|
Gabn (Alışverişte Aldatmak)
Alış-Verişte Aldatmak,
Eksik Vermek, Saklamak, Gizlemek, Farkına Varmamak Gibi Anlamlara Gelen Bir
İslâm Hukuku Terimi.
Gabn Alış-Verişlerde,
Normal Kıymetin Üstünde Veya Altında Olmak Üzere Bedeller Arasında
Eşitsizliğin Bulunmasıdır. İslâm'da Alış-Verişlerde Kâr Yasaklanmadığı Gibi,
Buna Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak Yalan, Hile, Satılan Malı Kendisinde
Olmayan Sıfatlarla Övme Veya Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır.
Tarafların Yalan Ve Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok
Yüksek Veya Çok Düşük Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir.
Kur'an-I Kerîm'de Şöyle
Buyurulur:
"Birbirinizin Mallarınızı
Haram Sebeplerle Yemeyiniz. Meğer Ki (O Mallar) Sizden Karşılıklı Rızaya
Dayanan Bir Ticaret Malı Ola"(En-Nisâ, 4/29). Ayette Sözü Edilen Karşılıklı
Rıza Ancak Belirli Miktar Mal Ve Satış Bedeli Üzerinde Olur. Bir Kimse
Alış-Verişte Aldatıldığım Bilse, Satım Akdine O Hâli İle Razı Olmayacaktır.
Enes B. Mâlik (Ö.
93/712)'Ten Rivâyete Göre, Hıbban B. Munakkız Alışverişlerinde
Aldatılıyordu. Hz. Peygamber Kendisine Şu Tavsiyede Bulundu: " Alış-Veriş
Ettiğin Zaman Şöyle De: Aldatma Yok Ve Benim İçin Üç Gün Muhayyerlik Hakkı
Vardır" (Buhârî, Buyû', 48; Husumet, 3; Müslim, Buyû', 48). Yine Hadiste,
"Hile Yapan Benden Değildir" (Müslim, İman;164; Ebû Dâvûd, Buyû, 50; Tirmizî,
Buyû' 72) Buyurulur.
Gabn; Fâhiş (Çok Aldatma)
Ve Yesîr (Az Aldatma) Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa
Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına
Çıkılınca Gabn Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da Artar. Yesîr
Gabn, Bilirkişinin Değerlendirme Alanı İçinde Kalan Az Aldatmalardır.
Meselâ, Yüz Liraya Satın Alınan Bir Mala, Piyasa Fiyatlarından Anlayan Bir
Bilirkişi Doksan, Diğeri Doksanbeş Lira Kıymet Biçerse Yüz Liralık Satış
Bedeli Yesîr Gabn Sayılır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek
Ölçüde Yüksek Veya Düşük Fiyatla Satım Akdinde Fâhiş Gabn Vardır.
Meselâ On Liraya Alınmış
Olan Bir Mala, Bilirkişilerden Birisi Beş Diğeri Altı, Başka Birisi De Yedi
Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş
Olur. Böylece, Bu Malın Beş Liranın Altında Veya Yedi Liranın Üstünde
Satılması Hâlinde Gabn Gerçekleşir (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv, 159).
Belh Fakîhlerinden Nusayr
B. Yahyâ (Ö. 268/881), Satım Akdine Konu Olan Malların Az Veya Çok Tasarrufa
Uğramalarını Göz Önüne Alarak Fâhiş Gabni; Gayr-İ Menkullerde %20,
Hayvanlarda % 10 Ve Menkul Ticaret Eşyasında %5 Olarak Sınırlamış Ve Piyasa
Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak Yapılacak Satışların
Fâhiş Gabn Derecesinde Olduğunu Belirtmiştir (İbn Nüceym, El-Bahru'r-Râik,
Mısır 1334, Vıı, S.169). Mecelle 165. Maddesinde Aynı Ölçüleri Esas
Almıştır. Bu Nisbetler Uygulama İle İlgilidir. Günlük Hayatta, Çok Vukû
Bulan Muâmelelerde Aldanma İhtimâli Azalırken, Nâdiren Yapılanlarda Yükselir
(Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I, S.247). Yukarıdaki
Nisbetlere Varmayan Aldatmalar, Az Aldatma Sayılır.
Yesîr Gabnin Satım Akdine
Bir Etkisi Olmaz Ve Akdi Feshetmeye İmkân Vermez. Çünkü Bundan Sakınmak
Güçtür. Günlük Hayatta Çok Olağan Bir Durumdur. İnsanlar Normal Olarak Bunu
Müsâmaha İle Karşılarlar. Hanefîler Üç Durumu Bundan Müstesna Kıldılar Ki,
Bunlarda Töhmet Sebebiyle, Yesîr Gabn Yüzünden Akdi Feshetmek Mümkün Olsun.
Bu Haller Şunlardır:
A) Serveti Borcunu
Karşılamayan Borçlunun Tasarrufu. Böyle Bir Borçlu, Yesîr Gabnle De Olsa
Malından Birşeyi Sattığı Veya Satın Aldığı Zaman, Borçluların Akdi Fesih
Hakkı Vardır. Ancak Diğer Tarafın Gabni Kaldırması Durumu Müstesnâdır. Çünkü
Borçlunun Tasarrufu, Alacaklıların İcazetine Bağlıdır. İcazet Verirlerse
Akit Yürürlük Kazanır, Vermezlerse Bâtıl Olur.
B) Ölüm Hastasının
Tasarrufu. Ölüm Hastası Yesir Gabnle Mal Satsa Veya Satın Alsa,
Alacaklıların Veya Bunların Ölümü Hâlinde Vârislerin, Bu Tasarrufu Fesih
Talep Etme Hakkı Vardır. Ancak Karşı Tarafın Gabni Kaldırması Durumu
Müstesnâdır.
C) Vasînin, Yetimin Bir
Malını Kendi Oğlu Veya Karısı Gibi Lehine Şahitlik Yapması Caiz Olmayan
Kimselere Yesîr Gabnle Satması Hâlinde Akit Bozulur.
Fâhiş Gabn İse, Âkidin
Rızasına Etkili Olur Ve Onu Ortadan Kaldırır. Ancak Bu Şekilde Aldatılan
Kimsenin Akdi Feshedip Edilmeyeceği İhtilâflıdır.
Hanefilere Göre, Fâhiş
Gabnin Satım Akdini Feshe Sebep Olması İçin Hile (Tağrîr) İle Birlikte
Bulunması Gerekir. Tağrîr; Bir Kimseyi Söz, Fiil Ve Davranışlarıyla
Etkileyerek, Satım Akdinin Onun Yararına Olduğunu Telkin Etmek Ve Onu Piyasa
Fiyatının Dışında Bir Satış Bedeline Razı Etmektir. Burada Aldatmanın Çok
Ciddî Nitelikte Olması Gerekli Değildir. Taraflardan Birisinin Veya Dellâl
Gibi Üçüncü Bir Şahsın, Sözlerine, Akdi Yapmaya Sevkedici Nitelikte Yalan
Karıştırması Fesih Hakkının Doğması İçin Yeterlidir. Yalan Ve Hile
Bulununca, Aldatılan Ma'zûr Sayılır. Çünkü Satım Akdine Rıza, Aldatmanın
Bulunmaması Esasına Dayanır. Aldatma Olunca, Rıza Tam Olarak Bulunmuş
Sayılmaz.
BAŞA DÖN
Ancak Hanefiler Üç Durumda
Aldatma Olmasa Bile Fâhiş Gabn Hâli Gerçekleşince Akdi Feshetmeyi Caiz
Görürler. Bunlar: Beytu'l-Mal'ın Malları, Vakıf Mallar Ve Küçüklük, Akıl
Hastalığı Yahut Sefâhet Gibi Sebeplerle Hacir Altında Bulunanların Malları
(Ali Haydar, A.G.E., I, S.588, 589; Mecelle, Mad. 356
Hanbelîlere Göre Aldatma
Olsun Veya Olmasın Fâhiş Gabn Hâli Varsa Şu Üç Durumda Aldatılan Satım
Akdini Feshedebilir.
A) Şehre Mal Getirenleri
Yolda Karşılama. Bu, Şehre Mal Getiren Kimseleri, Henüz Şehir Merkezine
Ulaşmadan Yolda Karşılamak Ve Eşya Fiyatlarını Öğrenmesine Fırsat Vermeden
Malını Satın Almaktır. Bu Haramdır Ve Bir Ma'siyettir. Bunlarda Fâhiş Gabn
Hâli Varsa Satım Akdini Bozma Hakkı Vardır. Çünkü Hz. Peygamber "Mal Getiren
Binitlileri Yolda Karşılamayınız" (Buhârî, Buyû', 72, İcâze, 11, 19; Müslîm,
Buyû', 21; Ebû Dâvûd, Buyû', 45) Buyurur: Şâfiîler De Bu Görüştedir.
B) Hileli Açık Arttırma (Neceş),
Satışa Arzedilen Malın Fiyatım Arttırmaktır. Kişi Bunu Satın Almak İçin
Değil, Başkasını Aldatmak İçin Yapar. Burada Müşteri İçin, Arttıranın Almayı
İstemediğini Bilmediği Zaman Muhayyerlik Hakkı Sâbit Olur. Şâfiîlere Göre Bu
Durumda Muhayyerlik Hakkı Yoktur (Muğni'l-Muhtac; Iı, S, 37; El-Mühezzeb, I,
S.291).
C) Satıcıya Fiyat
Konusunda Güvenen Kimse (Müstersil). Bu, Eşya Fiyatlarını Bilmeyen, Pazarlık
Yapmayı Sevmeyen Ve Satıcıya İtimat Eden Kimsedir. Daha Sonra Fiyatta Büyük
Bir Aldatma Durumu Ortaya Çıksa Alış-Verişi Bozmak İçin Muhayyerlik Hakkı
Doğar. Mâlikîler, Bu Üç Durumda Da Satım Akdinin Geçerli Olduğunu; Ancak Bu
Şekildeki Alış-Verişin, Hadislerdeki Yasaklama Yüzünden Haram Olduğunu
Söylerler (Vehbe Ez-Zühaylî, El-Fıkhu Î İslâmî Ve Edilletuhu, Dimaşk,
1405/1985, Iv, S.223, 224).
Şâfiîlere Göre Fâhiş
Gabnin Satım Akdine Bir Etkisi Bulunmaz. Aldatma Olsun Veya Olmasın Hüküm
Değişmez. Çünkü Aldatma, Çoğu Zaman Aldatılanın Kusuru Yüzünden Vukû Bulur.
Alıcı, Anlayan Birisine Sorsa, Gabn Meydana Gelmezdi (Muğnî'l Muhtâc, Iı,
S.36).
Ebû Hanîfe'ye Göre
Alış-Veriş İçin Mutlak Vekil Kılınan Kimse; Müvekkilinin Malını Fâhiş Veya
Yesîr Gabnle Yahut Benzer Fiyatıyla; Kısaca Kendisinin Uygun Gördüğü Bir
Fiyatla, Yahut Şart Muhayyerliği İle Satabilir. Ancak Bu Malı Kendisine Veya
Lehlerine Şahitliği Geçerli Olmayan Hısımlarına Satması Durumu Müstesnâdır.
İmam Muhammed Ve İmam Ebû Yusuf'a Göre İse, Alış-Verişe Vekil Olan Kimse,
Satım Akdini Fâhiş Gabinle Yapsa, Menfaati İhlâl Olunan Kimse Fesih
Talebinde Bulunabilir (Ali Haydar, Düraru'l Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm,
I. S,138, 589, Iıı. S, 921; Mecelle, Mad. 64, 356, 1494).
İmam Mâlik (Ö 179/795)'E
Göre, Fâhiş Gabn Terimiyle İfade Edilen Çok Aldanma, Malın Kıymetinin Üçte
Biri İle Sınırlandırılmıştır. Buna Göre Bir Mal, Kıymetinin Üçte Birinden
Daha Yüksek Veya Üçte Birinden Daha Az Bir Fiyatla Satılmış Olsa Fâhiş Gabn
Meydana Gelmiş Olur. Eğer Bu Miktar Aşılmamışsa Az Bir Aldanma Olur Ki, Bu
Olağandır (El-Cezîrî, Kitâbu'l-Fıkıh Ale'l Mezâhibi'l Erbaa, Iı. S, 284). Hz.
Ebû Bekir (Ö.13/634) Halife İken Vâlilerine Yaptığı İrşâdında Fâhiş Gabn
Nisbetini Üçte Bir Olarak Belirtmiştir. İmam Mâlik'in Dayandığı Delil Hz.
Ebû Bekir'în Bu Uygulamasıdır. Daha Sonra Mâlikî Mezhebinde, Bir Yüzde
Vermek Yerine, Gabn Şöyle Tarif Edilmiştir: Bir Malın, Kıymetinden Açık Yani
Göze Batan Bir Şekilde Fazla Veya Eksik Bir Fiyatla Satılmasıdır. Fazlalık
Veya Noksanlık Açık Olduğu Zaman Fâhiş Gabn Meydana Gelir. Hanbelilerin Bu
Konudaki Görüşü De Mâlikîler Gibidir (İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, S. 585; El-Cezîrî,
A.G.E Iı, S. 284; Gazzâlî, İhyâu Ulûmi'd-Din, Mısır 1375/1956, Iı, S. 72).
İslâm Hukukunun Gabn Ve
Tağrir (Hile) Konusunda Açık Ve Kesin Bir Sınır Getirmeyişinin Amacı,
Nisbetlerin Tesbitini Beldelerin Örflerine Bırakmaktır. Çünkü Ekonomik
Bakımdan Kalkınmış Ve Paranın Değerini Korumayı Hattâ Sürekli Yükseltmeyi
Başarmış Ülkelerde Fiyatlar Çoğu Zaman İstikrarlıdır. İnsanlar Uzun Süre,
Bazan Yıllarca Aynı Seviyede Kalan Piyasa Fiyatlarının Dışına Çıkılmasına
Razı Olamaz. Fakat Paranın Sık Sık Değer Kaybettiği Ve Eşya Fiyatlarının
Sürekli Olarak Arttığı Bir Ekonomide, İnsanlar Fiyat Değişikliklerine
Alışırlar; Bu Yüzden Meselâ %5 Olan Menkul Eşya Fâhiş Gabn Nisbeti Önemini
Kaybedebilir. Bu Yüzden Bazı Avrupa Ülkelerinde Ve Türk Borçlar Kanununun
21. Maddesinde, Aşırı Yararlanma Adı Verilen Gabn Hâlinin Meydana Gelmesi
İçin İki Şart Konulmuştur. Mal Ve Satış Bedeli Arasında Aşırı Bir
Nisbetsizlik Bulunmalı Ve Bu Nisbetsizlik Karşı Tarafın Özel Durumunun
İstismar Edilmesinden Doğmuş Olmalıdır. Darda Kalma, Hıffet Hâli Ve
Tecrübesizlik, Özel Durumun Belirtileridir (Kefalettin Birsen, Borçlar
Hukuku Dersleri; İstanbul 1954, S.104 Vd; Kemal Tunçomağ, Borçlar Hukuku
Genel Hükümler, I, S. 227 Vd).
İslâm'da, Fâhiş Fiyatla
Satın Alınan Mal Elden Çıksa, Tüketilse Veya Malda Geri Vermeye Engel Bir
Eksiklik Meydana Gelse Artık Fesih Hakkı Kullanılarak Satım Akdi Bozulmaz
(Ali Haydar, A.G.E, I, S. 586, 587).
BAŞA DÖN
Gabn-İ Fâhiş (Malı Değerinin Çok Üstünde Satmak)
Alış-Verişte Büyük Aldatma
Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi. Gabn; Aldatmak, Eksiltmek
Anlamındadır. İslam Hukukçuları Bu Kelimeyi Genelde Hususi Akitlerde Anlaşma
Zamanında Akitte Her İki Tarafın Bedelinin Birbirine Eşit Olmadığım, Diğer
Bir İfadeyle, Satıcı Veya Müşteri Aleyhine Meydana Gelmiş Olan Bir Aldanmayı
İfadede Kullanmaktadırlar.
Gabn, "Gabn-İ Fâhiş" Ve "Gabn-İ
Yesîr" Olmak Üzere İki Çeşittir. En Genel Anlamda, Gabn-İ Fâhiş "Normalden
Fazla Aldanmayı", Gabn-İ Yesîr De
"Olağan Ve Basit
Aldanmayı" İfade Eder. Azlık Ve Çokluk İzâfi Olduğu İçin, İslâm Hukukçuları,
Hangi Aldanmanın Gabn-İ Fâhiş, Hangisinin Gabni Yesîr Olduğunu Mümkün
Mertebe Kesin Bir Ölçüye Bağlamaya Gayret Sarfetmişlerdir. Ancak, İslâm
Hukuk Ekollerinin Gabn-İ Fâhişi Tesbit Ölçüleri Birbirinden Farklı Olduğu
İçin, Gabn-İ Fâhiş Ve Gabn-İ Yesîr Anlayışları Da Büyük Ölçüde Farklılık
Arzeder.
Hanefi Ekolünde, En Genel
Tarifiyle Gabn-İ Fâhiş; "Herhangi Bir Malı, O Malın Fiyatı Hakkında,
Bilirkişilerin Tesbit Ettiği Tahmini Fiyattan Oldukça Fazla Bir Fiyatla
Satma Ya Da Satın Alma Durumu"; Gabn-İ Yesîr İse, "Bir Malı, Bilirkişilerin
Tahmin Sınırları İçerisinde Kalan Bir Fiyatla Satma Ya Da Satın Alma
Durumudur." Meselâ; Bir Mal Yüz Lira Üzerinden Satın Alınmış, Daha Sonra,
Bilirkişilerin Görüşüne Başvurulmuş, Bilirkişilerin Bir Kısmı Sözkonusu
Malın Değeri Hakkında, Bu Mal Ancak Altmış Lira Eder; Bir Kısmı, Elli Lira
Eder; Diğer Bir Kısmı İse, Bu Mal Ancak Yetmiş Lira Eder Derse Bu Durumda, O
Malın Yüz Liraya Alınması Durumunda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olur.
Şâfiî Ekolünde İse, Gabn-İ
Fâhiş; Bir Malın, Kendine Denk Bir Malın Fiyatından (Semen-İ Misil) Daha
Fazla Bir Fiyata Satın Alınması Durumunda Sözkonusu Olur. Bir Malın Aynısı
Veya Yakın Benzeri Piyasada Yüz Liraya Satılıyorsa, O Malı Yüzyirmi Liraya
Satın Almak Gabn-İ Fâhiştir.
Mâlikî Ekolünde De, Gabn-İ
Fâhişin Ölçüsü, Genelde Aldanmanın, Malın Değerinin Üçte Biri Nisbetinde
Veya Bundan Daha Fazla Olması Olarak Tesbit Etmiştir (İbn Cüzey, El-Kavânînu'l-Fıkhiyye,
Beyrut (T.Y.), S. 177.)
Mecelle'de Gabn-İ Fâhişin
Ölçüsü Malların Çeşidine Göre Ayarlanmıştır. Buna Göre, Menkul Ticaret
Mallarında %5 Veya Daha Fazla; Hayvanda % 10 Veya Daha Fazla; Gayr-İ
Menkulde %20 Veya Daha Fazla Aldanma Gabn-İ Fâhiştir (Mecelle, Md.165). Bu
Oranlama Malın Gerçek Değerine Göre Yapılacaktır.
Gab-İ Fâhişin Akitlerin
Sıhhatine Etkisine Gelince; İslâm Hukukunda Kâr Yasaklanmadığı İçin, Hukukî
Ehliyete Sahip Kişilerin Yaptıkları Karşılıklı Borç Yükleyen (Muâvazalı)
Akitlerde, Akdi Yapan Kişilerin (Taraflar) Elde Ettikleri Yararların Farklı
Olması, Genel Anlamda Meşrû Görülmüştür. Bu Yüzden, Normal Sınırlar
Çerçevesinde Cereyan Eden Bu Yarar Farklılığına Müdâhale Edilmemiştir. Ancak
Bu Serbestliğin Kötüye Kullanılması (Hile, Tağrîr) Ve İnsanların
İhtiyaçlarının Ve Saflıklarının İstismar Edilmesi Durumunda Sözkonusu
Haksızlığı Kaldırmak İçin Hukukî Hayata Müdâhale Edilmiştir. Şöyle Ki;
Alım-Satımda, Kasden Aldatma (Tağrîr) Amacı Olmaksızın, Gabn-İ Fâhişin
Sözkonusu Olması Durumunda, Aldanan Taraf Gerek Satıcı Gerekse Müşteri Olsun
Akdi Feshedemez. Bunun İstisnası Yetim Malıdır. Kasden Aldatma Amacı Olmasa
Bile, Yetim Malı Gabn-İ Fâhişle Satılırsa, Yetimin Haklarını Korumak
Bakımından Bu Akdin Feshedilmesi Gerekli Görülmüştür. Kamu Malları Da Aynı
Hükme Tabidir (Mecelle, Md. 356).
Ancak, Akdin Taraflarından
Biri Diğerini Aldatmak Suretiyle, Alım-Satımda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olursa
Aldanan Taraf (Mağbûn) Alım-Satımı Feshetme Hakkına Sahiptir. Bu Fesih
Hakkına "Gabn Ve Tağrîr Muhayyerliği" Denilir (Mecelle, Md. 357; Geniş Bilgi
İçin Bkz. İbn Âbidîn, Muhammed Emin, Tahbîru't-Tahrîr, Fi İbtâli'l-Kadâ Bi'l-Feshi
Bi'l-Ğabni'l-Fâhiş Bilâ Tağrîr, Resailu İbn Âbidîn, Iı, 66-82).
BAŞA DÖN
Gabn-İ
Yesîr( Alış Verişte Hile İle Çok Kazanmak)
Alış-Verişte Basit Bir
Aldatma Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi.
Gabn; Aldatmak, Aşırı
Yararlanmak Ve Bir Şeyin Miktarını Eksiltmek Gibi Anlamlara Gelir. Bir Terim
Olarak İse; Hususî Akitlerde, Anlaşma Sırasında, Akitte İki Tarafın
Bedellerinin Eşit Olmamasıdır. Gabn, Miktar Ve Derecesine Göre İkiye
Ayrılır: Gabn-İ Fâhiş (Çok Aldatma) Ve Gabn-İ Yesir (Az Aldatma).
İslâm Hukukunda,
Alış-Verişte Kâr Yasaklanmadığı Gibi Ona Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak
Alış-Verişte Yalan, Hile, Satılacak Mallarda Bulunmayan Sıfatlarla Malı Övme
Veya Satılan Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır (El-Cezîrî,
Kitâbü'l-Fıkh Ale'l-Mezâhibi'l-Erbaâ, Iı, 283, 284). Tarafların Yalan Ve
Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok Yüksek Veya Çok Düşük
Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa
Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına
Çıkılınca Gabn (Aldatma) Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da
Artar. Gabn-İ Yesîrin, Satım Akdinin Sıhhatine Zarar Vermeyeceği İttifakla
Kabul Edilmiştir. Çünkü Bundan Kaçınmak Güçtür. Diğer Yandan, İnsanlar Az
Miktardaki Aldanmalara Razı Olurlar. Çok Aldatmanın Miktar Ve Sınırı
Hakkında İse Kesin Bir Nass (Delil) Yoktur. Bu Konuda, Piyasadaki
Uygulamaları Dikkate Alan Müctehidlerin Ortaya Koyduğu İctihadlar İse Farklı
Olmuştur (El-Cezirî, A.G.E., Iı, 284, 285).
Hanefîler Bir Malın Piyasa
Fiyatını Veya Piyasadaki Kıymetini Ölçü Alarak Gabni Belirlemeye
Çalışmışlardır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek Ölçüde,
Yüksek Veya Düşük Fiyatla Yapılan Satım Akdinde Gabn Vardır. Meselâ;10
Liraya Alınmış Mala Bilirkişilerden Biri Beş, Diğeri Altı, Başka Birisi De
Yedi Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana
Gelmiş Olur (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv,159). Fâhiş Gabn Derecesine
Ulaşmayan Az Aldatmalar İse Gabn-İ Yesîr Adını Alır.
Belh Fakîhlerinden Nusayr
B. Yahyâ (Ö. 268/881) Alış-Verişte Fâhiş Gabn Miktarlarını, Gayr-İ
Menkullerde %20, Diğer Menkul Mallârda %5, Hayvanlarda % 10 Olarak
Sınırlamış Ve Piyasa Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak
Yapılacak Satışların Fâhiş Gabn Derecesinde Olacağını Belirtmiştir (İbn
Nüceym El-Bahru'r-Râik, Mısır 1334, Iı, 169).
İşte Yukarıda Belirtilen
Nisbetlere Varmayan Aldanmalar Az Aldanma (Gabn-İ Yesîr) Sayılır Ve Bunun
Akde Etkisi Olmaz. Meselâ; Piyasa Fiyatı Dokuz-On Bin Lira Arasında Olan
Menkul Bir Malın Onbinikiyüzelli Veya Sekizbinsekizyüz Liraya Satılması
Gibi; Çünkü Bu Malın Fâhiş Gabn İçin Üst Sınırı Onbinbeşyüz, Alt Sınırı İse
Sekizbinaltıyüzelli Liradır (Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm,
I, 238).
Ancak Paranın Sık Sık
Değer Kaybettiği, Eşya Fiyatlarının Yükseldiği Ekonomilerde Yukarıda
Belirtilen Gabn Miktarı Önemini Kaybedebilir. Çünkü Böyle Bir Piyasada
Meselâ %5 Olan Menkul Mal Gabn-İ Fâhiş Miktarı Onbin Liralık Malda Beşyüz
Liraya Tekâbül Eder. Böyle Bir Malı Onbinbeşyüz Veya Onbirbin Liraya Satın
Alan Kimse Aldatıldığını Düşünmez. Mâlikî Mezhebine Göre Gabn-İ Yesîrin,
Malın Kıymetinin Üçte Birinden Az Olan Aldatmada Gerçekleşmesi Gabn
Konusunda İslâm'ın Esnek Bir Yol İzlediğini Gösterir (El-Cezîrî, A.G.E., Iı,
284; İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, 585). (Ayrıca Bk. Gabn).
BAŞA DÖN
Gadr, Gaddarlık (İhanet)
Vefasızlık, İhanet,
Verilen Sözü Yerine Getirmemek, Ahdi Bozmak. Arapça'da "Gadîr Veya Gaddâr
Adam" Denilince, Sözüne Hiç Güvenilmeyen Kişi Anlaşılır (İbnü'l-Manzûr,
Lisânü'l-Arab, Beyrut 1388/1968, V, 8vd; Er-Râgıb El-Lsfahânî, El-Müfredât,
İstanbul 1986, S. 536-537). Ayrıca Söz Konusu Anlamlarla Yakından Alakası
Olan Bir Şeyi İhlâl Etmek Ve Bırakmak Manasına Da Gelir (Firûzâbâdî, Besâiru
Zevi't-Temyîz, Beyrut T.Y. Iv, 122). Nitekim Kur'an-I Kerim'de Şu Ayetlerde
Bu Manadadır: "O Gün Dağlan Yürütürüz. Yer Yüzünü Dümdüz Ve Pürüzsüz
Görürsün. (İnsanları) Kabırlerinden Kaldırıp Mahşer Yerinde Toplarız Da,
Onlardan Hiç Birini Geride Bırakmamış Oluruz" (El-Kehf, 18/47). "Aşmel
Defteri Konulmuştur. Günahkarları (O Amel Defterindeki Yazılı) Şeylerden
Titreyerek Korktuklarını Ve " Eyvah! Bu Nasıl Defterdir Ki, Bize, Küçük
Büyük Hiçbir Şey Bırakmayıp, Hepsini Sayıp Dökme" Dediklerini Görürsün. Zira
Dünyada İşlemiş Olduklarını Hazır Bulmuşlardır"(El-Kehf, 18/49).
İslâm'da Ahde Vefa
Emredilirken, İhanet Ve Vefasızlığın Da Yasaklandığı Kesin Emirlerle
Bildirilmiştir. Fakat, Kur'an-I Kerim'de Ahde Vefa Gadr Kelimesinden Ziyade,
Türkçe'de De Kullandığımız, "Hıyanet" Kelimesi Ve Türevleri İle "Ahd" Ve
"Vefa" Kelimeleri İle İfade Edilmiştir: "Öyle Ki, Onlar Kendileri İle
Yaptığın Anlaşmayı Her Defasında Hiç Korkmadan (Çekinmeden) Bozarlar.
Savaşta Onları (Her Ne Zaman Yakalarsan, Öylesine Bozguna Uğrat, Darmadağın
Et Ki, Arkalarındakiler Öğüt Ve İbret Alsınlar. Şayet Bir Topluluğun
(Milletin) Hıyanetinden Korkarsanız, Eşit Ölçülere Göre Sen De Anlaşmayı
Bozup (Suratlarına) At! Çünkü Allah Hainleri Sevmez" (El-Enfâl, 8/56-59).
Gadr, Yapılan Anlaşmayı
Bozmak Manasında Hadislerde De Kullanılmıştır. (Buhârî, Cizye, 7). Gerek
Ayetlerde, Gerekse Hadislerde, Karşı Taraf Anlaşmayı Bozmadıkça,
Müslümanların Anlaşmayı Bozmamaları Emredilmiştir. Öbür Taraftan, Bir Ayette
"Ey İman Edenler! Yaptığınız Akidleri Yerine Getiriniz..."(El-Mâide, 5/1).
Buyurulurken, Diğer Bir Ayette Yüce Allah İsrailoğullarına (Yahudilere)
Kendilerine Verdiği Nimet Ve İhsanları Hatırlatarak, "Ahdimi Yerine Getirin
Ki, Ben De Ahdimi Yerine Getireyim..."(El-Bakara, 2/40), "Elest Bezminde"
Kullardan Aldığı Söze Sadık Kalmalarını Emretmektedir. (Gadr Kelimesi Ve
Türevlerinin Geçtikleri Hadisler İçin Bkz. Buhârî, Cizye, 7, 22; Ebû Dâvûd
Cihad,150, Müslim, Cihad, 73; İbnü'l-Esîr, En-Nihâye Fi Garîbi'l-Hadîs, Iıı.
344-345). Meselâ Burada, İnsanları Evinde Bırakıp, Hapsedecek Kadar Şiddetli
Karanlık Manasına Gelen Ve "Gadr" Kelimesinden Türeyen "Muğdire" Kelimesinin
Geçtiği Bir Hadis Şöyledir: "Şayet" "Hur-I Iyn'den" Bir Kadın, Dünyaya
İnsanların Dışarı Çıkamadığı Şiddetli Karanlık Bir Gecede Doğsa (İnse),
(Bütün) Dünya Üzerindeki Şeyleri Aydınlatırdı.
Söz Konusu Gadr Veya
Gaddarlık Türkçe'de Arapça'daki Manalarından Daha Değişik Manalarda
Kullanılmıştır. Dilimizde "Zulüm, Hiç Merhameti Olmayan, Zalim,
Merhametsizlik Veya Merhametsiz İnsafsız" Manalarında Kullanılan Bu
Kelimelerin Bu Manalarıyla De İslâm Dininde Yasak Olan Fiilleri Ve
Müslümanlara Yakışmayan Sıfatları İhtiva Eder. "Allah'ın, İnsanlardan
Kendisine En Çok Kızdığı Buğzettiği Kişi, Husumette Gaddâr Olandır" (Tecrîd-I
Sarih Tercemesi, Vııı, 387). Buradan Hareketle, Türkçe'de Kullanılan Gaddâr
Kelimesinin Zulüm Ve Düşmanlıkta Zalimden Bir Derece Daha Aşırı Olanı İfade
Ettiğini Anlamak Mümkündür.
BAŞA DÖN
Gaib
Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir?
Gaib Bir Ölü Üzerine
Cenaze Namazı Kılınabilip Kılınamayacağı Hususunda İhtilaf Vardır. Şafii İle
Hanbeli Mezheblerine Göre Kılınması Caizdir. Çünkü, Daha Önce İslam'ı Kabul
Eden, Habeşistan Kralı Necaşinin Vefatını Vahiy Yoluyla Öğrenen Peygamber
(Sav) Müslümanları Namazgaha Çıkarttı Ve Onun Cenaze Namazını Kıldırdı.
Ancak Farz-I Kifaye Olan Cenaze Namazı Yerine Geçmez, Yani Bununla İktifa
Edilmez. Mutlak Cenazenin Bulunduğu Yerde Cenaze Namazını Kılmak Gerekir.
Hanefi İle Maliki Mezhebine Göre Gaib Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılınmaz.
BAŞA DÖN
Ganimet
Daru'l-Harb*De Yaşayan
Gayr-İ Müslim (Kâfir)Lerle Yapılan Savaş Esnasında Veya Savaşan İki Ordunun
Karşılaşmaları Sırasında Gazilerin Kuvveti İle Düşmandan Alınan Mal. Ganimet
Mallarından Taşınabilir Olanlarına, Ganâim-İ Me'lufe; Taşınmaz Mallara,
Ganaim-İ Gayr-İ Me'lufe Denir. Enfâl De Denilen Ganimet Mallarına, Genel
Anlamda Ganâim-İ Hâlise; Beşte Biri Devlet Hazinesine Ayrıldıktan Sonra
Gazilere Dağıtılan Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Maksûme; Düşmandan Alınıp Da
Henüz Gaziler Arasında Taksim Edilmeyen Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Gayr-I
Maksûme; Devlet Başkanının Veya Ordu Emîrinin, Savaşa Teşvik İçin Gazilere
Fazladan Verdiği Ganimet Mallarına Neıl (Çoğulu Enfâl) Denir. Kur'an'ın
Sekızınci Suresine, Ganimetlerden Bahsettiği İçin "El-Enfâl Sûresi"
Denilmiştir. Düşmandan Harbetmeksizin Alınan Ganimete De "Fey" Denir.
"Allah'ın Onlardan
Peygamber'ine Verdiği Fey'e Gelince, Siz Bunun Üzerine Ne Ata, Ne Deveye
Binip Koşmadınız..."
"Allah'ın, O Kent
Halkından, Resulune Verdiği Ganimetler Allah'a, Resule, Ve Ona Akrabalığı
Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara, (Yolda Kalmış) Yolcuya Aittir... '
"(Bilhassa O Fey'), Hicret
Eden Fakirlere Aittir..." (El-Haşr, 59/6, 7, 8).
"Sana Savaş
Ganimetlerinden Sorarlar; De Ki: Ganimetler, Allah'ın Ve Resulunundur..."
(El-Enfâl, 8/1).
"... Bilin Ki Ganimet
Aldığınız Şeylerin Beşte Biri, Allah'a, Resulune Ve (Resul İle) Akrabalığı
Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir..."(El-Enfâl 8/41)
(Ayrıca Bk: Âl-İ İmrân 3/161, En-Nisâ, 4/94, El Ahzâb 33/50, El-Fetih 48/15,
19, 20).
"Artık Elde Ettiğiniz
Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin..." (El Enfâl, 8/69).
Vaktiyle Müslümanlar
Tarafından Fethedilerek Ya Mücâhidlere Veya Diğer Müslümanlara, Mülk Olarak
Verilen Arazilerin (Arap Yarımadası Ve Basra Arazisi Gibi) Mahsullerinden
Öşür (Onda Bir, Yahut Yirmide Bir Hisse) Adıyla Alınan Vergi İle Tüccardan
Alınan Gümrük Vergisi İslâm Devletinin Önemli Bir Geliri İdi. Bunlar;
Fakirlere, Parasız Kalan Yolculara, Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara, Hürriyeti
İçin Anlaşma Bedelini Ödeyemeyen Kölelere Harcanırdı.
Müslümanlar Tarafından
Zorla Zapt Ve Fethedildiği Halde Müslüman Olmayan Eski Sahibinin Elinde
Bırakılan Veya Hariçten Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Mülk Olarak Verilen Yahut
Sulh İle Fethedilip De Bir Vergi Karşılığında Gayr-İ Müslim Halka Terk
Olunan Arazilerden Alınan Haraç (Adı Altında Alınan Vergi), İslâm Ülkesinde
Yaşayan Gayr-İ Müslimlerden, Korunma Karşılığı Alınan Cizye, Yabancılardan
Alınan Hediyeler Ve Harpsiz Olarak Elde Edilen Sulh Bedelleri De İslâm
Devletinin Gelirlerindendir. Bu Gelirler, Müslümanların Menfaati Olan
Sınırları Koruma, Yol, Köprü Yapım Ve Tamiri, Asker Ailelerinin Geçimini
Sağlama, Devlet Memurlarının Ve İlim İle Uğraşanların Maaşlarını Ödeme Gibi
Yerlerde Harcanırdı. Rikâz Adı Verilen Madenler İle Bulunup Çıkarılan
Hazinelerin Ve Harp Neticesinde Düşmandan Alınan Ganimetlerin Muayyen Bir
Kısmı Fakirler, Kimsesiz Yetimler Ve Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara
Sarfedilirdi.
Vâris Bırakmadan Ölenlerin
Malları, Velisi Bulunmayan Maktullerin Kan Bedelleri, Sahibi Bulunmayan
Yitik Mallar, Sahibi Bilinmeyen Terk Edilmiş Çocukların Ve Velisi Olmayan
Fakir Çocukların Nafakalarına, Tedavi Ücretlerine, Techiz Ve Tekfinlerine,
Hastahanelere Sarf Edilirdi.
BAŞA DÖN
Ganîmetlerin
Taksimi
Halkına Karşı Savaş Açılan
Bir Ülke, Ya Sulh Yoluyla, Ya Da Savaşmak Suretiyle Zorla Fethedilir.
Müslümanlar, Bir Yeri Sulh Yoluyla Fethettikleri Takdirde Hem O Zamanki
Devlet Başkanı, Hem De Ondan Sonra Devlet Başkanı Olacak Şahıs, Anlaşma
Şartlarına Uymak Mecbûriyetindedir. Araziler, Anlaşmayı Kabul Eden Karşı
Tarafın Elinde Bırakılır. Böyle Bir Yerin Arazisi Üzerine Anlaşma Şartlarına
Göre Bir Vergi Konulmamışsa, O Arazi Öşr Suyu İle (Yağmur, Dere, Kuyu,
Çeşme) Sulanıyorsa, Öşr Üzerine; Haraç Suyu (Fetih Öncesi Sahiplerinin
Açtığı Kanal Suyu) İle Sulanıyorsa, Haraç Üzerine Anlaşma Yapılır, Buna Göre
Vergi Alınır. Müslümanların Gayr-İ Müslimlerden Savaşarak Elde Ettikleri
Araziler Hakkında Şu Hükümler Geçerlidir; Devlet Başkanı Bu Hükümlerden
Herhangi Birini Tatbik Etmekte Serbesttir.
1) Araziyi Eski Sahipleri
Elinde Bırakır, Kendilerine Diğer Ganimet Mallarından Barınabilecekleri
Miktarda Mal Verir. Arazilerinden Haraç, Kendilerinden De Cizye Alır. Hz.
Ömer Irak'ı Fethettiğinde Böyle Yapmıştır.
2) Fethettiği Bölge
Ahâlisini Oradan Çıkarır, Yerlerine Hariçten Getirilen Gayr-İ Müslimler
Yerleştirilir. Bu Tür Arazi, "Haraç Arazisi" Diye Adlandırılır.
3) O Belde Ahâlisi Kendi
İstekleriyle Müslüman Oldukları Takdirde, Arazileri Kendilerine Bırakılır
Veya O Arazi Ganimetler (Ganimeti Hak Eden Muhâripler) Arasında Taksim
Edilir. Resulullah (S.A.S.)'İn Feth Edilen Hayber Arazisi Hakkındaki
Uygulaması Böyledir.
4) Bir Kısmı Gaziler
Arasında Taksim Edilir, Diğer Kısmı Da Hazine Masraflarına Karşılık Devlet
İçin Alıkonulur. Bu Şekilde Ahâliye Verilen Veya Gaziler Arasında Taksim
Edilen Araziye "Öşrî Arazi" Denilir.
5) Herhangi Bir Taksimat
Yapılmaksızın Bütün Arazi, Müslümanlar Adına Devlet Tarafından Muhâfaza
Edilir. Böyle Araziye "Memleket Arazisi, Mirî Veya, Emîrî Arazi" Denir.
İmam Mâlik'e Göre
Savaşarak Fethedilen Araziler, Gânimler Arasında Taksim Edilmez; Devlet
Tarafından Vakıf Olarak Muhâfaza Edilir. Elde Edilen Haraçı Müslümanların,
Cihad, Mescid, Köprü Gibi Masraflarına Sarfedilir.
İmam Şâfiî'ye Göre Böyle
Araziler Diğer Ganimetler Gibi Beş Kısma Ayrılır. Bunlardan Bir Kısmı Devlet
Hazinesine, Beşte Dördü İse Mücâhidlere Taksim Edilir.
Hanefi Mezhebine Göre
Gaziler Arasında Taksimatı Yapılmasına Karar Verilen Araziler, Diğer Ganimet
Malları Oranına Göre Taksim Edilir. Ganimetlerden Menkul (Taşınabilir)
Malların Taksimi: Ganimet Mallarının Beşte Biri Allah'a (Ayette Geçen Bu
İfade, Teberrüken Zikredilmiştir), Resulune, Onunla Akrabalığı Bulunanlara,
Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir (El-Enfâl, 8/41). Yolculardan
Maksat, Yolda Parası Kalmayanlardır. Geriye Kalan Beşte Dördü İse
Muhâriplere Taksim Edilir. Muhâriplerden Piyade Olanlar Bir, Süvari Olanlar
İse İki Hisse Alırlar. Kumandan Da Bir Fert Gibi Hisse Alır.
BAŞA DÖN
Bizzat Harbe Katılanlar
Hisse Aldığı Gibi Bunlara Yardım İçin Hazır Bulunan Erler, Savaş Sahasında
Bulundukları Halde Hastalık Ve Benzeri Özür Nedeniyle Savaşa Katılmamış
Olanlarla, Ganimet Malları Henüz İslâm Yurduna Getirilmeden Evvel Vefat Eden
Muhâriplerle Cihada Yardım Eden Kadınlara, Çocuklara, Kölelere, Zimmîlere
Ganimetten, Gazilerin Paylarından Daha Az Bir Miktar Verilir. Buna "Razh"
Denilir. Ganimet Mallarının Taksiminden Sonra Geriye Kalan Mal (Taksimi
Mümkün Olmayacak) Kadar Az Bir Miktar İse Veliyyü'l-Emr Tarafından Fakirlere
Dağıtılır.
Ganimet Mallarını Taksim
Edene "Sahibi Mekasım, Emîri Kısmet" Denir. Bu Memur İsterse, Taksimdeki
Güçlük Nedeniyle, Ganimet Mallarını Satar, Elde Ettiği Parayı Taksim Eder.
Bu Taksim, Veliyyü'l-Emr'in
İzni Olmadıkça Yapılamaz. Düşman Ülkesi Fethedilmediği Halde Elde Edilen
Ganimetin Beşte Biri Ayrıldıktan Sonra Geriye Kalanı Komutan Tarafından
Muhâriplere Taksim Edilir. Ganimet Mallarından Az Da Olsa Bir Şey Çalmak, Bu
Mallardan Daha Taksim Edilmeden Hıyanet Yoluyla Birşey Almak Büyük Günahtır.
Buna "Gulûl" Denir. Ganimet Toplayanlardan Biri Ganimet Mallarından Birşeyi
Telef Etse Ödemez; İmam Şâfiî'ye Göre İse Öder. Muhâriplerin, Gayr-İ
Müslimlerin Yurdunda, Denizlerinden Çıkardıkları Balık Ve Benzeri Şeyler İle
Karada Elde Ettikleri Av Hayvanları, Madenler, Hazineler Ganimet Malından
Sayılır. Muhâriplerin, İslâm Diyarı İle Küfür Diyarı Arasında Bulunan
Ormanda Veliyyü'l-Emr'in İzniyle Kesip İslâm Yurduna Götürdükleri Ağaç,
Ganimet Mallarından Sayılır; Mancınık Ve Gemi Yapımı İçin Kesilenler İse
Ganimetten Sayılmazlar. Ganimet Malları, İslâm Yurduna Götürülmeden Taksimi
Yapılmaz. Harp Hâlinde De Taksimat Caiz Değildir. Şâfiî, Hanbelî, Malikî Ve
Zâhirî Müctehidlerine Göre Bu Taksim, Düşman Yurdunda Da Yapılabilir.
Ganimet Malları İslâm Diyarına Hükümetçe Taşınması Mümkün Değil İse,
Mücâhidler Arasında Geçici Olarak Taksim Edilir, Onlar Vasıtasıyla İslâm
Yurduna Taşınır, Tekrar Hepsi Bir Yerde Toplanır. Esas Taksim Bundan Sonra
(İlk Taksime Göre) Yapılır. Muhâripler Taksimattan Önce Ganimet Malını
Satamazlar; Yenilip İçilecek Cinsten Olanlardan İstifade Edebilirler, Fakat
Saklayamazlar. Silah, Elbise, At Gibi Mallardan Da Geçici Olarak İstifade
Edilebilir, Sonra Taksimata Tabi Tutulur. Taksimattan Evvel Düşman Ülkesinde
Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten Birşey Verilmez. Ancak İslâm Yurduna
Döndükten Sonra Ve Ganimetin Taksiminden Evvel Ölen Muhâribin Mirasçılarına
Ganimetten Hissesi Verilir. İmam Şâfiî Ve Diğerlerine Göre, Düşmanın
Mağlubiyeti Kesinlik Kazandıktan Sonra Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten
Hissesi Verilir.
Enfâl Suresinin Kırk
Birinci Ayetinde De Belirtilen Hz. Peygamber'in Hissesi O'nun Vefatından
Sonra Sözkonusu Değildir. Abdulmuttalib Oğullarının Hisseleri De Yoktur. Bu
Hisseler Tamamen Devlet Hazinesine Bırakılır; Devlet Kanalıyla Da Fakir
Yetimler İle Diğer Miskinler Ve Parasız Kalmış Yolculara Harcanır. Bu
Hususta Diğer Mezhebler Değişik Görüş İler: Sürerler. Veliyyü'1-Emr Veya
Komutan Lüzum Görürse Fazla Bir Pay Veya Muayyen Bir Para Vermek Suretiyle
Mücâhidleri Harbe Teşvikte Bulunabilir. Buna "Tenfil" Denir.
Savaş Esirleri Hakkında
Yapılacak İşlem: Savaş Neticesinde Elde Edilen Esirler Hakkında Veliyyü'1-Emr
Serbesttir. Bu Esirlerden Fiilen Savaşa Katılanları Öldürebilir; Köle Ve
Câriye Yapabilir; İslâm Zimmetinde Emân Vererek Hepsine Hürriyetini
Verebilir; İslâm Esirleriyle Değiş Tokuş Yapabilir. Arap Müşriklerinin Esir
Erkekleri İse Ya İslam'ı Kabul Ederler Ya Da Öldürülürler.
Evzâî, Hasan İbn Muhammed
Et-Temîmî, Hasan El-Basrî, Hammâd B. Süleyman Gibi Müctehidlere Göre
Esirleri Öldürmek Câiz Değildir. Öldürülmelerinin Câiz Olduğunu İleri Süren.
Müctehidler, Bu Konuda Gereğine Göre Hareket Etmede Veliyyü'1-Emr'in Serbest
Olduğunu Söylerler. Müslümanların Eline Esir Düşmeden Evvel Müslüman Olan
İse Sadece Köle Yapılır. Düşmana Âit Köleler, Müslüman Olarak İslâm Ülkesine
İltica Etseler Veya Müslüman Olduktan Sonra Bulundukları Ülke Müslümanlar
Tarafından Zabtedilse Ya Da Müslüman Olmaksızın İslâm Ordusuna İltihak
Etseler, Derhal Hür Olurlar.
Düşmandan Alınan Esirler
Hakkında Köleleştirme Kararı Verilince Bunların (Diğer Ganimet Malları Gibi)
Beşte Biri Devlet Bütçesine Âit Olarak Ayrılır, Geriye Kalanı Gânimetler
Arasında Paylarına Göre Taksim Edilir. Bu' Durumda Kölelerin Öldürülmesi
Câiz Değildir. Esiri, Taksimden Evvel Öldüren Bir Mücâhide Sadece Ta'zir
Cezası Verilir, Keffâret Ve Diyet Ödetilmez. Komutan, İsyan Etmeleri Veya
Taraflarınca Kurtarılma İhtimalleri Olmadıkça, Esirleri Öldürmeye Yetkili
Değildir. Bir Yetki Devlet Başkanına Âittir. Esir Edilen Kadınlar, Çocuklar
Öldürülmez. Esir Edilen Kadınlar İslâm Yurduna Getirilince Eski Kocalarıyla
Nikâh İlişkileri Kesilmiş Olur. Kocaları Da Kendileri Gibi Esir Olan
Kadınların Nikâhları Devam Eder. Bakıma Muhtaç Olan Esir Çocuklar, Esir
Analarından Ayrılmazlar. Hanefîlere Göre Esirleri Karşılıksız Salıvermek
Caiz Değildir.
İmam Şâfiî Hariç, Diğer
Mezhebler De Aynı Görüştedir. Ekonomik Şartlar Zorlamadıkça Esirleri Para
Karşılığı Azat Etmek Hanefilere Göre Caiz Değildir. İmam Şâfiî Bu Görüşte
Değildir. Düşmandan Alınan Esirler, Müslüman Esirlere Mukabıl
Değiştirilebilir. Buna "Müfâdatu'l-Üserâ" Denir. Esir Düşen Müslümanları
Para, Silah, Hayvan Karşılığı Kurtarmak Caizdir. İslâm'ı Kabul Eden Bir
Esir, Müslüman Esir Karşılığında Değiştirilmez. (İlgili Hadisler İçin Bk.
Sahih-İ Buhârî Tecrîd İ Sarih Tercümesi, Vıı, 426, Vııı, 438, X, 340).
"Artık Elde Ettiğiniz
Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin" (El-Enfâl, 8/69). Allah'ın İnsanlar
İçin Takdir Ettiği Rızkın En Helâl Olanlarından Biri Ganimet Mallandır.
Savaş Ganimet İçin Yapılmaz; Allah'ın Kelâmını Yüceltmek, İslâm'ı Hâkim
Kılmak Ve Küfrün Galebesine Son Vermek Ve İslâm Adaletini Başka Ülkelere
Götürmek Gibi Ulvî Gayeler İçin Yapılır. Böyle Bir Gayenin Gerçekleşmesi
İçin Meydana Gelen Savaşta Ölenlere Allah Şehid Sıfatıyla Cenneti Nasib
Ederken; Sağ Olan Gazilere De Gösterdikleri Gayrete Bir Lütuf Olarak,
Düşmandan Alınan Ganimetleri Helâl Kılmıştır. Geçmiş Ümmetlere Ganimetten
İstifadeye İzin Verilmezken Bu Lütuf Muhammed (S.A.S.)'İn Ümmetine Takdir
Edilmiştir.
BAŞA DÖN
Garâmet (Alış Verişte Zarar Etmek)
Zarar, Ziyan, Alış-Verişte
Zarar Etmek, Zimmetinde Olup Da Edası Gereken Şeyi Ödemek Anlamında Bir
İslâm Hukuku Terimi.
İslâm'da Bir Kimse Malını,
Kâr Ekleyerek Satabileceği Gibi, Hiç Kârsız, Hatta Zararına Da Satabilir.
Zararına Satış Çeşitli Amaçlar İçin Yapılır. Meselâ Alıcıya Yardımda
Bulunma, Malı Bir An Önce Paraya Çevirme Ve Müşteriyi Dükkana Alıştırma
Gibi... Ancak Satıcının Sıkışık Durumundan, Samimiyetinden Veya Malın Gerçek
Değerini Bilmeyişinden Yararlanarak, Malı Değerinin Çok Altında Bir Fiyatla
Satın Almaktan Sakınmak Gerekir. Çünkü Hz. Peygamber, Darda Kalan Kimsenin
Bu Durumundan Yararlanarak Onunla Alış-Verişi Yasaklamıştır. (Ahmed B.
Hanbel, I,116). Diğer Yandan, Ashabı Kirâm Da Malın Değerini Bilmeyen
Satıcıyı Uyararak, Malı Gerçek Değeri Üzerinden Satın Almayı Tercih
Etmişlerdir. Böyle Bir Uyarmayla, Gerçekte Beşyüz Dirheme Alabileceği Atı,
Sekizyüz Dirheme Satın Alan Cerir B. Abdillah El-Becellî (Ö. 51/671) Bunun
Sebebini Soranlara Şu Cevabı Vermiştir: "Biz Alış-Verişte Hile
Yapmayacağımız Hususunda Allah Resulu'ne Söz Verdik" (İbn Hazm, El-Muhalla,
Mısır 1389 H., Ix, 454 Vd, Mesele: 1464).
Kârın Meşrû Olması, Riziko
Yüzündendir. Hiç Zarar Etmemek Veya Zarara Katlanmayı Kabul Etmeksizin Ana
Paraya Maktû İlâve Yaparak Almak Faiz Muamelesi Demektir.
Garâmetin Bir Diğer
Anlamı; Borçlu Olmadığı Halde Başkasının Borcunu Yüklenme, Tazmin
Sorumluluğunu Üzerine Almadır. Meselâ, Kendisine Bir Mal Emanet (Vedîa)
Olarak Bırakılan Kimse Kasıt Veya İhmali Olmadıkça Bu Malın Telefinden
Sorumlu Tutulamaz. Bazı Durumlarda Emanet, Tazmin Yükümlülüğüne (Garâmete)
Dönüşür. Meselâ, Emanetçinin Malı Korumayı Terketmesi Gibi. Çünkü O, Akitle
Emaneti Korumayı Üzerine Almıştır. Bunu Yapmaz Ve Emanet Helâk Olursa,
Kefâlet (Garâmet) Yoluyla Malın Bedeli Ondan Tazmin Edilir. Emanet Bırakılan
Kişi Malı, Aile Fertlerinden Olmayan Veya Emanete Ehil Bulunmayan Kimseye
Vermesi Hâlinde Telef Olursa Tazmin Yükümlülüğü Doğar.
Emanet Mal, Kullanmakla
Telef Olsa, Yine Tamir Edilmesi Gerekir.
Emanet Malla Yola Çıkmak:
Eğer, Yol Güvenli Olur Ve Hal Sahibi De Yasak Koymamışsa Yolculukta Emaneti
Yanına Alabilir: Bu Taktirde Teleften Sorumlu Tutulmaz.
Emaneti İnkâr Veya Kendi
Malına, Ayrılmayacak Şekilde Karıştırması Hâlinde Tazmin Yükümlülüğü Olur
(Es-Serahsî, El-Mebsût, Ix, 110, 116 Vd.; El-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Vı,
212; İbnûl-Hümam, Fethu'l-Kadîr, Vıı, 93; İbn Âbidin Reddû'l-Muhtâr, Iv,
519; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 307, İbn Kudâme, El-Muğnî, Vı, 401).
Başkasına Kullanması İçin
Emanet (Âriyet) Bırakılan Malın Telef Olması Hâlinde De Yukarıdakilere
Benzer Sebeplerle Tazmin (Garâmet) Sorumluluğu Doğar (El-Kâsânî, A.G.E., Vı,
218 Vd.; İbn Âbidîn, Reddu'l-Muhtâr,Iv, 527).
BAŞA DÖN
Gasb
Koca, Karısının Arsasında
Ondan İzinsiz Kendisi İçin Kendi Malıyla Bina Yapıp Bilâhere Ölecek Olsa
Karısı Binanın Kıymetinden Diğer Varislerin Hisselerini Verip Binayı Tamamen
Alabilir.
Koca Karısına Nafakasının
Tamamını Bırakıp Başka Bir Beldeye Gittiği Zaman, Kadın Paranın Belli Bir
Miktarını Kocasından İzinsiz Olarak Kendi İşlerine Harcayıp Tüketecek Olsa
Koca Gelip Kadını Boşayınca Harcadığı Miktarı Ona Ödettirebilir.
BAŞA DÖN
Gasb Etmek
Bir Şeyi Zorla Ve Zulüm
Yoluyla Sahibinin Elinden Almak, Tecavüzde Bulunmak, Zorlamak, Mütekavvim
Bir Malı, Mâlikinin İzni Olmaksızın, Ona Maldan El Çektirecek Şekilde Haksız
Yere Elinden Ve Tasarrufundan Almak Anlamında Bir İslâm Hukuku Terimi. Gasp
Edene "Gâsıp", Gasbedilen Mala "Mağsûb", Malı Elinden Alınana "Mağsubun Minh"
Denir. Mütekavvim Mal; İslâm'a Göre Alım-Satımı Meşrû Olan Mal Demektir.
Mala Elkoyma Hırsızlık Yoluyla Olmamalıdır. Mal, Mâlikten Alınmış
Olabileceği Gibi, Kiracı, Rehin Veya Emanet (Vedîa) Alandan Da Gasbedilmiş
Olabilir. Malikîler Bu Tarife; Malın Zorla, Haksız Yere Ve Silahlı Çatışma
Olmaksızın Ele Geçirilmesi Şartını İlave Etmiştir (İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadir,
Vıı, 361 Vd.; El-Meydânî, El Lübâb, Kahire T.Y., Iı, 188).
İslâm'da Başkasının Malını
Gasbetmek Kitap, Sünnet Ve İcmâ' Delilleri İle Yasaklanmıştır: " Ey İman
Edenler, Birbirinizin Mallarınızı Haram Yollarla Yemeyiniz. Meğer Ki, O
Mallar Sizden Karşılıklı Rızaya Dayanan Bir Ticaret Malı Ola" (En-Nisâ,
4/29). "Birbirinizin Mallarını Haksız Yere Yemeyin. İnsanların Bir Kısım
Mallarını Bile Bile Günâha Girerek Yemek İçin Onları Hâkimlere Aktarmayın "
(El-Bakara, 2/188).
Hadislerde Şöyle Buyurulur:
"Şüphesiz Sizin Kanlarınız, Mallarınız; Bu Ayınızda, Bu Beldenizde, Bu
Gününüzün Haramlığı Gibi Birbirinize Haramdır" (San'ânî, Sübülü's-Selâm, Iıı,
73). "Müslüman Bir Kimsenin Malı, Başkasına Gönül Rızası Bulunmadıkça Helâl
Olmaz" (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316)." Kim Bir Karış Toprağı Zulüm
Yoluyla Ele Geçirirse, Allah Kıyamet Gününde Yedi Kat Toprağı Onun Boynuna
Tasma Gibi Takar" (Şevkânî, A.G.E., V, 317).
"Bir Kimse, Yemin Ederek
Bir Müslümanın Hakkını Gasbederse, Allah O Kimseye Cehennemi Vacib, Cenneti
Haram Kılar. "
"Haksızlık Etmekten
Sakınınız; Zira Haksızlık Kıyamet Gününde Zulmettir. "
"Haklar Kıyamet Gününde
Sahiplerine İade Edilecektir. Hatta Boynuzlu Koyundan Boynuzsuz Koyunun Öcü
Alınacaktır. "
"Bir Kimse Haksız Olarak
Başkasının Bir Karış Yerine Tecavüz Ederse, O Yerin Yedi Katı Da O Kimsenin
Boynuna Geçirilir. "
"... Vallahi, Sizden
Herhangi Biriniz Haksız Olarak Bir Şey Alırsa, Kıyamet Gününde O Şeyi
Yüklenmiş Olduğu Halde Allah'ın Huzuruna Çıkar. Sizden Birinizin Bağıran
Deve, Böğüren İnek, Meleyen Koyun Yüklenerek Allah Huzuruna Çıktığınızı
Görmeyeyim... '
"Bir Kimse Kardeşinin
Haysiyetine, Yahud Malına Haksız Olarak Taarruz Etmiş İse Altın-Gümüş
Bulunmayan Günden Evvel Onunla Helallaşsın. Aksi Takdirde Yaptığı Zulüm
Nisbetinde Onun İyi Amellerinden Alınıp Hak Sahi,Bine Verilir. İyiliği
Yoksa, Hak Sahibinin Günâhından Alınıp Haksızlık Eden Adama Yüklenir. "
...Kesin Olarak Söylüyorum
Ki Kanlarınız Mallarınız, Şeref Ve Haysiyetiniz Bu Ayda, Bu Şehirde, Bu
Günün Hürmeti Gibi Haramdır... '
"...Hayır, Ben Onu,
Ganimetten Çaldığı Cübbe Veya Abaya Bürünmüş Olduğu Halde Cehennemde Gördüm"
(Riyâzu's-Sâlihin, I, 252" 268).
Gasbın Haram Oluşunda,
İslâm Hukukçularının Görüş Birliği Vardır. Gasbedilen Mal Hırsızlık Nisâbına
Ulaşmasa Bile Başkasının Malını Zorla Ele Geçirmek Demektir; O Da İslâm'a
Göre Büyük Günâhtır.
BAŞA DÖN
Gasp Olayının
Gerçekleşmesi, İmam-I Âzam Ve Ebû Yusuf'a Göre; Bir Kimsenin Mal Sahibinin
Malını Haksız Yere Elinden Alarak Kendi Tasarrufuna Geçirmesiyle; İmam
Muhammed'e Göre Mal Sahibinin, Malı Üzerindeki Tasarruf Hakkını Haksız
Olarak Yok Etmesiyle; Diğer Üç Mezheb İmamlarına Göre İse; Gâsıbın, Bir
Başkasının Malını Kendi Eline Geçirmesiyle Mümkün Olur. Temeldeki Bu Tür
Farklı Anlayışlar, Gasb'ın Teferruat Konularındaki Fetvaların Da Farklı
Olmasına Sebep Olmuştur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre Gasp Yalnız Menkul
Mallarda Söz Konusu Olur.,Gayr-İ Menkul Gasba Elverişli Değildir. Çünkü Mal
Sahibinin Maldan Elini Çekmesi Başka Yere Nakil Ve Değiştirme İle Olabilir.
Bu İse Ancak Menkullerde Gerçekleşir. Arazi, Bina, Apartman Gibi Akarda İse
Başka Yere Nakil Düşünülmediği İçin Gasb Fiili Gerçekleşemez. Bu Yüzden Bir
Kimse Bir Gayr-İ Menkulü Gasbetse, Mal Onun Elinde İken Sel Baskını, Toprak
Kayması Gibi Semâvî Bir Afetle Helâk Olsa, Bu İki Müctehide Göre, Mâlike El
Çektirmekle Gasp Gerçekleşmediği İçin Tazmin Etmek Gerekmez. Ancak Malın
Helâkî Gasbeden Tarafından Olmuşsa Ödemesi Gerekir. Burada Gasba Değil
Telefe (İtlafa) İtibar Edilir.
İmam Muhammed, Züfer Ve
Diğer Üç Mezhep İmamına Göre, Gasp Hükümleri Gayr-İ Menkulleri De Kapsamına
Alır. Çünkü Haksız Olarak Yararlanma Menkullerde Olduğu Gibi Gayr-İ
Menkullerde De Olabilir. Bunun Delili: "Kim Bir Karış Toprağı Zulüm Yoluyla
Gasbederse, Allah Onun Boynuna Yedi Kat Toprağı Tasma Gibi Takar" (Buhârî,
Bed'u'l-Halk, 2; Müslim Musâkat, 137-139; Tirmizî, Diyet, 21).
İmam Ebû Hanife Ve Ebû
Yusuf'a. Göre, Gasbedilen Malın Yavru, Süt Ve Meyve Gibi Ayrı (Munfasıl)
Veya Yağlanma, İrileşme Gibi Bitişik (Muttasıl) Fazlalıkları Helâk Olsa, Bu
Fazlalıkları Gasbedenin Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Mâlikin Bunlar
Üzerinde Henüz Tasarruf Eli Bulunmamaktadır. İmam Muhammed, İmam Şâfiî Ve
Hanbelîlere Göre İse, Bunları Da Tazmin Eder. Çünkü Asıl Malı Haksız Yere
Elde Tutmakla Fazlalıkları Da Aynı Şekilde Tutmuş Olur (El-Kasânî, Bedâyiu's-Sanâyi',
Vıı, 143, 145, 160; İbnü'l Hümâm, Fethu'l Kadir Vıı, 388, 394; İbn Rüşd,
Bidâyetü'l Müctehid, Iı, 313; El-Meydânî, A.G.E., Iı,194,195; Ez-Zühaylî,
El-Fıkhu'l-İslâmî Ve Edilletühu, V, 712).
Gasbedenin Gasbettiği
Maldan (Binmek, İçinde Oturmak Gibi) Yararlanması Hâlinde, Bu Yararlanmayı
Tazmîni Gerekmez; Çünkü Bu Bir Mal Değildir. Mâlikin Elinde İken Mevcut
Değildi. Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Ecr-İ Misil Bu Durumda Ödenir (Ez-Zühaylî,
A.G.E., V, 713, 714).
Müslümana Ait Şarap, Domuz
Eti Gibi Mütekavvim Olmayan Bir Malı Gasbeden Kimse Bunu Telef Etse Veya
Tüketse Yahut Şarabı Sirkeye Çevirse, Gasbeden Müslüman Olsun, Zimmî Olsun
Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Şarap Ve Domuz Eti Gibi Alım Satımı Caiz
Olmayan Şeyler Müslüman Hakkında Mütekavvim Mal Değildir. Müslüman Veya
Zimmî, Zimminin Şarabını Veya Domuzunu Yok Etse Tazmin Etmeleri Gerekir.
Çünkü Bunlar, Ehl-İ Zimmete Ait Muteharrim Bir Maldır. Domuz Onlara Göre,
Bizdeki Koyun Hükmündedir. Ebû Hanife'ye Göre, Müslümana Ait Eğlence
Aletlerini Tahrip Etmek Tazmini Gerektirir. Çünkü Bunlardan Meşrû Olmayan
Eğlence Dışında Da Yararlanmak Mümkündür. Ebû Yusuf, İmam Muhammed Ve
Mâlik'e Göre İse, Müslümana Ait Şarabı, Domuzu, Eğlence Aletlerini (Melâhî)
Ve Putları Telef Etmek Tazmini Gerektirmez. Delil Şu Hadistir: "Allah Ve
Resulu, Şarap, Murdar Hayvan Eti, Domuz Ve Putların Satımını Yasakladı" (Buhârî,
Meğâzî, 51, Buyû', 105, 112; Müslim, Buyû', 93, Fer', 8; İbn Mâce, Ticâret,
Iı). Bu Sayılanların Müslüman Nezdinde Ekonomik Değeri Yoktur. Bu Yüzden
Tazmini Gerekmez. Ancak Bunlar Gayr-İ Müslimlere Ait Olursa, Bu Takdirde
Tazmin Edilmeleri Gereklidir (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı, 147, 162, ; İbnü'l-Hümâm"
A.G.E., Vıı, 396, 405; Zeylâî, Nasbu'r-Râye, Iv, 369; İbn Kudâme, El-Muğnî,
V, 256, 276 ; Eş-Şirâzî, El-Mühezzeb, I, 374; Ez-Zühaylî, A.G.E., V,
714-717).
Gasbedilen Arsa Üzerinde
Yapılan Bina Veya Dikilen Ağaçlar, Masrafı Gâsıb'dan Alınmak Suretiyle,
Yıktırılabilir Ve Arsa Üzerinde Meydana Gelen Zarar, Gâsıba Ödettirilir.
Gasbedilen Bir Malın, Gâsıbın Elinde Bulunduğu Sürede Aynıyla Muhâfazası
İçin Gereken Masraflar Gerçek Mal Sahibine Ödettirilemez (Gasbedilen
Hayvanların Sulanması, Muhâfâzası, Gasbedilen Ağaçların Aşılanması Ve
Sulanması İçin Gereken Masraflar Gibi). Mağsub, Zararı Ve Bedeli Ödenince
Gâsıbın Malı Olur.
Gasbedilen Malın Geliri
Gâsıba Aittir, Aynısını İade Etmek Mecburiyetindedir. Ancak (İmam Muhammed
Ve Taraftarlarına Göre) Vakıf Ve Yetimlere Ait Olan Akar Mallarla Kiraya
Verilmek İçin Tayin Edilmiş Olan Akarların Gelirleri Gasıba Ait Değil,
Sahiblerine Aittir. Mâlikî Ve Şâfiî Ekolüne Göre İse Gasbedilen Akarların
Gelir Ve Menfaatleri, Mal Sahibine Aittir. Gâsıbın Hukukî Durumu Ne İse, O
Malı Gâsıb'dan Gasbeden İkinci Gâsıb'ın Hukukî Durumu Da Aynıdır.
Gasbedilen Bir Mal, Mevcud
İse Gasbedildiği Şekliyle Sahibine Gasbedildiği Yerde İade Edilmesi Gerekir.
Malı İade İçin Gereken Masraflar, Gâsıb'a Aittir- Gasbedilen Mal Harcanmış
Ve Yok Edilmiş Olursa, Gâsıb Tarafından Ödenmesi Gerekir. Eğer Mal, Değeri
Verilebilecek Cinsten İse Bu Değer Takdir Edilerek Verilir; Misli
Verilebilecek Cinsten İse (Buğday Vb. Gibi), Mislini Vermek Gerekir. Gâsıb,
Eğer Kendi Malından Birşey İlâvesi İle Gasbedilen Malın Bazı Vasıflarını
Değiştirirse, Mal Sahibi Ya Malının Kıymetini Ya Da İlâve Edilenin Kıymetini
Ödeyerek Malın Aslını Alır. Mağsub, İsmi Değişecek Şekilde (Buğdayın
Öğütülerek Un Yapılması Gibi) Değişikliğe Uğratılırsa Gâsıb, Bedelini Öder
Ve Mal Da Onun Olur. Gasbedilen Ağacın Meyveleri, Hayvanın Sütü Ve Yünleri,
Mal Sahibine Aittir. Gasbedilen Bir Binanın Veya Arazının Gasbdan Sonra
Meydana Gelen Zararı, Malın Aslıyla Birlikte Sahibine Ödenir. Gasbedilen
Arazi Veya Arsa Üzerinde Yapılan Ev Ve Ağaç Gibi Fazlalıklar, Asıl Maldan
Daha Kıymetli İse, Gâsıb Tarafından Gasbedilen Malın Bedeli Ödenerek Gâsıbın
Mülkiyetine Geçer. Bir Kimse; Başkasının Tarlasını Gasb Yolu İle Nadas
Ettikten Sonra Sahibi Tarlayı Geri Alınca, O Kimse Nadas İşçiliği İçin Bir
Ücret İsteyemez. Gasbedilen Bir Malın Kıymeti, Gasbedildiği Zamanki Değerine
Göre Ödetilir.
Gasbedilen Bir Malın
Aslında, Cinsinde, Nevinde, Miktarında, Vasfında İhtilaf Edilince, Yemin
Ettirilmek Kaydıyla Gâsıb'ın Sözü Geçerlidir. Gasbedilen Malın Zekâtı
Verilmez, Çünkü Sahibine İade Edilmek Mecburiyeti Vardır. Bir Müslümanın,
Gayr-I Müslim Olduğu İçin Bir Şahsın Malını Gasb Etmesi Caiz Değildir.
Gasbedilen Bir Arsa Üzerinde Yapılan Bir Camide Namaz Kılmak Hanefilere Göre
Caiz, Şâfiîlere Göre Mekruhtur. Sahibi Bilinmeyen Gasbedilmiş Bir Mal,
Fakirlere Ve Kamu Yararına Olan Bir Yere Tasadduk Edilir. Para Veya Benzeri
Gasbedilen Bir Malla Yapılan Ticaret (Alış-Veriş) Sahihtir, Ancak Kazancın
Tasadduk Edilmesi Gerekir. Ancak Mal Yanlışlıkla Gasbedilmiş Olursa Günâh Ve
Sorumluluk Bulunmaz; Malın İadesi Veya Tazmini İle Yetinilir. Gasbeden,
Dayak Ve Hapis Cezası İle Te'dib Olunur. Gasbedilen Mal Mevcutsa Aynen Geri
Verilir, İade Masrafları Da Gasbedene Aittir. Gasbedilen Mal Helâk Olmuşsa
Tazmin Edilmesi, Yani Bedelinin Ödenmesi Gerekir. Tazmin; Ölçü, Tartı Veya
Standart Olup Sayı İle Alınıp Satılan (Mislî) Mallarda Misliyle, Bunun
Dışındakilerde Kıymetiyle Olur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre, Gasbedilen
Malda Sonradan Meydana Gelen Muttasıl Veya Munfasıl Fazlalıklar (Ziyadeler),
Mâlikin Bunlar Üzerinde Tasarruf Eli Bulunmadığı İçin Tazmin Edilmez; İmam
Muhammed, Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Tazmin Edilir. Aynı Zamanda Bu Mal
Bir Ticarî Mal İse Ondan Elde Edilen Kârın Sadaka Olarak Verilmesi İcap
Eder. Gâsıb Bu Kazancı Yiyemez (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı,147, I50,168; Es-Serahsî,
El-Mebsût, Xı,' 50; İbn Âbidîn, A.G.E., V, 128,135,137; İbnü'l-Hümâm,
A.G.E., Vıı, 363, 367, 379, 383; Eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316; İbn Rüşd,
Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 312; İbn Kudâme, El-Muğnî,V, 221, 254, 258).
BAŞA DÖN
Bir Kimse Bir Şeyi Gasbedip Kullansa, Kullandığı Sürenin
Karşılığını Verecek Mi?
Bir Kimse Gasbettiği Şeyi
Kullansa, Yani; Ev İse İçinde Oturmuş, Tarla İse Onu Ekmiş, Binek Hayvanı
İse Ona Binmiş, Elbise İse Onu Giymişse Yaptığı Şeyin Ücretini Verip
Vermeyeceği Hususunda İhtilaf Vardır.
Hanefi Mezhebine Göre,
Kullandığı Şeyin Ücretini Vermeyecektir. Ancak Vakıf Veya Yetim Malı Olursa
Veya Faydalanmak İçin Hazır Bir Durumda Olursa –Kiralık Ev Ve Taksi Gibi- O
Takdirde Ücretini Verecektir.
Şafii Mezhebine Göre İse,
O Kimin Malı Olursa Olsun, Gasbeden Onu Kullansın Veya Kullanmasın Ücreti
Verilecektir. Çünkü Malın Değeri Olduğu Gibi Menfaatin Değeri De Vardır.
Ayrıca Malı Biriktirmekten Gaye Onun Menfaatini Elde Etmektir. Malın
Menfaati Elden Çıktıktan Sonra Ücretini Verecektir (Muğni'l-Muhtaç).
BAŞA DÖN
Gasl, Gasl-I Meyyit(Ölüyü Yıkama)
Yıkama, Temizleme;
Müslüman Ölüyü Yıkama Anlamında Bir Fıkıh Terimi.
Ölünün Yıkanması Dirilere
Farz-I Kifâyedir. Yıkamak İçin Niyet Edilir, Besmele Çekilir, Ölünün
Elbiseleri Çıkarılır, Avret Yerleri Örtülür Ve Yüksekçe Bir Yere Yatırılır.
Ölüye Namaz Abdesti Aldırılır, Ancak Ağzına Ve Burnuna Su Verilmez.
Abdestten Sonra Önce Başı Ve (Varsa) Sakalı Yıkanır. Yıkamaya Sağdan
Başlanır. Sol Tarafına Çevrilip Yıkandıktan Sonra Sağ Tarafına Çevrilip
Yıkanır. Sonra Oturtulur Ve Karnı Ovulur, Ön Veya Arkasından Bir Şey Çıkarsa
Yıkanır, Bu Takdirde Tekrar Abdest Aldırılmaz. Her Uzvu Üç Kere Yıkamak
Sünnettir. Yıkama İşlemi Bitince Ölü Havlu İle Kurulanır, Baş Ve Sakalına
Güzel Kokular Sürülür.
Yıkama İşlemi Sırasında
Güzel Koku Kullanılır. Teneşir Tahtası Buhurlanır Ve Tütsülenir. Bu, Ölüye
Ta'zim İçindir. Ölü Yıkayıcının Elini Bir Bezle Örtmesi Müstehabdır.
Kaynatılmış Suyla Birlikte Sidr Veya Çöven Kullanılması, Baş Ve Sakalın
Hatmi Veya Sabunla Yıkanması Gerekir. Meyyitin Tırnağı Kesilmez Ve Saçı
Taranmaz. Gassâl (Gâsil; Yıkayıcı) Veya Gâsile, Meyyitle Kapalı Yerde Kalır
(El-Fetevâyı Hindiyye, I, 158 Vd.; Fethu'l-Kadîr, I, 449).
Savaş Alanında Şehid
Olmamış Her Ölünün Yıkanılması Farzdır. Vücudunun Bir Parçası Bulunan Ölü,
İmam Şâfiî, Ahmed Ti. Hanbel, İbn Hazm'a Göre Yıkanır, Kefenlenir, Cenaze
Namazı Kılınır; İmam Ebû Hanife Ve İmam Mâlik'e Göre İse Vücudun Yarıdan
Çoğu Bulunursa Yıkanır.
Şehidler Yıkanmaz,
Kanlarıyla Gömülürler. Ancak, Savaşta Şehid Düşenler Dışındaki Taundan,
Boğularak, Zatürre, Karın Hastalığı, Yanarak, Göçükte, Doğumda, Malı Uğruna,
Canı Uğruna, Ailesi Uğruna Öldürülen Şehidler Yıkanırlar. Çünkü Suikastla
Şehid Düşen Hz. Ömer, Hz. Osman Ve Hz. Ali'nin Cenazeleri Yıkanmıştır.
Gassâl (Yıkayıcı)'In Emin,
Sâlih, Güvenilir Olması Gerekir. Yıkama Esnasında Ölü İle Yıkayıcıdan
Başkasının Bulunmaması Mendupdur. Hanefî Mezhebine Göre Erkek, Ölen Hanımını
Yıkayamaz. Hz. Ali'nin Fâtıma (R.A.)'Yı Yıkadığı Rivayet Edilir. Ölü Kadının
Saçları Örgülüyse Çözmek Mendubdur; Yıkandıktan Sonra Tekrar Örülür, Arkaya
Salınır. Kadının Kocasını Yıkaması Caizdir. Hz. Ebû Bekir'i (R.A.) Eşi
Yıkamıştır.
Esas Alarak Erkek Erkeği,
Kadın Kadını Yıkar.
Ölünün Yıkandıktan Sonra
Secde Yerlerine Kâfur Sürülür. Çünkü Bu An Meleklerin Hazır Olduğu Andır Ve
Kâfur Kullanmaktan Maksat Ölüyü Soğutmak, Ölünün Bedenini Dinç Tutmak,
Bozulmadan Ve Böceklerden Korumaktır (Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, I, 365).
Su Bulunmazsa Ölüye
Teyemmüm Yaptırılır. Teyemmüm, Bir Erkeğin Kadınlar İçinde Veya Bir Kadının
Erkekler İçinde Öldüğü Durumlarda Da Yapılır.
İcmâa Göre Kadınlar,
Çocukları Yıkayabilirler.
Yine Sünnete Göre, Ölünün
Tütsülenmesi Ve Yıkanma Sayısı Tek Olmalıdır; Bir, Üç, Beş Gibi.
Bir Yerde Tek Yıkayıcı
Varsa Onun Ücret İstemesi Caiz Olmaz (Mehmet Zihni, Nimet-İ İslâm, 422).
Ölünün Techiz Ve Defni
Süratle Yapılmalıdır. Bir Meyyitin Yıkanmasının Bazı Şartları Vardır:
Müslümanlık, Bebeklerde Düşük Olmamak, Vücudundan Bir Parçanın Olması Ve
Allah Yolunda Öldürülen Şehidlerden Olmaması. Bir Müslüman, Kâfir Bir Ölüyü
Yıkamaz Ancak Onu Gömebilir.
BAŞA DÖN
Gayb
Insanın Duyuları Ve İlmi
İle Öğrenemediği Bir Kısmını Ancak Peygamberlerin Haber Vermesiyle
Bilebildiği Bir Kısmını İse Allah'tan Başka Kimsenin Bilmediği Gizli Şeyler,
Âlemler.Sözlük Anlamıyla Bir Şeyin Gözden Gizli Kalması Demek Olan "Gayb"
Mastar Olmakla Beraber "Gâib" İle Aynı Anlamdadır. Ancak"Gayb" Sen Onu
Görmediğin Halde O Seni Gören; "Gâib" İse Senin Görmediğin, Onun Da Seni
Görmediği Şeydir, Demişlerdir. Buna Göre Allah "Gayb"Dir, "Gâib" Değildir.
Şiîlerin; "Gayb"Dan Maksat, Kur'an'da Ve Hadiste Va'd Edilen Ve Beklenilen
Mehdîdir Şeklindeki Kabullenişlerinin Doğrudan Çok Uzak Olduğu, Fahruddin
Razı Tarafından İfade Edilmiştir. Ayağın Alt Koğuguna. Dağlararasındaki
Kuytu Alçaltılara Da İlk Bakışta Görülmedikleri İçin "Gayb" Denir. Gayb
Gerçeği, İmanın Belli Başlı Kaidelerinden Ve Islam Düşüncesinin En Köklü
Esaslarından Birisidir. Çünkü Islam'ın Esasını Oluşturan İman Temelleri
Altıya İndirgenirse Bunların Bir Bakışa Göre En Az Dördü, Diğer Bir Bakışa
Göre Tamamı Gayb Sahasına Girer. Bir Islam Düşünürü Ve Tefsircisinin
İfadesiyle: "Gayba İman, İnsanoğlunun Hayvanlar Aleminden Yücelişinin
Ayrılış Noktasını Teşkil Eder." (Kutup, Terceme 5/265)
Bu Yüzden Kur'an-I
Kerim'in İlk Ayetlerinde Gayba İnanan Mü'minler Övülür Ve Kurtuluşa Erecek
Olanların Ancak Onlar Olacağı Vurgulanır. Çünkü İnsanın Hem Bu Dünya Hem
Öbür Dünya İle İlgili Olarak Bilebildikleri, Bilmedikleri Yanında Hesaba
Katılmayacak Kadar Azdır. Onun Kapasitesi Her Şeyi Kavramaya Müsait Olmadığı
Gibi, Görünene İnanmak Da Karşılığında Mükaafat Olan Bir Erdem Sayılamaz.
Zaten "Ona İlimde Çok Az Bir Şey Verilmiştir." Ilimde Kendisi İçin Dikilen
Sınır Taşına Varsa Bile Bilemeyeceği Daha Bir Sürü "Gayb" Kalacaktır. Ancak
Bu Az İlme Oranla Da Olsa İnsanların Önceden Bilmezken Sonradan Bildikleri,
Bir Kısmının Bilmediği Halde Diğerlerinin Bildikleri Şeyler Bulunduğuna
Göre, Bilinmeyenlerinin Yanında, En Azından Sözlük Anlamıyla Gaybın Biline
Bilenlerinin De Olduğu Anlaşılır. Öyleyse "Gayb"In Sınırını Öncelikle
Ayetler Ve Hadislerle Çizmek Gerekir.Türevleriyle Beraber Kur'an-I Kerim'de
"Gayb" Kelimesi Ellisekiz Yerde Geçer Ve; Göklerde Ve Yerde Olup İnsanların
Bilmediği (2/330; 11/123) Tarihin Geçmiş Olayları (3/44;11/49;12/102) Kocası
Görmediğinde Kadının Sahip Olduğu Değerler (4/34), Görüp Hissetmeden Sezilen
Ve Delille Kavranan (5/94), Müşahade Edilmeyen (6/73); (9/94, 105) Sadece
Allah'ın Bilgisinde Olan Şeyler (10/20), Kişinin Görüp Duymadığı Yer, Gıyabi
(12/52, 81), İnsanın Canı, Ruhu, İç Dünyası (34/14) Kalbinden Geçirdikleri
(5/116; 9/78) Gibi Anlamlarda Kullanılır. Resulullah'ın Hadislerinde İse;
Kabrinde Azap Gören Birinin Ne Zamana Kadar Azap Görmeye Devam Edeceği, Yani
Gelecekte Olacak Şey, (2) Kıyamet Saati, Yağmurun Yagma Zamanı,
Rahimlerdekiler, Ölüm Zamanı Ve Yeri (3) Gibi Şeyler "Gayb" Cümlesinden
Sayılmıştır.Gaybın Özellikle Ayetlerdeki Kullanılışına Bakıldığında Onun Her
Çesidiyle Bilinmeyen Birşey Olduğu Anlaşılmıyor. Bazı İnsanlara Göre Gayb
Olarak Bir Şeyin, Diğer Bazılarına Göre Bilinebileceği Anlaşılıyor. Mesela
Geçmiş Bir Peygamberin Yaşadığı Olaylara Rasulüllah Muhammed'e(S.A) Göre
Gayb Denirken Söz Konusu Peygamberin O Olayı Görüp Bildiği Açıktır. İşte Bu
Gerçek Gaybın Alimler Tarafından "Mutlak" Ve "Nisbi" (Göreli, İzafi) Diye
İkiye Ayrılmasına Sebep Olmuştur: Allah'ın Bizzat Mahiyeti, Künhü, (Buna
Cürcanî "Gaybu'1-Hüviyye Ve Gaybu'l-Mutlak-El-Gaybu'1-Meknun Ve El
Gaybu'1-Masûn" Der. Ama Allah'ın Sıfatlarından Birinin"Gâib"Olmayışı Da
İlginç Olmalıdır. Hatta Bir Ayeti Kerimede "Biz Gaipler Değiliz" (7/7)
Denir. Onun İçin Bu Ayeti Tefsir Ederken Kurtubi: "O, Bu Dünyada Gözlerden
Gâiptir, Görünmez Ama, Aklı Kullanma Ve İstidlâl İle Gâip Olmaktan Çıkar"
Der. Allah'ın(C.C.)"Gâib" Diye Bir Sıfatının Olmayışı, O'nun Bir Gün
Görülebileceğini De' Anlatıyor Olmalıdır.) Bütünüyle Ahiret Alemi, Kıyamet
Saati, Cennet, Cehennem, Mahşer, Mizan, Sırat, Likâ, Kevser, Melekler Alemi,
İstikbalde Olacak Olaylar, Ölüm Saatleri Ve Yerleri Gibi Şeyler Mutlak, Yani
Herkese. Göre Gaybtır. Bir Hadisi Şerif. Bir Ayetin Açıklaması Olarak
Bunları Beşe İndirger: "Beş Şeyi Allah'tan Başka Kimse Bilmez:1- Kıyametin
Zamanı Allah Katındadır. 2- Yağmuru İndirir. 3- Rahimlerdekini Bilir. 4- Hiç
Bir Canlı Yarın Ne Yapacağını Bilmez. 5- Kimse Nerede Öleceğini Bilmez
(31/34). Görüldüğü Gibi Rasulüllah (S.A.) Hiç Kimsenin Bilemiyecegi "Gayb"İn
Ayette Sayılan Bu Beş Maddeden İbaret Olduğunu Söyler.( El-Camius-Sağîr-H.
No: 3963 4-Askalanî F'ethul-Karı 1/124 ) Ancak Söz Konusu Ayetin 2. Ve 3.
Maddelerindeki Üslûbun Yumuşaklığı Bir Yana, Mesela Sarıh Münavî Alusî Ve
Nevevî, Bu Maddelerle İlgili Gaybın Bilinmezliğinin, Her Yönlerini Kapsayan
Genel Anlamda Olduğunu, Yoksa Bazı Özelliklerinin Bilinebileceğini
Söylerler. Burada Sayılan Maddeler İçin Bir Sahabî "Gayb Bu Beş Şeyden
İbarettir, Bunun Dışındaki Gaybi Bazılar Bilemese Bile Bazıları Bilebilir"
(1/163.) Demiştir. Böyle Olan Gayb İçin Allah (C.C.) "De Ki, Göklerde Ve
Yerde Allah'tan Başka Kimse Gaybi Bilmez..." (27/65) "Gayb Allah'a
Mahsustur" (10/20) "Gaybın Anahtarları Onun Katındadır, Onları Ondan Başkası
Bilmez" (6/59) "Allah Sizi Gaybe Muttali Kılacak Değildir. Fakat Allah
Resüllerinden Dilediğini Seçer (Ve Onlara Gaybi Bildirir)" (3/179) "Gaybi
Bilen O'dur. Resullerinden Diledigi Dışında Kimseyi Gaybına Muttali Kılmaz"
(72/26) Buyurur. Mü'minlerin Annesi Aişe'den Nakledilen Bir Hadiste De:
"...Kim Resulullah Yarın Ne Olacağını Haber Vermiştir Derse, Allah'a Çok
Büyük Bir İftara Etmiş Olur..." (Müslim K.L, H. 287; Kurtubî, 7/1 ; Benzer'
Bir Hadis İçin Bk. Buhâri, Tefsir, Necm Suresi L.) İşte Bütün Bunlardan
Hareketle:"Hiç Bir Mahlukun Ne Duyularının Ne De İlminin Ulaşamadığı Gayba
Gaybi Mutlak, Muayyen Bir Mahlukun İlminin Ulaşmadığı Ve Ona Göre
Bilinmeyene De Gaybi İzafi (Nisbî, Göreli)" (Elmalı 7/4869. ‚) Demişlerdir.
Bazılarıda Gaybi:1- Delili Bulunmayan ("Gaybın Anahtarları Onun Katındadır"
Ayetinde Anlatılan Budur Ve Bunu Ancak Allah Bilir) 2-Delili Bulunan (Sani'
Olan Allah, Sıfatları, Ahiret Günü...) Diye İkiye Ayırmışlardır. Bunların
Hepsi Birden Göz Önünde Bulundurulduğunda Gayb Konusunda Şu Sonuca Varmak
Hatalı Olmayabilir: Kıyamet Saatini Allah Resullerine De Bildirmemiştir,
Yağmurun Kesin Olarak Ne Zaman Yagacağını Ancak Allah Bilir. Ancak Ayetin
Bunu Bildirdigi Cümlesine Bakıldığında Bunun Kıyamet Saati Kadar Mutlak
Olmadığı Bazı Belirtiler Yardımıyla Tahminler Yapılabileceği Anlaşılır.
Belirtileri Ortaya Çıktıktan Sonra Bu Gayb Olmaktan Çıkmıştır Da Denebilir.
Tıpkı, Yağmur Yagmakta İken Dışarı Çıkmak İsteyen Birisine, Islanacaksın,
Demek Gibi. Rahimlerdekinin Bilinmesi Konusu Da Aynen Yağmurun Yagmasının
Bilinmesi Gibidir. Fazlalık Olarak Burada Neyi Sadece Allah'ın Bildiği
Konusu Da Kapalıdır: Erkek-Dişi Olduğu Mu? Sadece Uzuvları Belirinceye Kadar
Erkekliği Dişiliği Mi? Said-Şaki Olduğu Mu? Tam-Eksik Olduğu Mu? Canlı Doğup
- Doğmayacağı Mı? Yoksa Hepsi Mi? İşte En Azından Bunların Tümünü Birden
Bilmek De İnsan İçin Mümkün Değildir. Kişinin Yarın Ne Yapacağı, Yani
İstikbalde Ne Olacağını Da - Belirtilerden Hareketle Yapılan Tahminlerin
İsabet Edenleri Dışında Allâh'tan Başka Kimse Bilmez. Kişinin Nerede Ve Ne
Zaman Öleceğini De Kimse Bilmez. Bu Konuda Cinler De İnsanlar Gibidir.
Söylerlerse Yalan Söylerler. Ancak Allah Tümüyle Olmasa Bile Bu Tür Gaybın
Bazı Noktalarını Ve Müfredatından Bazılarını Seçtiği Rasüllerine
Bildirebileceğini Söylemiş Ve Bildirdigi De Olmuştur. Bu Türden Olmak Üzere
(Vahye Dayanarak) Bizim Peygamberimiz De İstikbale Ait Birçok Haberler
Vermiş Ve Söyledigi Gibi Çıkmıştır. Ama Vahye Dayanmadan İstikbali
Peygamberlerin Dahi Bilemeyeceğine Dair Pek Çok Nas Mevcuttur.
Bunların Dışındaki Gayb
İçin, Belirterek Allah'tan Başkasının Bilemeyeceğinin Söylendiğini
Bilmiyoruz. Başta Evliyanın Kerameti Ve İlham Olmak Üzere, Cinlerin
İstihdamı, Telepati, Tekniğin İstihdamı, Riyazet Vs. Gibi Yollarla, Halde
Mevcut Olmak Şartıyla, Bazılarına Göre Gayb Ve Bilinmez Olanlar, Başkalarına
Göre Bilinir Ve Algılanır. Kur'an-I Kerim'de Hadis'in Bildirdikleriyle
İlgili Olarak Anlatılanlar, Halife Ömer'in Iran Üzerinde Bulunan Komutan
Sâriye'yi Medine Minberinden Görüp İkaz Etmesi Gibi Sabit Olaylar Bunun
Delili Olarak Gösterilir. Hatta Ibn Hacr El-Heytemî Gaybın Bilinmezliği
Prensibinin Allah'ın Bazı Evliyaya Bile Ondan Haberler Lütfetmesine Engel
Olmadığını, Bu Yüzden Bazı Velilerin, Mesela Yarın Öleceklerini
Söylediklerini, Hatta Halife Ebubekr'in Karısının Rahmindeki Çocuğun Erkek
Olduğunu Söylediğini Ve Öyle Çıktığını Yazar. (El-Fetava'l Hadisiyye S.
222-23) "Mü'minin Firasetinden Sakının Çünkü O Allah'ın Nuruyla Bakar"
Hadisi Ve "Ben Kulumu Sevince Duyan Kulağı, Gören Gözü, Tutan Eli, Yürüyen
Ayağı... Olurum" (Buhari, Rikâk 38.) Kudsî Hadisi De Buna İmkan Verir
Gibidir. Hatta Allah'ın Nuruyla Bakar Hale Gelen Birisinin Kârşısındakinin
Kalbinden Geçeni Dahi Görebileceği Söylenebilir. Nitekim Tasavvufta
"Şerhu'1-Kubur Ve'ssudur" (Kabirleri Ve Kalpleri Keşif) Velayetin Daha İlk
Basamağı Olduğu İnancı Meşhurdur. Ancak Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Şu Söz
Gerçekten Onun İse Bu Kabullenişi Tereddütle Karşılamak Gerekir: "Kalplerde
Olanı Allah Ve O'nun Vahyettiği Bir Rasulden Başka Kimse Bilemez.Vahiy
Olmadan, Kalplerdekini Bildiğini İddia Eden, Alemlerin Rabbinin İlmine Sahip
Olduğunu İddia Etmiş Olur..." (Imam Azamın Beş Eseri, Çev. Mustafa Öz. Ist.
1981, S.29. Arapçasi;24 ) Biraz Değişik İfadelerle Müslim, (Müslim, Iman
158; ) Ibni Mace (Ibn Mâce ,Fiten 1.) Ve Müsned'de(Müsned Iv'/438-39)
Bulunan Bir Hadis De Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Bu Hükmü Destekler Görünür:
Savaşta Bir Müşrikle Karşı Karşıya Gelen Bir Sahabi Onu "Allah'tan Başka
İlah Yoktur" Demesine Rağmen Öldürür, Peygamber (S.A.) Bundan Hoşlanmaz Ve:
"Karnını Yarıp Ta Kalbinde Olanı Bilseydin Ya!" Diye Üzüntüsünü Belirtir.
Yine Ashabı İçerisindeki Münafıkları Vahiy Yoluyla Sadece Peygamberler
Biliyordu Ve Sadece Huzeyfe'ye Bildirmişti. Sahabe'nin En İleri Gelenleri
Dahil Onları Bundan Başka Kimse Bilmiyordu. Başta Ebu Bekr (R.A.) Olmak
Üzere En Küçüğü Dahi En Büyük Veliden Daha Büyük Olanı Sahabenin Bilmediğini
Başkaları Hiç Bilemez Şeklindeki İddia Ciddi Gibidir.
BAŞA DÖN
Gayr-İ
Menkul (Taşınmaz Mallar)
Taşınmaz Mallar. Akar
Denilen Konut, Dükkan, Arsa, İşyeri Ve Benzeri, Başka Yere Taşınması Mümkün
Olmayan Mallar. Arsa Üzerindeki Binalar, Ağaçlar Da O Arsaya Tabi
Olacaklarından, Onlar Da Gayr-İ Menkul Sayılırlar.
"Akar" Da Fıkıh İlminde
Gayr-İ Menkul Demektir. Fakat Akar Kelimesi Kiraya Verilip, Gelir Getiren
Mallar İçin Kullanılmaktadır (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-I İslâmiyye Ve
Istılahatı Fıkhiyye Kâmûsu Vı, 10).
Gayr-İ Menkulün Zıddı
"Menkuldür". Bu Tür Malların, Gayr-İ Menkulün Aksine Bir Yerden Diğer Bir
Yere Taşınmaları Mümkündür. Meselâ; Paralar, Hayvanlar Gibi Ölçülebilen Ve
Tartılabilen Mallar Menkul Mallardır.
Gayr-İ Menkul İçinde
Bulunan Mallar Da, Satış İşleminde, Gayr-İ Menkule Tabidir. Şöyle Ki, Satış
İşlemi Yapılan Bir Beldenin Örfünde Satılan Şeyin Şâmil Olduğu Herşey,
Beraber Satıldığı Açıkça Söylenmese De, Satılan Şeye Dahil Olarak Beraber
Satılmış Olur. Meselâ Bir Ev Satılınca, Onun Bölümleri, Kileri, Ahır, Kapı
Ve Pencereleri... Vb. Şeyler De Satışa Girdiği Gibi; Bir Bahçe Satıldığı
Zaman İçinde Elma Ağaçları Varsa, Sözkonusu Bahçenin Satışına Orada Bulunan
Elma Ağaçları Da Girmiş Olur. Alış İşlemleri Tamamlandıktan Sonra, Satıcı
Kalkıp, Müşteriye, Ben Sana Sadece Evimi Satmıştım, Kileri Vermem, Veya
Bahçeyi Satmıştım, Elmaları Vermem Diyemez. Böyle Bir İddia Geçersizdir.
Menkul Malların Satışının
Caiz Olabilmesi İçin Kabz (Malın Alıcının Tasarrufuna Geçmesi) Şartı Vardır.
Halbuki Gayr-İ Menkul Mallarda Kabz Şart Değildir. Şayet Kabzdan Önce Helâk
Olma Tehlikesi Varsa O Zaman Mal Menkul Hükmünde Olur. Çünkü, Gayr-İ
Menkulün Helâki Nadirdir. Menkul Bir Malın Kabzından Önce Satılması, Kiraya
Verilmesi, Köle İle Mukâtep Yapılması İltifakla Caiz Değildir (İbn Âbîdin,
Reddu'l-Muhtâr, Çev., Mehmet Savaş, Xı, 48).
BAŞA DÖN
Gayr-İ
Meşru Servet Zekata Tabi'i Midir?
Gasp, Çalmak, Zina Ve
Kumar Gibi Gayr-İ Meşru Yollarla Elde Edilen Servet Zekata Tabi Değildir.
Çünkü Gayr-İ Meşru Malın Sahibi Belli İse Ona İ'ade Etmek Lazım Gelir, Yoksa
Fakir Ve Müstahak Kimselere Dağıtmak İcab Eder. Binaenaleyh Meşru Olmayan
Yollarla Servet Kazanmak Haram Ve Günah Olduğu Gibi, Onu Elde Tutup
Sahiplerine İ'adesini Veya Muhtaçlara Dağıtımı Ertelemek De Haramdır. Ancak
Ölüm Sebebiyle Varislere İntikal Etmiş Olan Gay-İ Meşru Servet, Sahibi
Bilinmediği Takdirde, Bazı Hanefi Ulemasına Göre Onlar İçin Mübah Sayılır.
BAŞA DÖN
Gayr-İ Müslim (Müslüman Olmayan)
Müslüman Olmayan, İslâm'ın
Dışında Başka Bir Dine Mensup Kişi.
İnsanlar İnanç Bakımından
İki Gruba Ayrılır: Hz. Muhammed'in Peygamberlerin Sonuncusu (El-Ahzâb,
33/40) Ve Bütün İnsanlığın Peygamberi (El-A'râf, 7/158; Sebe', 34/28)
Olduğuna İnanan Kimselere Müslüman; Hz. Muhammed'in Peygamberliğine
İnanmayan Kimselere De Gayri- Müslim Denilir. Bu Tanıma Göre Ehl-İ Kitap
Olanlar (Yahudiler Ve Hristiyanlar), Mecusiler, Dehriler, Sâbiîler,
Mürtedler, Müşrikler Gayri-İ Müslim Sınıfına Girmektedirler.
İslâm Ülkesinde Bulunan
Gayr-İ Müslimlerle Müslümanlar Arasında Birçok Münâsebetler Vardır. Bunlar
İki Grupta Ele Alınabilir: Zımmîler: Zımmî Kelimesi, Zimmet Kökünden
Türemiştir. Sözleşme, Antlaşma Anlamlarına Gelir. Istılahta İse; Antlaşma
Sonucu Sürekli Olarak İslâm Ülkelerinde İkamet Etme Hakkına Sahip Olanlara
Zımmî; Müslümanlarla Gayr-İ Müslimler Arasında Yapılan Bu Sözleşmeye De
Zimmet Akdi Denilir.
Mekke'nin Fethinden Önce
Yapılan Akitler Sürekli Olmamıştır. Yahudilerle Ve Mekke Müşrikleriyle
Yapılan Sözleşmeleri Örnek Olarak Gösterebiliriz. Bu Sözleşmeler Belirli Bir
Müddet Sonra Sona Ermiştir. Ancak, Mekke'nin Fethinden Sonra Nâzil Olan
"Kendilerine Kitap Verilenlerden Allah'a Ve Ahiret Gününe İnanmayan,
Allah'ın Ve Resulumün Haram Kıldığını Haram Saymayan Ve Hak Dini Din
Edinmeyen Kimselerle, Küçülüp Boyun Eğerek Elleriyle Cizye Verecekleri
Zamana Kadar Savaşın" (Et-Tevbe: 9/29) Ayetiyle Gayr-İ Müslimlerden Cizye
Alınmasına İşaret Edilmiştir. Dolayısıyla Zimmet Akitleri Mekke'nin
Fethinden Sonra Yapılmıştır.
Gayr-İ 'Müslimlerden
Bazılarıyla Zimmet Akdi Yapılamaz; Mürtedlerle Bu Akdin Yapılması Mümkün
Değildir. Hanefi Fukahâsı Putperest Araplarla Bu Akdin Yapılamayacağı
Görüşündedir. İmam Şâfiî Ve İmam Hanbel'e Göre Ehl-İ Kitap Ve Mecusiler
Dışındaki Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılamaz. Evzâî Ve İmam Mâlik'e Göre
Bütün Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılır.
Gayr-İ Müslimler Şu
Yollardan Biriyle İslâm Tebaasına Girer Ve Zımmî Olurlar: İzinle İslam
Ülkesine Girdikten Sonra Bu Ülkeden Haraç Arazisi Satın Alanlar Ve Bu
Araziyi İşletenler; İkamet İzni Bittiği Halde Ülkeyi Terketmeyenler;
Evlenerek Erkeğin Tebaasına Katılan Kadın (Kadın, İkamet Vb. Konularda
Kocasına Bağlı Olur.) Cizye Vermeyi Kabullenen Fethedilen Ülke Halkı.
İslâm Ülkesi Tebaasına
Giren Bir Zımmînin Tebaalığını Kaybetmesi İçin Şu Suçları İşlemesi
Gerekmektedir: Müslüman Bir Kadınla Zinâ Etmek; Müslümanlara Savaş Açmak;
Müslümanların İnançlarını İfsat Etmeye Kalkışmak; Devlet Düzenine Karşı
Çıkmak; Cizye Vermemek.
Zımmîler Devlet Başkanı,
Ordu Komutanı Ve Hâkim Olamazlar. Çünkü Bu Görevler Doğrudan Doğruya
Müslümanlarla İlgilidir. Dünyevî İşlerde Zımmîlerden Bildikleri Konularda
Yararlanılabilir.
İslâm Tebaasına Giren
Zimmîlere Seyahat, İkamet, Din Ve Vicdan Hürriyetiyle Birlikte Eğitim,
Çalışma, Sosyal Ve Kamu Hizmetlerinden Yararlanma Hakkı Da Verilmiştir.
BAŞA DÖN
Zımmîlerin İslâm Devletine
Karşı Bazı Yükümlülükleri Vardır; Bunlar, Malî Ve Diğer Yükümlülükler Olmak
Üzere İkiye Ayrılır. Malî Yükümlülüklerin Başında Cizye Gelmektedir. Cizye
Almak Nassla Sabittir (Et-Tevbe, 9/29). Peygamberimiz (S.A.S.) Düşmanla
Karşılaşan Ordu Komutanlarından Şu Üç Emrin Yerine Getirilmesini İster:
İslâm'a Davet Etmek, Cizye İstemek, Savaşmak (Ebû Dâvûd Cihâd, 83). Her
Zımmîden Cizye Alınmaz; Bunun Belirli Şartları Vardır: Cizye, Ergenlik
Çağına Gelmiş Erkeklerden Alınır. Kadınlar Ve Köleler Cizye Ödemezler. Kör,
Kötürüm, Yoksul Ve Çalışamayanlardan Şafiîlere Göre Cizye Alınır, Diğer
Mezheplere Göre Cizye Alınmaz. Bazı Mezheplere Göre, Gayr-İ Müslimlerin Din
Adamlarından, Çalışamayacak Durumdaki Çiftçilerden De Cizye Alınmaz.
Devletin Koruma Görevini
Yerine Getirememesi, Zımmînin Müslümanlarla Birlikte Ülke Savunmasına
Katılması, Cizye Ödemeyi Engelleyen Durumların Ortaya Çıkması, Ölüm Hâli Ve
Zımmînin Müslüman Olması Gibi Hallerde Cizye Borcu Düşer.
Harac, İctihad Yoluyla
Alınan Bir Vergidir. Bir Tür Vergi Bazan Attırılabilir, Bazan Da Azalır.
Devletlerarası Ticaretlerden Alınan Vergiye De "Uşûr" Adı Verilir.
Gayr-İ Müslimler,
Müslümanları Kendi Dinlerine Davet Edemezler; Müslümanları Küçük Düşürücü
Davranışlarda Bulunamazlar; Kılık Ve Kıyafetleri Yönüyle Müslümanları Taklid
Edemezler; Yasaklanan Fiilleri İşleyemezler; Haram Olan Şeyleri Müslümanlara
Satamazlar.
Müslümanlarla İlişki
İçinde Bulunan Gayr-İ Müslimlerin Diğer Bir Grubuna Da "Müste'men" Adı
Verilir; "Güven İçinde Olan, Emân Verilen, Güvenliğe Kavuşan" Anlamlarını
İfade Eder. Terim Olarak Anlamı; Belirli Bir Süre İçin İslâm Ülkesine Girmek
Ve Orada Emin Olarak Kalabilmek İçin Kendisine İzin Verilmiş Olan Gayr-İ
Müslime Bu Ad Verilir.
Kur'an'da "Eğer
Müşriklerden Biri Emân Dileyip Yanına Gelmek İsterse, Onu Yanına Al Ki,
Allah'ın Sözünü İşitsin; Sonra Onu Güven İçinde Bulunacağı Yere Ulaştır"
(Et-Tevbe, 9/6) Ayeti Bu Konuya Delil Teşkil Etmektedir.
Müste'menler Dört Sınıfa
Ayrılmaktadırlar: Elçiler, Tüccarlar, İlim Tahsilinde Bulunanlar, Ziyaret Ve
Gezmek Amacıyla Gelenler.
Emânın Nasıl, Kimlere Ve
Kimler Tarafından Verildiğini Şöylece Özetleriz:
1- Özel Emân: Bir Kişiye
Veya Küçük Bir Gruba Verilen Emândır. Bu Emânı, Büluğ Çağına Gelen Herkes
Verebilir: Hanefilere Göre Bu Emânı Müslümanlarla Aynı Safta Savaşan
Zımmîler Bile Verebilir. .
2- Genel Emân: Büyük Bir
Topluluğa, Yerleşim Bölgesine Verilen Emândır. Hanefilere Ve Şâfiîlere Göre
Bunu Ancak Devlet Başkanları Verebilir.
3- Örf Ve Âdete Göre
Verilen Emân: Bunlar,' Kendilerine Emân Verilmediği Halde Emân Verilmiş
Olanlardır. Yanlarında Bulunan Mektuplar, Ticaret Mallan Müste'men
Sayılmasına Delâlet Eder. Bunlar; Elçiler Ve Tüccarlardır.
4- Antlaşmadan Doğan Emân:
Antlaşma Yoluyla Elde Edilen Emândır.
5- Yakınlık Yoluyla Emân:
Bir Şahsa Verilen Emân Onun Çocuklarını Da İçine Alır.
Emânın Sona Ermesi
Müste'menin İslâm Ülkesinden Çıkıp Harp Ülkesine Girmesiyle Başlar. Bunlar
İslâm Ülkeşinin Vatandaşı Değildir.
Hanefîlere Göre,
Müste'menlere Allah Hakkından Ve Kamu Haklarından Dolayı Ceza Verilmez.
Hırsızlık, Soygun Gibi. İmâm Şâfiî'ye Göre İse Ceza Verilir.
Müslümanların Veya Gayr-İ
Müslimlerin Hayata Karşı İşledikleri Suçlarda Suç İşleyenin Durumu Göz Önüne
Alınır. Suçu İşleyenin Kimliğine Göre Farklı Cezalar Uygulanabilir. Bir
Müslümanla Bir Gayr-İ Müslim, Veya Bir Mürted Aynı Cezaya Çarptırılmaz. Bazı
Hukukî Farklılıklar Ortaya Çıkar; Ama Hiçbir Zaman Gayr-İ Müslime Haksızlık
Yapılmaz.
Evliliklerde Din Olgusu
Önemli Bir Meseledir. Müslüman Bir Erkeğin Ehl-İ Kitap Bir Kadınla
Evlenmesinde Sakınca Yoktur (El-Mâide, 5/5). Müslüman Bir Erkek Müşrik
Kadınla Evlenemez. İmanlı Bir Cariye Müşrik Kadına Tercih Edilmektedir
(El-Bakara, 2/221). Müslüman Kadın Müşrikle Evlenemez (El-Bakara, 2/221).
Ailede Etkin Kişinin Erkek Olduğu Düşünüldüğünde Müslüman Bir Kadının Ehl-İ
Kitaptan Bir Erkekle Evlenmesine İzin Verilmemiştir. Gayr-İ Müslimlerin
Kendi Aralarındaki Evlilikleri Mûteber Kabul Edilmiştir. Bunların Kendi
Aralarında Belirlemiş Oldukları Mehirler Mûteberdir, Geçerlidir. Müslüman
Erkekle Evlenmiş Olan Gayr-İ Müslim Kadın, Kocasından Boşandığı Zaman
Müslüman Kadının İddetine Tabidir. Müslüman Bir Erkekten Boşanan Müslüman
Bir Kadın Kocasından Nasıl Nafaka Alıyorsa, Gayr-İ Müslim Bir Kadın Da
Müslüman Bir Erkekten Ayrıldığı Zaman Müslüman Kadın Gibi, Nafaka Alır.
Ehl-İ Kitabın Yiyecekleri
Müslümanlar İçin Helâldir. Kur'an'da, "Kendilerine Kitap Verilenlerin
Yemeği, Size Helâl, Sizin Yemeğiniz De Onlara Helâldir" (El-Mâide, 5/5)
Buyurulmaktadır. Gayr-İ Müslimlerle İnsanî İlişkiler Sürdürülür; Hastaları
Ziyaret Edilir, Hediyeleşilir, Selamlaşılır; Dünyevî Konulardaki Bilgi Ve
Becerilerinden Yararlanılır Komşuluk Münasebetleri Sürdürülür.
BAŞA DÖN
Gayri Müslimle Komşuluk İlişkileri
Müslümanla Zimmî (Islâm
Hâkimiyetini Kabul Etmiş Ehli Kitap Vatandaş) Arasında Zorunlu Olan Her
Türlü Muameleyi Yapmak Caizdir (Hindiye, V/348 (Sirâciye'den)).
Müslüman, Onların
Ömürlerinin Uzun, İşlerinin İyi Olmasına Vb. Dua Edemez. Onların
Bağışlanmalarına Da Dua Edemez. Çünkü Allah (Cc) Müşrikleri Asla
Bağışlamayacâğını Bildirmiştir(K. Münafikûn (63) 6). Buna Rağmen
Bağışlanmalarını İstemek, A1lah'i Yanlış Hüküm Vermekle Suçlamak Olur Ki,
Buna "Küfür" Diyenler Bile Vardır (Bk. Karafi, El-Furuk, Iv6259 Vd). Ancak
Onların Hidayetine Dua Edilebilir (Bezzazıye Vı/355; Hindiye, V/348).
Yahudi Ve Hiristiyan Bir
Hastayı Ziyaret Edebilir. Mecusî'de İhtilaf Vardır. Rasulüllah'ın Ziyaret
Ettiği Vakidir. Amcasını Da Ziyaret Etmişlerdir (Agk.; Ayrıca Bk. Hindiye,
V/347).
Kâfiri Bir İhtiyaç Ya Da
Yolculuk Durumunda Misafir Etmesinde Beis Yoktur (Hindiye, V/347).
Bir Kâfirden Müslümanın
Hediye Alması, Eğer Dini Salabetini Kıracak Ve Onu Ona Medyün Hale
Getirecekse Caiz Olmaz. Böyle Bir Durum Yoksa Caiz Olur (Bezzâziye, Vı/347).
Zira: "Allah'ım, Bana Bir Facirin Nimetini Nasib Etme Ki, Kalbim Onu
Sevmesin" (Benzer Hadis İçin Bk. El-Hindî, Age. N211 (Deylemi'den)),
Buyurulmuştur. Kâfir İse Facirden Daha Şediddir.
Bir Hiristiyanın Bir
Müslümanı Evindeki Ziyafete Çağırması Durumunda; Birbirlerinden Ticâret
Yapmaları Dışında Aralarında Bir Dostluk Ve Beraberlik Bulunmuyorsa,
Bazılarına Göre Bu Ziyafete Gitmek Helâldir. Çünkü Bu Bir Nevî İyiliktir.
Mahzurlu Olmadığı Gibi Menduptur. Bazılar Da: Müslümanı Bir Mecusî Ya Da
Hiristiyanın Yemeğe Çağırması Halinde, Eti Çarşıdan (Islâm Ülkesinde) Almış
Olduklarını Söylemiş Olsalar Bile, Müslümanın O Yemekten Yemesi Mekruhtur,
Demişlerdir. Çünkü Mecusî Boğularak Ve' Dövülerek Ölen Hayvanın Etini De
Yer. Nasranî'nin İse Özel Bir Boğazlama Şekli Yoktur. Ya Boğarak, Ya Da
Müslümanın Kestiğini Yer. Ama Çağıran Yahudi Olursa, Müslümanın Onun
Yemeğinden Yemesinde Beis Yoktur. Çünkü Yahudi, Ancak Yahudinin Ya Da
Müslümanın Boğazladığını Yer (Kâdihân, Nı/401). Ne Varki, Kâfirin Yemeğini
Sürekli Yemek Mekruhtur. Mecburiyet Halinde Bir-İki Defa Yemede Mahzur
Olmayabilir (Hindiye, V/347).
BAŞA DÖN
Gayri
Müslümle Ortaklık Kurmak
Ehli Kitapla (Yahudi Ve
Hiristiyanlarla) İş Ortaklığı Kurulabilir. Ancak Şirkete Ya Da Ortaklık
Konusu Olan Mala Müslüman Vaziyet Etmelidir. Buna Gerekçe (İllet) Olarak
Onların Malı Faizde, İçki Ve Hınzır Gibi Islâm'da Mütekavvim Mal Sayılmayan
Konularda Kullanır Olmaları Gösterilir. Günümüzde Yaygın Hisse Senedi
Meselesini De Bu Açıdan Değerlendirmek Gerekir. Bu, Ahmed B. Hanbel'in
Görüşüdür. Şafiî İse Onlarla Ortaklığı Her Halükârda Mekruh Görür. Ahmed B.
Hanbel İse: Mahzurlu Olmasının İlleti Bellidir, Bu Da Şirket Konusu Olan
Mala Müslümanın Vaziyet Etmesiyle Giderilmiş Ve Mekruhluk Ortadan Kalkmış
Olur Der. Ehli Kitap Olmayan Mecusîler (Batıl Din Salikleri) Gibi İnsanlar
Her Konuda Ehli Kitaptan Daha Olumsuz Bir Konumda Oldukları İçin,
Diğerleriyle Ortaklık Kurmayı-Belli Şartla-Caiz Gören Ahmed B. Hanbel Dahi
Böyleleriyle Ortaklığı Kerih Görür, Ancak Kurulmuşsa Sahih Olacağını Söyler
(Ibn Kudâme, Age, V/3-5). Ateistler (Dinsizler) İse Hepsinden Daha Kötüdür.
BAŞA DÖN
Gaz Ve Abdest
Abdest Aldıktan Sonra Sık
Sık Gaz Çıkardığım İçin Abdestim Bozuluyor. Özür Kabul Ediyorum, Ama
Olmadığı Zamanlar Da Oluyor. Ne Yapmalıyım?
Söylediğiniz Hal Sürekli
Oluyorsa Bir Özürdür. Sürekliliğin Ölçüsü, Bir Namaz Vaktini Hükmen Ya Da
Hakikaten Kaplaması, Ondan Sonraki Vakitlerin Her Birinde De En Az Bir Defa
Görülmesidir. Hükmen Kaplaması, Zaman Zaman Kesilmesine Rağmen, Abdest Alıp,
O Vaktin Namazını Kılacak Kadar Zaman Bulamamasıyla Olur. Özrün, Bir Defa Da
Olsa Görülmediği Bir Vakit Gelirse, Özür Sahibi Olmaktan Çıkılır.
BAŞA DÖN
Gazab
Nefsin Hoşa Gitmeyen
Birşey Karşısında İntikam Arzusuyla Heyecanlanması; İnfiale Kapılmak, Öfke,
Hışım, Hiddet, Düşmanlık Ve Saldırıya Meyleden Saldırganlık Hâli.
Fıkıh Açısından Gazap
Hâlinde Yapılan İşlerde Bazı İstisnalar Getirilmiştir. Meselâ, Gazap Hâlinde
Kinaye Sözlerle Boşama, Niyet Olmadıkça Geçerli Değildir. Kocanın Kızarak
Eşine, Babanın Evine Git Demesi Gibi (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-I İslâmiyye
Ve Istılahât-R Fıkhıyye Kamusu, Iı,185). Hâkim, Gazaplı İken Hüküm Veremez
(Müslim, Akdiye,16). Ahlâkî Yönden Gazap Hakkında Şu Buyruklar Vârid
Olmuştur: Hz. Peygamber (S.A.S.): "Gazap Bütün Kötülükleri Kendinde Toplar"
Buyurmuştur (Ahmed B. Hanbel, 5/373). Başka Bir Hadîsinde, "Gazap
Şeytandandır" (Ahmed B. Hanbel, 4/226) Buyurur.
Resulullah (S.A.S.)
Kendisinden Öğüt İsteyen Birine: "Öfkelenmeyeceksin" Buyurur (Buhârî, Edeb,
76). Gazaplanma Durumunda Bunun Nasıl Giderileceği Hakkında Da Şöyle
Buyurur: "Biriniz Gazaba Geldiğinde Abdest Alsın. Ayakta İse Otursun, Gazabı
Yine Gitmezse Uzansın" (Ahmed B. Hanbel, I, 283; V,152; Ebû Dâvûd Edeb,11).
"Gerçek Yiğit, Güreşte Güçlü Olan Değil, Gazaba Geldiğinde Nefsine Hâkim
Olandır" (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107,108; Ebû Dâvûd, Edeb, 3).
Bütün Bu Buyruklar Kur'an-I
Kerîm'deki Şu Emrin Açıklamasıdır: "O (Koruna)Nlar Ki Bollukta Ve Darlıkta
Allah İçin Harcarlar Öfkelerini Yutkunurlar, İnsanları Affederler. Allah Da
Güzel Davrananları Sever" (Âl-İ İmrân, 3/134).
Muâz B. Cebel'den Rivayet
Edilen Bir Hadiste Resulullah, Huzurunda Birbirine Söven İki Kişiden
Birisinin Yüzünde Öfke Belirince Şöyle Buyurmuş: "Ben Bir Kelime Biliyorum,
Eğer Şu Adam Bunu Söylerse Öfkesi Geçer. O Kelime: Euzü Billahi Mine'ş
Şeytani'rracîm (Kovulmuş Şeytandan Allah'a Sığınırım)Dir" (Tirmizî, Daavât,
52).
Urve B. Muhammed Es-Sa'dî
Bir Adama Öfkelenmiş Ve Kalkıp Abdest Almış, Sonra Dönüp Bir Daha Abdest
Almış Ve Resulullah (S.A.S.)'İn Şöyle Buyurduğunu Nakletmiştir:
"Gazap Şeytandandır,
Şeytan Da Ateşten Yaratılmıştır. Ateş Ancak Su İle Söndürülür. Biriniz
Kızdığınız Zaman Abdest Alsın"(Ebû Dâvûd, Edeb, 4).
Allahu Teâlâ'nın Buyurduğu
Gibi Öfkesini Yutkunmayan İnsanların Nasıl Kötülükler İşledikleri, Bir Hiç
Yüzünden Nasıl Birçok Cinayet İşlendiği Ve Kötülükten Sonra Öfkesi
Geçenlerin Nasıl Pişman Oldukları Her Zaman Görülmektedir. Öfkeyle Kalkan
Zararla Oturur Denilir. Haklı Bir Davada Bile Olsa Gazabı Yenip Karşı Tarafı
Affetmek En Büyük Meziyettir. Resulullah (S.A.S.)'İn En Güzel Ahlâkı
Böyledir. İslâm'da Nefis İçin Kızmak Yoktur. Mücadele Ve Mücahede Allah
İçindir. Hz. Ömer'in Halifeliği Döneminde Bir Sarhoşa Rastlayıp Had
Uygulatması Üzerine Sarhoş Ona Sövmüş, Hz. Ömer Onu Bırakarak Şöyle
Demiştir: "Beni Gazaplandırdı. Ceza Verirsem Nefsime Yardım Etmiş Olurum.
Ben Bir Kimseyi Nefsim İçin Azarlayıp Dövmeyi Sevmem." Ayetlerde, Herşeye
Rağmen Gazaplanarak Yapılan Bir Günâh Sonunda Müminin Hatasından Dönmesi,
Tövbe Etmesi Emredilmekte; Allah'ın Tövbe Edenleri Affedeceği
Bildirilmektedir.
İslâm Ahlâkı, Kötülüğe
İyilikle Muamele Etmeyi, Bunun Ancak Sabredenlere Mahsus Bir Meziyet
Olduğunu Vazeder (Fussilet, 41 /34-35). Fevrî Ve Fanatik Hareketler Hoş
Karşılanmamıştır. (El-Hucurât, 49/5). Sabredip Suç Bağışlamanın İşlerin En
Hayırlısı Olduğu Allah'ın Emridir (En-Nahl,16/126; Eş-Şûrâ, 42/43).
Aşırı Gazap Aklın Öyle Bir
Afetidir Ki, En Lâtif Varlığı Bile Mecnun Hâline Getirip Hunhar Bir Hayvana
Dönüştürebilir. Hiddet; Akıl Ve İdrakin Yerine Heyecan, Dürüstlüğün Bitişi,
Gözlerin Görmemesi, Kulakların Duymaması Demektir Ve Böyle Birini Ne Din, Ne
Kanun Ne De Nasihatçıların Sözleri Engelleyemez. Hiddetle Başlayan, Cinnet
Geçirerek Kötülük Yapar, Sonra Da Pişman Olur.
Hz. İsa (A.S.)'A, "Âlemde
En Zorlu Ve Şiddetli Olan Şey Nedir?" Diye Sorulduğunda O Şöyle Buyurmuştur:
"Herşeyden Şiddetli Olan Allah'ın Gazabıdır. Ondan Cehennemler Bile Bizim
Gibi Titrer" Demiştir. "Bundan Kurtuluş Yolu Nedir?" Diyene De: "Kendi
Gazabını Terk" Demiştir.
Gazap, Kişiye Edebi
Kaybettirir; Edeb Kaybolunca Da İnsanın Yapamayacağı Rezillik Yoktur.
Çoğunlukla Hiddetlenmenin Zararı Sahibine Aittir. En Kötü Gazap Hâli Tez
Geçip Geç Gidendir. Bu, Kişiyi İntikamcı Yapar Ve Helâkına Sebep Olur.
Rahmet Peygamberi Ve En
Güzel Ahlâkı Tamamlamak Üzere Gönderilmiş Olan Hz. Muhammed (S.A.S.)
Mü'minlerin İmanca En Olgun Olanları Ahlâkça En İyi Olanlarıdır Demiştir.
Allahu Teâlâ'ya Mahsus
Olan Sıfatlardan Rahmet Ve Gadap İse Mahlukatın Sıfatları Gibi Değildir. Bu
Sıfatlar Birçok Ayet-İ Kerimede Zikredilmektedir (El-Bakara, 2/61, 90; Âl-İ
İmrân, 3/112; El-A'râf, 7/71, 152, 154; El-Mâide, 5/60; El Feth, 48/6,
En-Nur, 24/9).
Kur'an-I Kerîm'in İlk
Suresi Ve Bir Özeti Sayılan El-Fâtiha Suresinde "Bizi Doğru Yola İlet. Nimet
Verdiklerinin Yoluna. Kendilerine Gazap Edilmiş Olanların Ve Sapmışların
Yoluna Değil " (El-Fâtiha, 1/5-7) Buyurulmaktadır. Allah Haddi Aşanlara,
İsyancılara, Dini İnkâr Edenlere Gazap Üstüne Gazap Göndermiştir. Bunların
Kıssaları Kur'an'da Gayb Haberleri Şeklinde Bildirilmiştir. Gazap Edilenler
Son Olarak Yahudiler Ve Hristiyanlar; Daha Geniş Anlamda Doğru Yoldan
Sapanlardır. Allah'ın Gazabı, Geçmiş İnkârcıların Başına Türlü Şekillerde
Gelmiştir: Onları Yakalayıveren Bir Çığlık, Bir Yer Sarsıntısı, Ebâbil
Kuşları, Kasırga, Dağ Gibi Deniz Dalgalarında Boğulma...
Bir Kutsî Hadiste İse
Allah Şöyle Buyurur: "Rahmetim, Gazabımı Geçmiştir" (Buhârî, Tevhîd, 55).
BAŞA DÖN
Gazete Ve Dergilerde Bulunan Kadın Resmiyle Televizyondaki
Görüntüsüne Bakmak Haram Mıdır?
Bugünkü Neslin Aksi
İstikamette Doğru Yönelip İstenmeyen Yola Saplanmasının Bir Çok Sebebi
Vardır.Şüphesiz Ki Bunların En Önemlilerinden Birisi Gençliğe Müsbet Ve
Yararlı Şeyleri Telkin Etmek Yerine Menfi Şeyleri Telkin Edip Zararlı
Şeylerle Kafalarını Doldurarak Beyinlerini Yıkamak Ve Gazete İle Dergilerde
Müstehcen Resimleri Yaymak Ve Bu Yolla Gençliği Avlayıp Ruh Ve Manalarını
Katletmek İçin Gösterilen Çabadır.Televizyon Da Dergi Ve Gazetelerden Geri
Değildir.Basın Ve Televizyon, Beşeriyyete Hizmet Etmek Hususunda En Büyük
Rol Oynamaları Gerekırken Bilakis Daha Fazla Zararlı Bir Hale
Getirilmiştir.Bununla Beraber,Gazete Ve Dergilerdeki Müstehcen Resimler İle
Televizyondaki Açık Görüntüler Gerçek Değil Resim Ve Hayal Olduğu İçin
Onlara Bakmak Hakiki Kadının Vucuduna Bakmak Gibi Haram Sayılmaz.Ancak
Şehvet İle Bakan Kimse İçin Haram Olur.Ibn Hacer Heytemi İle Şirvani Şöyle
Diyorlar: Aynada Veya Suda Görünen Kadın Görüntüsüne Bakmak Haram Değildir.
Ancak Fitneye Vesile Olduğu Taktirde Haram Olur.(Tuftehul Muhtaç Ve Şirvani
C.7.S.192)
BAŞA DÖN
Gazi, Gazilik
Gaza Eden Kişi. İlâhî
Kelimetullah İçin Cihada Giden, Savaşan, Allah Yolunda, Allah Rızası İçin
Mücâdele Eden Müslüman Askerlerden Savaştan Dönenlere Gazi Denildiği Gibi;
Savaşta Büyük Yararlıklar Gösterenlere De Gazilik Ünvanı Verilir. Lügatta
"Savaşa Katılan Kişi" Hakkında Kullanılmasına Rağmen, Savaşa Katılan Ve Sağ
Olarak Geri Dönenler İçin Kullanılan Bir Deyimdir.
Kur'an-I Kerîm'de Şu
Buyrukla Müminlere Seslenilmiştir: "De Ki: Bize İki İyilikten, Gazilik Ve
Şehitlikten Başka Bir Şeyin Gelmesini Mi Bekliyorsunuz?" (Et-Tevbe, 9/52).
Bu İlâhî Emri Asırlarca Halk "Ya Gazi Ya Şehid", "Ölürsem Şehid, Kalırsam
Gazi" Şeklinde Kullanmıştır.
İslâm'da Zorunlu Askerlik
Yoktur. Ancak Cihada Katılmayanlar Kınanır (Et-Tevbe, 9/42-49). Savaşa
Katılmayıp Evlerinde Oturanlar Müslümanlar Tarafından Toplumdan Âdeta
Soyutlanır, Allah Da Onların Kalplerini Mühürlemiştir. Resulullah Gazveye
Çıkmadan Önce, "Cihada İstekli Olanlar Dışında Kimse Bizimle Gelmesin"
Buyurmuştur (İbn Sa'd, Et-Tabakat, Iı, 27). Ancak Mekke'nin Fethinden Sonra
İslâm Devletinin İlk Kuruluş Ve Bi'setin Başlangıcındaki Hükümler
Genişlemiş; Müminlerin Hepsinin Savaşa Çıkmasının Gerekmediği, Bir Kısmının
Dini Korumak İçin Geride Kalması Emri Gelmiştir (Et-Tevbe, 9/122). İslâm'da
Askerlik Zorunlu Değilse Bile İlimle Uğraşanların Dahi Gönüllü Olarak Savaşa
Gittiği Görülür. Hz. Ebû Bekir (R.A) De Aynı Hz. Peygamber (S.A.S) Gibi Bu
Konuda Aynı Uygulamayı Yapmış Ancak Fetihlerin Hızlanması Ve İslâm
Devletinin Sınırlarının Genişlemesiyle Hz. Ömer Zamanında Maaş Alan, Nizâmî
Bir Askerlik Kurumu İle Divanü'l-Ceyş Kurulmuştur (Mürûcuz-Zeheb, Iıı, 955).
Savaşa Gidecek Kişilerin
Seçilmesi Resulullah Zamanında Başlamıştır. O, Askerleri Tek Tek Kontrol
Eder, Sağlıklı Olanları Savaşa Götürürdü. Resulullah'ın Uygulamasına Göre
Belirli Bir Askerlik Yaşı Da Konulmamıştır. İhtiyar, Çocuk Ve Hastalar
Dışında Sağlam Olan Herkes Cihada Katılmıştır (İbnü'l-Esir, El-Kâmil, Iı,
62). Hz. Ömer İse, Divan'larda Âkil, Bâliğ, Müslüman, Sağlam, Cesur Olanları
Kaydettirmiştir. İslâm Ordusunun Sürekli Seferde Kalmaması En Fazla Dört
Aylık Bir Seferden Sonra Askerlerin Dinlendirilmesi Ve Yerlerine Dinlenmiş
Olanların Gönderilmesi Usûlü İlk Defa İslâm Devletinde Uygulanmıştır (İbnü'l-Esir,
El-Kâmil, Iı, 196).
Allahu Teâlâ Müminlere
Zafer Vâdettiği, Ahirette Güzel Nimetlerle Müjdelendiğinden Hiçbir İslâm
Mücâhid; Cihaddan Geri Kalmak İstememiştir. Allah Gazilere, Dünya Hayatını,
Ahiret İçin Satanlara Büyük Bir Mükâfaat Verecektir. Savaş Sırasında
Kaçanlar İse Allah'ın Gazabına Uğrarlar, Onların Yerleri Cehennemdir. Bu
Yüzden Gazilerin Esas Olarak Şehid Olmak Arzusuyla Savaştıkları Görülür (Bk.
El-Enfâl, 8/15, 16, 58; En-Nisâ, 4/74, 104).
Ayrıca Hz. Peygamber
(S.A.S) Cihada Katılmayanlara Görevlerini İhmal Etmemeleri Ve Kısman Da Olsa
Telafi Etmeleri İçin: "Kim Allah Yolunda Cihada Çıkan Bir Gaziyi Donatırsa
Aynen Cihada Çıkmış Gibi Olur" (Buhârî, Cihad, 38; Müslim, Cihad 135; Ebû
Dâvûd, Cihad 20).
Tarihte Birçok Müslüman
Devlet Adamının Cihad Mefkûresini İfade Etmek İçin Gazi Ünvanını Aldığı
Bilinmektedir. Selçuklular Zamanında Gazilik Mefkûresini Sürdüren Bir Zümre
Doğmuştur. Bunlara Gâziyân-I Rûm Denilirdi (Aşıkpaşazade, Tevârih-İ Âli-İ
Osman, S. 222). Müslüman Olmadan Önce Sık Kullanılan Cengaver Ve Yiğit
Anlamına Gelen Alp Kelimesinin De Sonralan İslâmî Bir İçerik Kazandığı Ve
Hatta Gazi Kelimesinin Bunun Yerine Geçtiği Görülür. Gaziler Anadolu'nun
İslâmlaştırılması İçin Anadolu İnsanını Tekkelere Kapanmaktan Çok Düşmanla
Cihad Yapabilecek Yerlere Sevketmiştir. Bu Sebeple Teşkilatlanan Zümreye
Gâziyân-I Rûm Veya Alp-Erenler Denilmiştir. Bunlar, Osmanlı Devletinin
Kurulmasında Da Büyük Rol Oynamışlardır (Aşıkpaşazâde A.G.E., S. 222, Fuad
Köprülü, İlk Mutasavvıflar, S. 216). Anadolu'nun İslâmlaştırılması İçin
Savaşa Çıkan Komutanlara Gazi Ünvanı Onuncu Yüzyıldan İtibaren Verilmişti.
Mengücük Gazi, Melik Ahmed Gazi Gibi. Türk Şairi Aşık Paşa (732/ 1332)
Alp-Eren Veya Gazi Olmak İçin Birtakım Şartlardan Bahseder. Kuvvetli Bir
Yürek, Yani Cesur, Pazu Kuvveti, Gayret, İyi Bir At, Husûsî Bir Elbise, Yay,
İyi Bir Kılıç, Süngü, Uygun Arkadaş" (Köprülü A.G.E., 208). Bizans'a Yakın
Bir Uçta Küçük Bir Beylik İken, Cihana Sözü Geçiren Büyük Bir Devlet Hâline
Gelmesi Bu Gazilere Dayanıyordu. Bu Gelenek Hz. Peygamber Ve Ashabıyla
Başlamış Ve Osmanlı Padişahlarının Savaşa İştirak Etmeden Gazi Ünvanı
Almalarına Kadar Sürmüştür. Padişahlara Gazilik Fetvaya İstinaden Verilmeye
Başlandı. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri Ve Terimleri Sözlüğü, S.
654).
Ayrıca Yeni Doğan
Çocuklara Gazi Adının Verilmesi De Gaziliğin Kültürümüzdeki
Yansımalarındandır.
BAŞA DÖN
Gece İbadeti
Daha Çok "Gece Namazı"
Veya "Teheccüd Namazı" Olarak Bilinen Ve Çok Fazla Sevabı Nedeniyle
Resulullah Tarafından Müslümanların Özendirildiği, En Sahih Rivâyetlere Göre
Gecenin İkinci Yarısında Uykudan Kalkılarak On İki Rekât Olarak Kılınan
Nafile Namazı.
Kur'an-I Kerîm'in Müzzemil
Suresinin Baş Tarafında: "Ey O Örtünen, Kalk Gece, Ancak Birazında: Yarısı,
Yahut Eksilt Ondan Biraz. Ya Da Artır Ve Kur'an Oku, Tertip İle Yavaş Yavaş,
Güzel Güzel. Çünkü, Biz Senin Üzerine Ağır Bir Söz Atacağız. Çünkü, Gece
Neşesi Hem Daha Dokunaklı, Hem Deyişçe Daha Sağlamdır" Buyurularak,
Risâletin Daha Başlangıcında, Bazı Âlimlere Göre Beş Vakit Namazdan Önce
Gece Namazı Emredilmiş Ve İslam'ın Tebliğini Başarabilme Açısından Bunun
Gereği De Vurgulanmıştır. Resulullah'la Birlikte Ashabının Da Kıldığı Bu
Namaz, Aynı Surenin Sonunda Yer Almakla Birlikte, Yukarıdaki Emirden Belli
Bir Süre Sonra, Hattu Bazılarınca Medine'de İnen "Rabbin Biliyor Ki, Sen
Muhakkak Gece Üçte İkisine Yakın Ve Yarısı Ve Üçte Biri Kalkıyorsun;
Beraberindekilerden Bir Grup Da. Gece İle Gündüzü Allah Takdir Eder. Bildi
Ki, Siz Onu Bundan Böyle Başaramazsınız; Bu Bakımdan Size Lûtufta Bulundu
Da, Artık Kur'an'dan Ne Kolayınıza Gelirse Okuyun..." Ayetiyle Ümmet İçin
Emir Olmaktan Çıkmış; İsrâ Sûresinde "Gecenin Bir Kısmında Sana Mahsus Bir
Nâfile Olmak Üzere Teheccüdde Bulun. Umulur Ki, Rabbin Seni Makam-I Mahmud'a
Ulaştırır" (El-İsrâ, 17/79) Ayetinde De İfade Olunduğu Üzere, Resulullah
(S.A.S.)'İn Terketmediği Bir Amel Olarak Kalmıştır. O Kadar Ki, Buhârî Ve
Müslim'in İttifâken Rivâyet Ettiği Bir Hadîs-İ Şerifte, Efendimiz'in,
Mübârek Ayakları Şişinceye Kadar Geceleyin İbadet Ettiği; Hz. Âişe'nin
Kendisine, "Ya Resulallah, Geçmişteki Ve Gelecekteki Günâhların Affolunduğu
Halde, Neden Böyle Yapıyorsun?" Demesi Üzerine "Rabbime Şükreden Bir Kul
Olmayayım Mı?" Buyurduğu İfade Olunmaktadır. İmam Müslim, Sahih'inde
Resulullah'ın Teheccüdünün Uzunluğuna Daha Bir Açıklık Getirmekte Ve Hz.
Huzeyfe (R.A.)'Den; Bir Rekâtta Fâtiha'dan Sonra Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ
Surelerini Hem De Ağır Ağır, Tesbih Ayetlerinde Tesbih Ederek, Dua İstenen
Ayetlerde Dua Ederek Okuduğunu, Rükû Ve Secdeşinin De Aynı Şekilde Uzadığını
Rivâyet Etmektedir (Riyâzü's-Sâlihîn, Iı, 449, 457).
Gece Namazının Fazileti
Konusunda Alimler Çok Söz Etmiş Ve Müminleri Bu Namaza Teşvik Etmişlerdir.
Hz. Ebû Hüreyre (R.A.)'Den Rivâyet Edilen Bir Hadîs-İ Şerifte, "Rabbimizin
Her Gecenin Son Üçte Biri Kaldığında Dünya Semasına Nüzul Edip "Yok Mu Bana
Dua Eden, Duasını Kabul Edeyim; Yok Mu Benden İsteyen, Ona Vereyim; Yok Mu
Benden Bağışlanma Dileyen, Onu Bağışlayayım" Buyurduğu İfade Olunmaktadır (Tecrii
Sarîh Terceme Ve Şerhi, Iv, 112). Zaten, Kur'an-I Kerîm'de De Müminlerin,
Rahman'ın Kullarının Rablerinin Rızası İçin Secdede Ve Kıyamda Geceleyen
Kimseler Oldukları (El-Furkan, 25/64); Gecenin Az Bir Kısmında Uyuyup,
Seherlerde İstiğfar Ettikleri (Ez-Zâriyât, 51/51) Ve Yanlarının Rahat
Döşeklerinden Uzaklaşıp Korku Ve Umut İçinde Rabblerine Dua Ettikleri
(Es-Secde, 32/16) Anlatılmaktadır. Önemi Dolayısıyle, Farz Namazdan Sonra En
Faziletli Namazın Gece Namazı Olduğu Müslim'in Rivâyet Ettiği Bir Hadiste
Belirtilmiş; Âlimlerin Çoğunluğunca Bu Namaz Sünnet-İ Müekkede Olarak Kabul
Edilmişse De, Vacib Diyenler De Olmuştur. Sünnet De Olsa, Bilhassa İslâm'ın
Tebliğcileri İçin Herhalde Asla Vazgeçilmez Bir Namaz Olsa Gerektir.
BAŞA DÖN
Gece Tırnak Kesmek
Gece Tırnak Kesmek Mekruh
Mudur?
Mekruh Değildir. Imam Ebû
Yusuf Buna Böyle Cevap Vermiş Ve "Delilin Nedir?" Diye Soranlara "Hayır
Geciktirilmez" Hadîsini Okumuştur. (159 Hindiyye V/358)
BAŞA DÖN
Gece Yatarken İlle De Sağ Tarafımıza Mı Yatmalıyız?
Insan Avretini Açmamak Ve
Temiz Bir Yerde Yatmak Şartıyla; Rahat Edeceği Şekilde Yatabilir. Bu
Mübahtır. Ancak Uykuyu Da Bir Edeple Uyumak Ve Edebe Riayet Ettiği İçin
Uyurken De Sevap Almak İsteyenler, Kıbleye Yönelerek Yatarlar. Gazalî, Bu
İki Şekilde Olabilir, Der: Biri Ölüm Halini Alarak Ayaklarını Kıbleye Doğru
Uzatıp Bütün Bedeniyle Kıbleye Yönelmek, Diğeri (Ve Daha İyisi) Mezarda
Olduğu Gibi Sağ Yanı Üzerine Yatıp Yüzünü Kıbleye Çevirmek.( Gâzâlî I/998)
Bu Her İki Durumda Da Ölüm Hatırlanılmış Ve Af Dileme (Tevbe Ve İstigfar)
Akla Getirilmiş Olur Ki, Uykuya"Yarı Ölüm" Dendiğinden, Yatarken "İstigfar"
Okumak Da Sünnettir. Ancâk Teneşirde Yatan Ölü Halini Düşünmedikten Sonra,
Ayakları Kâbe Yönüne Ve Dinî Kitaplara Doğru Uzatıp Yatmak Mekruhtur. (Hindiyye
V/319) Kıbleye Karşı Sağ Yani Üzerine Yattığında Sağ Elini Sağ Yanağının
Altına Koyarak Uyuması Da Müstehap (Güzel)'Tır. Dediğimiz Gibi Rahat
Edemediği Takdirde İstediği Şekilde Yatması Câiz Olmakla Beraber, "Sağ Yan
Üzerine Yatmak Mü'minler Yatışı, Sol Yani Üzerine Yatmak Krallar Yatışı
Gökyüzüne Dönerek (Sırtüstü) Yatmak Nebîler Yatışı, Yüzüstü Yatmak Da
Kâfirler Yatışıdır" Denmiştir. ( Hindiyye V/376) Rasûlüllah (S.A.V) Mescidde
Yüzükoyun Yatan Birisini Görünce Onu Ayağıyla Dürttü Ve "Kalk, Bu Cehenneme
Özgü Bir Yatıştır." Buyurdular. (Itin Mâce El-Mekkî, Irşâd'ûs-Sâri 83)
BAŞA DÖN
Geçici Evlenme Engelleri
Mutlak Evlenme Engelleri
Hiçbir Şekilde Ortadan Kalkmazken, Geçici Veya Nisbî Evlenme Engelleri
Belirli Hallerde Ortadan Kalkabilir Ve Önceden Evlenmeleri Yasak Olanlar
Geçerli Bir Şekilde Evlenebilirler. Geçici Evlenme Engelleri; Din Ayrılığı,
Dört Kadınla Evli Olma, Üçlü Boşama, Bekleme Süreleri, Başkası İle Evli
Bulunma, İki Hısımla Birden Evlenmek Gibi Başlıklar Altında Toplanabilir.
Bunları Kısaca Açıklayacağız.
1)
Din Ayrılığı:
Evlilik Hayatı, Karıkoca
Arasında Karşılıklı Sevgi, Saygı Ve Anlaşmanın Bulunmasını Gerektirir. Aynı
Dine Mensup Olanlar Farklı Dine İnananlardan Daha Kolay Ve Daha İyi
Anlaşırlar. Eşlerin Farklı Dinden Olması, Doğacak Çocukların Dinî Ve Ahlâkî
Eğitimlerini De Etkiler. Bu Yüzden İslâm'da Olduğu Kadar, Hristiyanlık Ve
Yahudilikte De Din Ayrılığı Bir Evlenme Engeli Sayılmıştır.
Müslüman Erkek Veya Kadın,
Müşriklerle Evlenemez. Müşrik Kapsamına Puta Tapanlar Girdiği Gibi Aya,
Güneşe, Ateşe Ve Tabiat Güçlerine Tapanlarda Girer. Hiç Bir Dine Bağlı
Olmayan Ateistlerde Yasak Kapsamındadır.
Allah Teâlâ Şöyle Buyurur:
"Allah'a Ortak Koşan Kadınlarla, Onlar İmana Gelinceye Kadar Evlenmeyin.
Şüphesiz İnanmış Bir Câriye, Hoşunuza Gitse Bile, Müşrik Bir Kadından Daha
Hayırlıdır. İslâm'ı Kabul Etmedikçe Mü'min Kadınları Müşrik Erkeklere
Nikâhlamayınız. Çünkü Mü'min Bir Köle, Hoşunuza Gitse Bile Müşrik Erkekten
Daha Hayırlıdır" (El-Bakara, 2/21). Bu Yasağa Uymadan Yapılacak Bir Nikâh
Akdi Bâtıldır.
Bugünkü Hristiyan Ve
Yahudilerin Akîdelerinde Allah'a Şirk Unsurları Bulunduğu (Bk. El-Mâide,
5/5, 72; Et-Tevbe, 9/30) Öne Sürülerek Onların Da Müşrik Kapsamına Girdiği
Söylenebilir. Ancak Çoğunluk İslâm Fakihlerine Göre, Müşriklerle Evlenme
Yasağı Bildiren El-Bakara Sûresi 21 Nci Âyeti, Aşağıdaki Âyetin Hükmü
Tarafından Tahsis Edilmiştir Ve Ehl-İ Kitap Kadınları İle Evlenmeye İzin
Verilmiştir: "Namuslu, Zinaya Sapmamış Ve Gizli Dostlar Da Edinmemiş
İnsanlar Hâlinde Yaşamanız Şartıyla Mü'minlerden Hür Ve İffetli Kadınlarla,
Kendilerine Sizden Önce Kitap Verilenlerden Yine Hür Ve İffetli Kadınlar
Dahi, Siz Onların Mehirlerini Verip, Nikâh Edince (Size Helâldir)" (El-Mâide,
5/5). Ancak İslâm Toplumuna Düşman Olan Harbî Ve Ehl-İ Kitap Olan Bir
Kadınla Evlenmek Mekruh Olup, Bu Konuda İslâm Fakihleri Arasında Görüş
Birliği Vardır (El-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Mısır 1327-28/1909, 1910, Iı,
271; İbnü'l-Hümâm, A.G.E., Iı, 372 Vd.; El-Cassâs, A.G.E., Iı, 324; Es-Sâbûnî,
Tefsîru Âyâti'l-Ahkâm, Dımaşk 1397/1977, Iı, 564).
2)
Üçlü Boşamadan Doğan Evlenme Engeli:
İslâm Hukuku Kocaya
Ve Bazı Durumlarda Da Kadına Boşanma Yetkisi Vermiştir. Boşanan Eşler
Yeniden Evlenebilir. Ancak Kadın Üç Defa Boşanmış Olursa, Dördüncü Defa Aynı
Erkekle Evlenebilmesi İçin, Başka Bir Erkekle Normal Olarak Evlenip, Başka
Bir Evlilik Tecrübesi Geçirmesi Şart Koşulmuştur. İşte, Kadını Önceki
Kocasıyla Yeniden Evlenmede Helal Hale Getiren Bu Ara Evliliğine "Tahlîl
(Helâl Kılma)" Veya "Hulle" Adı Verilir. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur: "Yine
Erkek, Karısını (Üçüncü Defa Olarak) Boşarsa, Ondan Sonra Kadın Kendinden
Başka Bir Erkeğe Nikâhlanıp Varıncaya Kadar Ona Helâl Olmaz. Bununla
Birlikte, Eğer Bu Yeni Koca Da Onu Boşarsa, Onlar Allah'ın Sınırlarını
Ayakta Tutacakları Kanaatinde İseler Birbirlerine Dönmelerinde Her İkisi
Hakkında Bir Sakınca Yoktur" (El-Bakara, 2/230).
Meşrû Bir Hullenin
Şartları Şunlardır: A) Bir Defada Veya Ayrı Zamanlarda Üç Kere Boşanan Kadın
İddetini Tamamlayacak, B) Bundan Sonra, Başka Bir Erkekle, Sahih Nikâhla
Evlenecek, C) Evlendiği İkinci Kocasıyla Zifaf Meydana Gelecek, D) Ölüm Veya
Boşanma Yoluyla Bu İkinci Evlilik Sona Ermiş Bulunacak, E) Kadın İkinci
Kocadan Olan İddetini Tamamlamış Bulunacak.
İkinci Erkekle Yapılacak
Hulle Evliliği, Boşamak Şartıyla Anlaşmalı Olursa Hanefilere Ve Bazı
Şâfiîlere Göre, Bu Mekruh Olmakla Birlikte Geçerlidir. Yalnız Hulle İçin
Konuşulan Şart Yok Sayılır. Hadislerde Anlaşmalı Nikâh Yapana "Muhallil
(Helâl Kılıcı)" İfadesinin Yer Alması Bu İkinci Nikâhın Sahih Olduğunu
Gösterir. El-Evzâî'den Şöyle Dediği Rivayet Edilmiştir: "Anlaşmalı Nikâh
Yapân Ne Kötü Yapmıştır, Ancak Bu Nikâh Câizdir" (Es-Sâbûnî, A.G.E., I,
341).
İmam Mâlik, Ahmed B.
Hanbel Ve Bazı Şâfiîlere Göre İse, Anlaşmalı Yapılan Hulle Evliliği Bâtıl
Olup, Bununla Kadın İlk Kocaya Helâl Olmaz. Dayandıkları Delil Şudur:
Rasûlüllah (S.A.S) Anlaşmalı Nikâh Yapana Ve Yaptırana Lânet Etmiş Ve
Birincisine "Kiralık Teke" Tabirini Kullanmıştır (Alûsî, Ruhul-Meânî, Iı,
141).
Gerçekte Anlaşmalı Evlilik
İlk Kocaya Gerekli Teminatı Sağlamaz. İkinci Koca Boşanmaktan Vazgeçerse
Buna Çare Bulunmaz. Ancak Kadın Boşama Yetkisi (Tefvîz-İ Talûk) Almışsa Bunu
Kullanabilir (Bk. El-Cassâs, A.G.E., Iı, 88, 89; Alûsî, A.G.E., Iı,141;
Tefsiru İbn Kesîr, Mısır T.Y., I, 280; Es-Sâbûnî, A.G.E., I, 341; Bilmen,
A.G.E., Iı, 109; H. Döndüren, A.G.E., 228 Vd.).
3)
İddete Bağlı Evlenme Engeli:
İddet; Evliliğin Ölüm,
Boşanma Veya Nikâhı Fesih Sebeplerinden Biriyle Sona Ermesi Halinde, Yeniden
Evlenebilmek İçin Kadının Beklemeğe Mecbûr Olduğu Süredir. İddet Süresince,
Kadının Başka Bir Erkekle Evlenmesi Haram Olduğu İçin, Bu Geçici Engel
Doğurur.
İddet Süreleri: Evliliğin
Kocanın Ölümüyle Sona Ermesi Halinde 4 Ay 10 Gündür (El-Bakara, 2/234 Kadın
Gebe İse, Bu Süre Doğuma Kadardır (Et-Talâk, 65/4). Boşanma Hâlinde İse
Kadın Üç Hayız (Kurû') Suresince İddet Bekler (El-Bakara, 2/228). Hayız
Görmeyen Küçüklerle, Hayızdan Ümit Kesen Yaşlıların İddeti Üç Aydan
İbarettir (Et-Talâk, 65/4). Buna Göre, Henüz Ergenlik Çağına Girmemiş Olan
Kız Çocukları İle 55 Yaşını Geçmemiş Bulunan Kadınların İddet Süresi
Boşamadan İtibaren Üç Aydır (Bk. Et-Talâk, 65/4). Evlilik Dışında
Yanlışlıkla Veya İstekle Cinsel İlişkide Bulunmuş Veya Zorla Irzına Geçilmiş
Kadınların Nikâhla Evlenebilmesi İçin Bir Defa Hayız Görünceye Kadar
Bekletilmeleri Gerekir. Buna "İstibrâ" Denir. Hayız Görmekle Kadının Önceki
Erkekten Gebe Olmadığı Anlaşılmış Olur. Hayat Kadınları Veya Efendisi İle
Cinsel İlişkide Bulunmuş Olan Cariyeler Hakkında Da Aynı Hükümler Uygulanır
(İbnü'l-Hümâm, A.G.E., Iı, 383, 384; El-Cassâs, A.G.E., I, 414, 415; İbn
Rüşd, A.G.E., Iı, 40, 41; El-Fetâvâ'l-Hindiyye, I, 526; M. Zihni, Münâkehat
Ve Müferekat, İstanbul 1324/1906, S. 232; Hamdi Döndüren, A.G.E., S. 231 Vd.).
4)
Çok Karılığa Bağlı Evlenme Engeli:
Dört Kadınla Evli
Olan Erkek, Bir Beşincisiyle Evlenemez. Ancak Bu Eşlerden Birinin Ölümü Veya
Boşanma Hâlinde Bu Engel Kalkar. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur: "Eğer Yetim
Kızlar Hakkında Adaletli Davranamamaktan Korkarsanız, Sizin İçin Helâl Olan
Diğer Kadınlardan İkişer, Üçer Ve Dörder Olmak Üzere Nikâh Edin. Eğer Bu
Şekilde De Adalet Yapamayacağınızdan Korkarsanız O Zaman Bir Tane İle Yahut
Mâlik Olduğunuz Câriye İle Yetininiz. Bu (Tek Eş Veya Cariye) Sizin Haktan
Eğrilip Sapmamanıza Daha Yakındır" (En-Nisâ, 4/3).
5)
İki Hısımla Aynı Zamanda Evlenmekten Doğan Engel:
İki Kız Kardeşin Birlikte
Aynı Erkekle Nikâhlanması Hâlinde, Önceki Tarihli Nikâh Geçerli, Sonraki
Geçersiz Olur. Âyette Şöyle Buyurulur: "İki Kız Kardeşi Birlikte Olmanız Da
Haram Kılındı. Ancak Cahiliye Devrinde Geçen Geçmiştir" (En-Nisâ, 4/23). Bu
Yasak Hadis-İ Şeriflerle Genişletilerek, Karının Hala Ve Teyzesi De Yasak
Kapsamına Alınmıştır. Karı İle Hala Ve Teyzesi Bir Nikâh Altında Toplanamaz"
(Buhârî, Müslim).
6) Başkası İle Evli
Olmaktan Doğan Engel: Bir Kadın İçin Evli Bulunmak, Başka Bir Erkekle
Yeniden Evlenmek İçin Bir Engel Teşkil Eder. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur:
"Savaş Tutsağı Olarak Sağ Ellerinizin Mâlik Olduğu Kadınlar Müstesna Olmak
Üzere, Diğer Bütün Kocalı Kadınlarla (Evlenmeniz De Size Haram Kılındı). (Bu
Haramlar) Üzerinize Allah'ın Farzı Olarak Yazılmıştır" (En-Nisâ, 4/24).
BAŞA DÖN
Gelinin
Kayınpederle Halveti
Gelini İle Kayınpeder Tek
Başlarına Bir Odada Kalabilirler Mi?
Gelin Kayın Pederine
Ebediyyen Haram Olduğu İçin, Bir Odada Başbaşa Kalmalarında Haramlık Yoktur.
Ancak Bir Odada Beraber İkâmet· Etmeleri Ve Bir Odada Başkası Yokken
Yatmaları Haram Olduğundan Değil, Fitneye Sebep Olabileceğinden Uygun
Görülmemiştir. Bunun Sebebi Bir De Buhârîdeki Bir Hadisten Bazılarının
Anladığı Mânâdır. Söz Konusu Hadîs-İ Şerifte Rasûllüllah Efendimiz :
"Kadınların Yanına Girmekten Sakınınız." Buyurdular. Ensardan Birisi : "Ya
Erkek Akrabasına (Hamv) Ne Dersiniz? Diye Sordu. Rasûlüllah "Onlarla Başbaşa
Kalmak Ölümdür" Buyurdu. Burada Kadınla Başbaşa Bulunması Yasaklanan, Hattâ
Ölüme Benzetilen (Hamv), Kocamın Kardeşi, Dayı Ve Amca Çocukları, Kısacası
Kocamın Babası, Dedesi Ve Oğullarından Başka Akrabasıdır Denmiştir. ( Aynî,
Xx/213; Kâmil Miras Tecrid Xı/324 ) Ancak Tirmizî Gibi, Kayınpederi De Bu
Kelimenin Anlamına Soktuğundan, ( Tirmizî, Radâ 16; Aynî,Xx/213; İbnü'ı-Esîr,
En-Nihâye I/148; Sevkânî, Neyl Vı/129) Gelinin Onunla Aynı Odada Başbaşa
Kalmasını Mahzurlu Görenler De Vardır. En Azından O, Kardeşi Ya Da Babası
Gibi Değildir.
BAŞA DÖN
Gelinin Saçını Yaptırması
Gelinin Yabancı Bir Erkeğe
Görünmeden, Makyaj Yapması; Saçlarını Yaptırması Câiz Olur Mu?
Saçını Erkeklere Ve
Ahlâksız Kadınlara Yaptırmaz Ve "Erkek Gibi Olmuş" Denecek Kadar Kısaltmaz,
Süslenmede De Haram Ve Vücuda Zararlı Kozmetikler Kullanmazsa, Yabancı
Erkeklere Ve Fitne Söz Konusu Olduğunda Da Mahremi Olan Erkeklere
Göstermedikten Sonra, Saçını İstediği Gibi Yapar, İstediği Gibi Süslenir:
Hattâ, Bu Kocanın Arzusu İse Sevap Bir Davranıştır Ve Hakkı Olmaktan Öte,
Kadının Kocasına Karşı Bir Görevidir. Burada Ölçü: Kadının Süsünü Ve Süs
Yerlerini Yabancı Erkeğe Ve Gayr-İ Müslim Ya Da Ahlâksız Kadına
Göstermemesi, Kokusunu Başkalarına Duyurmamasıdır.
BAŞA DÖN
Gelinlik Giymek Günah Mıdır? İsraf Olması, Ödünç
Alınmasının Mahzuru Sözkonusu Olabilir Mi? :
Soruyu Cevaplamadan Önce
Su Bilgileri Yeniden Hatırlamamız Faydalı Olur: Rasûlüllah Efendimiz, "Kim
Hangi Millete Benzemeye Uğraşırsa O Da Onlardandır."(Ebû Dâvud, Libâs 5127)
Buyurmuştur. Buradan Hareketle, Fukahamız, Başka Milletlere, Onların
Dinlerine Has Şiarlarda (Alâmetlerde) İsteyerek Ve Benzemeye Çalışarak
Benzeyenin Küfrüne Hükmedilir, Demişlerdir. Zimmîlere Has Zünnâr Denilen
Kemer Bağlamayı, Başa Papazlara Has Başlık Giymeyi, Putun Önünde Eğilmeyi (Rukû
Ya Da Secde Yapmayı) Buna Örnek Olarak Gösterirler. Dinlere Has Bu Tür
Özellikler Dışında, Bütün İnsanların Zamana; Zemine, Tecrübe Ve İlmî Îcad Ve
İnkisâflara Bağlı Olarak, Pratik Yararlarına Binaen Ortaklaşa Yapmakta
Oldukları Şeyler, Kullandıkları Araç Gereç Ve Eşyalar, Herhangi Bir Dinin
Alâmeti Değillerse Ve Başka Mahzurlar İhtiva Etmiyorlarsa, Ortanın Malı
Demektirler Ve Onları Kullanmakta Da Bir Mahzur Olmaz.Gelinliğe Gelince:
Bilindiği Gibi Bu, Gelin Olan Kızların Süslenmesinde Kullanılan En Önemli
Unsurdur. Gelini Süslemek İse Meşru Olmayan Bir Keyfiyet Değildir. Hattâ Bir
Anlamda Sünnet Olduğu(Gelinliğin Değil, Gelini Süslemenin ) Dahî
Söyleyebiliriz. Çünkü Âişe Vâlidemizi, Gelin Olacağı Zaman, Bu İşi Beceren
Kadınlar Süslemiş Ve Taramışlardır.(Bk. Müslim, Nikâh 69; Müsned Vı/438,
458; Muhammed El-Ahmedî Ebu'nnûr, Menhecü S-Sünne Fiz-Zevâc 146) Sahâbeden
De Bu İşle Meşgul Olan Kadınlar Vardır. Rasûlüllah Efendimiz De (S.A.S.)
Câbir'e Bir Düğün Münasebetiyle: "Enmât Edindiniz Mi?"(Bk. Buhârî, Nikâh 62.
Ayrıca Bk. Aynî Xvı/344; Ibn Hacer, Fethu'1- Bârî Ix/225) Buyurmuşlardı. "Enmât"
Nevevî'ye Göre Hevdec'in (Gelin Mahfe'sinin) Üzerine Cibinlik Gibi Örtülen
Örtüdür.( Aynî, Xvı/344) Duvak Da Onun Bir Benzeridir.(Ibn Hacer'in
İfâdesinden Bu Anlaşıliyor. Bk. Age. Ix/225. Hattâ O Bizzat "Tekellül" (Taç
Takma) Tabirini Kullanıyor.) Bu Yüzden Bizim Eski Âdetlerimizde "Duvak"
Meşhurdur. Dolayısıyla Duvağın Dini Kökeni (Menşei) Sünnetteki Bu Uygulama
Olmalıdır. Çünkü Nikâh Bütün Milletlerde Dini Bir Özellik Taşır Ve Nikâhla
İlgili Merasimlerde Çoğunlukla Mensup Olunan Dinin Boyası Ve Sembolleri
Vardır. Bu Açıdan Bakıldığında Bugün Kullanılan Gelinliklerin Batı Ve
Hristiyan Kökenli Olduğunu Söyleyenlerin Biraz Hakkı Olduğu Anlaşılır.
Ortaçag Avrupasını Konu Edinen Filmlerde Kadınların Giydikleri Kat Kat
Kabarık Elbiselerde Bunu Görmek Mümkündür. Ne Var Ki Bugünkü Şekliyle
Gelinlik, Herhangi Bir Dinin Sembolü Olmaktan Çıkmıştır. Bu Yüzden Bir
Bakıma Mahzuru Ortadan Kalkmış, Ama Bir Bakıma Da Başka Bir Mahzuru
Doğmuştur. O Da, Bugün Dünyaya Hakim Olan Kendini Hiç Bir Dinle Bağımlı
Görmeyen Orta Malı (Seküler) Bir Anlayışın Malı Olmasıdır. Ama Bu Onu
Elbette Haram Kılmaz; Fakat Fazîletten Ve Dini Boyadan Da Soyutlar. Oysa
Dinî Bir Merasim Olan Nikâh, Mensup Olunan Dinin Boyasını Taşımalı Ve İbâdet
Kılınabilen Evlenme Gibi Bir Müessesenin Temelinde, Dinî Semboller De İhmal
Edilmemelidir. Gelin Süslenmeli, Süslü Bir Elbisesi Olmalıdır. Bu Fıtratın
Da Bir Gereğidir. O Ani Özlemeyen Genç Kız Yok Gibidir. Ama Bu Mümkünse
İnananlara Has Ve Onların İnancını Yansıtan Ve Öyle Heyecanlı Bir Günlerinde
Dahî Kulluklarını Sembolize Eden Bir Modelle Olmalıdır. Meselâ Duvak Yeniden
Gündeme Gelmeli Ve Onunla Bütünleşen Bir Model Geliştirilmelidir. Çünkü
Değindiğimiz Gibi, Duvağın Bizim Geleneğimizde Aslı Vardır Ve Anadolu
Müslümanı Da Bunu Yüzyıllarca Kullanmış Ve Ona Türküler Ve Ağıtlar
Yakılmıştır. Duvak Gelinin Başıyla Beraber Yüzünü Ve Omuzlarını Da Örter Ve
Bu Yönüyle Aynı Zamanda Bir Cilbab Özelliği De Kazanır. Allah, Gelin Olan Ve
Olmayan Diye Ayırmadan Kadınların "Cilbâb" Kuşanmalarını Emretmiştir(K.Ahzab
(33) 59) Ve Cilbâbın Asgarisi; Başla Beraber Göğüslere (Bele) Kadar Örten
Üstlüktür.(Cilbab Ve Özellikleri Hakkında Geniş Bir Araştırma İçin Bk. F.
Beşer, Fıkhı Risaleler Adlı Eserin Birinci Bölümü) Duvak Da Başı Örterdi Ve
Genellikle Bekâret Sembolü Olarak Kullanılırdı. Nikâh Yapılıncaya Kadar
Duvak Açılmazdı., Nikâhtan Sonra Damat Tarafından Açılırdı. Köylerde Daha
Çok Yeşil Duvak Kullanılırdı.(Bk. Ta Xıv/153) Bugünkü Uygulanışıyla
Gelinliği Mahzurlu Kılan Bir Yönü De, Sizin De Değindiğiniz İsraf
Meselesidir. Milyonlar Verilerek Alınan Gelinlikler, Bir Gün Giyildikten
Sonra İse Yaramaz Biçimde Atılmakta Ya Da Saklanmaktadır. Bunu Akıl Dahî
Onaylamaz. Bir Yönden De Bu, Fakir Olan, Ama Mutlaka Gelinlik Alması İstenen
Eş Adayını Maddî Sıkıntıya Sokar, Ezer Ve Evlenmeyi Zorlaştıran Unsurlara
Katılarak Başka Kötülüklere Az Da Olsa Sebep Olur. Bunun Yerine Gelinlik,
Başka Münasebetlerle De Giyilebilen Bir Tarzda Yapılsa, Hiç Olmazsa İsraf
Önlenmiş, Gelinlik De Çok Daha Ucuza Mal Edilmiş Olur. Gerçi Gelini
Süsleyecek Giysiler Ödünç Alınabilir. Bunun Da Sünnette Aslı Vardır. Yine Bu
Maksatla Âişe Vâlidemiz Esmâ'dan(Bu Esmâ, Hz. Âişe'nin Kardeşi Esmâ Da
Olabilir. Ama Muhtemelen Kendisini Süsleyen Esmâ Bnt. Yezîd'dir. Şerhlerde
Bu Konuda Bir Açıklık Yoktur.)Bir Gerdanlık Almıştı, Sonra Da
Kaybetmişti...( Bk. Buhârî, Nikâh 65) Bunu Değerlendiren Âlimler Bunun
Elbiseye De Şâmil Olduğunu Ve Gelini Süslemek İçin Bu Tür Eşyanın İâre
Edilebileceğini Söylemişlerdir.( Bk. Aynî Xvı/347; Ibn Hacer, Fethu'1-Barî
Ix/228) .
Hulâsa Edersek:
1- Gelinlik Giymeyi Bizzat
Haram Kılan Bir Sebep Yoktur, Ancak Onun Yerine Kendi Dînî Boyamızı Taşıyan
Duvaklı Gelinlik Modelleri Geliştirip, Kızlarımıza Onları Giydirmemiz Daha
Güzel Olur.
2- Herşeye Rağmen Bugünkü
Gelinlik Uygulaması Bize Ait Olmamakla, Haram Olmasa Dahî Kerahatten De Hâlî
Değildir.
3- Buna Rağmen Giyilirse;
Haram Olmaması İçin:
A- Erkeklerin Gördüğü
Yerde Üzerine Duvak Vb. Atılmak Sûretiyle Süsü Kapatılmalı Ve Tam Örtünmeyi
Sağlamalıdır.
B-Erkeklerin Görecegi
Yerlerde Dar Ve Şeffaf Olmamalı,
C-Yine Erkeklerin Duyacağı
Mahallerde Koku İhtiva Etmemelidir.
4- Bir Seferliğine Giyilip
Atılacak Tarzdaki Gelinlikler İsraf Tır, İsraf İse Haramdır Ve Allah'ın
Sevmediği Bir Şeydir.
5- Gelinlik Ve Gelini
Süsleyen Diğer Aksesuar Ödünç Alınabilir.
BAŞA DÖN
Genelevlerin Luzumlu Olup Olmaması
Deniliyor Ki, Günümüzde
Umumhanelerin Açılması Lüzumludur Ve Daha İyidir. Aksi Takdirde
Halihazırdaki Şartlardan Ötürü Fuhuş, Sokak Aralarında Daha Çirkef Düzeyde
Yapılacak, Daha Yaygınlaşacak Kontrolsüz Olacağı İçin De Sağlık Açısından
Daha Kötü Sonuçlar Doğuracaktır.
Çok Yönlü Olan Bu
Sorunuzun Cevabını Da Çok Yönlü Düşünmek Gerekir. Önce Islâm, Başka
Sistemlerin Yanında Müsavir Olarak Çalışan Bir Müessese, Bir Stepne, Bir
Emniyet Simidi Değildir Ki, Onlara Temizleyemedikleri Pisliklerini Temizleme
Çârelerini Üretsin Ve Önersin. İslam'ın Kendi Sistemi İçinde Bunun Çaresi
Vardır Ve Böyle Bir Pisliğin Bir Islam Ülkesinde Yükselmesi Mümkün Değildir.
Bu Çarelerin Neler Olduğu Başka Bir Konudur. Şimdilik Şu Kadarını
Söyleyelim: Islâmda Zina Çok Ağır Maddi Ve Manevî Müeyyidelerle
Yasaklanmıştır. Cinsel Tatmin Tabiî Bir İhtiyaç Olarak Görülmüş Ve
Giderilmesi İçin Meşru Yollar Gösterilmiştir. Tıpkı Def-İ Hacet Yapmak Gibi.
Bu Herkesin İhtiyacıdır Ama Her Yerde, Gelişi Güzel Yapılmaz. Zina Yasak
Olduğu Gibi Zinayı Teşvik, "Zinaya Yaklaşma" Dahi Yasaktır. Kadınlar
Süslenmiş Ve Müşterilere Arzedilmiş Vitrin Malı Gibi "Müteberric" Sokaga
Dökülmemişlerdir. Televizyonunda Popo Müzigi Haline Gelen Pop Müzigi Ve Bunu
Teşvik Eden Kukla Ve Hain Tv İdarecileri Yoktur. Kısaca, Nice Milletleri
Tarihe Karıştıran Zinaya Giden Bütün Yollar Kapalıdır. Öyle İse Genelevler
Müslümanların Bir Meselesi Değildir. Ama Denebilir Ki, Türkiye'nin Bir Islâm
Ülkesi Olduğu Yönetenlerce Kabul Edilmemekle Beraber, Halkının Çoğunluğu
Müslümandır Ve Şu Andâ Bu, Müslümanların Da Problemleridir. Buna Göre Bu
Konuda Müslümanların Şu Andaki Tavırları Ve Konumları Da Belirlenmelidir: ‚
Bu Noktaya, Yurdumuzdaki
Bir Sürü "Kârhaneyi" Zavallı Feministlerimize İthaf Ederek Geçelim. Kadın
Erkek Arasında Tam Eşitliği Savunan (Biz Mutlak Eşitliği Değil, İnsanı
Eşitliği Ve Adaleti Savunuyoruz Ve Bunun İzahı Da Başlı Başına Ayrı Bir
Konudur.) Bu Zavallılar, Aslında Sırf Belli Evrensel Güç Merkezlerinin
Papağanlığını Yaptıklarından,"Kadınların Dövülmesine Karşıyız" Gibi Sathî
Sloganlarla Meşgul Olurken (Sanki Kadınlar Bir Sistem Öyle İstediği,İçin
Dövülüyormuş, Ya Da Feministleri Hedefledikleri Bütün Haklar Elde
Edildiğinde Dövülmeyeceklermiş Gibi) Bilmem Hangi Kadın Dernekleri,
Bağbaşlarındaki Memolara Kadar Prezervatif Dağıtıp Onları Şöyle Ederseniz
Çocuğunuz Olmaz, Diye Egitmeye (!) Çalışırken, Yüzbinlerce Kadının (7.1.1988
Tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Yurdumuzda Beşyüzbin (500.000) Ruhsatlı
Fahişenin Bulunduğunu Emniyet Raporlarına Dayanarak Anlatıyor.) Vücutlarını
Parayla Satmasına Göz Yumuyor Ve Daha Enteresanı, Aynı Mutlak Eşitliği
Savunan Düzen De Bu Satışı Legal Esaslara Bağlıyor, Bunun İçin Özel Pazarlar
Ve Vitrinler Tanzim Ediyor. Evet, Kadına Değer Verdiklerini İdia Edenler,
Onu Bir Mâl Olarak Pazarlıyorlar. Madem Mutlak Eşitlikten Yanalar, Öyleyse
Erkek Genelevleri De Açsalar, Ya Da Öbürünü De Kapatsalar Ya! Işin Bir Yönü
De Budur.
Bütün Bu Manzaralar
Karşısında Dahî Islâm, Genelevlerin Açılmasm Tasvip Etmez Ve Buna Cevaz
Vermez, Çünkü:
1. Insan Allah'ın
Yarattığı En Şerefli Varlıktır. Mü'min Olsun Olmasın, Meta' Sayılıp Kazânca
Konu Yapılamaz.
2. Zinâ İslamın Kesinlikle
Yasakladığı Fîillerden Olduğu Gibi, "Irzın Muhafazası" Da Islâmda Korunması
Hedeflenen Beş Temel Haktan Biridir (Zaruriyyet). Hastalıkların Sirayetine
Engel Olmak Gibi İkinci Derecede Bir İhtiyaç (Hacıyyat) Buna Gerekçe
Gösterilemez.
3. Genelevlerin
Kapatılması Halinde Fuhşun Daha Yaygınlaşacağı Doğru Değildir. Istanbul'da
Gurbet Hayatı Olarak Çalışan Anadolulu İsçiler, Her Gün Giriş Yapan Binlerce
Şoför Ve Oranın Müşterisi Olan Fakir Halk Kesimi (Çünkü Zengin Fuhuş
Severler Bu İşi Başka Yollarla Yapıyorlar) Bu İnsan Pazarları Olmasa, Bu
Gayr-İ Meşru Arzularına Ulaşamayacaklar, Ayrıca Paralarını Ve Sıhhatlerini
De Korumuş Olacaklardır. Istanbul'a Yakın Olup Genelevi Bulamayan İllerden
Sırf Bu İş İçin Istanbul'a Gelenlerin Bulunduğu Hesaba Katılırsa, Her Türlü
Teşvik Ortamına Rağmen, Bu Çirkin Fîili, Bölgelerinde İcra Edemedikleri
Anlaşılır. Bunda Küçük Şehirlerde Herkesin Herkes Tarafından Tanınıyor
Olması Da Etkilidir. Eğer Yakın Bir İlde Böyle Bir Pazar Bulamasalardı,
Yüzde Doksan Sekiz Bu Çirkin Fiili Yapmayacaklardı.
4. Genelevlerin
Bulunmasını İsteyen Bir Düzende Böyle Bir Soru Sormak Zaten Yersizdir. Çünkü
Liberal Kapitalist Sistemlerin Yaşayabilmesi, Zihinsel Ve Bedensel Enerji
Fazlasını, Bu Ve Benzeri Yollarla Nötürleşmesini Sağlamaya Bağlıdır.
Evrensel Bir Din Haline Getirilen Futbol Da Bu Yollardan Biridir. Nitekim
Bir Zamanların Ispanya Başkanının "Futbol Sayesinde Ülkeyi Onbeş Yıl İdare
Ettim" Dediği Meşhurdur.
5. Ülkemiz İnsanın Çoğunda
Hâlâ Osmanlı'dan Kalma Bir Kabulleniş Olan "Devlet Baba" Düşüncesi Hakimdir.
(Şimdilerde İse Devletin Malı Deniz... Felsefesi Yaygınlaştı). Bu Düşüncede
Olan İnsanlar "Meşru" İle "Legal"İ Birbirlerinden Ayıramadıklarından,
"Devlet Yaptırıyorsa Câizdir" Gibi Çürük Bir Saplantıya Girerler Ve Fuhşu
Meşru Görürler. Aksi Halde Bu İnsanların Çoğu Fuhus Yapmayacaktır.
6. Bir Kısım İnsanlar Da
Ücretle İcra Edilen Bu Legal Fuhşu, Iran'da Olduğu Gibi "Müt'a" Nikâhı Kabul
Ederek, Yine Meşru Çerçevede Görür Ve Kendine Fetva Uydurur. Nitekim,
Ortadoğu Ülkelerinden Gelen Bir Çok İnsandan Bu Kabil Sözleri Duyuyoruz.
7. Cinsel Özgürlüğün
Acısını Tatmaya Başlayan Batılı İnsan, Bu Yolla Yayılan Bir Sürü Habis
Hastalığı, Bu Arada Alds'i Genelevlerde Daha Kolay Yurdumuza Getirmektedir.
Bu Yerlerin Olmaması Halinde Yabancıların Yapabilecekleri Fuhus Oranı
Bununla Kıyaslanamayacak Kadar Az Olacaktır.
8. Büyük Şehirlerimizde
Her Arandığında Bulunabilecek Bu Günah Evleri Olmasa, Gurbette Bulunmak
Zorunda Olan Anadolu İnsanı, Evini Ve Köyünde Bıraktığı Hanımını Bu Kadar
Uzun Süre.Terkedemeyecek Ve Bundan Doğacak Tatsızlıklar, Arkada Bırakılan
Kadının Gayr-İ Meşru Cinsel Davranışları, Yuva Yıkılmaları Asgari"Ye İnmiş
Olacaktır.
9. Bütün Bu Ve Benzeri
Sebeplerden Ötürü İslam'ın Bugünkü Şartlarda Dahi Böyle Bir Müesseseye Câiz
Demesi Mümkün Değildir.
BAŞA DÖN
Gerçek
Pislikler De Kaba Ve Hafif Olmak Üzere İkiye Ayrılır.
Kaba
Pislikler:
Kan, Çocuk Da Olsa İnsanın
Dışkısı Ve İdrarı, Eti Yenmeyen Hayvanların Dışkısı, İdrarı Ve Salyası,
İnsan Bedeninden Çıkmakla, Abdesti Bozan İrin Ve Benzerleri, Şarap, Kaz,
Ördek Ve Tavuk Dışkısı, Eşek, Katır Ve Fare İdrarı, Kendiliğinden Ölen
(Murdar) Hayvanın Leşi Ve Derisi... Gibi Şeylerdir.
Hafif
Pislikler İse:
Atın Ve Eti Yenen
Hayvanların İdrarı Ve Eti Yenmeyen Kuşların Dışkısıdır.
Kaba Ve Hafif Pislik
Arasındaki Fark, Namaza Engel Olmaları Söz Konusu Olduğunda Anlaşılır.
Yerinde De Görüleceği Üzere, Namazın Şartlarından Biri De, Namaz Kılanın
Üstbaşının Temiz Olmasıdır. Ancak Pisliklerden En İnce Zerresine Kadar
Sakınmak Güç Olduğundan Çok Az Miktarları Bağışlanmış Ve Namaza Engel
Sayılmamıştır. Işte Bu Ölçü, Kaba Pisliklerde Daha Az, Hafif Pisliklerde
Daha Fazladır. Meselâ Bir Dirhem (Yaklaşık 3 Gram) Ya Da Bir El Ayasını
Islatacak Kadardan Az Kaba Pislik, Her Nasılsa İnsan Üzerinde Bulunmuşsa, Bu
Onun Namazına Engel Olmaz. Hafif Pislikte İse Bu Ölçü, Elbiseden Her Organa
Düşen Kısmın Dörtte Biri Kadardır. Yani Hafif Pislik Dediklerimizden Meselâ
Kolumuzdaki Elbisenize Bulaşsa, Elbisenin Kolunun Dörtte Birinden Fazlasına
Bulaşmadıkça Namaza Engel Olmaz.
Pislikler Ayrıca Görülen
Ve Görülmeyen Diye De İkiye Ayrılır.
Kan Ya Da Dışkılar Gibi
Görülen Pislikler, Pisliğin Kendisinin Giderilmesiyle, İdrar Gibi Görülmeyen
Pislikler İse Bulaştığı Yerin Su İle Üç Defa Yıkanıp Her Seferinde İyice
Sıkılmasıyla, Sıkılan Cinsten Değilse, Her Seferinde Kuruyana Kadar
Bekletilmesiyle Yok Edilmiş Olur.
Dört Şey, Pis Sanıldığı
Halde Temizdir. Balık Kanı, Eti Yenen Kuşların Dışkışı, Eşek Ve Katır
Tükrüğü, Eti Yenen Hayvanların Ölmüşlerinin Sütü Ve Peynir Mayalıkları.
Yaş Ve Pis Bir Elbisenin
Üzerine, Temiz Ve Kuru Bir Elbise Konsa, Ya Da Aksi Yapılsa, Kuru Olana,
Sıkılınca Damlayacak Kadar Yaşlık Geçmişse, Temiz Olan Da Pislenmiş Olur. Az
Bir Nemlik Geçmişse Birşey Gerekmez.
Pisliğin Yıkanılmasıda
İnce Araştırmaya Gerek Yoktur. Meselâ Kilotuna Bir Kaç Damla İdrar Düşen Ve
Kuruyan Kimse, Düştüğü Yeri Bilmese Bile, Kuvvetle Zannettiği Bir Yerini
Yıkamasıyla Temiz Olur.
Pislikleri, Ya Da Pislenen
Şeyleri Temizleme Yolları Bazı Fıkıh Kitaplarında Yirmibire Kadar
Çıkartılır. Bunların En Önemlisi Su İle Yıkamaktır. Gül Suyu Ve Sirke De Bu
Konuda Su Gibidir. Ancak Et Suyu, Zeytinyağı Ve Süt Gibi Sıvılar Temizleyici
Değildir. Su İle Yapılan Temizlemeye, Yıkamakla Temizleme Adı Verilir.
Su İle Yıkamakla Temizleme
Dışındaki Temizleme Yolları Şunlardır: Silmekle Temizleme; Ayna, Cam,
Porselen V.B. Gibi Pürüzsüz, Parlak Ve Pislik Çekmez Yüzeyler İçin Kulanılır
Ve Pis Olan Bu Tür Yüzeyler İyice Silinirlerse Temiz Olmuş Olurlar.
Kurumakla Temiz Olma; Yeryüzü Ve Ona Bitişik Şeyler İçin Bir Temizleme; Ya
Da Temizlenme Yoludur. Tahta Gibilerden Yontmakla Temizleme; Başkalaşım İle
Temiz Olma, Tuzlaya Düşen Leşin Tuzlaşması Gibi. Toprak Gibileri Kazmakla
Temizleme, Deriyi Tabaklamakla Temizleme, Şarap İçin, Sirkeleşme İle Temiz
Olma, Derisi Tabaklanabilen Hayvanların Derisini, O Hayvanları Şer'î Usule
Göre Boğazlamakla Temizleme, Yine Şarap İçin Sirkeleştirme İle Temizleme,
Elbisede Kurumuş Menî İçin Ovalayarak Temizleme, Ayakkabı Ve Mest Gibi
Şeyleri Yere Sürtmekle Temizleme, İçinde Pis Su Bulunan Küçük Bir Havuza
Suyun Bir Taraftan Girmesi Ve Öbür Yandan Çıkmasıyla Temiz Olma, Pis Kuyunun
Suyunun Çekilmesiyle Temiz Olması. Neresi Pis Olduğu Bilinmeyen Bir Şeyi
Kısmen Tasarrufla Temizleme, Yarısından Azı Pis Olan Pamuğun Hepsini Aletle
Atmakla Temizleme, Kuyunun Suyunu Boşaltmakla Temizleme, Yakmakla Temizleme,
İçerisine Pislik Damlayan Pekmez, Süt Ve Bal Gibi Şeyleri Su İlâve Edip
Kendi Ölçüsüne İninceye Kadar Üç Defa Kaynatmakla Temizleme, Yağ Yumağı Gibi
Katı Ve Yumuşak Şeylere Bulaşan Pisliği Oyarak Temizleme.
Bir Şeyin Temiz Olması
Demek İlle De O Şeyin Yenebilir Ya Da İçilebilir Olması Demek Değildir.
Aksine Temiz Olan Bir Şey Yenen Ve İçilen Bir Madde İse, Yenilebilir Ve
İçilebilir, Böyle Bir Madde Değilse, Yani Toprak Ve Gazyağı Gibi Yenilip
İçilemeyen Bir Madde İse, Elbiseye Bulaşırsa Namaza Mani Olmaz, Yenecek
Maddelere Bulaşırsa Onu Pisletmez, Yenmesini Engellemez Demektir.
Pisliğin İzini Gidermede;
Sabun, Deterjan Ve Benzeri Temizleyicilere İhtiyaç Duyuracak Kadar Azı
Bağışlanmıştır, Böyle Bir Temizleyici Bulamadığı Takdirde Su İle Çıkan
Kadarını Temizlemesi Yeterlidir.
Pis Olan Bir Madde İle Üç
Özelliğinden; Yani Renginden, Kokusundan Ve Tadından Biri Değişen Akarsu Ve
Akar Olmayan Çok Su, Kaplarda Ve Depolarda Bulunan Ve Üç Özelliğinden Birini
Değiştirmese Bile, İçine Pislik Düşen Az Su, Hem Pis Olur Hem De Temizlemede
Kullanılmaz. Meselâ Şehirlerde Evlerdeki Musluklardan Akan Su, Rengi Ve Tadı
Değişmemekle Beraber Lağım Koksa, Ya Da Kokusu Ve Tadı Değişmemekle Beraber
Kan Rengine Bulansa, O Su Pis Olur. Onunla Abdest Alınıp Yıkanılmayacağı
Gibi, Onunla Yıkanan Elbise İle De Namaz Kılınamaz. Onunla Pişirilen Yemek
Yenmez. Büyükçe Havuzların Ve Göllerin Sularıyla, Akan Nehirlerin Ve
Çayların Suları Da Böyledir.
Suyun Üç Özelliğinden Biri
Temiz Bir Maddeyle Değişse, Meselâ Suya Toprak Karısıp Suyu Bulandırsa Su
Pis Olmaz. Temizlemede Ve İçmede Kullanılabilir.
Pis Olmadığı Halde
Temizlikte Kullanılamayan Sular Da Vardır. Bunlar Abdest Ve Gusulde
Kullanılan Sulardır. Yani İnsanın Organları Ve Bedeni Ne Kadar Temiz Olursa
Olsun, Gusulde Ve Abdestte Kullandığı Su, Meselâ Biriktirilse, Onunla Artık
Ne Abdest Alınabilir Ne De İçmede Kullanılabilir. Ancak, Yıkadığı Organlarda
Başka Pislikler Yok İdiyse, O Su Pis Olmayacağı İçin Meselâ, İnsanın
Elbisesine Sıçrasa Namaza, Yiyeceklere Sıçrasa Yemeye Engel Olmaz. Böyle
Sulara "Temiz Olan Fakat Temizlemeyen Sular" Denir.
Şer'an Pis Sayılan Bir Şey
Bulaştığı İçin Yenmesi Haram Olan Yiyecek Ya Da İçecekler Hayvanlara Da
Yedirilip İçirilemez.
BAŞA DÖN
Gerdek Gecesi
Evlenmiş Karı Ve Kocanın
İlk Defa Bir Araya Geldikleri Gece. Bu Buluşmanın Özelliği, Kadın Ve Erkek
İçin Daha Önce Bilinmesi Mümkün Olmayan Maddî Ve Manevî Mahremiyetin Ortadan
Kalkmasıdır. Çünkü O Geceden Önce, Ayrı Dünyalarda Yaşayan İki İnsan,
Birbirlerine Yaklaşarak Aynı Hayatı Paylaşma Durumuna Gelmişlerdir. Bunun Da
Ötesinde, Aile Olarak Belirli Hak Ve Görevleri "Fiilen Yaşama" Olayını
Başlatmışladır.
Gerdek Gecesini, Sadece
Cinsî Yönden İki Farklı Cinsin Birbirlerini Tanıması Olarak Görmemek
Gerekir. Bu Beraberlik Aynı Zamanda, Manevî Ve Hissî Bir Bütünleşmenin De
Başlangıcı Olmaktadır. Olgunluk Seviyesine Gelen İki Gencin, Ondan Sonraki
Hayatları Belirli Bir Ölçü Ve Plan Dâhilinde Sürecektir. Bu Bakımdan Gerdek
Gecesi; Son Derece Ciddî Ve Ağır Sorumluluklarla Dolu Bir Hayatın
Başlangıçanıdır. Tek Kelime İle Bir Planlama Kararının Verileceği Zamandır.
Iki Çift, Paylaşacakları Hayatta Birbirleri İçin Düşündüklerini Açıkça
Anlatacak Ve Karşılıklı Olarak Yekdiğerinden Beklediği Tavır Ve Davranışları
Konuşacaklardır.
Gerdek, Islâmî Bir
Olaydır.
Çünkü Gerdek Olayında
Gözümüze Çarpan Olağanüstü Durum, Kadın Ve Erkeğin Meşrû Ölçüler İçerisinde
Biraraya Gelmesi Ve Evlilik Gibi Büyük Bir Hadisenin Düşünülüp, Tartışılarak
Gerçekleştirilmesidir.
Gerdek Olayında,
Birbirlerini Uzaktan Tanıyan İki Çiftin Yakın Bir Temas İle Ve Ciddî Bir
Ortamda Karşısındakıni Ölçülü Bir Şekilde Değerlendirmesi Sözkonusudur.
Çünkü Evlilik İle Yeni Bir Hayata Başlangıçta, Karşıdaki İnsan, Bütün
Özellikleri İle Tanınmak Durumundadır. Islâmî Mahremiyetin Olmadığı
Durumlarda Ve Günümüz Gibi Kadın-Erkeğin Birbiriyle Ölçüsüz Ve Gayrî Ciddî
Bir Biçimde Biraraya Gelmesi Hâli, Gerdek Olayına Gerek Duyurmamaktadır.
Çünkü Olayda Ne Bir Mahremiyet, Ne De Geleceğe Dönük Ciddî Bir Hesap
Bulunmaktadır. Taraflar; Ya Kendilerini Bekleyecek Akıbetlerden
Habersizdirler Veya Biraraya Gelişlerinde Sadece "Cinsel Tatmin" Ağır
Basmaktadır.
Dolayısıyle Bazan Bu Tür
Gayrî Meşrû İlişkilerde "Evlilik" Gibi Bir Müesseşeye Bile İhtiyaç Duymayan
İnsanlar Görülmektedir. Tabii Ki Bu Tür İlişkilerin Sonu, Büyük Acılar Ve
Felâketlerle Bitmektedir.
Islâm'daki Evlilik, Cinsî
Duyguların Dinî Bir Program Çerçevesinde Ve Beşerî Aşkın En Temiz
Özellikleri İle Biçim Kazanmasıdır. Elbette Ki Bu Temiz Ve Saf Beraberlik,
Gerdek Gecesi Gibi Başkalarının Malûmu Olmayan Ruhî Ve Bedenî Birlikteliğe
İhtiyaç Duyacaktır.
Giyabi Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir?
Uzak Veya Yakın Bir
Memlekette Vefat Eden Kimse İçin Gıyabi Cenaze Namazı Kılmak Hususunda
İhtilaf Vardır. Hanefi Ve Malıki Mezhebine Göre Caiz Değildir. Şafii Ve
Hanbeli Mezheplerine Göre Caizdir. Çünkü İslamiyetle Müşerref Olan
Habeşistan Kralı Necaşi Vefat Ettiğinde Peygamber (Sav) O'nun Üzerine Gıyabi
Cenaze Namazını Büyük Bir Cemaatle Kıldırdı. Ebu Hureyre'den Rivayet
Edilmiştir: Necaşi'nin Vefat Ettiği Günde Peygamber (Sav) Ölüm Haberini
Verdi Ve Cemaati Müsallaya Çıkartıp Onları Saflar Haline Getirdi Ve Dört
Tekbir Aldı (Buhari-Müslim).
BAŞA DÖN
Gıybet
Bir Kimsenin Gıyabında
Hoşlanmayacağı Bir Söz Söylemek, Çekiştirmek; Meydanda Olmama, Kaybolma
Hâli.
Gıybet, Bir Kimsenin
Arkasından Hoşuna Gitmeyecek Şeyleri Söylemek, Başka Bir Deyimle, Kendimize
Söylendiği Zaman Hoşlanmayacağımız Bir Şeyi, Din Kardeşimiz Hakkında
Arkasından Konuşmamız Anlamına Gelir. Halk Arasında Dedikodu, Gıybet İle
Aynı Anlamda Kullanılır.
Gıybet, İnsan Veya İnsanla
İlgili Birtakım Şeyler Üzerinde Olur. Kişinin Bedeni, Nesebi, Ahlâkı, İşi,
Dini, Dünyası, Elbisesi, Evi, Bineği... Dedikodu Konusu Olabilir. Gözün
Şaşılığı, Saçların Döküklüğü, Uzun Veya Kısa Boyluluk, Siyah Veya Sarı
Renkte Olmak... Bunlardan Alaylı Bir Şekilde Bahsedilmesi Sözkonusu Kişinin
Kalbini Kırar.
Kur'an Ve Sünnet, Gıybeti
Yasaklamıştır: "Bir Kısmınız Diğerlerinizin Gıybetini Yapmasın. Sizden
Biriniz Ölmüş Kardeşinin Etini Yemek İster Mi? Bundan Tiksindiniz Değil Mi?"
(El-Hucurat, 49/12); "Gıybet, Kardeşini Hoşuna Gitmeyecek Şekilde Anmandır"
(Tirmizî, Birr, 23; Dârimî, Rikat, 6; Mâlik, Muvatta, Kelâm,10; Ahmed B.
Hanbel, Iı, 384, 386).
Başkalarına Kardeşinin
Ayıplarını Anlatmak Onun Hoşuna Gitmeyecek Şeyleri Söylemek Demek
Olduğundan, Ancak Dil İle Söylemek Haram Olmuştur. Kaş-Göz İşareti Yapmak,
İmâ, İşaret Ve Yazı Gibi Gıybet Anlamı İfade Eden Her Hareket De
Gıybettendir. Meselâ Elle Birisinin Uzun Veya Kısa Boyluluğuna İşaret Etmek,
Bir Şahsın Ayıpları Hakkında Yazı Yazmak Gıybettir. Gıybeti Tasdik Etmek De
Gıybettir. Gıybet Yapılan Yerde Susan Kişi Gıybete Ortak Olmuş Olur. Diliyle
Gıybetçiye Karşı Duramayanın Kalbiyle İnkâr Etmesi Gerekir. (İmam Gazzâli,
Zübdetü'l-İhya, Trc: Ali Özek, İstanbul 1969, 362, 363). Allah Resulu Şöyle
Buyurur: "Bir Kimse Yanında Hakarete Maruz Kalan Bir Mümine Gücü Yettiği
Halde Yardım Etmezse, Allah O Kimseyi Kıyâmet Gününde İnsanların Önünde
Rezil Eder" (Tebarâni).
- "Her Kim Gıyabıda
Kardeşinin Kusurlarını Söyletmezse, Kıyâmet Gününde Allah Da Onun
Kusurlarını Örtmeyi Tekeffül Eder" (İbn Ebi'd-Dünya).
- "Ey Kalbiyle Değil,
Sadece Diliyle İman Edenler Topluluğu! Müslümanların Gıybetini Yapmayınız,
Ayıplarını Araştırmayınız. Zira Kim Kardeşinin Ayıp Ve Kusurlarını
Araştırırsa Allah Do Onun Kusurlarını Araştırır. Allah, Kimin Kusurunu
Araştırırsa Onu Evinin İçinde Bile Olsa Rezil Ve Rüsva Eder (Ebû Dâvud, İbn
Ebî Dünya).
İslam Dininde Kardeşlik
Olgusunun, "Müminler Ancak Kardeştir. İhtilaf Ettikleri Zaman, İki
Kardeşinizin Arasını Düzeltin; Ve Sakının Ki, Merhamet Olunasınız" (El-Hucurat,
49/10) İlâhi Buyruğu İle Kurulmuş Olması, İslâm Toplumunu Bu İman Kardeşliği
Üzerinde Yükselen Güçlü Bir Toplum Yapmaktadır. Böyle Bir Toplumda Gıybet
Yoktur. Çünkü, Hz. Peygamber (S.A.S)'İn Buyurduğu Gibi, "Mümin Müminin
Aynasıdır. Mümin İki El Gibidir, Birisi Diğerini Temizler." Bu Ölçüler,
Toplumu Fitne Ve Bozgunculuktan Uzak Tutar.
Gıybetin Sebepleri:
1. İntikam Duygusunu
Tatmin, 2. Arkadaşlara Muvafakat, 3. Gösteriş Ve Büyüklük; Başkalarını
Küçültme, Kendini Büyütme, 4. Kıskançlık, 5. Hoşça Vakit Geçirmek, Güldürmek
İçin Başkalarının Ayıp Ve Kusurlarının Ortaya Serilmesi, 6. Küçük Düşürmek
İçin Alay (Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddin, Trc: Ali Arslan, İstanbul 19'72; Vı,
522 Vd).
Gıybetten Korunmak İçin
Kişinin Öncelikle Kendi Kusurlarıyla Uğraşması Gerekir. Şuralarda Gıybet
Câizdir:
1) Haksızlık Karşısında:
"Hak Sahibinin Söz Hakkı Vardır" (Buhârî, Müslim).
2) Fetva İstemede: Utbe
Kızı Hind, Resulullah'a Gelerek Kocası Ebû Süfyan'ı Cimriliğiyle, Çok Az
Nafaka Bırakmasıyla Çekiştirmiş Ve Kocasının Malından Haberi Olmadan Alıp
Alamayacağını Sormuştu. Allah Resulu De "Sana Ve Çocuğuna Yetecek Miktarda,
İyilikle Al" Buyurdu.
3) Bir Kimseyi Kötülükten
Menetmek:
4) Kişiyi Meşhur Olan
Lakabıyla Anmak.
5) Kişinin Fısk-U Fücûrunu
Alenen Yapması, Yaptıklarından Dolayı Gurur Duyması, Yaptıklarının
Söylenmesinden Dolayı Üzüntü Duymamasıdır. Yaptıklarıyla Övünmesi Yüzünden
Onları Anmak Gıybet Sayılmaz.
Gıybetçinin Günâhtan
Kurtulması İçin Pişmanlık Duyması, Tövbe Etmesi, Gıybetini Yaptığı Kimse İle
Helâlleşmesi Gerekir. Gıybeti Yapılan Da Merhametli Davranır, Affeder.
Düstur: "Affa Yapış(Mak), İyiyi Emret(Mek), Cahillerden Uzak Ol(Maktır) (El-A'râf,
7/ 199).
BAŞA DÖN
Görülen Ve Görülmeyen Pislikler:
Görülen; Dışkı Ve Kan Gibi
Gözle Görülen Ve Aynî Varlığı Olan Pisliklerdir. Bir Defa Da Olsa Kendisinin
Yok Edilmesi İle Temizlenmiş Olur.
Görülmeyen Pislik İse
Sidik Gibi Kuruduktan Sonra Varlığı Gözle Görülemeyen Pisliktir.
Temizlenmesi Yıkayanın Temizlendiğine Kanaat Getirinceye Kadar Yıkaması İle
Olur. Vesveseli Kimse İçin Yıkama Sayısı Üçtür. Zahiru'r-Rivayeye Göre Her
Defasında Sıkmak Da Gerekir. Çünkü Pisliği Çıkaracak Olan Sıkmadır.
Temizleme Şekil Ve
Yolları: Temiz Olmayan Şeyler: Temizlemek İçin Özelliklerine Göre Çeşitli
Yollar Vardır.
1. Su İle Yıkamak: Su, Hem
Pisliği Temizleme Ve Hem De Abdest Ve Gusülde Kullanılma Bakımından Asıl
Temizleyicidir. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur:
"Sizi Temizlemek İçin
Allah Gökten Su İndiriyor" (El-A'râf; 7/11); "Biz Gökten Temizleyici Su
İndirdik" (El-Furkân, 25/48). Temizlik İçin Kullanılacak Su, Yağmur, Kar,
Nehir, Göl, Deniz, Kuyu, Pınar Ve Sel Sularının Toplandığı Gölet Suları
Olabilir. Hz. Peygamber Şöyle Buyurmuştur: "Su, Temizdir. Onu Tadı, Rengi
Veya Kokusu Değişmedikçe Dışarıdan Bir Şey Kirletmez" (Buhârî, Vüdû', 67).
Yine Allah Elçisi, Esmâ Binti Ebî Bekir'e Elbisesini Hayızdan Nasıl
Temizleyeceği Konusunda; "Ovalar Sonra Da Su İle Çitiler" Buyurmuştur (Buhârî,
Vüdû', 63; Müslim, Tahâre, 110; Ahmed B. Hanbel, Vı, 134, 346).
Hanefilerde Tercih Edilen
Görüşe Göre Hakikî Pislikler Gül Suyu, Sirke, Meyve Ve Bitki Suyu Gibi
Normal Su Dışındaki Sıvılarla Da Temizlenebilir. Hanefîler Su Dışındaki
Temizleyici Sayısını Yirmibire Kadar Çıkarmışlardır. Diğer Mezhepler
Bunların Bazılarında Hanefilerden Farklı Görüşe Sahiptirler. Ancak Su
Dışındaki Sıvılarla Abdest Alınmaz, Gusül Yapılmaz. Bu Konuda Görüş Birliği
Vardır (El-Kâsânî, A.G.E., I, 83-87; İbnül-Hümâm, A.G.E., I, 133-138; İbn
Âbidin, A.G.E., I, 284 Vd.; Ez-Zeylaî, Tebyînül-Hakâik, I, 60 Vd.; El-Meydânî,
El-Lübâb, I, 24 Vd.).
BAŞA DÖN
Gübre İçin Yapılan Masraf Düşürülmeden Mi Yoksa Düşürülerek
Mi Toprak Mahsullerinin Zekatı Verilir?
İslam Dini Fakir Ve
Müstehakları Koruduğu Gibi Emek Ve Mal Sahibini De Korur. Bunun İçin Arazi,
Ağır Masraf Yapılmamasından Yağmur, Çay, Nehir Gibi Sularla Sulanırsa
Mahsulün Onda Biri Öşür -Zekat- Olarak Verilir. Dolap Ve Motor Gibi Şeylerle
Sulanırsa Masrafı Ağır Olduğundan Zekatı Yirmide Bir Olarak Verilir. Bütün
Fıkıh Kitapları Bu Meseleyi Açıkladıkları İçin Malümdür. Ancak Gübre
Meselesinin Durumu Açık Değildir. Zaman Zaman Gübre Meselesi Bana Sorulurdu.
Elde Delil Olmadığı Ve Eski Fıkıh Kitaplarında Açıkça Ona Yer Verilmediği
İçin Öşrün Durumu Değişmez Yani Zekatı Onda Birdir, Diye Cevap Verirdim.
Gerçekten De Hanefi Mezhebine Göre Böyledir. Çünkü Bu Mezhebe Göre Tohum,
Amele Ücreti Ve Sair Masraflar Düşürülmeden Toprak Mahsullerinin Zekatı
Verileceği Gibi Gübrenin Su Mesabesinde Olduğunu İfade Eden Hiç Bir İbareye
Rastlanmamıştır. Fakat Şafii Mezhebine Göre Gübre Meselesi Remli'nin
İfadesinden De Anlaşıldığı Gibi Değişik Bir Durum Arzetmektedir. Çünkü Gübre
Araziye Değil, Ekine Fayda Verip Neşvünemaya Yardımcı Olduğundan Su
Mesabesinde Görünüyor. Remli, Özet Olarak Şöyle Diyor: Tarla İçin Açılan
Kanallara Yapılan Masraf Nazarı İtibara Alınmaz. Yani Mahsulün Onda Biri
Zekat Olarak Verilecektir. Çünkü Kanallar Ekin İçin Değil, Tarla İçindir.
Kanallar Hazırlandıktan Sonra Su Kendiliğinden Tarlaya Varabilir. Fakat Deve
İle Su Taşıyıp Sulamak Böyle Değildir. Burada Yapılan Masraf Ekin İçindir.
Yukarda Serdedilen Bu
İbareden Anlaşılıyor Ki, Tarla İçin Değil, Ekin İçin Yapılan Masraf Zekatın
Durumunu Değiştirir Dolap Ve Motor İle Sulanan Araziden Elde Edilen Mahsulün
Yirmide Biri, Ekinin Yetişme Müddetinde Yarısı Motor Veya Dolap, Yarısı Da
Yağmurla Olursa Onbeşte Biri, Zekat Olarak Çıkarılacağı Gibi Yağmur Suyuyla
Sulanan Arazi Gübrelendiği Takdirde En Az Yüzde Yüz Farkettiği İçin Zekatın
Onbeşte Biri Nisbetinde Verilmesi Gerekir. Çünkü Neşvünema Bu Her İki
Unsurdan Kaynaklanıyor.
BAŞA DÖN
Gümüş Veya Altından Ev Eşyasının Ticareti Ve İmali Hakkında
İslam'ın Hükmü Nedir?
Gümüş Veya Altından Ev
Eşyasının Ticareti Ve İmalı Hakkında İhtilaf Vardır. Hanefi Mezhebine Göre
Kullanmamak Şartıyla Altın Ve Gümüşten Kab, Kaşık, Bıçak Ve Benzeri Şeyleri
Alıp Evde Bulundurmakta Beis Olmadığı Gibi Ticaretini Yapmakta Da Beis
Yoktur (İbn Abidin).
Şafii Mezhebine Göre
Kullanmadan Altın Ve Gümüşten İmal Edilmiş Olan Kab, Kaşık Ve Benzeri Ev
Eşyasını Evde Bulundurmak İle Ticaretini Yapmak Hakkında İki Görüş Vardır.
Bir Görüşe Göre Kullanılması Caiz Olmadığı Gibi Onu İmal Edip Ticaretini
Yapmak Ve Evde Bulundurmak Da Caiz Değildir. Diğer Görüşe Göre İmal Ve
Ticaretini Yapıp Evde Bulundurmakda Bir Sakınca Yoktur (El-Mühezzeb).
BAŞA DÖN
Gümüş Yüzük
Erkeklerin Gümüş Yüzük
Takınması İcmâ İle Caizdir. Abdullah Ibn Ömer Der Ki: Resulullah (S.A.S.)
Gümüşten Bir Yüzük Edindi. Bu Yüzük Onun Elinde İdi. Sonra Ebû Bekir'in,
Ondan Sonra Ömer'in Ve Ondan Sonra Osman'ın Elinde Bulundu. Nihayet Hz.
Osman Zamanında Eriş Kuyusuna Düştü. Üzerinde Muhammedûrresulullah Yazılı
İdi (Müslim, Libâs, 54).
Yine Ibn Ömer (R.A.) Şöyle
Der: Peygamber (S.A.S.) Attın Bir Yüzük Edindi. Sonra Onu Bıraktı. Bilahere
Gümüşten Bir Yüzük Edindi Ve Onun Üzerine "Muhammedûrresulullah" Nakşettirdi
Ve "Benim Bu Yüzüğümün Nakşı Üzerine Kimse Nakış Yapmasın" Buyurdular. Onu
Taktığı Vakit, Taşını Avucunun İçine Çevirirdi. Muaykib (R.A.)'Den Rivayet
Edilen Hadise Göre Eriş Kuyusuna Düşen Yüzük Odur (Müslim, Libâs, 55).
Peygamber Efendimiz, Gümüş
Yüzüğü Aynı Zamanda Mühür Olarak Kullanmıştır. Enes B. Mâlik Şöyle Der: Hz.
Peygamber (S.A.S.), Kisra (Fars Imparatoru), Kayser (Rum Imparatoru) Ve
Necâşî (Habeşistan Kralı)'Na, Onları İmana Davet İçin Mektup Yazmak İstedi.
Kendisine, "Onlar Mühürsüz Mektup Kabul Etmezler" Denilince Gümüşten Halka
Bir Yüzük Yaptırdı Ve Üzerine "Muhammedûrresulullah" Cümlesini Nakşettirdi
(Müslim, Libâs, 58).
Ulemâ, Resulullah
(S.A.S.)'İn Yüzük Taşının Akik Veya Göz Boncuğundan Olduğunu Söylemişlerdir
(Bunların İkisi De Habeşistan Ve Yemen'den Çıkarılır). Bazen De Kara Taşlı
Bir Yüzük Taşımıştır. Ayrıca Peygamber Efendimiz Yüzüğünü Bazen Sağl Bazan
Da Sol Elının Küçük Parmağına Takıyor Ve Taşını Avuç Tarafına Çeviriyordu.
Enes B. Mâlik (R.A.) Şöyle Der: Resulullah (S.A.S.) Sağl Eline Gümüş Yüzük
Taktı. Yüzükte Habeşistan'dan Gelmiş Bir Taş Vardı. Yüzüğün Taşını Avuç
İçine Çevirirdi (Müslim, Libas, 62). Başka Bir Riveyette De Sol Elının Küçük
Parmağına İşaret Ederek "Peygamber (S.A.S:)'İn Yüzüğü Şunda İdi" Diyor
(Müslim, Libâs, 63).
Hz. Peygamber, Yüzüğün
Orta Parmakla Ondan Sonra Gelen Parmağa Takılmasını Yasak Etmiştir. Hz. Ali
(R.A.), Orta Parmağıyla Ondan Sonra Gelen Parmağa İşaret Ederek "Resulullah
(S.A.S.) Beni Şu Veya Bu Parmağıma Yüzük Takmaktan Alıkoydu"
Hattabî, Gümüş Yüzük
Takmanın Erkeklere Ait Bir Prensip Olduğunu Dolayısıyla Bana Takmanın
Kadınlar İçin Mekruh Olduğunu Söylemişse De, Nevevî Bunu Kabul Etmemiş Ve "Hattâbî'nin
Söylediği Zayıf Veya Bâtıldır, Aslı Yoktur, Doğrusu Kadının Gümüş Yüzük
Takmasında Kerâhet Olmamasıdır" Demiştir (Davudoğlu, Sahih-İ Müslim Tercüme
Ve Şerhi, Ix, 457)
Bu Konuda Fıkıh
Kitaplarındaki Açıklama Genellikle Şöyledir: Kadın Ve Erkeklerin Gümüş Yüzük
Takmaları Caizdir. Kadı, Sultan Ve Benzeri, Yüzük Kullanmaya İhtiyacı
Olanlar İçin Sünnettir (Eskiden Yüzüğü Mühür Olarak Kullanıyorlardı).
Ihtiyacı Olmayanların Takmaması Daha Faziletlıdır. Sünnet Olan, Yüzüğün
Ağırlığının Bir Miskal Veya Daha Az Olması Ve Erkek İçin Taşını Avucun İçine
Çevirmesidir. Kadınlar İse Böyle Yapmazlar. Çünkü Yüzük Onlar İçin Zinet
(Süs)Tür; Erkekler İçinse Süs Değildir. Yüzüğün Taşını Akik Ve Yakut Gibi
Kıymetli Taşlardan Yapmak Ve Üzerine Kendi İsmini Veya Allah'ın İsmini
Yazmak Caizdir. Ancak Allah'ın İsmi Yazıldığı Takdirde Helaya Giderken
Yüzüğün Ya Çıkarılması Veya Sağl Ele Takılması Gerekir (Bk. Abdullah B.
Mahmud, El-Ihtiyâr, Iv,159; Bk. Davudoğlu, A.G.E., Ix, 457, Aynî'den
Naklen).
Hulefâ-İ Râşidînin De
Gümüş Yüzükleri Vardı Ve Üzerindeki Yazılar Şöyle İdi: Hz. Ebu Bekir: Allah
Ne İyi Kudret Sahibidir; Hz: Ömer: Vaiz (Nasihatçı) Olarak Ölüm Yeter; Hz.
Osman: Ya Belâ Ve Musîbete Sabredeceksin Veya Pişman Olacaksın; Hz. Ali:
Mülk Allah'a Aittir.
Imam Ebû Hanife'nin
Yüzüğünde İse: Ya Hayrı (İyiyi) Konuş Veya Sus; Imam Ebû Yusuf'unkinde:
Kendi Hissiyle Hareket Eden Pişmanlık Duyar; Imam Muhammed'inkinde: Sabreden
Başarıya Ulaşır; Sabreden Derviş Muradına Ermiş İbareleri Yazılıydı (Bk.
Kâmil Miras, Tecrîd-İ Sarîh Tercemesi Ve Şerhi, Iv,288).
BAŞA DÖN
Gurbette Vefat Eden Kimsenin Cenazesini Memleketine Getirmek Caiz Midir?
Gurbette Vefat Eden
Kimsenin Cenazesini Memleketine Götürmek Hususunda Ulema Arasında İhtilaf
Vardır. Şafii Mezhebine Göre, Cenazeyi Bir Yerden Başka Bir Yere Götürmek
Caiz Değildir. Vefat Nerde Meydana Gelirse Cenazeyi Orada Defn Etmek
Gerekir.
Hanefi Mezhebine Göre İse
Toprağa Verilmiş İse Mezarı Kazıp Onu Götürmek Caiz Değildir. Ama Toprağa
Verilmeden Önce Cenazenin Bir Yerden Başka Bir Yere Taşınışında Beis Yoktur.
BAŞA DÖN
Gurur-Gururlu
Büyüklenme, Kibir, Ucub.
Hakkı Çiğneyen, İnsanları Küçük Gören, Kişinin Hâli. Kendini Yüksek Ve
Değerli Tutan. Kendini Başkalarından Üstün; Başkasını İse Aşağı Görme
Hastalığı.
Övünme, Şeref Anlamlarında
Da Kullanılır.
Kibir, Kişinin Kendisinde
Bulunan İlim, Mevkî Ve Doğruluk Gibi Hususiyetleri Başkasından Üstün
Görmesidir. Bu, Allah'ın Kızgınlığına, İnsanların Hoşnutsuzluğuna Sebep
Olduğu İçin Sahibini Felâkete Götüren Bir Hastalıktır (Et-Tâc, V, 31).
İnsan Ruhunun
Arındırılması Gereken Kötülüklerden Biri Olan Kibir, Râğıbu'l-İsfahânî'ye
(Ö. 503/1109) Göre, "Kendini Beğenen İnsanın, Bu İsteğini Nefsine Tahsis
Ederek, Kendini Başkalarından Daha Büyük Görmesidir" (Rağıbu'l-Isfahânî,
El-Müfredât, S. 421). Kibir, Tekebbür Ve İstikbâr Birbirine Yakın Manada
Kullanılmışlardır.
İmam Birgivî (Ö. 981/1573)
Kibir İçin, "Kalbin Hastalıklarındandır; Kendini Yüksekte Görerek,
Karşısındakinin Üstünde Saymaktır; Zıddı Zaaftır" (Birgivî, Et-Tarîkatü'l-Muhammediyye,
S. 68 Vd.) Demiş, Bazı Ayet-İ Kerîmelerle Kibri Tanıtmaya Çalışmıştır.
Kur'an-I Kerîm, Kibiri, Kibirden Türeyen Davranışları Açıklamış, Kibir Ve
Örneklerini Teşhir Ederek Zararlarını Belirtmiş, Ondan Kaçınmanın Ahlâkî Bir
Zaruret Olduğunu Ortaya Koymuştur:
"Meleklere, Âdem'e Secde
Edin' Demiştik. İblis Müstesna Hepsi Secde Ettiler. O Kaçındı, Büyüklük
Tasladı Ve İnkâr Edenlerden Oldu" (El-Bakara, 2/34).
"Yeryüzünde Haksız Yere
Büyüklük Taslayanları Ayetlerimden Yüz Çevirteceğim. Onlar Bütün Ayetleri
Görseler Yine De İnanmazlar; Doğru Yolu Görseler, Yol Olarak
Benimsemezler... (El-A'râf, 7/146).
"Allah Büyüklük
Taslayanları Sevmez" (En-Nahl, 16/23).
Kibir, Önce Kişinin İnanç
Dünyasına Tesir Ederek, Hak Ve Doğruya İnanmasına Engel Olur, Allah'ın
Birliğine, Peygamberlere Ve Âhiret Gününe İnanmayanların İnançsızlığa Kibir
Yüzünden Sürüklendikleri Anlaşılmaktadır (En-Nahl,16/22; Es-Sâffât, 37/35;
El-Bakara, 2/87; El-A'râf, 7/75-76, 88; Nûh, 71/7; Yunus, 10/75; El-Mü'minûn,
23/27, 46-47).
Kibir, Ferdin Allah'a Kul
Olma Ve Ona İtaat Etme Görevini Engelleyen Davranış Olduğu İçin Kur'an Bunun
Neticesine Şöyle İşaret Eder:
"Kim, Allah'a Kulluktan,
O'na İbadetten Çekinir Ve Büyüklenirse, Bilsin Ki, (Allah) Kıyamette Herkesi
Huzurunda Toplayacaktır" (En-Nisâ, 4/172).
Çünkü Allah, Zatına Dua Ve
İbadet Edilmesini İstemekte; Büyüklenerek Kaçınanların, "Küçülmüş Kimseler
Olarak" Cehenneme Gireceklerini (El-Mü'minûn, 40/60) Haber Vermektedir. Buna
Karşılık Allah'a İbadette Büyüklük Göstermeyen Melekler Övülerek, İnsanlar
Da Bu Harekete Teşvik Edilmektedir (El-A'râf, 7/206; El-Enbiyâ, 21 / 19).
Hz. Peygamber Şöyle
Buyurmuştur: Allah Şöyle Buyurdu: "Büyüklük Ve Azamet Örtümdür. Bu Bakımdan
Bunlardan Biriyle Kim Bana Nizaa Kalkışırsa, Onu Ateşe Atarım " (Ebû Dâvûd
Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16; Ahmed B. Hanbel, Iı, 248).
BAŞA DÖN
Allah'ın Resulu (S.A.S.)
Yüce Mertebesinde Tevâzu * Yönünden İnsanların En İleride Olanıydı. Abdullah
İbn Amr Der Ki: Resulullah'ın, Kızıl Bir Devenin Sırtında Cemrelere Taş
Attığını, Önünde Herhangi Bir Kimsenin Dövülüp Kovulduğunu Ve "Yol Açınız,
Yol Açınız" Denildiğini Görmedim. Resulullah (S.A.S.) Hastalan Ziyaret Eder,
Cenazelerin Arkasında Gider, Kölelerin Davetine İcabet Ederdi. Ayakkabılarım
Bizzat Pençeler, Elbisesini Yamalar, Aile Efrâdıyla Beraber Evinde Onların
İhtiyaçlarına Koşardı.
Bir Gün Huzur-U Saadetine
Bir Adamcağız Getirildi. Adam Resulullah'ın Heybetinden Tir-Tir Titremeye
Başladı. Efendimiz (S.A.S.) O Adama:
"Canını Sıkma! Ben Padişah
Değilim. Ben Ancak Kureyş Soyundan Gelen Ve Kurutulmuş Et Yiyen Bir Kadının
Oğluyum" Diyerek O Kişiyi Teskin Etti.
İşe Vâlidemiz (R.Anha),
"Ey Allah'ın Resulu, Allah Benim Canımı Sana Feda Etsin: Yaslanarak Ye;
Çünkü Yaslanarak Yersen Senin İçin Daha Kolay Olur" Deyince, Bu Israrına Bir
Karşılık Olarak Resulullah, Alnı Yere Değercesine Mübârek Başını Eğdi Ve
Sonra Şöyle Dedi:
"Hayır, Ben Kölenin Yediği
Gibi Yer Ve Kölenin Oturduğu Gibi Otururum."
Büyüklenme Üç Kısımdır:
A) Cehâlet Ve Azgınlıktan
Ötürü Bazı Kulların Kendilerini Allah'tan Büyük Görmeleri;
B) Peygamber'e Karşı,
O'nun Buyruklarını Küçümsemek, O'nu Alelâde Biri Olarak Görmek,
Prensiplerini Hafife Almak;
C) Etrafında Bulunan
İnsanları Küçük Görüp, Kendini Büyük Görmek.
İnsan Ruhunu Çeşitli
Tezahürleriyle Körelten Zararlarına Kur'an-I Kerîm'in Genişçe Bir Açıdan
Baktığı Kibir, Maddî Hayatta Zararın Ve Kaybın Sebebidir. Kibir Örneklerinde
Gördüğümüz Gibi Büyüklenenler Henüz Dünyada İken, Hareketlerinin Cezasını
Çekerek Helâk Olmuşlardır. Büyüklenme Ve Çoğunluğa Güvenmenin Özellikle
Savaşta Acı Sonucuna Dikkati Çeken Kur'an, Huneyn Muharebesindeki Durumu
Şöyle Anlatmaktadır: "O Vakit, Huneyn'de Çokluğunuz Size Güven Vermişti De,
Bir Faydası Olmamıştı"(Et-Tevbe, 9/25). Şu Da Var Ki İlâhî Yardım
İnananların İmdadına Yetişti Ve Huneyn'de Küffâra Karşı Galip Geldiler.
Büyüklenmenin Manevî Zarar
Ve Kötülükleri, Ceza Ve Azap Şeklinde Tecelli Edecektir.
Şüphesiz Kibirlenme
İnsanlığı Yokluğa İter. Onun Giderilmesi Gerekir; Fakat Bu Kuru Temenni İle
Değil, Manevî İlâçla Ve Kibir Ağacını Kalpten Söküp Atacak Vasıtaları
Kullanmakla Mümkündür. Bu Da İki Şekilde Olur:
A) Asıl İlaç; İlim Ve
Ameldir. Şifa, Bu İkisinin Birleşmesiyledir. İlim, Kişinin Kendisini Ve
Allah'ını Bilmesidir. Kibrin Giderilmesi İçin Bu Yeterlidir. Kişi Bildiği
Zaman Bu Var Olan Kâinat İçindeki Payını; Allah'ını Bildiği Zaman Kibrin Ve
Azametin Onun Hakkı Olduğunu Anlar. Kur'an-I Kerîm Bu Hususta Dikkati
Çekiyor:
"Canı Çıksın İnsanın, O Ne
Nankördür! Allah Onu Neden Yaratmış? Onu Meniden Yaratıp Merhalelerden
Geçirerek, Ona Şekil Vermiş, Sonra Tutacağı Yolu Kolaylaştırmıştır. Sonra
Onu Öldürür Ve Kabre Koyar" (Abese, 80/ 17: 22).
B) Nesep, Güzellik, Mal,
İlim Vb. Gibi Büyüklenmeye İten Sebeplerin Gelip-Geçici Olduğunu Düşünerek
Kendisini Bu Belâdan Kurtarmaya Çalışmak.
Allahu Teâlâ Bir Başka
Ayette Şöyle Buyurmaktadır:
"Însanları Küçümseyip Yüz
Çevirme, Yeryüzünde Böbürlenerek Yürüme; Allah, Kendini Beğenip Övünen Hiç
Kimseyi Şüphesiz Ki Sevmez. Yürüyüşünde Tabiî Ol, Sesini De Alçalt. "
(Lokman, 31/18). Hulâsâ; Gurur Ve Kibir Sâlih Ve Muttaki Bir Müslümanda
Bulunmaması Gereken; Tevhid Ehline Yakışmayan En Kötü Huylardandır. (Ayrıca
Bk. Kibir).
BAŞA DÖN
Guslü
Gerektirmeyen Haller;
Henüz Şehvet Duygusu
Oluşmamış Ve Bulûğa Ermemiş Çocuğun Cinsî Yakınlaşmada Bulunması. Tenâsül
Uzvundan Şehvetle Açık Bir Sıvı Hâlinde Meni Akması. Cinsî Bir Şehvet
Duyulmasına Rağmen Meninin Dışarıya Çıkmaması. Şehvetten, Başka Bir Şeyden
(Hastalık, Heyecan Vs.) Dolayı Meninin Akması, Kızın Bekâretini Gidermeyen
Cinsî Bir Yakınlaşma (Çünkü Kızlık Zarı Haşefenin Sünnet Yerine Kadar
Girişini Engeller). Bu Gibi Durumlarda Gusül Farz Değildir.
Gusletmeleri Farz
Olanların, Gusülsüz Olarak Yapmaları Caiz Olan Hususlar Da Şunlardır:
Zikretmek; Tesbih Etmek;
Salât Ve Selâm Getirmek; Kur'an Ayetlerini Kelime Kelime Öğretmek; Dua
Maksadıyla Kur'an'dan Ayetler Okumak: Kelime-İ Şehâdet Getirmek; Kur'an'a
Bakmak; Bitişik Olmayan Bir Kap İçerisinde Bulunan Mushafa Dokunmak; Uyumak
(Cünübün Abdest Aldıktan Sonra Uyuması Daha İyidir). Cünüp İken Yemek
Yeneceği Veya İçileceği Zaman Elleri Yıkamak Ve Ağzı Çalkalamak Gerekir.
Bunların Yanısıra, Ramazan'da Cünüp Olarak Sabahlayan Kimse Veya Gündüz
Uyuyarak İhtilam Olan Kimsenin Orucu Bozulmaz.
Cünüb
Olan Kimsenin İse;
Dinî Kitaplardan Herhangi
Birini Elle Tutması Ve Okuması; Elini Ve Ağzını Yıkamadan Yiyip İçmesi Ve
Eliyle Tutmadığı Bir Kağıda Kur'an Ayetleri Yazması Mekruhtur.
Gusl, Allah'u Teâlâ'nın
Müslümanlar İçin Emrettiği En Önemli Maddî-Manevî Temizlik Biçimidir. Cenâb-I
Hak, "Eğer Cünüb İseniz Yıkanıp Temizlenin" (El-Mâide, 5/6) Buyurmaktadır.
Bu Yıkanmanın Şeklini De Hz. Peygamber (S.A.S.) Kendi Tatbikatıyla Bize
Öğretmiştir. Guslün Daha Çok Manevî Bir Temizleme Aracı Olduğu
Unutulmamalıdır. Çünkü Vücudumuzun Herhangi Bir Yerinde Görünür Bir Pislik
Veya Kir-Pas Olmasa Bile Cünüb Olan Kimsenin İbadetlerini Yerine
Getirebilmesi İçin Mutlaka Gusletmesi Gerekir. Ayrıca Gerekli Şartları
Yerine Getirilmeyen Yıkanma, Ne Kadar İtinalı Yapılırsa Yapılsın Guslün
Yerine Geçmez Ve Bununla Cünüblükten Kurtulmak Mümkün Olmaz. Cünüb Olan
Kimse İlk Fırsatta Gusletmeye Çalışmalıdır. Bu Durumda Ancak, İçinde
Bulunduğu Namaz Vaktinin Çıkmasına Kadar Müsaade Vardır; Daha Fazla
Geciktirnıesi Günâh Kazanmasına Sebep Olur.
Guslün Vücud İçin
Faydalarına İşaret Eden Doktorlar Bu Hususta Şunları Söylemektedir: İnsanın
Başına Gusletmesi Gerektiren Bir Hal Gelince Bütün Damarlarda Büyük Bir
Sarsıntı Olur. Vücutta Bir Yorgunluk Ve Gevşeklik Meydana Gelir. Bu
Yorgunluk Ve Sarsıntıyı Gidermek İçin Vücudun Her Tarafını Yıkamak Lâzımdır.
Demek Ki; Guslü Gerektiren Hallerde Sadece Bazı Organlar Değil, Vücudun
Tamamı Yıkanma İhtiyacı Hissetmektedir. Çünkü Gerek Cünüblükte, Gerekse
Hayız Ve Nifâs Hâlinde, Başta Kalp Olmak Üzere Bütün Organlar Ve Kan
Dolaşımı, Yorgunluklarını, Ancak Güzel Bir Boy Abdesti İle Tertemiz Bir
Zindeliğe Terkedeceklerdir. Allah'ın Her Emrinde Olduğu Gibi Gusül
Abdestinde De Bizim Bildiğimiz Ve Bilemediğimiz Daha Birçok Hikmet Ve
Faydalar Bulunmaktadır.
BAŞA DÖN
Guslün Adabı
Guslün Adabı Aynen Abdest
Adabı Gibidir.
Gusletmek İsteyen Kimse
Önce Besmele Çekerek Gusle Niyet Eder. Ellerini Bileklerine Kadar Yıkar Ve
Üzerinde Yapışıp Kurumuş Bir Şey Varsa Onları Temizler. Sonra Herhangi Bir
Pislik Olmasa Bile Avret Yerlerini Ve Uyluklarını Yıkar. Sonra Sağ Avucu İle
Ağzına Bolca Su Alarak İyice Çalkalar; Bunu Üç Defa Tekrar Eder; Oruçlu
Değilse Suyun Boğazına Ulaşmasını Sağlar. Sonra Yine Sağ Eli İle Burnuna Üç
Defa Su Çekerek İyice Temizler. Bundan Sonra Namaz Abdesti Gibi Bir Abdest
Alır. Şayet Yıkandığı Yere Su Toplanıyorsa, Ayaklan, Abdest Alırken Değil
Gusülden Çıkarken Yıkar. Abdest Aldıktan Sonra, Önce Başına, Sonra Sırayla
Sağ Ve Sol Omuzlarına Üçer Defa Su Döker. Her Defasında Vücudun Her Tarafını
İyice Oğuşturur. Hiçbir Yerinin Kuru Kalmaması İçin Dikkat Eder. Bunun İçin
Saçlarının, Sakallarının Diplerine, Göbeğinin İçine Suyun Ulaşmasını Sağlar.
Eğer Vücudunun Bir Yerinde, Herhangi Bir Yaradan Dolayı İlaç Veya Sargı
Varsa Ve Fazla Su Bunlara Zarar Verecekse, Bunların Üzerinden Suyu Hafifçe
Geçirmekle Yetinir; Bu Da Zarar Verirse Sadece Eliyle Üzerini Mesheder.
Cünüb Bir Kimsenin Veya
Hayız Ve Nifâs Hâlindeki Bir Kadının Bu Durumdayken Yapması Haram Olan
Hususlar, Şunlardır:
Namaz Kılmak; Kur'an
Niyetiyle Kur'an'dan Bir Parça Okumak (Ancak Dua Niyetiyle Okumak Caizdir.
Ayrıca Kur'an Ayetlerini Çocuklara Kelime Kelime Öğretmek, Kelime-İ Şehâdet
Getirmek, Tesbih Ve Tekbirde Bulunmakta Da Sakınca Yoktur); Kur'an-I Kerîm'e
Ve Onun En Ufak Bir Parçasına Dokunmak Ya Da Tutmak (Fakat Bitişik Olmayan
Bir Kılıf Veya Kutu İçerisinde İse Tutmak Caizdir); Kâbe-İ Muazzamayı Tavaf
Etmek Ve Zaruret Olmadığı Halde Bir Mescide Girmek Ve İçinden Geçmek;
Üzerinde Ayet Yazılı Olan Bir Levhayı Veya Buna Benzer Birşeyi Tutmak.
BAŞA DÖN
Gusül (Boy Abdesti)
Tepeden Tırnağa Kadar
Vücudun Her Tarafını Hiçbir Yer Kuru Kalmayacak Şekilde Yıkamak.
Fiil Kökünden İsim Olan
Gusl, Sözlükte; Yıkanmak Ve Temizlenmek Manasına Gelir. "Gasele" Fiili De,
Kirin Suyla Giderilmesi Ve Temizlenmesini İfade Eder.
Erginlik Çağına Gelmiş Her
Müslüman Erkeğin Ve Kadının Şu Durumlarda Boy Abdesti Alması Gerekir.
1) Cünüplük; Yani Cinsî
Münasebet, İhtilam Ve Ne Şekilde Olursa Olsun Meninin (Sperm) Şehvetle Vücut
Dışına Çıkması.
2) Hayız (Kadının Âdet
Görmesi) Ve Nifâs (Lohusalık) Hâlinin Sona Ermesi.
Bu Hallerde Gusletmek
Farzdır. Bazı Durumlarda Da Gusletmek, Sünnet Veya Müstehabdır. Meselâ; Hac
Ve Umre Yapmak Maksadıyla Mekke Ve Medine'ye Girmeden Önce, Hac Mevsiminde
Mina Ve Müzdelife'de Bulunmadan Önce; Yağmur Duasından Önce; Herhangi Bir
Hayırlı İş İçin Müslümanlarla Bir Araya Gelmeden Ve Mübarek Gecelerde
Gusletmek Sünnet Ve Müstehabdır. '
Namaz İçin Alınan Abdest
"Küçük Abdest" Kabul Edilerek, Gusle "Büyük Abdest" Veya "Boy Abdesti" Adı
Verilmektedir.
Guslün Farzları Üçtür.
I) Ağza Su Alıp Boğaza
Kadar Çalkalamak. 2) Buruna Su Çekmek Ve Yıkamak. 3) Tepeden Tırnağa Bütün
Vücudu Yıkamak.
Vücut Yıkanırken En Ufak
Bir Yerin Kuru Kalmamasına Dikkat Edilmelidir. Aksi Taktirde Gusül Yerine
Gelmemiş Olur. Onun İçin Kulaklar, Göbek Çukuru, Saç, Sakal Ve Bıyıkların
Dipleri İyice Yıkanır.
Guslün Sünnetlerine
Gelince: 1) Gusle Besmele Ve Niyet İle Başlamak. 2) Avret Yerini Yıkamak Ve
Bedenin Herhangi Bir Yerinde Pislik Varsa Onu Temizlemek. 3) Gusülden Evvel
Abdest Almak. 4) Abdestten Sonra, Önce Üç Defa Başa, Sonra Üç Defa Sağ, Üç
Defa Da Sol Omuza Su Dökerek Her Defasında Bedeni İyice Oğuşturmak. 5)
Guslederken Çok Fazla Veya Çok Az Su Kullanmaktan Kaçınmak. 6) Kimsenin
Göremeyeceği Bir Yerde Yıkanmak. 7) Tenha Bir Yerde Yıkanılsa Bile, Avret
Yerini Açmamak. 8) Guslederken Konuşmamak. 9) Gusl Bitince Bedeni Bir Havlu
İle Kurutmak 10) Gusulden Sonra Çabucak Giyinmektir.
BAŞA DÖN
Güzel Elbise Giymek Dinen Nasıldır?
Kibir Ve Gururlanmadan
Cenab-I Allah'a Şükür Edip Nimetini Göstermek Ve Müslümanların Muhabbetini
Kazanmak Maksadıyla Güzel Elbise Giymek Sünnettir.
İbn Abbas'tan Şöyle
Rivayet Edilmiştir: Peygamber'in (Sav) Üzerinde En Güzel Elbiseyi Gördüm.
Bera'dan Da Şöyle Rivayet Edilmiştir: "Peygamber Sav) Orta Boylu İdi. Bir
Gün Kırmızı Elbise Giydiğini Gördüm. Ondan Daha Güzel Bir Şeye Rastlamadım”
BAŞA DÖN
Güzel Veya Çirkin Görülen İşler
Kadının Oğlunun Kızının
Kocasına -Fitnesinden Emin Olmak Şartıyle- Görünmesi Caizdir.
Sütkız Kardeşin, Süterkek
Kardeşe -Fitne Konu Olursa- Görünmesi Caiz Değildir.
Karı-Koca İlişkide
Bulunurlarken Birbirlerinin Tenasül Uzuvlarına Bakmaları Helâldir. (Kadının
Tenasül Uzvunun İçine Bakılmasının İse Unutkanlık Meydana Getirdiği
Kitaplarda Konu Edilmiştir.) (Fetevây-İ Abdürrahim)
Kocanın, Kayınvalidesi
Mahremi Olup Ona Görünmesi Caizdir.
Kocanın Cinsel İlişkide
Bulunduğu Karısının Diğer Kocadan Getirdiği Kızına Fitne Korkusu Yoksa
Görünmesi Caizdir.
Kadının, Kocasının Erkek
Kardeşine Görünmesi Caiz Değildir.
Kadının, Kocasının Üvey
Babasına Görünmesi Caiz Değildir.
Kadının, Kendi Kız
Kardeşinin Kocasına Görünmesi Caiz Değildir.
Müslüman Olan Kocanın
Karısının, Kafir Olan Akrabalarına Görünmesi Caizdir.
Kadın Dini Bir Konuyu
Kocasından Öğrenmek İster Fakat Bilemiyecek Veya Bilene Gidip Öğrenip Kadına
Anlatmayacak Olsa, Kadının Kendisinin Bir Alime Gidip Problemini Sorup
Öğrenmesi Caizdir.
Ihtiyar Yaşlı Kadın
Mecburiyetten Ötürü Yüzü Açık Olarak Erkekle Sohbet Edip Bazı Yabancısı
Olduğu Erkekler Eline Dokunsalar -Şehvet Hissi Olmamak Şartıyle- Bir Mahzur
Görülmez.
Kadın Kocasını Veya Koca
Karısını Yaralayıcı Bir Aletle Öldürecek Olsa Kısas Gerekli Olur. (Kısas:
Şer'î Bakımdan, Öldüreni Öldürülen Mukabilinde Öldürmek Veya Yaralanan Veya
Uzvu Koparılana Karşılık Bu İşi Yapana Da Aynı Cezayı Uygulamaktır.)
BAŞA DÖN
Erkek Kadını Zorla Zina
Etmek Maksadıyle Kaçırıp, Kadının Da Kurtulmak İçin Öldürmekten Başka Çaresi
Olmayıp, Erkeği Öldürecek Olsa Kadına Herhangi Bir Ceza Verilmez.
Kadın Kocasını Boğazından
Tutup Yatırıp, Diğer İki Erkek De Yaralayıcı Bir Aletle Bilerek Kocayı
Öldürecek Olsalar Öldüren İki Erkeğe Kısas Kadına Da Şiddetli Ta'zir Ve İyi
Hali Zahir Oluncaya Kadar Hapis Cezası Verilir.
Koca Karısını Yabancı Bir
Erkekle Oturup, Sohbet Ederken Görüp, Zina Etmedikleri Halde Koca Yaralayıcı
Bir Aletle Kadını Ve Yabancı Erkeği Öldürecek Olsa Kısas Gerekli Olur.
Kadın, Kocasının Tenasül
Uzvunu Ve Hayalarını Tamamen Dibinden Kesecek Olsa Her Birisi İçin Kamil
Birer Diyet Vermesi Gereklidır. (Kamil Diyet :Öldürülen Şahsın Nefsine Bedel
Olarak Cinayeti İşleyen Veye Akrabasından Alınan Tam Diyettir.(Hür Bir
Erkeğin Diyet-İ Kamilesi Yüz Deve Veya Karşılığı Olan Mebladır.))
Çocuğun Annesi Uyurken
Çocuğun Üzerine Yuvarlanıp, Çocuk Bunalıp Ölecek Olsa Kadının Diyet Vermesi
Gerekir.
Kadın Kocasının
Vurmasından Dolayı Uzuvları Belli Olmuş Ölü Bir Çocuk Düşürecek Olsa
Kocasına Gurre Gerekir. (Gurre: Beş Yüz Dirhem Gümüş Veya Kıymetidir. Bir
Dirhem Yaklaşık Üç Gramdır.)
Kadının Diyeti Beş Bin
Dirhem Gümüştür.
Erkek Kadının Tenasül
Uzvunu Bıçakla Yarar, Fakat İyileştikten Sonra Kadın Sidiğini Tutamayacak
Olursa Kocanın Bir Kadın Diyeti Vermesi Gerekir.
Koca Karısının Saçlarının
Bir Kısmını Yolup Bir Seneye Kadar Saçları Bitmeyecek Olsa Kocaya Hukümet-İ
Adl Gerekir.(Hukümet-İ Adl:Miktarı Şer'an Muayyen Olmayıp Bilirkişinin Usulü
Dairesinde Taktir Ve Tayin Edeceği Diyettir.)
Hamile Kadın Çocuk
Düşürmekle İddeti Sona Ersin Diye İlaç Alıp Diri Diri Diğeri İki Cenin
Düşerse Diri Derhal Ölecek Olsa Kadına Ölen İçin Gurre Diri İçin Diyet Ve
Kefaret Gerekirli Olur.
Koca Hanımının Bir Gözünü
Çıkarıp Diyetini Vermeden Ölecek Olsa Kadın Gözünün Diyetini Kocasının
Terekesinden (Bıraktığı Mirasadan) Alabilir.
Kadın, Oturmakta Olduğu
Kocasının Evinde Kendi Kendini Aşacak Olsa Varisleri Kocadan Diyet
İsteyemezler.
Erkek Kadının Üç Parmağını
Diplerinden Kesecek Olsa, Kadının Parmaklarına Has Olan Her Bir Parmak İçin
Beşyüz Dirhem Gümüş Veya Kıymetini Vermesi Gerekir. (Bir Dirhem Yaklaşık Üç
Gramdır.)
Bir' Kadın Diğer Bir
Kadının Yemeğine Zehir Koyup, Diğer Kadın Yemeği Kendi Eliyle Yiyip Zehirin
Etkisiyle Ölecek Olsa Zehiri Koyan Kadına Şiddetli Ta'zir Ve Hapis Cezası
Verilir.
Kadın Kocasına Zehir Verse
De Yine Ona Varis Olabilir.
Erkek Hamile Kadının
Göğsüne Veya Arkasına Vurmakla Kadın Diri Bir Cenin Düşürüp Cenin O Anda
Ölecek Olsa Vurana Diyet Cezası Verilir.
Hamile Kadın Kocasından
İzinsiz Olarak Çocuk Düşürmek İçin İlaç Alıp Uzuvları Belli Ölü Bir Çocuk
Düşürürse Kadına Gurre Gerekir. (Gurre: Beşyüz Dirhem Gümüş Veya
Kıymetindedir.)
Bir Kadın Bir Hamile
Kadınla Çekiştikten Bir Ay Sonra Hamile Kadın Diri Bir Çocuk Düşürüp Çocuk
Ölecek Olsa Çekişen Kadına Bir Şey Gerekmez.
Koca Karısının Burnunu Ve
Kulağını Diplerinden Kesecek Olsa, Burun İçin Tam, Kulak İçin Yarım Kadın
Diyeti Gerekir.(Diyet Miktarı Az Evvel Açıklanmıştı.)
Erkek Cinsi Münasebet Gücü
Olmayan Küçük Kızla Cinsel İlişkide Bulunduğunda Tenasül Uzvuyla Dübür Arası
Yırtılıp Kız Sidiğini Tutamaz Hale Gelirse, Erkeğin Kadın Diyeti Vermesi
Gerekir.(Aralarında Karı Kocalık Varsa Gerekli Olmaz.)
Koca Karısının Çenesine
Vurup Çene Kemiği Kırılsa Kocanın, Kadın Diyetinin Ondâ Birini (Beşyüz
Dirhem Gümüş Veya Kıymetini) Vermesi Gerekir.
Adam Kadına Tekme İle
Vurup Kadın Merdivenden Aşağı Yuvarlandıktan Sonra Darbe Tesiriyle Ölecek
Olsa. Kocanın Diyet Vermesi Gerekli Olur.
Hamile Kadın Kocasından
İzinsiz Kendi Annesine Çocuk Düşürmek İçin İlaç Yapmayı Emreder O Da İlacı
Yapıp, Bundan Dolayı Ölü Bir Çocuk Düşürür. Sonra Da Kendisi Ölecek Olsa,
Annesine Ceza Olarak Bir Şey Gerekmez.
Ebe Olan Kadın, Hamile
Kadını Doğurturken Doğum Esnasında Bırakıp Gider, Çocuk Da Ölü Olarak
Dünyaya Geldiği Zaman Anne De Ölecek Olsa Ebe Olan Kadına Bir Ceza Gerekmez.
Kocanın Hanımı, Kocasının
Kendi Evinde Asılı Olup Ölmüş Olsa -Katili Belli Değilse- Kocaya Kaseme Ve
Diyet Gerekir. (Koca Ölü Bulunsa Kadına Diyet Cezası Verilmez.) (Kasame:
Katili Bilinmeyen Ve Üzerinde Öldürme Eseri Bulunan Bir Katilin Bulunduğu
Yerin Ahalisinden Kimsenin Belli Şekilde Yemin Etmeleridir.)
BAŞA DÖN |