak Şartıyla, Bazılarına Göre Gayb Ve Bilinmez Olanlar, Başkalarına
Göre Bilinir Ve Algılanır. Kur'an-I Kerim'de Hadis'in Bildirdikleriyle
İlgili Olarak Anlatılanlar, Halife Ömer'in Iran Üzerinde Bulunan Komutan
Sâriye'yi Medine Minberinden Görüp İkaz Etmesi Gibi Sabit Olaylar Bunun
Delili Olarak Gösterilir. Hatta Ibn Hacr El-Heytemî Gaybın Bilinmezliği
Prensibinin Allah'ın Bazı Evliyaya Bile Ondan Haberler Lütfetmesine Engel
Olmadığını, Bu Yüzden Bazı Velilerin, Mesela Yarın Öleceklerini
Söylediklerini, Hatta Halife Ebubekr'in Karısının Rahmindeki Çocuğun Erkek
Olduğunu Söylediğini Ve Öyle Çıktığını Yazar. (El-Fetava'l Hadisiyye S.
222-23) "Mü'minin Firasetinden Sakının Çünkü O Allah'ın Nuruyla Bakar"
Hadisi Ve "Ben Kulumu Sevince Duyan Kulağı, Gören Gözü, Tutan Eli, Yürüyen
Ayağı... Olurum" (Buhari, Rikâk 38.) Kudsî Hadisi De Buna İmkan Verir
Gibidir. Hatta Allah'ın Nuruyla Bakar Hale Gelen Birisinin Kârşısındakinin
Kalbinden Geçeni Dahi Görebileceği Söylenebilir. Nitekim Tasavvufta
"Şerhu'1-Kubur Ve'ssudur" (Kabirleri Ve Kalpleri Keşif) Velayetin Daha İlk
Basamağı Olduğu İnancı Meşhurdur. Ancak Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Şu Söz
Gerçekten Onun İse Bu Kabullenişi Tereddütle Karşılamak Gerekir: "Kalplerde
Olanı Allah Ve O'nun Vahyettiği Bir Rasulden Başka Kimse Bilemez.Vahiy
Olmadan, Kalplerdekini Bildiğini İddia Eden, Alemlerin Rabbinin İlmine Sahip
Olduğunu İddia Etmiş Olur..." (Imam Azamın Beş Eseri, Çev. Mustafa Öz. Ist.
1981, S.29. Arapçasi;24 ) Biraz Değişik İfadelerle Müslim, (Müslim, Iman
158; ) Ibni Mace (Ibn Mâce ,Fiten 1.) Ve Müsned'de(Müsned Iv'/438-39)
Bulunan Bir Hadis De Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Bu Hükmü Destekler Görünür:
Savaşta Bir Müşrikle Karşı Karşıya Gelen Bir Sahabi Onu "Allah'tan Başka
İlah Yoktur" Demesine Rağmen Öldürür, Peygamber (S.A.) Bundan Hoşlanmaz Ve:
"Karnını Yarıp Ta Kalbinde Olanı Bilseydin Ya!" Diye Üzüntüsünü Belirtir.
Yine Ashabı İçerisindeki Münafıkları Vahiy Yoluyla Sadece Peygamberler
Biliyordu Ve Sadece Huzeyfe'ye Bildirmişti. Sahabe'nin En İleri Gelenleri
Dahil Onları Bundan Başka Kimse Bilmiyordu. Başta Ebu Bekr (R.A.) Olmak
Üzere En Küçüğü Dahi En Büyük Veliden Daha Büyük Olanı Sahabenin Bilmediğini
Başkaları Hiç Bilemez Şeklindeki İddia Ciddi Gibidir.
BAŞA DÖN
Gayr-İ
Menkul (Taşınmaz Mallar)
Taşınmaz Mallar. Akar
Denilen Konut, Dükkan, Arsa, İşyeri Ve Benzeri, Başka Yere Taşınması Mümkün
Olmayan Mallar. Arsa Üzerindeki Binalar, Ağaçlar Da O Arsaya Tabi
Olacaklarından, Onlar Da Gayr-İ Menkul Sayılırlar.
"Akar" Da Fıkıh İlminde
Gayr-İ Menkul Demektir. Fakat Akar Kelimesi Kiraya Verilip, Gelir Getiren
Mallar İçin Kullanılmaktadır (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-I İslâmiyye Ve
Istılahatı Fıkhiyye Kâmûsu Vı, 10).
Gayr-İ Menkulün Zıddı
"Menkuldür". Bu Tür Malların, Gayr-İ Menkulün Aksine Bir Yerden Diğer Bir
Yere Taşınmaları Mümkündür. Meselâ; Paralar, Hayvanlar Gibi Ölçülebilen Ve
Tartılabilen Mallar Menkul Mallardır.
Gayr-İ Menkul İçinde
Bulunan Mallar Da, Satış İşleminde, Gayr-İ Menkule Tabidir. Şöyle Ki, Satış
İşlemi Yapılan Bir Beldenin Örfünde Satılan Şeyin Şâmil Olduğu Herşey,
Beraber Satıldığı Açıkça Söylenmese De, Satılan Şeye Dahil Olarak Beraber
Satılmış Olur. Meselâ Bir Ev Satılınca, Onun Bölümleri, Kileri, Ahır, Kapı
Ve Pencereleri... Vb. Şeyler De Satışa Girdiği Gibi; Bir Bahçe Satıldığı
Zaman İçinde Elma Ağaçları Varsa, Sözkonusu Bahçenin Satışına Orada Bulunan
Elma Ağaçları Da Girmiş Olur. Alış İşlemleri Tamamlandıktan Sonra, Satıcı
Kalkıp, Müşteriye, Ben Sana Sadece Evimi Satmıştım, Kileri Vermem, Veya
Bahçeyi Satmıştım, Elmaları Vermem Diyemez. Böyle Bir İddia Geçersizdir.
Menkul Malların Satışının
Caiz Olabilmesi İçin Kabz (Malın Alıcının Tasarrufuna Geçmesi) Şartı Vardır.
Halbuki Gayr-İ Menkul Mallarda Kabz Şart Değildir. Şayet Kabzdan Önce Helâk
Olma Tehlikesi Varsa O Zaman Mal Menkul Hükmünde Olur. Çünkü, Gayr-İ
Menkulün Helâki Nadirdir. Menkul Bir Malın Kabzından Önce Satılması, Kiraya
Verilmesi, Köle İle Mukâtep Yapılması İltifakla Caiz Değildir (İbn Âbîdin,
Reddu'l-Muhtâr, Çev., Mehmet Savaş, Xı, 48).
BAŞA DÖN
Gayr-İ
Meşru Servet Zekata Tabi'i Midir?
Gasp, Çalmak, Zina Ve
Kumar Gibi Gayr-İ Meşru Yollarla Elde Edilen Servet Zekata Tabi Değildir.
Çünkü Gayr-İ Meşru Malın Sahibi Belli İse Ona İ'ade Etmek Lazım Gelir, Yoksa
Fakir Ve Müstahak Kimselere Dağıtmak İcab Eder. Binaenaleyh Meşru Olmayan
Yollarla Servet Kazanmak Haram Ve Günah Olduğu Gibi, Onu Elde Tutup
Sahiplerine İ'adesini Veya Muhtaçlara Dağıtımı Ertelemek De Haramdır. Ancak
Ölüm Sebebiyle Varislere İntikal Etmiş Olan Gay-İ Meşru Servet, Sahibi
Bilinmediği Takdirde, Bazı Hanefi Ulemasına Göre Onlar İçin Mübah Sayılır.
BAŞA DÖN
Gayr-İ Müslim (Müslüman Olmayan)
Müslüman Olmayan, İslâm'ın
Dışında Başka Bir Dine Mensup Kişi.
İnsanlar İnanç Bakımından
İki Gruba Ayrılır: Hz. Muhammed'in Peygamberlerin Sonuncusu (El-Ahzâb,
33/40) Ve Bütün İnsanlığın Peygamberi (El-A'râf, 7/158; Sebe', 34/28)
Olduğuna İnanan Kimselere Müslüman; Hz. Muhammed'in Peygamberliğine
İnanmayan Kimselere De Gayri- Müslim Denilir. Bu Tanıma Göre Ehl-İ Kitap
Olanlar (Yahudiler Ve Hristiyanlar), Mecusiler, Dehriler, Sâbiîler,
Mürtedler, Müşrikler Gayri-İ Müslim Sınıfına Girmektedirler.
İslâm Ülkesinde Bulunan
Gayr-İ Müslimlerle Müslümanlar Arasında Birçok Münâsebetler Vardır. Bunlar
İki Grupta Ele Alınabilir: Zımmîler: Zımmî Kelimesi, Zimmet Kökünden
Türemiştir. Sözleşme, Antlaşma Anlamlarına Gelir. Istılahta İse; Antlaşma
Sonucu Sürekli Olarak İslâm Ülkelerinde İkamet Etme Hakkına Sahip Olanlara
Zımmî; Müslümanlarla Gayr-İ Müslimler Arasında Yapılan Bu Sözleşmeye De
Zimmet Akdi Denilir.
Mekke'nin Fethinden Önce
Yapılan Akitler Sürekli Olmamıştır. Yahudilerle Ve Mekke Müşrikleriyle
Yapılan Sözleşmeleri Örnek Olarak Gösterebiliriz. Bu Sözleşmeler Belirli Bir
Müddet Sonra Sona Ermiştir. Ancak, Mekke'nin Fethinden Sonra Nâzil Olan
"Kendilerine Kitap Verilenlerden Allah'a Ve Ahiret Gününe İnanmayan,
Allah'ın Ve Resulumün Haram Kıldığını Haram Saymayan Ve Hak Dini Din
Edinmeyen Kimselerle, Küçülüp Boyun Eğerek Elleriyle Cizye Verecekleri
Zamana Kadar Savaşın" (Et-Tevbe: 9/29) Ayetiyle Gayr-İ Müslimlerden Cizye
Alınmasına İşaret Edilmiştir. Dolayısıyla Zimmet Akitleri Mekke'nin
Fethinden Sonra Yapılmıştır.
Gayr-İ 'Müslimlerden
Bazılarıyla Zimmet Akdi Yapılamaz; Mürtedlerle Bu Akdin Yapılması Mümkün
Değildir. Hanefi Fukahâsı Putperest Araplarla Bu Akdin Yapılamayacağı
Görüşündedir. İmam Şâfiî Ve İmam Hanbel'e Göre Ehl-İ Kitap Ve Mecusiler
Dışındaki Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılamaz. Evzâî Ve İmam Mâlik'e Göre
Bütün Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılır.
Gayr-İ Müslimler Şu
Yollardan Biriyle İslâm Tebaasına Girer Ve Zımmî Olurlar: İzinle İslam
Ülkesine Girdikten Sonra Bu Ülkeden Haraç Arazisi Satın Alanlar Ve Bu
Araziyi İşletenler; İkamet İzni Bittiği Halde Ülkeyi Terketmeyenler;
Evlenerek Erkeğin Tebaasına Katılan Kadın (Kadın, İkamet Vb. Konularda
Kocasına Bağlı Olur.) Cizye Vermeyi Kabullenen Fethedilen Ülke Halkı.
İslâm Ülkesi Tebaasına
Giren Bir Zımmînin Tebaalığını Kaybetmesi İçin Şu Suçları İşlemesi
Gerekmektedir: Müslüman Bir Kadınla Zinâ Etmek; Müslümanlara Savaş Açmak;
Müslümanların İnançlarını İfsat Etmeye Kalkışmak; Devlet Düzenine Karşı
Çıkmak; Cizye Vermemek.
Zımmîler Devlet Başkanı,
Ordu Komutanı Ve Hâkim Olamazlar. Çünkü Bu Görevler Doğrudan Doğruya
Müslümanlarla İlgilidir. Dünyevî İşlerde Zımmîlerden Bildikleri Konularda
Yararlanılabilir.
İslâm Tebaasına Giren
Zimmîlere Seyahat, İkamet, Din Ve Vicdan Hürriyetiyle Birlikte Eğitim,
Çalışma, Sosyal Ve Kamu Hizmetlerinden Yararlanma Hakkı Da Verilmiştir.
BAŞA DÖN
Zımmîlerin İslâm Devletine
Karşı Bazı Yükümlülükleri Vardır; Bunlar, Malî Ve Diğer Yükümlülükler Olmak
Üzere İkiye Ayrılır. Malî Yükümlülüklerin Başında Cizye Gelmektedir. Cizye
Almak Nassla Sabittir (Et-Tevbe, 9/29). Peygamberimiz (S.A.S.) Düşmanla
Karşılaşan Ordu Komutanlarından Şu Üç Emrin Yerine Getirilmesini İster:
İslâm'a Davet Etmek, Cizye İstemek, Savaşmak (Ebû Dâvûd Cihâd, 83). Her
Zımmîden Cizye Alınmaz; Bunun Belirli Şartları Vardır: Cizye, Ergenlik
Çağına Gelmiş Erkeklerden Alınır. Kadınlar Ve Köleler Cizye Ödemezler. Kör,
Kötürüm, Yoksul Ve Çalışamayanlardan Şafiîlere Göre Cizye Alınır, Diğer
Mezheplere Göre Cizye Alınmaz. Bazı Mezheplere Göre, Gayr-İ Müslimlerin Din
Adamlarından, Çalışamayacak Durumdaki Çiftçilerden De Cizye Alınmaz.
Devletin Koruma Görevini
Yerine Getirememesi, Zımmînin Müslümanlarla Birlikte Ülke Savunmasına
Katılması, Cizye Ödemeyi Engelleyen Durumların Ortaya Çıkması, Ölüm Hâli Ve
Zımmînin Müslüman Olması Gibi Hallerde Cizye Borcu Düşer.
Harac, İctihad Yoluyla
Alınan Bir Vergidir. Bir Tür Vergi Bazan Attırılabilir, Bazan Da Azalır.
Devletlerarası Ticaretlerden Alınan Vergiye De "Uşûr" Adı Verilir.
Gayr-İ Müslimler,
Müslümanları Kendi Dinlerine Davet Edemezler; Müslümanları Küçük Düşürücü
Davranışlarda Bulunamazlar; Kılık Ve Kıyafetleri Yönüyle Müslümanları Taklid
Edemezler; Yasaklanan Fiilleri İşleyemezler; Haram Olan Şeyleri Müslümanlara
Satamazlar.
Müslümanlarla İlişki
İçinde Bulunan Gayr-İ Müslimlerin Diğer Bir Grubuna Da "Müste'men" Adı
Verilir; "Güven İçinde Olan, Emân Verilen, Güvenliğe Kavuşan" Anlamlarını
İfade Eder. Terim Olarak Anlamı; Belirli Bir Süre İçin İslâm Ülkesine Girmek
Ve Orada Emin Olarak Kalabilmek İçin Kendisine İzin Verilmiş Olan Gayr-İ
Müslime Bu Ad Verilir.
Kur'an'da "Eğer
Müşriklerden Biri Emân Dileyip Yanına Gelmek İsterse, Onu Yanına Al Ki,
Allah'ın Sözünü İşitsin; Sonra Onu Güven İçinde Bulunacağı Yere Ulaştır"
(Et-Tevbe, 9/6) Ayeti Bu Konuya Delil Teşkil Etmektedir.
Müste'menler Dört Sınıfa
Ayrılmaktadırlar: Elçiler, Tüccarlar, İlim Tahsilinde Bulunanlar, Ziyaret Ve
Gezmek Amacıyla Gelenler.
Emânın Nasıl, Kimlere Ve
Kimler Tarafından Verildiğini Şöylece Özetleriz:
1- Özel Emân: Bir Kişiye
Veya Küçük Bir Gruba Verilen Emândır. Bu Emânı, Büluğ Çağına Gelen Herkes
Verebilir: Hanefilere Göre Bu Emânı Müslümanlarla Aynı Safta Savaşan
Zımmîler Bile Verebilir. .
2- Genel Emân: Büyük Bir
Topluluğa, Yerleşim Bölgesine Verilen Emândır. Hanefilere Ve Şâfiîlere Göre
Bunu Ancak Devlet Başkanları Verebilir.
3- Örf Ve Âdete Göre
Verilen Emân: Bunlar,' Kendilerine Emân Verilmediği Halde Emân Verilmiş
Olanlardır. Yanlarında Bulunan Mektuplar, Ticaret Mallan Müste'men
Sayılmasına Delâlet Eder. Bunlar; Elçiler Ve Tüccarlardır.
4- Antlaşmadan Doğan Emân:
Antlaşma Yoluyla Elde Edilen Emândır.
5- Yakınlık Yoluyla Emân:
Bir Şahsa Verilen Emân Onun Çocuklarını Da İçine Alır.
Emânın Sona Ermesi
Müste'menin İslâm Ülkesinden Çıkıp Harp Ülkesine Girmesiyle Başlar. Bunlar
İslâm Ülkeşinin Vatandaşı Değildir.
Hanefîlere Göre,
Müste'menlere Allah Hakkından Ve Kamu Haklarından Dolayı Ceza Verilmez.
Hırsızlık, Soygun Gibi. İmâm Şâfiî'ye Göre İse Ceza Verilir.
Müslümanların Veya Gayr-İ
Müslimlerin Hayata Karşı İşledikleri Suçlarda Suç İşleyenin Durumu Göz Önüne
Alınır. Suçu İşleyenin Kimliğine Göre Farklı Cezalar Uygulanabilir. Bir
Müslümanla Bir Gayr-İ Müslim, Veya Bir Mürted Aynı Cezaya Çarptırılmaz. Bazı
Hukukî Farklılıklar Ortaya Çıkar; Ama Hiçbir Zaman Gayr-İ Müslime Haksızlık
Yapılmaz.
Evliliklerde Din Olgusu
Önemli Bir Meseledir. Müslüman Bir Erkeğin Ehl-İ Kitap Bir Kadınla
Evlenmesinde Sakınca Yoktur (El-Mâide, 5/5). Müslüman Bir Erkek Müşrik
Kadınla Evlenemez. İmanlı Bir Cariye Müşrik Kadına Tercih Edilmektedir
(El-Bakara, 2/221). Müslüman Kadın Müşrikle Evlenemez (El-Bakara, 2/221).
Ailede Etkin Kişinin Erkek Olduğu Düşünüldüğünde Müslüman Bir Kadının Ehl-İ
Kitaptan Bir Erkekle Evlenmesine İzin Verilmemiştir. Gayr-İ Müslimlerin
Kendi Aralarındaki Evlilikleri Mûteber Kabul Edilmiştir. Bunların Kendi
Aralarında Belirlemiş Oldukları Mehirler Mûteberdir, Geçerlidir. Müslüman
Erkekle Evlenmiş Olan Gayr-İ Müslim Kadın, Kocasından Boşandığı Zaman
Müslüman Kadının İddetine Tabidir. Müslüman Bir Erkekten Boşanan Müslüman
Bir Kadın Kocasından Nasıl Nafaka Alıyorsa, Gayr-İ Müslim Bir Kadın Da
Müslüman Bir Erkekten Ayrıldığı Zaman Müslüman Kadın Gibi, Nafaka Alır.
Ehl-İ Kitabın Yiyecekleri
Müslümanlar İçin Helâldir. Kur'an'da, "Kendilerine Kitap Verilenlerin
Yemeği, Size Helâl, Sizin Yemeğiniz De Onlara Helâldir" (El-Mâide, 5/5)
Buyurulmaktadır. Gayr-İ Müslimlerle İnsanî İlişkiler Sürdürülür; Hastaları
Ziyaret Edilir, Hediyeleşilir, Selamlaşılır; Dünyevî Konulardaki Bilgi Ve
Becerilerinden Yararlanılır Komşuluk Münasebetleri Sürdürülür.
BAŞA DÖN
Gayri Müslimle Komşuluk İlişkileri
Müslümanla Zimmî (Islâm
Hâkimiyetini Kabul Etmiş Ehli Kitap Vatandaş) Arasında Zorunlu Olan Her
Türlü Muameleyi Yapmak Caizdir (Hindiye, V/348 (Sirâciye'den)).
Müslüman, Onların
Ömürlerinin Uzun, İşlerinin İyi Olmasına Vb. Dua Edemez. Onların
Bağışlanmalarına Da Dua Edemez. Çünkü Allah (Cc) Müşrikleri Asla
Bağışlamayacâğını Bildirmiştir(K. Münafikûn (63) 6). Buna Rağmen
Bağışlanmalarını İstemek, A1lah'i Yanlış Hüküm Vermekle Suçla |