FIKIH ANA SAYFA   I  SİTE ANA SAYFA

G

Gabn (Alışverişte Aldatmak)  Gadr, Gaddarlık (İhanet)  Ganimet Gabn-İ Fâhiş (Malı Değerinin Çok Üstünde Satmak)

Ganîmetlerin Taksimi Gaib Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir? Gasb Etmek Gabn-İ Yesîr( Alış Verişte Hile İle Çok Kazanmak)

Gasb Gayb Gazab Garâmet (Alış Verişte Zarar Etmek) Gasl, Gasl-I Meyyit(Ölüyü Yıkama) Gayr-İ Menkul (Taşınmaz Mallar)

Gayr-İ Meşru Servet Zekata Tabi'i Midir? Gayr-İ Müslim (Müslüman Olmayan) Gayri Müslimle Komşuluk İlişkileri Gazi, Gazilik

Bir Kimse Bir Şeyi Gasbedip Kullansa, Kullandığı Sürenin Karşılığını Verecek Mi? Gayri Müslümle Ortaklık Kurmak Gaz Ve Abdest

Gazete Ve Dergilerde Bulunan Kadın Resmiyle Televizyondaki Görüntüsüne Bakmak Haram Mıdır? Gerdek Gecesi

Gece İbadeti  Gece Tırnak Kesmek  Geçici Evlenme Engelleri Gelinin Kayınpederle Halveti  ● Gelinin Saçını Yaptırması

Gelinlik Giymek Günah Mıdır? İsraf Olması, Ödünç Alınmasının Mahzuru Söz konusu Olabilir Mi?   Gümüş Yüzük Gıybet

Gece Yatarken İlle De Sağ Tarafımıza Mı Yatmalıyız? Genelevlerin Lüzumlu Olup Olmaması Giyabi Cenaze Namazı Kılmak Caiz mi

Gerçek Pislikler De Kaba Ve Hafif Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Görülen Ve Görülmeyen Pislikler Güzel Elbise Giymek Dinen Nasıldır?

Gübre İçin Yapılan Masraf Düşürülmeden Mi Yoksa Düşürülerek Mi Toprak Mahsullerinin Zekatı Verilir? Gümüş Veya Altından Ev Eşyasının Ticareti Ve İmali Hakkında İslam'ın Hükmü Nedir?

 Gurbette Vefat Eden Kimsenin Cenazesini Memleketine Getirmek Caiz Midir? Gurur-Gururlu   Guslü Gerektirmeyen Haller Guslün Adabı Gusül (Boy Abdesti)    Güzel Veya Çirkin Görülen İşler

 

Gabn (Alışverişte Aldatmak)

Alış-Verişte Aldatmak, Eksik Vermek, Saklamak, Gizlemek, Farkına Varmamak Gibi Anlamlara Gelen Bir İslâm Hukuku Terimi.

Gabn Alış-Verişlerde, Normal Kıymetin Üstünde Veya Altında Olmak Üzere Bedeller Arasında Eşitsizliğin Bulunmasıdır. İslâm'da Alış-Verişlerde Kâr Yasaklanmadığı Gibi, Buna Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak Yalan, Hile, Satılan Malı Kendisinde Olmayan Sıfatlarla Övme Veya Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır. Tarafların Yalan Ve Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok Yüksek Veya Çok Düşük Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir.

Kur'an-I Kerîm'de Şöyle Buyurulur:

"Birbirinizin Mallarınızı Haram Sebeplerle Yemeyiniz. Meğer Ki (O Mallar) Sizden Karşılıklı Rızaya Dayanan Bir Ticaret Malı Ola"(En-Nisâ, 4/29). Ayette Sözü Edilen Karşılıklı Rıza Ancak Belirli Miktar Mal Ve Satış Bedeli Üzerinde Olur. Bir Kimse Alış-Verişte Aldatıldığım Bilse, Satım Akdine O Hâli İle Razı Olmayacaktır.

Enes B. Mâlik (Ö. 93/712)'Ten Rivâyete Göre, Hıbban B. Munakkız Alışverişlerinde Aldatılıyordu. Hz. Peygamber Kendisine Şu Tavsiyede Bulundu: " Alış-Veriş Ettiğin Zaman Şöyle De: Aldatma Yok Ve Benim İçin Üç Gün Muhayyerlik Hakkı Vardır" (Buhârî, Buyû', 48; Husumet, 3; Müslim, Buyû', 48). Yine Hadiste, "Hile Yapan Benden Değildir" (Müslim, İman;164; Ebû Dâvûd, Buyû, 50; Tirmizî, Buyû' 72) Buyurulur.

Gabn; Fâhiş (Çok Aldatma) Ve Yesîr (Az Aldatma) Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına Çıkılınca Gabn Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da Artar. Yesîr Gabn, Bilirkişinin Değerlendirme Alanı İçinde Kalan Az Aldatmalardır. Meselâ, Yüz Liraya Satın Alınan Bir Mala, Piyasa Fiyatlarından Anlayan Bir Bilirkişi Doksan, Diğeri Doksanbeş Lira Kıymet Biçerse Yüz Liralık Satış Bedeli Yesîr Gabn Sayılır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek Ölçüde Yüksek Veya Düşük Fiyatla Satım Akdinde Fâhiş Gabn Vardır.

Meselâ On Liraya Alınmış Olan Bir Mala, Bilirkişilerden Birisi Beş Diğeri Altı, Başka Birisi De Yedi Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş Olur. Böylece, Bu Malın Beş Liranın Altında Veya Yedi Liranın Üstünde Satılması Hâlinde Gabn Gerçekleşir (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv, 159).

Belh Fakîhlerinden Nusayr B. Yahyâ (Ö. 268/881), Satım Akdine Konu Olan Malların Az Veya Çok Tasarrufa Uğramalarını Göz Önüne Alarak Fâhiş Gabni; Gayr-İ Menkullerde %20, Hayvanlarda % 10 Ve Menkul Ticaret Eşyasında %5 Olarak Sınırlamış Ve Piyasa Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak Yapılacak Satışların Fâhiş Gabn Derecesinde Olduğunu Belirtmiştir (İbn Nüceym, El-Bahru'r-Râik, Mısır 1334, Vıı, S.169). Mecelle 165. Maddesinde Aynı Ölçüleri Esas Almıştır. Bu Nisbetler Uygulama İle İlgilidir. Günlük Hayatta, Çok Vukû Bulan Muâmelelerde Aldanma İhtimâli Azalırken, Nâdiren Yapılanlarda Yükselir (Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I, S.247). Yukarıdaki Nisbetlere Varmayan Aldatmalar, Az Aldatma Sayılır.

Yesîr Gabnin Satım Akdine Bir Etkisi Olmaz Ve Akdi Feshetmeye İmkân Vermez. Çünkü Bundan Sakınmak Güçtür. Günlük Hayatta Çok Olağan Bir Durumdur. İnsanlar Normal Olarak Bunu Müsâmaha İle Karşılarlar. Hanefîler Üç Durumu Bundan Müstesna Kıldılar Ki, Bunlarda Töhmet Sebebiyle, Yesîr Gabn Yüzünden Akdi Feshetmek Mümkün Olsun. Bu Haller Şunlardır:

A) Serveti Borcunu Karşılamayan Borçlunun Tasarrufu. Böyle Bir Borçlu, Yesîr Gabnle De Olsa Malından Birşeyi Sattığı Veya Satın Aldığı Zaman, Borçluların Akdi Fesih Hakkı Vardır. Ancak Diğer Tarafın Gabni Kaldırması Durumu Müstesnâdır. Çünkü Borçlunun Tasarrufu, Alacaklıların İcazetine Bağlıdır. İcazet Verirlerse Akit Yürürlük Kazanır, Vermezlerse Bâtıl Olur.

B) Ölüm Hastasının Tasarrufu. Ölüm Hastası Yesir Gabnle Mal Satsa Veya Satın Alsa, Alacaklıların Veya Bunların Ölümü Hâlinde Vârislerin, Bu Tasarrufu Fesih Talep Etme Hakkı Vardır. Ancak Karşı Tarafın Gabni Kaldırması Durumu Müstesnâdır.

C) Vasînin, Yetimin Bir Malını Kendi Oğlu Veya Karısı Gibi Lehine Şahitlik Yapması Caiz Olmayan Kimselere Yesîr Gabnle Satması Hâlinde Akit Bozulur.

Fâhiş Gabn İse, Âkidin Rızasına Etkili Olur Ve Onu Ortadan Kaldırır. Ancak Bu Şekilde Aldatılan Kimsenin Akdi Feshedip Edilmeyeceği İhtilâflıdır.

Hanefilere Göre, Fâhiş Gabnin Satım Akdini Feshe Sebep Olması İçin Hile (Tağrîr) İle Birlikte Bulunması Gerekir. Tağrîr; Bir Kimseyi Söz, Fiil Ve Davranışlarıyla Etkileyerek, Satım Akdinin Onun Yararına Olduğunu Telkin Etmek Ve Onu Piyasa Fiyatının Dışında Bir Satış Bedeline Razı Etmektir. Burada Aldatmanın Çok Ciddî Nitelikte Olması Gerekli Değildir. Taraflardan Birisinin Veya Dellâl Gibi Üçüncü Bir Şahsın, Sözlerine, Akdi Yapmaya Sevkedici Nitelikte Yalan Karıştırması Fesih Hakkının Doğması İçin Yeterlidir. Yalan Ve Hile Bulununca, Aldatılan Ma'zûr Sayılır. Çünkü Satım Akdine Rıza, Aldatmanın Bulunmaması Esasına Dayanır. Aldatma Olunca, Rıza Tam Olarak Bulunmuş Sayılmaz.

BAŞA DÖN

Ancak Hanefiler Üç Durumda Aldatma Olmasa Bile Fâhiş Gabn Hâli Gerçekleşince Akdi Feshetmeyi Caiz Görürler. Bunlar: Beytu'l-Mal'ın Malları, Vakıf Mallar Ve Küçüklük, Akıl Hastalığı Yahut Sefâhet Gibi Sebeplerle Hacir Altında Bulunanların Malları (Ali Haydar, A.G.E., I, S.588, 589; Mecelle, Mad. 356

Hanbelîlere Göre Aldatma Olsun Veya Olmasın Fâhiş Gabn Hâli Varsa Şu Üç Durumda Aldatılan Satım Akdini Feshedebilir.

A) Şehre Mal Getirenleri Yolda Karşılama. Bu, Şehre Mal Getiren Kimseleri, Henüz Şehir Merkezine Ulaşmadan Yolda Karşılamak Ve Eşya Fiyatlarını Öğrenmesine Fırsat Vermeden Malını Satın Almaktır. Bu Haramdır Ve Bir Ma'siyettir. Bunlarda Fâhiş Gabn Hâli Varsa Satım Akdini Bozma Hakkı Vardır. Çünkü Hz. Peygamber "Mal Getiren Binitlileri Yolda Karşılamayınız" (Buhârî, Buyû', 72, İcâze, 11, 19; Müslîm, Buyû', 21; Ebû Dâvûd, Buyû', 45) Buyurur: Şâfiîler De Bu Görüştedir.

B) Hileli Açık Arttırma (Neceş), Satışa Arzedilen Malın Fiyatım Arttırmaktır. Kişi Bunu Satın Almak İçin Değil, Başkasını Aldatmak İçin Yapar. Burada Müşteri İçin, Arttıranın Almayı İstemediğini Bilmediği Zaman Muhayyerlik Hakkı Sâbit Olur. Şâfiîlere Göre Bu Durumda Muhayyerlik Hakkı Yoktur (Muğni'l-Muhtac; Iı, S, 37; El-Mühezzeb, I, S.291).

C) Satıcıya Fiyat Konusunda Güvenen Kimse (Müstersil). Bu, Eşya Fiyatlarını Bilmeyen, Pazarlık Yapmayı Sevmeyen Ve Satıcıya İtimat Eden Kimsedir. Daha Sonra Fiyatta Büyük Bir Aldatma Durumu Ortaya Çıksa Alış-Verişi Bozmak İçin Muhayyerlik Hakkı Doğar. Mâlikîler, Bu Üç Durumda Da Satım Akdinin Geçerli Olduğunu; Ancak Bu Şekildeki Alış-Verişin, Hadislerdeki Yasaklama Yüzünden Haram Olduğunu Söylerler (Vehbe Ez-Zühaylî, El-Fıkhu Î İslâmî Ve Edilletuhu, Dimaşk, 1405/1985, Iv, S.223, 224).

Şâfiîlere Göre Fâhiş Gabnin Satım Akdine Bir Etkisi Bulunmaz. Aldatma Olsun Veya Olmasın Hüküm Değişmez. Çünkü Aldatma, Çoğu Zaman Aldatılanın Kusuru Yüzünden Vukû Bulur. Alıcı, Anlayan Birisine Sorsa, Gabn Meydana Gelmezdi (Muğnî'l Muhtâc, Iı, S.36).

Ebû Hanîfe'ye Göre Alış-Veriş İçin Mutlak Vekil Kılınan Kimse; Müvekkilinin Malını Fâhiş Veya Yesîr Gabnle Yahut Benzer Fiyatıyla; Kısaca Kendisinin Uygun Gördüğü Bir Fiyatla, Yahut Şart Muhayyerliği İle Satabilir. Ancak Bu Malı Kendisine Veya Lehlerine Şahitliği Geçerli Olmayan Hısımlarına Satması Durumu Müstesnâdır. İmam Muhammed Ve İmam Ebû Yusuf'a Göre İse, Alış-Verişe Vekil Olan Kimse, Satım Akdini Fâhiş Gabinle Yapsa, Menfaati İhlâl Olunan Kimse Fesih Talebinde Bulunabilir (Ali Haydar, Düraru'l Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I. S,138, 589, Iıı. S, 921; Mecelle, Mad. 64, 356, 1494).

İmam Mâlik (Ö 179/795)'E Göre, Fâhiş Gabn Terimiyle İfade Edilen Çok Aldanma, Malın Kıymetinin Üçte Biri İle Sınırlandırılmıştır. Buna Göre Bir Mal, Kıymetinin Üçte Birinden Daha Yüksek Veya Üçte Birinden Daha Az Bir Fiyatla Satılmış Olsa Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş Olur. Eğer Bu Miktar Aşılmamışsa Az Bir Aldanma Olur Ki, Bu Olağandır (El-Cezîrî, Kitâbu'l-Fıkıh Ale'l Mezâhibi'l Erbaa, Iı. S, 284). Hz. Ebû Bekir (Ö.13/634) Halife İken Vâlilerine Yaptığı İrşâdında Fâhiş Gabn Nisbetini Üçte Bir Olarak Belirtmiştir. İmam Mâlik'in Dayandığı Delil Hz. Ebû Bekir'în Bu Uygulamasıdır. Daha Sonra Mâlikî Mezhebinde, Bir Yüzde Vermek Yerine, Gabn Şöyle Tarif Edilmiştir: Bir Malın, Kıymetinden Açık Yani Göze Batan Bir Şekilde Fazla Veya Eksik Bir Fiyatla Satılmasıdır. Fazlalık Veya Noksanlık Açık Olduğu Zaman Fâhiş Gabn Meydana Gelir. Hanbelilerin Bu Konudaki Görüşü De Mâlikîler Gibidir (İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, S. 585; El-Cezîrî, A.G.E Iı, S. 284; Gazzâlî, İhyâu Ulûmi'd-Din, Mısır 1375/1956, Iı, S. 72).

İslâm Hukukunun Gabn Ve Tağrir (Hile) Konusunda Açık Ve Kesin Bir Sınır Getirmeyişinin Amacı, Nisbetlerin Tesbitini Beldelerin Örflerine Bırakmaktır. Çünkü Ekonomik Bakımdan Kalkınmış Ve Paranın Değerini Korumayı Hattâ Sürekli Yükseltmeyi Başarmış Ülkelerde Fiyatlar Çoğu Zaman İstikrarlıdır. İnsanlar Uzun Süre, Bazan Yıllarca Aynı Seviyede Kalan Piyasa Fiyatlarının Dışına Çıkılmasına Razı Olamaz. Fakat Paranın Sık Sık Değer Kaybettiği Ve Eşya Fiyatlarının Sürekli Olarak Arttığı Bir Ekonomide, İnsanlar Fiyat Değişikliklerine Alışırlar; Bu Yüzden Meselâ %5 Olan Menkul Eşya Fâhiş Gabn Nisbeti Önemini Kaybedebilir. Bu Yüzden Bazı Avrupa Ülkelerinde Ve Türk Borçlar Kanununun 21. Maddesinde, Aşırı Yararlanma Adı Verilen Gabn Hâlinin Meydana Gelmesi İçin İki Şart Konulmuştur. Mal Ve Satış Bedeli Arasında Aşırı Bir Nisbetsizlik Bulunmalı Ve Bu Nisbetsizlik Karşı Tarafın Özel Durumunun İstismar Edilmesinden Doğmuş Olmalıdır. Darda Kalma, Hıffet Hâli Ve Tecrübesizlik, Özel Durumun Belirtileridir (Kefalettin Birsen, Borçlar Hukuku Dersleri; İstanbul 1954, S.104 Vd; Kemal Tunçomağ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, I, S. 227 Vd).

İslâm'da, Fâhiş Fiyatla Satın Alınan Mal Elden Çıksa, Tüketilse Veya Malda Geri Vermeye Engel Bir Eksiklik Meydana Gelse Artık Fesih Hakkı Kullanılarak Satım Akdi Bozulmaz (Ali Haydar, A.G.E, I, S. 586, 587).

 

 


BAŞA DÖN

Gabn-İ Fâhiş (Malı Değerinin Çok Üstünde Satmak)

Alış-Verişte Büyük Aldatma Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi. Gabn; Aldatmak, Eksiltmek Anlamındadır. İslam Hukukçuları Bu Kelimeyi Genelde Hususi Akitlerde Anlaşma Zamanında Akitte Her İki Tarafın Bedelinin Birbirine Eşit Olmadığım, Diğer Bir İfadeyle, Satıcı Veya Müşteri Aleyhine Meydana Gelmiş Olan Bir Aldanmayı İfadede Kullanmaktadırlar.

Gabn, "Gabn-İ Fâhiş" Ve "Gabn-İ Yesîr" Olmak Üzere İki Çeşittir. En Genel Anlamda, Gabn-İ Fâhiş "Normalden Fazla Aldanmayı", Gabn-İ Yesîr De

"Olağan Ve Basit Aldanmayı" İfade Eder. Azlık Ve Çokluk İzâfi Olduğu İçin, İslâm Hukukçuları, Hangi Aldanmanın Gabn-İ Fâhiş, Hangisinin Gabni Yesîr Olduğunu Mümkün Mertebe Kesin Bir Ölçüye Bağlamaya Gayret Sarfetmişlerdir. Ancak, İslâm Hukuk Ekollerinin Gabn-İ Fâhişi Tesbit Ölçüleri Birbirinden Farklı Olduğu İçin, Gabn-İ Fâhiş Ve Gabn-İ Yesîr Anlayışları Da Büyük Ölçüde Farklılık Arzeder.

Hanefi Ekolünde, En Genel Tarifiyle Gabn-İ Fâhiş; "Herhangi Bir Malı, O Malın Fiyatı Hakkında, Bilirkişilerin Tesbit Ettiği Tahmini Fiyattan Oldukça Fazla Bir Fiyatla Satma Ya Da Satın Alma Durumu"; Gabn-İ Yesîr İse, "Bir Malı, Bilirkişilerin Tahmin Sınırları İçerisinde Kalan Bir Fiyatla Satma Ya Da Satın Alma Durumudur." Meselâ; Bir Mal Yüz Lira Üzerinden Satın Alınmış, Daha Sonra, Bilirkişilerin Görüşüne Başvurulmuş, Bilirkişilerin Bir Kısmı Sözkonusu Malın Değeri Hakkında, Bu Mal Ancak Altmış Lira Eder; Bir Kısmı, Elli Lira Eder; Diğer Bir Kısmı İse, Bu Mal Ancak Yetmiş Lira Eder Derse Bu Durumda, O Malın Yüz Liraya Alınması Durumunda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olur.

Şâfiî Ekolünde İse, Gabn-İ Fâhiş; Bir Malın, Kendine Denk Bir Malın Fiyatından (Semen-İ Misil) Daha Fazla Bir Fiyata Satın Alınması Durumunda Sözkonusu Olur. Bir Malın Aynısı Veya Yakın Benzeri Piyasada Yüz Liraya Satılıyorsa, O Malı Yüzyirmi Liraya Satın Almak Gabn-İ Fâhiştir.

Mâlikî Ekolünde De, Gabn-İ Fâhişin Ölçüsü, Genelde Aldanmanın, Malın Değerinin Üçte Biri Nisbetinde Veya Bundan Daha Fazla Olması Olarak Tesbit Etmiştir (İbn Cüzey, El-Kavânînu'l-Fıkhiyye, Beyrut (T.Y.), S. 177.)

Mecelle'de Gabn-İ Fâhişin Ölçüsü Malların Çeşidine Göre Ayarlanmıştır. Buna Göre, Menkul Ticaret Mallarında %5 Veya Daha Fazla; Hayvanda % 10 Veya Daha Fazla; Gayr-İ Menkulde %20 Veya Daha Fazla Aldanma Gabn-İ Fâhiştir (Mecelle, Md.165). Bu Oranlama Malın Gerçek Değerine Göre Yapılacaktır.

Gab-İ Fâhişin Akitlerin Sıhhatine Etkisine Gelince; İslâm Hukukunda Kâr Yasaklanmadığı İçin, Hukukî Ehliyete Sahip Kişilerin Yaptıkları Karşılıklı Borç Yükleyen (Muâvazalı) Akitlerde, Akdi Yapan Kişilerin (Taraflar) Elde Ettikleri Yararların Farklı Olması, Genel Anlamda Meşrû Görülmüştür. Bu Yüzden, Normal Sınırlar Çerçevesinde Cereyan Eden Bu Yarar Farklılığına Müdâhale Edilmemiştir. Ancak Bu Serbestliğin Kötüye Kullanılması (Hile, Tağrîr) Ve İnsanların İhtiyaçlarının Ve Saflıklarının İstismar Edilmesi Durumunda Sözkonusu Haksızlığı Kaldırmak İçin Hukukî Hayata Müdâhale Edilmiştir. Şöyle Ki; Alım-Satımda, Kasden Aldatma (Tağrîr) Amacı Olmaksızın, Gabn-İ Fâhişin Sözkonusu Olması Durumunda, Aldanan Taraf Gerek Satıcı Gerekse Müşteri Olsun Akdi Feshedemez. Bunun İstisnası Yetim Malıdır. Kasden Aldatma Amacı Olmasa Bile, Yetim Malı Gabn-İ Fâhişle Satılırsa, Yetimin Haklarını Korumak Bakımından Bu Akdin Feshedilmesi Gerekli Görülmüştür. Kamu Malları Da Aynı Hükme Tabidir (Mecelle, Md. 356).

Ancak, Akdin Taraflarından Biri Diğerini Aldatmak Suretiyle, Alım-Satımda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olursa Aldanan Taraf (Mağbûn) Alım-Satımı Feshetme Hakkına Sahiptir. Bu Fesih Hakkına "Gabn Ve Tağrîr Muhayyerliği" Denilir (Mecelle, Md. 357; Geniş Bilgi İçin Bkz. İbn Âbidîn, Muhammed Emin, Tahbîru't-Tahrîr, Fi İbtâli'l-Kadâ Bi'l-Feshi Bi'l-Ğabni'l-Fâhiş Bilâ Tağrîr, Resailu İbn Âbidîn, Iı, 66-82).

 


BAŞA DÖN

 Gabn-İ Yesîr( Alış Verişte Hile İle Çok Kazanmak)

Alış-Verişte Basit Bir Aldatma Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi.

Gabn; Aldatmak, Aşırı Yararlanmak Ve Bir Şeyin Miktarını Eksiltmek Gibi Anlamlara Gelir. Bir Terim Olarak İse; Hususî Akitlerde, Anlaşma Sırasında, Akitte İki Tarafın Bedellerinin Eşit Olmamasıdır. Gabn, Miktar Ve Derecesine Göre İkiye Ayrılır: Gabn-İ Fâhiş (Çok Aldatma) Ve Gabn-İ Yesir (Az Aldatma).

İslâm Hukukunda, Alış-Verişte Kâr Yasaklanmadığı Gibi Ona Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak Alış-Verişte Yalan, Hile, Satılacak Mallarda Bulunmayan Sıfatlarla Malı Övme Veya Satılan Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır (El-Cezîrî, Kitâbü'l-Fıkh Ale'l-Mezâhibi'l-Erbaâ, Iı, 283, 284). Tarafların Yalan Ve Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok Yüksek Veya Çok Düşük Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına Çıkılınca Gabn (Aldatma) Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da Artar. Gabn-İ Yesîrin, Satım Akdinin Sıhhatine Zarar Vermeyeceği İttifakla Kabul Edilmiştir. Çünkü Bundan Kaçınmak Güçtür. Diğer Yandan, İnsanlar Az Miktardaki Aldanmalara Razı Olurlar. Çok Aldatmanın Miktar Ve Sınırı Hakkında İse Kesin Bir Nass (Delil) Yoktur. Bu Konuda, Piyasadaki Uygulamaları Dikkate Alan Müctehidlerin Ortaya Koyduğu İctihadlar İse Farklı Olmuştur (El-Cezirî, A.G.E., Iı, 284, 285).

Hanefîler Bir Malın Piyasa Fiyatını Veya Piyasadaki Kıymetini Ölçü Alarak Gabni Belirlemeye Çalışmışlardır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek Ölçüde, Yüksek Veya Düşük Fiyatla Yapılan Satım Akdinde Gabn Vardır. Meselâ;10 Liraya Alınmış Mala Bilirkişilerden Biri Beş, Diğeri Altı, Başka Birisi De Yedi Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş Olur (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv,159). Fâhiş Gabn Derecesine Ulaşmayan Az Aldatmalar İse Gabn-İ Yesîr Adını Alır.

Belh Fakîhlerinden Nusayr B. Yahyâ (Ö. 268/881) Alış-Verişte Fâhiş Gabn Miktarlarını, Gayr-İ Menkullerde %20, Diğer Menkul Mallârda %5, Hayvanlarda % 10 Olarak Sınırlamış Ve Piyasa Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak Yapılacak Satışların Fâhiş Gabn Derecesinde Olacağını Belirtmiştir (İbn Nüceym El-Bahru'r-Râik, Mısır 1334, Iı, 169).

İşte Yukarıda Belirtilen Nisbetlere Varmayan Aldanmalar Az Aldanma (Gabn-İ Yesîr) Sayılır Ve Bunun Akde Etkisi Olmaz. Meselâ; Piyasa Fiyatı Dokuz-On Bin Lira Arasında Olan Menkul Bir Malın Onbinikiyüzelli Veya Sekizbinsekizyüz Liraya Satılması Gibi; Çünkü Bu Malın Fâhiş Gabn İçin Üst Sınırı Onbinbeşyüz, Alt Sınırı İse Sekizbinaltıyüzelli Liradır (Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I, 238).

Ancak Paranın Sık Sık Değer Kaybettiği, Eşya Fiyatlarının Yükseldiği Ekonomilerde Yukarıda Belirtilen Gabn Miktarı Önemini Kaybedebilir. Çünkü Böyle Bir Piyasada Meselâ %5 Olan Menkul Mal Gabn-İ Fâhiş Miktarı Onbin Liralık Malda Beşyüz Liraya Tekâbül Eder. Böyle Bir Malı Onbinbeşyüz Veya Onbirbin Liraya Satın Alan Kimse Aldatıldığını Düşünmez. Mâlikî Mezhebine Göre Gabn-İ Yesîrin, Malın Kıymetinin Üçte Birinden Az Olan Aldatmada Gerçekleşmesi Gabn Konusunda İslâm'ın Esnek Bir Yol İzlediğini Gösterir (El-Cezîrî, A.G.E., Iı, 284; İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, 585). (Ayrıca Bk. Gabn).

 


BAŞA DÖN

 

Gadr, Gaddarlık (İhanet)

Vefasızlık, İhanet, Verilen Sözü Yerine Getirmemek, Ahdi Bozmak. Arapça'da "Gadîr Veya Gaddâr Adam" Denilince, Sözüne Hiç Güvenilmeyen Kişi Anlaşılır (İbnü'l-Manzûr, Lisânü'l-Arab, Beyrut 1388/1968, V, 8vd; Er-Râgıb El-Lsfahânî, El-Müfredât, İstanbul 1986, S. 536-537). Ayrıca Söz Konusu Anlamlarla Yakından Alakası Olan Bir Şeyi İhlâl Etmek Ve Bırakmak Manasına Da Gelir (Firûzâbâdî, Besâiru Zevi't-Temyîz, Beyrut T.Y. Iv, 122). Nitekim Kur'an-I Kerim'de Şu Ayetlerde Bu Manadadır: "O Gün Dağlan Yürütürüz. Yer Yüzünü Dümdüz Ve Pürüzsüz Görürsün. (İnsanları) Kabırlerinden Kaldırıp Mahşer Yerinde Toplarız Da, Onlardan Hiç Birini Geride Bırakmamış Oluruz" (El-Kehf, 18/47). "Aşmel Defteri Konulmuştur. Günahkarları (O Amel Defterindeki Yazılı) Şeylerden Titreyerek Korktuklarını Ve " Eyvah! Bu Nasıl Defterdir Ki, Bize, Küçük Büyük Hiçbir Şey Bırakmayıp, Hepsini Sayıp Dökme" Dediklerini Görürsün. Zira Dünyada İşlemiş Olduklarını Hazır Bulmuşlardır"(El-Kehf, 18/49).

İslâm'da Ahde Vefa Emredilirken, İhanet Ve Vefasızlığın Da Yasaklandığı Kesin Emirlerle Bildirilmiştir. Fakat, Kur'an-I Kerim'de Ahde Vefa Gadr Kelimesinden Ziyade, Türkçe'de De Kullandığımız, "Hıyanet" Kelimesi Ve Türevleri İle "Ahd" Ve "Vefa" Kelimeleri İle İfade Edilmiştir: "Öyle Ki, Onlar Kendileri İle Yaptığın Anlaşmayı Her Defasında Hiç Korkmadan (Çekinmeden) Bozarlar. Savaşta Onları (Her Ne Zaman Yakalarsan, Öylesine Bozguna Uğrat, Darmadağın Et Ki, Arkalarındakiler Öğüt Ve İbret Alsınlar. Şayet Bir Topluluğun (Milletin) Hıyanetinden Korkarsanız, Eşit Ölçülere Göre Sen De Anlaşmayı Bozup (Suratlarına) At! Çünkü Allah Hainleri Sevmez" (El-Enfâl, 8/56-59).

Gadr, Yapılan Anlaşmayı Bozmak Manasında Hadislerde De Kullanılmıştır. (Buhârî, Cizye, 7). Gerek Ayetlerde, Gerekse Hadislerde, Karşı Taraf Anlaşmayı Bozmadıkça, Müslümanların Anlaşmayı Bozmamaları Emredilmiştir. Öbür Taraftan, Bir Ayette "Ey İman Edenler! Yaptığınız Akidleri Yerine Getiriniz..."(El-Mâide, 5/1). Buyurulurken, Diğer Bir Ayette Yüce Allah İsrailoğullarına (Yahudilere) Kendilerine Verdiği Nimet Ve İhsanları Hatırlatarak, "Ahdimi Yerine Getirin Ki, Ben De Ahdimi Yerine Getireyim..."(El-Bakara, 2/40), "Elest Bezminde" Kullardan Aldığı Söze Sadık Kalmalarını Emretmektedir. (Gadr Kelimesi Ve Türevlerinin Geçtikleri Hadisler İçin Bkz. Buhârî, Cizye, 7, 22; Ebû Dâvûd Cihad,150, Müslim, Cihad, 73; İbnü'l-Esîr, En-Nihâye Fi Garîbi'l-Hadîs, Iıı. 344-345). Meselâ Burada, İnsanları Evinde Bırakıp, Hapsedecek Kadar Şiddetli Karanlık Manasına Gelen Ve "Gadr" Kelimesinden Türeyen "Muğdire" Kelimesinin Geçtiği Bir Hadis Şöyledir: "Şayet" "Hur-I Iyn'den" Bir Kadın, Dünyaya İnsanların Dışarı Çıkamadığı Şiddetli Karanlık Bir Gecede Doğsa (İnse), (Bütün) Dünya Üzerindeki Şeyleri Aydınlatırdı.

Söz Konusu Gadr Veya Gaddarlık Türkçe'de Arapça'daki Manalarından Daha Değişik Manalarda Kullanılmıştır. Dilimizde "Zulüm, Hiç Merhameti Olmayan, Zalim, Merhametsizlik Veya Merhametsiz İnsafsız" Manalarında Kullanılan Bu Kelimelerin Bu Manalarıyla De İslâm Dininde Yasak Olan Fiilleri Ve Müslümanlara Yakışmayan Sıfatları İhtiva Eder. "Allah'ın, İnsanlardan Kendisine En Çok Kızdığı Buğzettiği Kişi, Husumette Gaddâr Olandır" (Tecrîd-I Sarih Tercemesi, Vııı, 387). Buradan Hareketle, Türkçe'de Kullanılan Gaddâr Kelimesinin Zulüm Ve Düşmanlıkta Zalimden Bir Derece Daha Aşırı Olanı İfade Ettiğini Anlamak Mümkündür.

 


BAŞA DÖN

 Gaib Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir?

Gaib Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılınabilip Kılınamayacağı Hususunda İhtilaf Vardır. Şafii İle Hanbeli Mezheblerine Göre Kılınması Caizdir. Çünkü, Daha Önce İslam'ı Kabul Eden, Habeşistan Kralı Necaşinin Vefatını Vahiy Yoluyla Öğrenen Peygamber (Sav) Müslümanları Namazgaha Çıkarttı Ve Onun Cenaze Namazını Kıldırdı. Ancak Farz-I Kifaye Olan Cenaze Namazı Yerine Geçmez, Yani Bununla İktifa Edilmez. Mutlak Cenazenin Bulunduğu Yerde Cenaze Namazını Kılmak Gerekir. Hanefi İle Maliki Mezhebine Göre Gaib Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılınmaz.

 


BAŞA DÖN

 Ganimet

Daru'l-Harb*De Yaşayan Gayr-İ Müslim (Kâfir)Lerle Yapılan Savaş Esnasında Veya Savaşan İki Ordunun Karşılaşmaları Sırasında Gazilerin Kuvveti İle Düşmandan Alınan Mal. Ganimet Mallarından Taşınabilir Olanlarına, Ganâim-İ Me'lufe; Taşınmaz Mallara, Ganaim-İ Gayr-İ Me'lufe Denir. Enfâl De Denilen Ganimet Mallarına, Genel Anlamda Ganâim-İ Hâlise; Beşte Biri Devlet Hazinesine Ayrıldıktan Sonra Gazilere Dağıtılan Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Maksûme; Düşmandan Alınıp Da Henüz Gaziler Arasında Taksim Edilmeyen Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Gayr-I Maksûme; Devlet Başkanının Veya Ordu Emîrinin, Savaşa Teşvik İçin Gazilere Fazladan Verdiği Ganimet Mallarına Neıl (Çoğulu Enfâl) Denir. Kur'an'ın Sekızınci Suresine, Ganimetlerden Bahsettiği İçin "El-Enfâl Sûresi" Denilmiştir. Düşmandan Harbetmeksizin Alınan Ganimete De "Fey" Denir.

"Allah'ın Onlardan Peygamber'ine Verdiği Fey'e Gelince, Siz Bunun Üzerine Ne Ata, Ne Deveye Binip Koşmadınız..."

"Allah'ın, O Kent Halkından, Resulune Verdiği Ganimetler Allah'a, Resule, Ve Ona Akrabalığı Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara, (Yolda Kalmış) Yolcuya Aittir... '

"(Bilhassa O Fey'), Hicret Eden Fakirlere Aittir..." (El-Haşr, 59/6, 7, 8).

"Sana Savaş Ganimetlerinden Sorarlar; De Ki: Ganimetler, Allah'ın Ve Resulunundur..." (El-Enfâl, 8/1).

"... Bilin Ki Ganimet Aldığınız Şeylerin Beşte Biri, Allah'a, Resulune Ve (Resul İle) Akrabalığı Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir..."(El-Enfâl 8/41) (Ayrıca Bk: Âl-İ İmrân 3/161, En-Nisâ, 4/94, El Ahzâb 33/50, El-Fetih 48/15, 19, 20).

"Artık Elde Ettiğiniz Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin..." (El Enfâl, 8/69).

Vaktiyle Müslümanlar Tarafından Fethedilerek Ya Mücâhidlere Veya Diğer Müslümanlara, Mülk Olarak Verilen Arazilerin (Arap Yarımadası Ve Basra Arazisi Gibi) Mahsullerinden Öşür (Onda Bir, Yahut Yirmide Bir Hisse) Adıyla Alınan Vergi İle Tüccardan Alınan Gümrük Vergisi İslâm Devletinin Önemli Bir Geliri İdi. Bunlar; Fakirlere, Parasız Kalan Yolculara, Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara, Hürriyeti İçin Anlaşma Bedelini Ödeyemeyen Kölelere Harcanırdı.

Müslümanlar Tarafından Zorla Zapt Ve Fethedildiği Halde Müslüman Olmayan Eski Sahibinin Elinde Bırakılan Veya Hariçten Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Mülk Olarak Verilen Yahut Sulh İle Fethedilip De Bir Vergi Karşılığında Gayr-İ Müslim Halka Terk Olunan Arazilerden Alınan Haraç (Adı Altında Alınan Vergi), İslâm Ülkesinde Yaşayan Gayr-İ Müslimlerden, Korunma Karşılığı Alınan Cizye, Yabancılardan Alınan Hediyeler Ve Harpsiz Olarak Elde Edilen Sulh Bedelleri De İslâm Devletinin Gelirlerindendir. Bu Gelirler, Müslümanların Menfaati Olan Sınırları Koruma, Yol, Köprü Yapım Ve Tamiri, Asker Ailelerinin Geçimini Sağlama, Devlet Memurlarının Ve İlim İle Uğraşanların Maaşlarını Ödeme Gibi Yerlerde Harcanırdı. Rikâz Adı Verilen Madenler İle Bulunup Çıkarılan Hazinelerin Ve Harp Neticesinde Düşmandan Alınan Ganimetlerin Muayyen Bir Kısmı Fakirler, Kimsesiz Yetimler Ve Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara Sarfedilirdi.

Vâris Bırakmadan Ölenlerin Malları, Velisi Bulunmayan Maktullerin Kan Bedelleri, Sahibi Bulunmayan Yitik Mallar, Sahibi Bilinmeyen Terk Edilmiş Çocukların Ve Velisi Olmayan Fakir Çocukların Nafakalarına, Tedavi Ücretlerine, Techiz Ve Tekfinlerine, Hastahanelere Sarf Edilirdi.


BAŞA DÖN

 Ganîmetlerin Taksimi

Halkına Karşı Savaş Açılan Bir Ülke, Ya Sulh Yoluyla, Ya Da Savaşmak Suretiyle Zorla Fethedilir. Müslümanlar, Bir Yeri Sulh Yoluyla Fethettikleri Takdirde Hem O Zamanki Devlet Başkanı, Hem De Ondan Sonra Devlet Başkanı Olacak Şahıs, Anlaşma Şartlarına Uymak Mecbûriyetindedir. Araziler, Anlaşmayı Kabul Eden Karşı Tarafın Elinde Bırakılır. Böyle Bir Yerin Arazisi Üzerine Anlaşma Şartlarına Göre Bir Vergi Konulmamışsa, O Arazi Öşr Suyu İle (Yağmur, Dere, Kuyu, Çeşme) Sulanıyorsa, Öşr Üzerine; Haraç Suyu (Fetih Öncesi Sahiplerinin Açtığı Kanal Suyu) İle Sulanıyorsa, Haraç Üzerine Anlaşma Yapılır, Buna Göre Vergi Alınır. Müslümanların Gayr-İ Müslimlerden Savaşarak Elde Ettikleri Araziler Hakkında Şu Hükümler Geçerlidir; Devlet Başkanı Bu Hükümlerden Herhangi Birini Tatbik Etmekte Serbesttir.

1) Araziyi Eski Sahipleri Elinde Bırakır, Kendilerine Diğer Ganimet Mallarından Barınabilecekleri Miktarda Mal Verir. Arazilerinden Haraç, Kendilerinden De Cizye Alır. Hz. Ömer Irak'ı Fethettiğinde Böyle Yapmıştır.

2) Fethettiği Bölge Ahâlisini Oradan Çıkarır, Yerlerine Hariçten Getirilen Gayr-İ Müslimler Yerleştirilir. Bu Tür Arazi, "Haraç Arazisi" Diye Adlandırılır.

3) O Belde Ahâlisi Kendi İstekleriyle Müslüman Oldukları Takdirde, Arazileri Kendilerine Bırakılır Veya O Arazi Ganimetler (Ganimeti Hak Eden Muhâripler) Arasında Taksim Edilir. Resulullah (S.A.S.)'İn Feth Edilen Hayber Arazisi Hakkındaki Uygulaması Böyledir.

4) Bir Kısmı Gaziler Arasında Taksim Edilir, Diğer Kısmı Da Hazine Masraflarına Karşılık Devlet İçin Alıkonulur. Bu Şekilde Ahâliye Verilen Veya Gaziler Arasında Taksim Edilen Araziye "Öşrî Arazi" Denilir.

5) Herhangi Bir Taksimat Yapılmaksızın Bütün Arazi, Müslümanlar Adına Devlet Tarafından Muhâfaza Edilir. Böyle Araziye "Memleket Arazisi, Mirî Veya, Emîrî Arazi" Denir.

İmam Mâlik'e Göre Savaşarak Fethedilen Araziler, Gânimler Arasında Taksim Edilmez; Devlet Tarafından Vakıf Olarak Muhâfaza Edilir. Elde Edilen Haraçı Müslümanların, Cihad, Mescid, Köprü Gibi Masraflarına Sarfedilir.

İmam Şâfiî'ye Göre Böyle Araziler Diğer Ganimetler Gibi Beş Kısma Ayrılır. Bunlardan Bir Kısmı Devlet Hazinesine, Beşte Dördü İse Mücâhidlere Taksim Edilir.

Hanefi Mezhebine Göre Gaziler Arasında Taksimatı Yapılmasına Karar Verilen Araziler, Diğer Ganimet Malları Oranına Göre Taksim Edilir. Ganimetlerden Menkul (Taşınabilir) Malların Taksimi: Ganimet Mallarının Beşte Biri Allah'a (Ayette Geçen Bu İfade, Teberrüken Zikredilmiştir), Resulune, Onunla Akrabalığı Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir (El-Enfâl, 8/41). Yolculardan Maksat, Yolda Parası Kalmayanlardır. Geriye Kalan Beşte Dördü İse Muhâriplere Taksim Edilir. Muhâriplerden Piyade Olanlar Bir, Süvari Olanlar İse İki Hisse Alırlar. Kumandan Da Bir Fert Gibi Hisse Alır.

BAŞA DÖN

Bizzat Harbe Katılanlar Hisse Aldığı Gibi Bunlara Yardım İçin Hazır Bulunan Erler, Savaş Sahasında Bulundukları Halde Hastalık Ve Benzeri Özür Nedeniyle Savaşa Katılmamış Olanlarla, Ganimet Malları Henüz İslâm Yurduna Getirilmeden Evvel Vefat Eden Muhâriplerle Cihada Yardım Eden Kadınlara, Çocuklara, Kölelere, Zimmîlere Ganimetten, Gazilerin Paylarından Daha Az Bir Miktar Verilir. Buna "Razh" Denilir. Ganimet Mallarının Taksiminden Sonra Geriye Kalan Mal (Taksimi Mümkün Olmayacak) Kadar Az Bir Miktar İse Veliyyü'l-Emr Tarafından Fakirlere Dağıtılır.

Ganimet Mallarını Taksim Edene "Sahibi Mekasım, Emîri Kısmet" Denir. Bu Memur İsterse, Taksimdeki Güçlük Nedeniyle, Ganimet Mallarını Satar, Elde Ettiği Parayı Taksim Eder.

Bu Taksim, Veliyyü'l-Emr'in İzni Olmadıkça Yapılamaz. Düşman Ülkesi Fethedilmediği Halde Elde Edilen Ganimetin Beşte Biri Ayrıldıktan Sonra Geriye Kalanı Komutan Tarafından Muhâriplere Taksim Edilir. Ganimet Mallarından Az Da Olsa Bir Şey Çalmak, Bu Mallardan Daha Taksim Edilmeden Hıyanet Yoluyla Birşey Almak Büyük Günahtır. Buna "Gulûl" Denir. Ganimet Toplayanlardan Biri Ganimet Mallarından Birşeyi Telef Etse Ödemez; İmam Şâfiî'ye Göre İse Öder. Muhâriplerin, Gayr-İ Müslimlerin Yurdunda, Denizlerinden Çıkardıkları Balık Ve Benzeri Şeyler İle Karada Elde Ettikleri Av Hayvanları, Madenler, Hazineler Ganimet Malından Sayılır. Muhâriplerin, İslâm Diyarı İle Küfür Diyarı Arasında Bulunan Ormanda Veliyyü'l-Emr'in İzniyle Kesip İslâm Yurduna Götürdükleri Ağaç, Ganimet Mallarından Sayılır; Mancınık Ve Gemi Yapımı İçin Kesilenler İse Ganimetten Sayılmazlar. Ganimet Malları, İslâm Yurduna Götürülmeden Taksimi Yapılmaz. Harp Hâlinde De Taksimat Caiz Değildir. Şâfiî, Hanbelî, Malikî Ve Zâhirî Müctehidlerine Göre Bu Taksim, Düşman Yurdunda Da Yapılabilir. Ganimet Malları İslâm Diyarına Hükümetçe Taşınması Mümkün Değil İse, Mücâhidler Arasında Geçici Olarak Taksim Edilir, Onlar Vasıtasıyla İslâm Yurduna Taşınır, Tekrar Hepsi Bir Yerde Toplanır. Esas Taksim Bundan Sonra (İlk Taksime Göre) Yapılır. Muhâripler Taksimattan Önce Ganimet Malını Satamazlar; Yenilip İçilecek Cinsten Olanlardan İstifade Edebilirler, Fakat Saklayamazlar. Silah, Elbise, At Gibi Mallardan Da Geçici Olarak İstifade Edilebilir, Sonra Taksimata Tabi Tutulur. Taksimattan Evvel Düşman Ülkesinde Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten Birşey Verilmez. Ancak İslâm Yurduna Döndükten Sonra Ve Ganimetin Taksiminden Evvel Ölen Muhâribin Mirasçılarına Ganimetten Hissesi Verilir. İmam Şâfiî Ve Diğerlerine Göre, Düşmanın Mağlubiyeti Kesinlik Kazandıktan Sonra Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten Hissesi Verilir.

Enfâl Suresinin Kırk Birinci Ayetinde De Belirtilen Hz. Peygamber'in Hissesi O'nun Vefatından Sonra Sözkonusu Değildir. Abdulmuttalib Oğullarının Hisseleri De Yoktur. Bu Hisseler Tamamen Devlet Hazinesine Bırakılır; Devlet Kanalıyla Da Fakir Yetimler İle Diğer Miskinler Ve Parasız Kalmış Yolculara Harcanır. Bu Hususta Diğer Mezhebler Değişik Görüş İler: Sürerler. Veliyyü'1-Emr Veya Komutan Lüzum Görürse Fazla Bir Pay Veya Muayyen Bir Para Vermek Suretiyle Mücâhidleri Harbe Teşvikte Bulunabilir. Buna "Tenfil" Denir.

Savaş Esirleri Hakkında Yapılacak İşlem: Savaş Neticesinde Elde Edilen Esirler Hakkında Veliyyü'1-Emr Serbesttir. Bu Esirlerden Fiilen Savaşa Katılanları Öldürebilir; Köle Ve Câriye Yapabilir; İslâm Zimmetinde Emân Vererek Hepsine Hürriyetini Verebilir; İslâm Esirleriyle Değiş Tokuş Yapabilir. Arap Müşriklerinin Esir Erkekleri İse Ya İslam'ı Kabul Ederler Ya Da Öldürülürler.

Evzâî, Hasan İbn Muhammed Et-Temîmî, Hasan El-Basrî, Hammâd B. Süleyman Gibi Müctehidlere Göre Esirleri Öldürmek Câiz Değildir. Öldürülmelerinin Câiz Olduğunu İleri Süren. Müctehidler, Bu Konuda Gereğine Göre Hareket Etmede Veliyyü'1-Emr'in Serbest Olduğunu Söylerler. Müslümanların Eline Esir Düşmeden Evvel Müslüman Olan İse Sadece Köle Yapılır. Düşmana Âit Köleler, Müslüman Olarak İslâm Ülkesine İltica Etseler Veya Müslüman Olduktan Sonra Bulundukları Ülke Müslümanlar Tarafından Zabtedilse Ya Da Müslüman Olmaksızın İslâm Ordusuna İltihak Etseler, Derhal Hür Olurlar.

Düşmandan Alınan Esirler Hakkında Köleleştirme Kararı Verilince Bunların (Diğer Ganimet Malları Gibi) Beşte Biri Devlet Bütçesine Âit Olarak Ayrılır, Geriye Kalanı Gânimetler Arasında Paylarına Göre Taksim Edilir. Bu' Durumda Kölelerin Öldürülmesi Câiz Değildir. Esiri, Taksimden Evvel Öldüren Bir Mücâhide Sadece Ta'zir Cezası Verilir, Keffâret Ve Diyet Ödetilmez. Komutan, İsyan Etmeleri Veya Taraflarınca Kurtarılma İhtimalleri Olmadıkça, Esirleri Öldürmeye Yetkili Değildir. Bir Yetki Devlet Başkanına Âittir. Esir Edilen Kadınlar, Çocuklar Öldürülmez. Esir Edilen Kadınlar İslâm Yurduna Getirilince Eski Kocalarıyla Nikâh İlişkileri Kesilmiş Olur. Kocaları Da Kendileri Gibi Esir Olan Kadınların Nikâhları Devam Eder. Bakıma Muhtaç Olan Esir Çocuklar, Esir Analarından Ayrılmazlar. Hanefîlere Göre Esirleri Karşılıksız Salıvermek Caiz Değildir.

İmam Şâfiî Hariç, Diğer Mezhebler De Aynı Görüştedir. Ekonomik Şartlar Zorlamadıkça Esirleri Para Karşılığı Azat Etmek Hanefilere Göre Caiz Değildir. İmam Şâfiî Bu Görüşte Değildir. Düşmandan Alınan Esirler, Müslüman Esirlere Mukabıl Değiştirilebilir. Buna "Müfâdatu'l-Üserâ" Denir. Esir Düşen Müslümanları Para, Silah, Hayvan Karşılığı Kurtarmak Caizdir. İslâm'ı Kabul Eden Bir Esir, Müslüman Esir Karşılığında Değiştirilmez. (İlgili Hadisler İçin Bk. Sahih-İ Buhârî Tecrîd İ Sarih Tercümesi, Vıı, 426, Vııı, 438, X, 340).

"Artık Elde Ettiğiniz Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin" (El-Enfâl, 8/69). Allah'ın İnsanlar İçin Takdir Ettiği Rızkın En Helâl Olanlarından Biri Ganimet Mallandır. Savaş Ganimet İçin Yapılmaz; Allah'ın Kelâmını Yüceltmek, İslâm'ı Hâkim Kılmak Ve Küfrün Galebesine Son Vermek Ve İslâm Adaletini Başka Ülkelere Götürmek Gibi Ulvî Gayeler İçin Yapılır. Böyle Bir Gayenin Gerçekleşmesi İçin Meydana Gelen Savaşta Ölenlere Allah Şehid Sıfatıyla Cenneti Nasib Ederken; Sağ Olan Gazilere De Gösterdikleri Gayrete Bir Lütuf Olarak, Düşmandan Alınan Ganimetleri Helâl Kılmıştır. Geçmiş Ümmetlere Ganimetten İstifadeye İzin Verilmezken Bu Lütuf Muhammed (S.A.S.)'İn Ümmetine Takdir Edilmiştir.

 


BAŞA DÖN

Garâmet (Alış Verişte Zarar Etmek)

Zarar, Ziyan, Alış-Verişte Zarar Etmek, Zimmetinde Olup Da Edası Gereken Şeyi Ödemek Anlamında Bir İslâm Hukuku Terimi.

İslâm'da Bir Kimse Malını, Kâr Ekleyerek Satabileceği Gibi, Hiç Kârsız, Hatta Zararına Da Satabilir. Zararına Satış Çeşitli Amaçlar İçin Yapılır. Meselâ Alıcıya Yardımda Bulunma, Malı Bir An Önce Paraya Çevirme Ve Müşteriyi Dükkana Alıştırma Gibi... Ancak Satıcının Sıkışık Durumundan, Samimiyetinden Veya Malın Gerçek Değerini Bilmeyişinden Yararlanarak, Malı Değerinin Çok Altında Bir Fiyatla Satın Almaktan Sakınmak Gerekir. Çünkü Hz. Peygamber, Darda Kalan Kimsenin Bu Durumundan Yararlanarak Onunla Alış-Verişi Yasaklamıştır. (Ahmed B. Hanbel, I,116). Diğer Yandan, Ashabı Kirâm Da Malın Değerini Bilmeyen Satıcıyı Uyararak, Malı Gerçek Değeri Üzerinden Satın Almayı Tercih Etmişlerdir. Böyle Bir Uyarmayla, Gerçekte Beşyüz Dirheme Alabileceği Atı, Sekizyüz Dirheme Satın Alan Cerir B. Abdillah El-Becellî (Ö. 51/671) Bunun Sebebini Soranlara Şu Cevabı Vermiştir: "Biz Alış-Verişte Hile Yapmayacağımız Hususunda Allah Resulu'ne Söz Verdik" (İbn Hazm, El-Muhalla, Mısır 1389 H., Ix, 454 Vd, Mesele: 1464).

Kârın Meşrû Olması, Riziko Yüzündendir. Hiç Zarar Etmemek Veya Zarara Katlanmayı Kabul Etmeksizin Ana Paraya Maktû İlâve Yaparak Almak Faiz Muamelesi Demektir.

Garâmetin Bir Diğer Anlamı; Borçlu Olmadığı Halde Başkasının Borcunu Yüklenme, Tazmin Sorumluluğunu Üzerine Almadır. Meselâ, Kendisine Bir Mal Emanet (Vedîa) Olarak Bırakılan Kimse Kasıt Veya İhmali Olmadıkça Bu Malın Telefinden Sorumlu Tutulamaz. Bazı Durumlarda Emanet, Tazmin Yükümlülüğüne (Garâmete) Dönüşür. Meselâ, Emanetçinin Malı Korumayı Terketmesi Gibi. Çünkü O, Akitle Emaneti Korumayı Üzerine Almıştır. Bunu Yapmaz Ve Emanet Helâk Olursa, Kefâlet (Garâmet) Yoluyla Malın Bedeli Ondan Tazmin Edilir. Emanet Bırakılan Kişi Malı, Aile Fertlerinden Olmayan Veya Emanete Ehil Bulunmayan Kimseye Vermesi Hâlinde Telef Olursa Tazmin Yükümlülüğü Doğar.

Emanet Mal, Kullanmakla Telef Olsa, Yine Tamir Edilmesi Gerekir.

Emanet Malla Yola Çıkmak: Eğer, Yol Güvenli Olur Ve Hal Sahibi De Yasak Koymamışsa Yolculukta Emaneti Yanına Alabilir: Bu Taktirde Teleften Sorumlu Tutulmaz.

Emaneti İnkâr Veya Kendi Malına, Ayrılmayacak Şekilde Karıştırması Hâlinde Tazmin Yükümlülüğü Olur (Es-Serahsî, El-Mebsût, Ix, 110, 116 Vd.; El-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Vı, 212; İbnûl-Hümam, Fethu'l-Kadîr, Vıı, 93; İbn Âbidin Reddû'l-Muhtâr, Iv, 519; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 307, İbn Kudâme, El-Muğnî, Vı, 401).

Başkasına Kullanması İçin Emanet (Âriyet) Bırakılan Malın Telef Olması Hâlinde De Yukarıdakilere Benzer Sebeplerle Tazmin (Garâmet) Sorumluluğu Doğar (El-Kâsânî, A.G.E., Vı, 218 Vd.; İbn Âbidîn, Reddu'l-Muhtâr,Iv, 527).

 


BAŞA DÖN

 Gasb

Koca, Karısının Arsasında Ondan İzinsiz Kendisi İçin Kendi Malıyla Bina Yapıp Bilâhere Ölecek Olsa Karısı Binanın Kıymetinden Diğer Varislerin Hisselerini Verip Binayı Tamamen Alabilir.

Koca Karısına Nafakasının Tamamını Bırakıp Başka Bir Beldeye Gittiği Zaman, Kadın Paranın Belli Bir Miktarını Kocasından İzinsiz Olarak Kendi İşlerine Harcayıp Tüketecek Olsa Koca Gelip Kadını Boşayınca Harcadığı Miktarı Ona Ödettirebilir.


BAŞA DÖN

Gasb Etmek

Bir Şeyi Zorla Ve Zulüm Yoluyla Sahibinin Elinden Almak, Tecavüzde Bulunmak, Zorlamak, Mütekavvim Bir Malı, Mâlikinin İzni Olmaksızın, Ona Maldan El Çektirecek Şekilde Haksız Yere Elinden Ve Tasarrufundan Almak Anlamında Bir İslâm Hukuku Terimi. Gasp Edene "Gâsıp", Gasbedilen Mala "Mağsûb", Malı Elinden Alınana "Mağsubun Minh" Denir. Mütekavvim Mal; İslâm'a Göre Alım-Satımı Meşrû Olan Mal Demektir. Mala Elkoyma Hırsızlık Yoluyla Olmamalıdır. Mal, Mâlikten Alınmış Olabileceği Gibi, Kiracı, Rehin Veya Emanet (Vedîa) Alandan Da Gasbedilmiş Olabilir. Malikîler Bu Tarife; Malın Zorla, Haksız Yere Ve Silahlı Çatışma Olmaksızın Ele Geçirilmesi Şartını İlave Etmiştir (İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadir, Vıı, 361 Vd.; El-Meydânî, El Lübâb, Kahire T.Y., Iı, 188).

İslâm'da Başkasının Malını Gasbetmek Kitap, Sünnet Ve İcmâ' Delilleri İle Yasaklanmıştır: " Ey İman Edenler, Birbirinizin Mallarınızı Haram Yollarla Yemeyiniz. Meğer Ki, O Mallar Sizden Karşılıklı Rızaya Dayanan Bir Ticaret Malı Ola" (En-Nisâ, 4/29). "Birbirinizin Mallarını Haksız Yere Yemeyin. İnsanların Bir Kısım Mallarını Bile Bile Günâha Girerek Yemek İçin Onları Hâkimlere Aktarmayın " (El-Bakara, 2/188).

Hadislerde Şöyle Buyurulur: "Şüphesiz Sizin Kanlarınız, Mallarınız; Bu Ayınızda, Bu Beldenizde, Bu Gününüzün Haramlığı Gibi Birbirinize Haramdır" (San'ânî, Sübülü's-Selâm, Iıı, 73). "Müslüman Bir Kimsenin Malı, Başkasına Gönül Rızası Bulunmadıkça Helâl Olmaz" (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316)." Kim Bir Karış Toprağı Zulüm Yoluyla Ele Geçirirse, Allah Kıyamet Gününde Yedi Kat Toprağı Onun Boynuna Tasma Gibi Takar" (Şevkânî, A.G.E., V, 317).

"Bir Kimse, Yemin Ederek Bir Müslümanın Hakkını Gasbederse, Allah O Kimseye Cehennemi Vacib, Cenneti Haram Kılar. "

"Haksızlık Etmekten Sakınınız; Zira Haksızlık Kıyamet Gününde Zulmettir. "

"Haklar Kıyamet Gününde Sahiplerine İade Edilecektir. Hatta Boynuzlu Koyundan Boynuzsuz Koyunun Öcü Alınacaktır. "

"Bir Kimse Haksız Olarak Başkasının Bir Karış Yerine Tecavüz Ederse, O Yerin Yedi Katı Da O Kimsenin Boynuna Geçirilir. "

"... Vallahi, Sizden Herhangi Biriniz Haksız Olarak Bir Şey Alırsa, Kıyamet Gününde O Şeyi Yüklenmiş Olduğu Halde Allah'ın Huzuruna Çıkar. Sizden Birinizin Bağıran Deve, Böğüren İnek, Meleyen Koyun Yüklenerek Allah Huzuruna Çıktığınızı Görmeyeyim... '

"Bir Kimse Kardeşinin Haysiyetine, Yahud Malına Haksız Olarak Taarruz Etmiş İse Altın-Gümüş Bulunmayan Günden Evvel Onunla Helallaşsın. Aksi Takdirde Yaptığı Zulüm Nisbetinde Onun İyi Amellerinden Alınıp Hak Sahi,Bine Verilir. İyiliği Yoksa, Hak Sahibinin Günâhından Alınıp Haksızlık Eden Adama Yüklenir. "

...Kesin Olarak Söylüyorum Ki Kanlarınız Mallarınız, Şeref Ve Haysiyetiniz Bu Ayda, Bu Şehirde, Bu Günün Hürmeti Gibi Haramdır... '

"...Hayır, Ben Onu, Ganimetten Çaldığı Cübbe Veya Abaya Bürünmüş Olduğu Halde Cehennemde Gördüm" (Riyâzu's-Sâlihin, I, 252" 268).

Gasbın Haram Oluşunda, İslâm Hukukçularının Görüş Birliği Vardır. Gasbedilen Mal Hırsızlık Nisâbına Ulaşmasa Bile Başkasının Malını Zorla Ele Geçirmek Demektir; O Da İslâm'a Göre Büyük Günâhtır.

BAŞA DÖN

Gasp Olayının Gerçekleşmesi, İmam-I Âzam Ve Ebû Yusuf'a Göre; Bir Kimsenin Mal Sahibinin Malını Haksız Yere Elinden Alarak Kendi Tasarrufuna Geçirmesiyle; İmam Muhammed'e Göre Mal Sahibinin, Malı Üzerindeki Tasarruf Hakkını Haksız Olarak Yok Etmesiyle; Diğer Üç Mezheb İmamlarına Göre İse; Gâsıbın, Bir Başkasının Malını Kendi Eline Geçirmesiyle Mümkün Olur. Temeldeki Bu Tür Farklı Anlayışlar, Gasb'ın Teferruat Konularındaki Fetvaların Da Farklı Olmasına Sebep Olmuştur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre Gasp Yalnız Menkul Mallarda Söz Konusu Olur.,Gayr-İ Menkul Gasba Elverişli Değildir. Çünkü Mal Sahibinin Maldan Elini Çekmesi Başka Yere Nakil Ve Değiştirme İle Olabilir. Bu İse Ancak Menkullerde Gerçekleşir. Arazi, Bina, Apartman Gibi Akarda İse Başka Yere Nakil Düşünülmediği İçin Gasb Fiili Gerçekleşemez. Bu Yüzden Bir Kimse Bir Gayr-İ Menkulü Gasbetse, Mal Onun Elinde İken Sel Baskını, Toprak Kayması Gibi Semâvî Bir Afetle Helâk Olsa, Bu İki Müctehide Göre, Mâlike El Çektirmekle Gasp Gerçekleşmediği İçin Tazmin Etmek Gerekmez. Ancak Malın Helâkî Gasbeden Tarafından Olmuşsa Ödemesi Gerekir. Burada Gasba Değil Telefe (İtlafa) İtibar Edilir.

İmam Muhammed, Züfer Ve Diğer Üç Mezhep İmamına Göre, Gasp Hükümleri Gayr-İ Menkulleri De Kapsamına Alır. Çünkü Haksız Olarak Yararlanma Menkullerde Olduğu Gibi Gayr-İ Menkullerde De Olabilir. Bunun Delili: "Kim Bir Karış Toprağı Zulüm Yoluyla Gasbederse, Allah Onun Boynuna Yedi Kat Toprağı Tasma Gibi Takar" (Buhârî, Bed'u'l-Halk, 2; Müslim Musâkat, 137-139; Tirmizî, Diyet, 21).

İmam Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a. Göre, Gasbedilen Malın Yavru, Süt Ve Meyve Gibi Ayrı (Munfasıl) Veya Yağlanma, İrileşme Gibi Bitişik (Muttasıl) Fazlalıkları Helâk Olsa, Bu Fazlalıkları Gasbedenin Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Mâlikin Bunlar Üzerinde Henüz Tasarruf Eli Bulunmamaktadır. İmam Muhammed, İmam Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse, Bunları Da Tazmin Eder. Çünkü Asıl Malı Haksız Yere Elde Tutmakla Fazlalıkları Da Aynı Şekilde Tutmuş Olur (El-Kasânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Vıı, 143, 145, 160; İbnü'l Hümâm, Fethu'l Kadir Vıı, 388, 394; İbn Rüşd, Bidâyetü'l Müctehid, Iı, 313; El-Meydânî, A.G.E., Iı,194,195; Ez-Zühaylî, El-Fıkhu'l-İslâmî Ve Edilletühu, V, 712).

Gasbedenin Gasbettiği Maldan (Binmek, İçinde Oturmak Gibi) Yararlanması Hâlinde, Bu Yararlanmayı Tazmîni Gerekmez; Çünkü Bu Bir Mal Değildir. Mâlikin Elinde İken Mevcut Değildi. Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Ecr-İ Misil Bu Durumda Ödenir (Ez-Zühaylî, A.G.E., V, 713, 714).

Müslümana Ait Şarap, Domuz Eti Gibi Mütekavvim Olmayan Bir Malı Gasbeden Kimse Bunu Telef Etse Veya Tüketse Yahut Şarabı Sirkeye Çevirse, Gasbeden Müslüman Olsun, Zimmî Olsun Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Şarap Ve Domuz Eti Gibi Alım Satımı Caiz Olmayan Şeyler Müslüman Hakkında Mütekavvim Mal Değildir. Müslüman Veya Zimmî, Zimminin Şarabını Veya Domuzunu Yok Etse Tazmin Etmeleri Gerekir. Çünkü Bunlar, Ehl-İ Zimmete Ait Muteharrim Bir Maldır. Domuz Onlara Göre, Bizdeki Koyun Hükmündedir. Ebû Hanife'ye Göre, Müslümana Ait Eğlence Aletlerini Tahrip Etmek Tazmini Gerektirir. Çünkü Bunlardan Meşrû Olmayan Eğlence Dışında Da Yararlanmak Mümkündür. Ebû Yusuf, İmam Muhammed Ve Mâlik'e Göre İse, Müslümana Ait Şarabı, Domuzu, Eğlence Aletlerini (Melâhî) Ve Putları Telef Etmek Tazmini Gerektirmez. Delil Şu Hadistir: "Allah Ve Resulu, Şarap, Murdar Hayvan Eti, Domuz Ve Putların Satımını Yasakladı" (Buhârî, Meğâzî, 51, Buyû', 105, 112; Müslim, Buyû', 93, Fer', 8; İbn Mâce, Ticâret, Iı). Bu Sayılanların Müslüman Nezdinde Ekonomik Değeri Yoktur. Bu Yüzden Tazmini Gerekmez. Ancak Bunlar Gayr-İ Müslimlere Ait Olursa, Bu Takdirde Tazmin Edilmeleri Gereklidir (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı, 147, 162, ; İbnü'l-Hümâm" A.G.E., Vıı, 396, 405; Zeylâî, Nasbu'r-Râye, Iv, 369; İbn Kudâme, El-Muğnî, V, 256, 276 ; Eş-Şirâzî, El-Mühezzeb, I, 374; Ez-Zühaylî, A.G.E., V, 714-717).

Gasbedilen Arsa Üzerinde Yapılan Bina Veya Dikilen Ağaçlar, Masrafı Gâsıb'dan Alınmak Suretiyle, Yıktırılabilir Ve Arsa Üzerinde Meydana Gelen Zarar, Gâsıba Ödettirilir. Gasbedilen Bir Malın, Gâsıbın Elinde Bulunduğu Sürede Aynıyla Muhâfazası İçin Gereken Masraflar Gerçek Mal Sahibine Ödettirilemez (Gasbedilen Hayvanların Sulanması, Muhâfâzası, Gasbedilen Ağaçların Aşılanması Ve Sulanması İçin Gereken Masraflar Gibi). Mağsub, Zararı Ve Bedeli Ödenince Gâsıbın Malı Olur.

Gasbedilen Malın Geliri Gâsıba Aittir, Aynısını İade Etmek Mecburiyetindedir. Ancak (İmam Muhammed Ve Taraftarlarına Göre) Vakıf Ve Yetimlere Ait Olan Akar Mallarla Kiraya Verilmek İçin Tayin Edilmiş Olan Akarların Gelirleri Gasıba Ait Değil, Sahiblerine Aittir. Mâlikî Ve Şâfiî Ekolüne Göre İse Gasbedilen Akarların Gelir Ve Menfaatleri, Mal Sahibine Aittir. Gâsıbın Hukukî Durumu Ne İse, O Malı Gâsıb'dan Gasbeden İkinci Gâsıb'ın Hukukî Durumu Da Aynıdır.

Gasbedilen Bir Mal, Mevcud İse Gasbedildiği Şekliyle Sahibine Gasbedildiği Yerde İade Edilmesi Gerekir. Malı İade İçin Gereken Masraflar, Gâsıb'a Aittir- Gasbedilen Mal Harcanmış Ve Yok Edilmiş Olursa, Gâsıb Tarafından Ödenmesi Gerekir. Eğer Mal, Değeri Verilebilecek Cinsten İse Bu Değer Takdir Edilerek Verilir; Misli Verilebilecek Cinsten İse (Buğday Vb. Gibi), Mislini Vermek Gerekir. Gâsıb, Eğer Kendi Malından Birşey İlâvesi İle Gasbedilen Malın Bazı Vasıflarını Değiştirirse, Mal Sahibi Ya Malının Kıymetini Ya Da İlâve Edilenin Kıymetini Ödeyerek Malın Aslını Alır. Mağsub, İsmi Değişecek Şekilde (Buğdayın Öğütülerek Un Yapılması Gibi) Değişikliğe Uğratılırsa Gâsıb, Bedelini Öder Ve Mal Da Onun Olur. Gasbedilen Ağacın Meyveleri, Hayvanın Sütü Ve Yünleri, Mal Sahibine Aittir. Gasbedilen Bir Binanın Veya Arazının Gasbdan Sonra Meydana Gelen Zararı, Malın Aslıyla Birlikte Sahibine Ödenir. Gasbedilen Arazi Veya Arsa Üzerinde Yapılan Ev Ve Ağaç Gibi Fazlalıklar, Asıl Maldan Daha Kıymetli İse, Gâsıb Tarafından Gasbedilen Malın Bedeli Ödenerek Gâsıbın Mülkiyetine Geçer. Bir Kimse; Başkasının Tarlasını Gasb Yolu İle Nadas Ettikten Sonra Sahibi Tarlayı Geri Alınca, O Kimse Nadas İşçiliği İçin Bir Ücret İsteyemez. Gasbedilen Bir Malın Kıymeti, Gasbedildiği Zamanki Değerine Göre Ödetilir.

Gasbedilen Bir Malın Aslında, Cinsinde, Nevinde, Miktarında, Vasfında İhtilaf Edilince, Yemin Ettirilmek Kaydıyla Gâsıb'ın Sözü Geçerlidir. Gasbedilen Malın Zekâtı Verilmez, Çünkü Sahibine İade Edilmek Mecburiyeti Vardır. Bir Müslümanın, Gayr-I Müslim Olduğu İçin Bir Şahsın Malını Gasb Etmesi Caiz Değildir. Gasbedilen Bir Arsa Üzerinde Yapılan Bir Camide Namaz Kılmak Hanefilere Göre Caiz, Şâfiîlere Göre Mekruhtur. Sahibi Bilinmeyen Gasbedilmiş Bir Mal, Fakirlere Ve Kamu Yararına Olan Bir Yere Tasadduk Edilir. Para Veya Benzeri Gasbedilen Bir Malla Yapılan Ticaret (Alış-Veriş) Sahihtir, Ancak Kazancın Tasadduk Edilmesi Gerekir. Ancak Mal Yanlışlıkla Gasbedilmiş Olursa Günâh Ve Sorumluluk Bulunmaz; Malın İadesi Veya Tazmini İle Yetinilir. Gasbeden, Dayak Ve Hapis Cezası İle Te'dib Olunur. Gasbedilen Mal Mevcutsa Aynen Geri Verilir, İade Masrafları Da Gasbedene Aittir. Gasbedilen Mal Helâk Olmuşsa Tazmin Edilmesi, Yani Bedelinin Ödenmesi Gerekir. Tazmin; Ölçü, Tartı Veya Standart Olup Sayı İle Alınıp Satılan (Mislî) Mallarda Misliyle, Bunun Dışındakilerde Kıymetiyle Olur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre, Gasbedilen Malda Sonradan Meydana Gelen Muttasıl Veya Munfasıl Fazlalıklar (Ziyadeler), Mâlikin Bunlar Üzerinde Tasarruf Eli Bulunmadığı İçin Tazmin Edilmez; İmam Muhammed, Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Tazmin Edilir. Aynı Zamanda Bu Mal Bir Ticarî Mal İse Ondan Elde Edilen Kârın Sadaka Olarak Verilmesi İcap Eder. Gâsıb Bu Kazancı Yiyemez (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı,147, I50,168; Es-Serahsî, El-Mebsût, Xı,' 50; İbn Âbidîn, A.G.E., V, 128,135,137; İbnü'l-Hümâm, A.G.E., Vıı, 363, 367, 379, 383; Eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 312; İbn Kudâme, El-Muğnî,V, 221, 254, 258).

 


BAŞA DÖN

Bir Kimse Bir Şeyi Gasbedip Kullansa, Kullandığı Sürenin Karşılığını Verecek Mi?

Bir Kimse Gasbettiği Şeyi Kullansa, Yani; Ev İse İçinde Oturmuş, Tarla İse Onu Ekmiş, Binek Hayvanı İse Ona Binmiş, Elbise İse Onu Giymişse Yaptığı Şeyin Ücretini Verip Vermeyeceği Hususunda İhtilaf Vardır.

Hanefi Mezhebine Göre, Kullandığı Şeyin Ücretini Vermeyecektir. Ancak Vakıf Veya Yetim Malı Olursa Veya Faydalanmak İçin Hazır Bir Durumda Olursa –Kiralık Ev Ve Taksi Gibi- O Takdirde Ücretini Verecektir.

Şafii Mezhebine Göre İse, O Kimin Malı Olursa Olsun, Gasbeden Onu Kullansın Veya Kullanmasın Ücreti Verilecektir. Çünkü Malın Değeri Olduğu Gibi Menfaatin Değeri De Vardır. Ayrıca Malı Biriktirmekten Gaye Onun Menfaatini Elde Etmektir. Malın Menfaati Elden Çıktıktan Sonra Ücretini Verecektir (Muğni'l-Muhtaç).

 


BAŞA DÖN

Gasl, Gasl-I Meyyit(Ölüyü Yıkama)

Yıkama, Temizleme; Müslüman Ölüyü Yıkama Anlamında Bir Fıkıh Terimi.

Ölünün Yıkanması Dirilere Farz-I Kifâyedir. Yıkamak İçin Niyet Edilir, Besmele Çekilir, Ölünün Elbiseleri Çıkarılır, Avret Yerleri Örtülür Ve Yüksekçe Bir Yere Yatırılır. Ölüye Namaz Abdesti Aldırılır, Ancak Ağzına Ve Burnuna Su Verilmez. Abdestten Sonra Önce Başı Ve (Varsa) Sakalı Yıkanır. Yıkamaya Sağdan Başlanır. Sol Tarafına Çevrilip Yıkandıktan Sonra Sağ Tarafına Çevrilip Yıkanır. Sonra Oturtulur Ve Karnı Ovulur, Ön Veya Arkasından Bir Şey Çıkarsa Yıkanır, Bu Takdirde Tekrar Abdest Aldırılmaz. Her Uzvu Üç Kere Yıkamak Sünnettir. Yıkama İşlemi Bitince Ölü Havlu İle Kurulanır, Baş Ve Sakalına Güzel Kokular Sürülür.

Yıkama İşlemi Sırasında Güzel Koku Kullanılır. Teneşir Tahtası Buhurlanır Ve Tütsülenir. Bu, Ölüye Ta'zim İçindir. Ölü Yıkayıcının Elini Bir Bezle Örtmesi Müstehabdır. Kaynatılmış Suyla Birlikte Sidr Veya Çöven Kullanılması, Baş Ve Sakalın Hatmi Veya Sabunla Yıkanması Gerekir. Meyyitin Tırnağı Kesilmez Ve Saçı Taranmaz. Gassâl (Gâsil; Yıkayıcı) Veya Gâsile, Meyyitle Kapalı Yerde Kalır (El-Fetevâyı Hindiyye, I, 158 Vd.; Fethu'l-Kadîr, I, 449).

Savaş Alanında Şehid Olmamış Her Ölünün Yıkanılması Farzdır. Vücudunun Bir Parçası Bulunan Ölü, İmam Şâfiî, Ahmed Ti. Hanbel, İbn Hazm'a Göre Yıkanır, Kefenlenir, Cenaze Namazı Kılınır; İmam Ebû Hanife Ve İmam Mâlik'e Göre İse Vücudun Yarıdan Çoğu Bulunursa Yıkanır.

Şehidler Yıkanmaz, Kanlarıyla Gömülürler. Ancak, Savaşta Şehid Düşenler Dışındaki Taundan, Boğularak, Zatürre, Karın Hastalığı, Yanarak, Göçükte, Doğumda, Malı Uğruna, Canı Uğruna, Ailesi Uğruna Öldürülen Şehidler Yıkanırlar. Çünkü Suikastla Şehid Düşen Hz. Ömer, Hz. Osman Ve Hz. Ali'nin Cenazeleri Yıkanmıştır.

Gassâl (Yıkayıcı)'In Emin, Sâlih, Güvenilir Olması Gerekir. Yıkama Esnasında Ölü İle Yıkayıcıdan Başkasının Bulunmaması Mendupdur. Hanefî Mezhebine Göre Erkek, Ölen Hanımını Yıkayamaz. Hz. Ali'nin Fâtıma (R.A.)'Yı Yıkadığı Rivayet Edilir. Ölü Kadının Saçları Örgülüyse Çözmek Mendubdur; Yıkandıktan Sonra Tekrar Örülür, Arkaya Salınır. Kadının Kocasını Yıkaması Caizdir. Hz. Ebû Bekir'i (R.A.) Eşi Yıkamıştır.

Esas Alarak Erkek Erkeği, Kadın Kadını Yıkar.

Ölünün Yıkandıktan Sonra Secde Yerlerine Kâfur Sürülür. Çünkü Bu An Meleklerin Hazır Olduğu Andır Ve Kâfur Kullanmaktan Maksat Ölüyü Soğutmak, Ölünün Bedenini Dinç Tutmak, Bozulmadan Ve Böceklerden Korumaktır (Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, I, 365).

Su Bulunmazsa Ölüye Teyemmüm Yaptırılır. Teyemmüm, Bir Erkeğin Kadınlar İçinde Veya Bir Kadının Erkekler İçinde Öldüğü Durumlarda Da Yapılır.

İcmâa Göre Kadınlar, Çocukları Yıkayabilirler.

Yine Sünnete Göre, Ölünün Tütsülenmesi Ve Yıkanma Sayısı Tek Olmalıdır; Bir, Üç, Beş Gibi.

Bir Yerde Tek Yıkayıcı Varsa Onun Ücret İstemesi Caiz Olmaz (Mehmet Zihni, Nimet-İ İslâm, 422).

Ölünün Techiz Ve Defni Süratle Yapılmalıdır. Bir Meyyitin Yıkanmasının Bazı Şartları Vardır: Müslümanlık, Bebeklerde Düşük Olmamak, Vücudundan Bir Parçanın Olması Ve Allah Yolunda Öldürülen Şehidlerden Olmaması. Bir Müslüman, Kâfir Bir Ölüyü Yıkamaz Ancak Onu Gömebilir.

 


BAŞA DÖN

Gayb

Insanın Duyuları Ve İlmi İle Öğrenemediği Bir Kısmını Ancak Peygamberlerin Haber Vermesiyle Bilebildiği Bir Kısmını İse Allah'tan Başka Kimsenin Bilmediği Gizli Şeyler, Âlemler.Sözlük Anlamıyla Bir Şeyin Gözden Gizli Kalması Demek Olan "Gayb" Mastar Olmakla Beraber "Gâib" İle Aynı Anlamdadır. Ancak"Gayb" Sen Onu Görmediğin Halde O Seni Gören; "Gâib" İse Senin Görmediğin, Onun Da Seni Görmediği Şeydir, Demişlerdir. Buna Göre Allah "Gayb"Dir, "Gâib" Değildir. Şiîlerin; "Gayb"Dan Maksat, Kur'an'da Ve Hadiste Va'd Edilen Ve Beklenilen Mehdîdir Şeklindeki Kabullenişlerinin Doğrudan Çok Uzak Olduğu, Fahruddin Razı Tarafından İfade Edilmiştir. Ayağın Alt Koğuguna. Dağlararasındaki Kuytu Alçaltılara Da İlk Bakışta Görülmedikleri İçin "Gayb" Denir. Gayb Gerçeği, İmanın Belli Başlı Kaidelerinden Ve Islam Düşüncesinin En Köklü Esaslarından Birisidir. Çünkü Islam'ın Esasını Oluşturan İman Temelleri Altıya İndirgenirse Bunların Bir Bakışa Göre En Az Dördü, Diğer Bir Bakışa Göre Tamamı Gayb Sahasına Girer. Bir Islam Düşünürü Ve Tefsircisinin İfadesiyle: "Gayba İman, İnsanoğlunun Hayvanlar Aleminden Yücelişinin Ayrılış Noktasını Teşkil Eder." (Kutup, Terceme 5/265)

Bu Yüzden Kur'an-I Kerim'in İlk Ayetlerinde Gayba İnanan Mü'minler Övülür Ve Kurtuluşa Erecek Olanların Ancak Onlar Olacağı Vurgulanır. Çünkü İnsanın Hem Bu Dünya Hem Öbür Dünya İle İlgili Olarak Bilebildikleri, Bilmedikleri Yanında Hesaba Katılmayacak Kadar Azdır. Onun Kapasitesi Her Şeyi Kavramaya Müsait Olmadığı Gibi, Görünene İnanmak Da Karşılığında Mükaafat Olan Bir Erdem Sayılamaz. Zaten "Ona İlimde Çok Az Bir Şey Verilmiştir." Ilimde Kendisi İçin Dikilen Sınır Taşına Varsa Bile Bilemeyeceği Daha Bir Sürü "Gayb" Kalacaktır. Ancak Bu Az İlme Oranla Da Olsa İnsanların Önceden Bilmezken Sonradan Bildikleri, Bir Kısmının Bilmediği Halde Diğerlerinin Bildikleri Şeyler Bulunduğuna Göre, Bilinmeyenlerinin Yanında, En Azından Sözlük Anlamıyla Gaybın Biline Bilenlerinin De Olduğu Anlaşılır. Öyleyse "Gayb"In Sınırını Öncelikle Ayetler Ve Hadislerle Çizmek Gerekir.Türevleriyle Beraber Kur'an-I Kerim'de "Gayb" Kelimesi Ellisekiz Yerde Geçer Ve; Göklerde Ve Yerde Olup İnsanların Bilmediği (2/330; 11/123) Tarihin Geçmiş Olayları (3/44;11/49;12/102) Kocası Görmediğinde Kadının Sahip Olduğu Değerler (4/34), Görüp Hissetmeden Sezilen Ve Delille Kavranan (5/94), Müşahade Edilmeyen (6/73); (9/94, 105) Sadece Allah'ın Bilgisinde Olan Şeyler (10/20), Kişinin Görüp Duymadığı Yer, Gıyabi (12/52, 81), İnsanın Canı, Ruhu, İç Dünyası (34/14) Kalbinden Geçirdikleri (5/116; 9/78) Gibi Anlamlarda Kullanılır. Resulullah'ın Hadislerinde İse; Kabrinde Azap Gören Birinin Ne Zamana Kadar Azap Görmeye Devam Edeceği, Yani Gelecekte Olacak Şey, (2) Kıyamet Saati, Yağmurun Yagma Zamanı, Rahimlerdekiler, Ölüm Zamanı Ve Yeri (3) Gibi Şeyler "Gayb" Cümlesinden Sayılmıştır.Gaybın Özellikle Ayetlerdeki Kullanılışına Bakıldığında Onun Her Çesidiyle Bilinmeyen Birşey Olduğu Anlaşılmıyor. Bazı İnsanlara Göre Gayb Olarak Bir Şeyin, Diğer Bazılarına Göre Bilinebileceği Anlaşılıyor. Mesela Geçmiş Bir Peygamberin Yaşadığı Olaylara Rasulüllah Muhammed'e(S.A) Göre Gayb Denirken Söz Konusu Peygamberin O Olayı Görüp Bildiği Açıktır. İşte Bu Gerçek Gaybın Alimler Tarafından "Mutlak" Ve "Nisbi" (Göreli, İzafi) Diye İkiye Ayrılmasına Sebep Olmuştur: Allah'ın Bizzat Mahiyeti, Künhü, (Buna Cürcanî "Gaybu'1-Hüviyye Ve Gaybu'l-Mutlak-El-Gaybu'1-Meknun Ve El Gaybu'1-Masûn" Der. Ama Allah'ın Sıfatlarından Birinin"Gâib"Olmayışı Da İlginç Olmalıdır. Hatta Bir Ayeti Kerimede "Biz Gaipler Değiliz" (7/7) Denir. Onun İçin Bu Ayeti Tefsir Ederken Kurtubi: "O, Bu Dünyada Gözlerden Gâiptir, Görünmez Ama, Aklı Kullanma Ve İstidlâl İle Gâip Olmaktan Çıkar" Der. Allah'ın(C.C.)"Gâib" Diye Bir Sıfatının Olmayışı, O'nun Bir Gün Görülebileceğini De' Anlatıyor Olmalıdır.) Bütünüyle Ahiret Alemi, Kıyamet Saati, Cennet, Cehennem, Mahşer, Mizan, Sırat, Likâ, Kevser, Melekler Alemi, İstikbalde Olacak Olaylar, Ölüm Saatleri Ve Yerleri Gibi Şeyler Mutlak, Yani Herkese. Göre Gaybtır. Bir Hadisi Şerif. Bir Ayetin Açıklaması Olarak Bunları Beşe İndirger: "Beş Şeyi Allah'tan Başka Kimse Bilmez:1- Kıyametin Zamanı Allah Katındadır. 2- Yağmuru İndirir. 3- Rahimlerdekini Bilir. 4- Hiç Bir Canlı Yarın Ne Yapacağını Bilmez. 5- Kimse Nerede Öleceğini Bilmez (31/34). Görüldüğü Gibi Rasulüllah (S.A.) Hiç Kimsenin Bilemiyecegi "Gayb"İn Ayette Sayılan Bu Beş Maddeden İbaret Olduğunu Söyler.( El-Camius-Sağîr-H. No: 3963 4-Askalanî F'ethul-Karı 1/124 ) Ancak Söz Konusu Ayetin 2. Ve 3. Maddelerindeki Üslûbun Yumuşaklığı Bir Yana, Mesela Sarıh Münavî Alusî Ve Nevevî, Bu Maddelerle İlgili Gaybın Bilinmezliğinin, Her Yönlerini Kapsayan Genel Anlamda Olduğunu, Yoksa Bazı Özelliklerinin Bilinebileceğini Söylerler. Burada Sayılan Maddeler İçin Bir Sahabî "Gayb Bu Beş Şeyden İbarettir, Bunun Dışındaki Gaybi Bazılar Bilemese Bile Bazıları Bilebilir" (1/163.) Demiştir. Böyle Olan Gayb İçin Allah (C.C.) "De Ki, Göklerde Ve Yerde Allah'tan Başka Kimse Gaybi Bilmez..." (27/65) "Gayb Allah'a Mahsustur" (10/20) "Gaybın Anahtarları Onun Katındadır, Onları Ondan Başkası Bilmez" (6/59) "Allah Sizi Gaybe Muttali Kılacak Değildir. Fakat Allah Resüllerinden Dilediğini Seçer (Ve Onlara Gaybi Bildirir)" (3/179) "Gaybi Bilen O'dur. Resullerinden Diledigi Dışında Kimseyi Gaybına Muttali Kılmaz" (72/26) Buyurur. Mü'minlerin Annesi Aişe'den Nakledilen Bir Hadiste De: "...Kim Resulullah Yarın Ne Olacağını Haber Vermiştir Derse, Allah'a Çok Büyük Bir İftara Etmiş Olur..." (Müslim K.L, H. 287; Kurtubî, 7/1 ; Benzer' Bir Hadis İçin Bk. Buhâri, Tefsir, Necm Suresi L.) İşte Bütün Bunlardan Hareketle:"Hiç Bir Mahlukun Ne Duyularının Ne De İlminin Ulaşamadığı Gayba Gaybi Mutlak, Muayyen Bir Mahlukun İlminin Ulaşmadığı Ve Ona Göre Bilinmeyene De Gaybi İzafi (Nisbî, Göreli)" (Elmalı 7/4869. ‚) Demişlerdir. Bazılarıda Gaybi:1- Delili Bulunmayan ("Gaybın Anahtarları Onun Katındadır" Ayetinde Anlatılan Budur Ve Bunu Ancak Allah Bilir) 2-Delili Bulunan (Sani' Olan Allah, Sıfatları, Ahiret Günü...) Diye İkiye Ayırmışlardır. Bunların Hepsi Birden Göz Önünde Bulundurulduğunda Gayb Konusunda Şu Sonuca Varmak Hatalı Olmayabilir: Kıyamet Saatini Allah Resullerine De Bildirmemiştir, Yağmurun Kesin Olarak Ne Zaman Yagacağını Ancak Allah Bilir. Ancak Ayetin Bunu Bildirdigi Cümlesine Bakıldığında Bunun Kıyamet Saati Kadar Mutlak Olmadığı Bazı Belirtiler Yardımıyla Tahminler Yapılabileceği Anlaşılır. Belirtileri Ortaya Çıktıktan Sonra Bu Gayb Olmaktan Çıkmıştır Da Denebilir. Tıpkı, Yağmur Yagmakta İken Dışarı Çıkmak İsteyen Birisine, Islanacaksın, Demek Gibi. Rahimlerdekinin Bilinmesi Konusu Da Aynen Yağmurun Yagmasının Bilinmesi Gibidir. Fazlalık Olarak Burada Neyi Sadece Allah'ın Bildiği Konusu Da Kapalıdır: Erkek-Dişi Olduğu Mu? Sadece Uzuvları Belirinceye Kadar Erkekliği Dişiliği Mi? Said-Şaki Olduğu Mu? Tam-Eksik Olduğu Mu? Canlı Doğup - Doğmayacağı Mı? Yoksa Hepsi Mi? İşte En Azından Bunların Tümünü Birden Bilmek De İnsan İçin Mümkün Değildir. Kişinin Yarın Ne Yapacağı, Yani İstikbalde Ne Olacağını Da - Belirtilerden Hareketle Yapılan Tahminlerin İsabet Edenleri Dışında Allâh'tan Başka Kimse Bilmez. Kişinin Nerede Ve Ne Zaman Öleceğini De Kimse Bilmez. Bu Konuda Cinler De İnsanlar Gibidir. Söylerlerse Yalan Söylerler. Ancak Allah Tümüyle Olmasa Bile Bu Tür Gaybın Bazı Noktalarını Ve Müfredatından Bazılarını Seçtiği Rasüllerine Bildirebileceğini Söylemiş Ve Bildirdigi De Olmuştur. Bu Türden Olmak Üzere (Vahye Dayanarak) Bizim Peygamberimiz De İstikbale Ait Birçok Haberler Vermiş Ve Söyledigi Gibi Çıkmıştır. Ama Vahye Dayanmadan İstikbali Peygamberlerin Dahi Bilemeyeceğine Dair Pek Çok Nas Mevcuttur.

Bunların Dışındaki Gayb İçin, Belirterek Allah'tan Başkasının Bilemeyeceğinin Söylendiğini Bilmiyoruz. Başta Evliyanın Kerameti Ve İlham Olmak Üzere, Cinlerin İstihdamı, Telepati, Tekniğin İstihdamı, Riyazet Vs. Gibi Yollarla, Halde Mevcut Olmak Şartıyla, Bazılarına Göre Gayb Ve Bilinmez Olanlar, Başkalarına Göre Bilinir Ve Algılanır. Kur'an-I Kerim'de Hadis'in Bildirdikleriyle İlgili Olarak Anlatılanlar, Halife Ömer'in Iran Üzerinde Bulunan Komutan Sâriye'yi Medine Minberinden Görüp İkaz Etmesi Gibi Sabit Olaylar Bunun Delili Olarak Gösterilir. Hatta Ibn Hacr El-Heytemî Gaybın Bilinmezliği Prensibinin Allah'ın Bazı Evliyaya Bile Ondan Haberler Lütfetmesine Engel Olmadığını, Bu Yüzden Bazı Velilerin, Mesela Yarın Öleceklerini Söylediklerini, Hatta Halife Ebubekr'in Karısının Rahmindeki Çocuğun Erkek Olduğunu Söylediğini Ve Öyle Çıktığını Yazar. (El-Fetava'l Hadisiyye S. 222-23) "Mü'minin Firasetinden Sakının Çünkü O Allah'ın Nuruyla Bakar" Hadisi Ve "Ben Kulumu Sevince Duyan Kulağı, Gören Gözü, Tutan Eli, Yürüyen Ayağı... Olurum" (Buhari, Rikâk 38.) Kudsî Hadisi De Buna İmkan Verir Gibidir. Hatta Allah'ın Nuruyla Bakar Hale Gelen Birisinin Kârşısındakinin Kalbinden Geçeni Dahi Görebileceği Söylenebilir. Nitekim Tasavvufta "Şerhu'1-Kubur Ve'ssudur" (Kabirleri Ve Kalpleri Keşif) Velayetin Daha İlk Basamağı Olduğu İnancı Meşhurdur. Ancak Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Şu Söz Gerçekten Onun İse Bu Kabullenişi Tereddütle Karşılamak Gerekir: "Kalplerde Olanı Allah Ve O'nun Vahyettiği Bir Rasulden Başka Kimse Bilemez.Vahiy Olmadan, Kalplerdekini Bildiğini İddia Eden, Alemlerin Rabbinin İlmine Sahip Olduğunu İddia Etmiş Olur..." (Imam Azamın Beş Eseri, Çev. Mustafa Öz. Ist. 1981, S.29. Arapçasi;24 ) Biraz Değişik İfadelerle Müslim, (Müslim, Iman 158; ) Ibni Mace (Ibn Mâce ,Fiten 1.) Ve Müsned'de(Müsned Iv'/438-39) Bulunan Bir Hadis De Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Bu Hükmü Destekler Görünür: Savaşta Bir Müşrikle Karşı Karşıya Gelen Bir Sahabi Onu "Allah'tan Başka İlah Yoktur" Demesine Rağmen Öldürür, Peygamber (S.A.) Bundan Hoşlanmaz Ve: "Karnını Yarıp Ta Kalbinde Olanı Bilseydin Ya!" Diye Üzüntüsünü Belirtir. Yine Ashabı İçerisindeki Münafıkları Vahiy Yoluyla Sadece Peygamberler Biliyordu Ve Sadece Huzeyfe'ye Bildirmişti. Sahabe'nin En İleri Gelenleri Dahil Onları Bundan Başka Kimse Bilmiyordu. Başta Ebu Bekr (R.A.) Olmak Üzere En Küçüğü Dahi En Büyük Veliden Daha Büyük Olanı Sahabenin Bilmediğini Başkaları Hiç Bilemez Şeklindeki İddia Ciddi Gibidir.


BAŞA DÖN

 Gayr-İ Menkul (Taşınmaz Mallar)

Taşınmaz Mallar. Akar Denilen Konut, Dükkan, Arsa, İşyeri Ve Benzeri, Başka Yere Taşınması Mümkün Olmayan Mallar. Arsa Üzerindeki Binalar, Ağaçlar Da O Arsaya Tabi Olacaklarından, Onlar Da Gayr-İ Menkul Sayılırlar.

"Akar" Da Fıkıh İlminde Gayr-İ Menkul Demektir. Fakat Akar Kelimesi Kiraya Verilip, Gelir Getiren Mallar İçin Kullanılmaktadır (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-I İslâmiyye Ve Istılahatı Fıkhiyye Kâmûsu Vı, 10).

Gayr-İ Menkulün Zıddı "Menkuldür". Bu Tür Malların, Gayr-İ Menkulün Aksine Bir Yerden Diğer Bir Yere Taşınmaları Mümkündür. Meselâ; Paralar, Hayvanlar Gibi Ölçülebilen Ve Tartılabilen Mallar Menkul Mallardır.

Gayr-İ Menkul İçinde Bulunan Mallar Da, Satış İşleminde, Gayr-İ Menkule Tabidir. Şöyle Ki, Satış İşlemi Yapılan Bir Beldenin Örfünde Satılan Şeyin Şâmil Olduğu Herşey, Beraber Satıldığı Açıkça Söylenmese De, Satılan Şeye Dahil Olarak Beraber Satılmış Olur. Meselâ Bir Ev Satılınca, Onun Bölümleri, Kileri, Ahır, Kapı Ve Pencereleri... Vb. Şeyler De Satışa Girdiği Gibi; Bir Bahçe Satıldığı Zaman İçinde Elma Ağaçları Varsa, Sözkonusu Bahçenin Satışına Orada Bulunan Elma Ağaçları Da Girmiş Olur. Alış İşlemleri Tamamlandıktan Sonra, Satıcı Kalkıp, Müşteriye, Ben Sana Sadece Evimi Satmıştım, Kileri Vermem, Veya Bahçeyi Satmıştım, Elmaları Vermem Diyemez. Böyle Bir İddia Geçersizdir.

Menkul Malların Satışının Caiz Olabilmesi İçin Kabz (Malın Alıcının Tasarrufuna Geçmesi) Şartı Vardır. Halbuki Gayr-İ Menkul Mallarda Kabz Şart Değildir. Şayet Kabzdan Önce Helâk Olma Tehlikesi Varsa O Zaman Mal Menkul Hükmünde Olur. Çünkü, Gayr-İ Menkulün Helâki Nadirdir. Menkul Bir Malın Kabzından Önce Satılması, Kiraya Verilmesi, Köle İle Mukâtep Yapılması İltifakla Caiz Değildir (İbn Âbîdin, Reddu'l-Muhtâr, Çev., Mehmet Savaş, Xı, 48).


BAŞA DÖN

 Gayr-İ Meşru Servet Zekata Tabi'i Midir?

Gasp, Çalmak, Zina Ve Kumar Gibi Gayr-İ Meşru Yollarla Elde Edilen Servet Zekata Tabi Değildir. Çünkü Gayr-İ Meşru Malın Sahibi Belli İse Ona İ'ade Etmek Lazım Gelir, Yoksa Fakir Ve Müstahak Kimselere Dağıtmak İcab Eder. Binaenaleyh Meşru Olmayan Yollarla Servet Kazanmak Haram Ve Günah Olduğu Gibi, Onu Elde Tutup Sahiplerine İ'adesini Veya Muhtaçlara Dağıtımı Ertelemek De Haramdır. Ancak Ölüm Sebebiyle Varislere İntikal Etmiş Olan Gay-İ Meşru Servet, Sahibi Bilinmediği Takdirde, Bazı Hanefi Ulemasına Göre Onlar İçin Mübah Sayılır.

 


BAŞA DÖN 

Gayr-İ Müslim (Müslüman Olmayan)

Müslüman Olmayan, İslâm'ın Dışında Başka Bir Dine Mensup Kişi.

İnsanlar İnanç Bakımından İki Gruba Ayrılır: Hz. Muhammed'in Peygamberlerin Sonuncusu (El-Ahzâb, 33/40) Ve Bütün İnsanlığın Peygamberi (El-A'râf, 7/158; Sebe', 34/28) Olduğuna İnanan Kimselere Müslüman; Hz. Muhammed'in Peygamberliğine İnanmayan Kimselere De Gayri- Müslim Denilir. Bu Tanıma Göre Ehl-İ Kitap Olanlar (Yahudiler Ve Hristiyanlar), Mecusiler, Dehriler, Sâbiîler, Mürtedler, Müşrikler Gayri-İ Müslim Sınıfına Girmektedirler.

İslâm Ülkesinde Bulunan Gayr-İ Müslimlerle Müslümanlar Arasında Birçok Münâsebetler Vardır. Bunlar İki Grupta Ele Alınabilir: Zımmîler: Zımmî Kelimesi, Zimmet Kökünden Türemiştir. Sözleşme, Antlaşma Anlamlarına Gelir. Istılahta İse; Antlaşma Sonucu Sürekli Olarak İslâm Ülkelerinde İkamet Etme Hakkına Sahip Olanlara Zımmî; Müslümanlarla Gayr-İ Müslimler Arasında Yapılan Bu Sözleşmeye De Zimmet Akdi Denilir.

Mekke'nin Fethinden Önce Yapılan Akitler Sürekli Olmamıştır. Yahudilerle Ve Mekke Müşrikleriyle Yapılan Sözleşmeleri Örnek Olarak Gösterebiliriz. Bu Sözleşmeler Belirli Bir Müddet Sonra Sona Ermiştir. Ancak, Mekke'nin Fethinden Sonra Nâzil Olan "Kendilerine Kitap Verilenlerden Allah'a Ve Ahiret Gününe İnanmayan, Allah'ın Ve Resulumün Haram Kıldığını Haram Saymayan Ve Hak Dini Din Edinmeyen Kimselerle, Küçülüp Boyun Eğerek Elleriyle Cizye Verecekleri Zamana Kadar Savaşın" (Et-Tevbe: 9/29) Ayetiyle Gayr-İ Müslimlerden Cizye Alınmasına İşaret Edilmiştir. Dolayısıyla Zimmet Akitleri Mekke'nin Fethinden Sonra Yapılmıştır.

Gayr-İ 'Müslimlerden Bazılarıyla Zimmet Akdi Yapılamaz; Mürtedlerle Bu Akdin Yapılması Mümkün Değildir. Hanefi Fukahâsı Putperest Araplarla Bu Akdin Yapılamayacağı Görüşündedir. İmam Şâfiî Ve İmam Hanbel'e Göre Ehl-İ Kitap Ve Mecusiler Dışındaki Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılamaz. Evzâî Ve İmam Mâlik'e Göre Bütün Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılır.

Gayr-İ Müslimler Şu Yollardan Biriyle İslâm Tebaasına Girer Ve Zımmî Olurlar: İzinle İslam Ülkesine Girdikten Sonra Bu Ülkeden Haraç Arazisi Satın Alanlar Ve Bu Araziyi İşletenler; İkamet İzni Bittiği Halde Ülkeyi Terketmeyenler; Evlenerek Erkeğin Tebaasına Katılan Kadın (Kadın, İkamet Vb. Konularda Kocasına Bağlı Olur.) Cizye Vermeyi Kabullenen Fethedilen Ülke Halkı.

İslâm Ülkesi Tebaasına Giren Bir Zımmînin Tebaalığını Kaybetmesi İçin Şu Suçları İşlemesi Gerekmektedir: Müslüman Bir Kadınla Zinâ Etmek; Müslümanlara Savaş Açmak; Müslümanların İnançlarını İfsat Etmeye Kalkışmak; Devlet Düzenine Karşı Çıkmak; Cizye Vermemek.

Zımmîler Devlet Başkanı, Ordu Komutanı Ve Hâkim Olamazlar. Çünkü Bu Görevler Doğrudan Doğruya Müslümanlarla İlgilidir. Dünyevî İşlerde Zımmîlerden Bildikleri Konularda Yararlanılabilir.

İslâm Tebaasına Giren Zimmîlere Seyahat, İkamet, Din Ve Vicdan Hürriyetiyle Birlikte Eğitim, Çalışma, Sosyal Ve Kamu Hizmetlerinden Yararlanma Hakkı Da Verilmiştir.

BAŞA DÖN

Zımmîlerin İslâm Devletine Karşı Bazı Yükümlülükleri Vardır; Bunlar, Malî Ve Diğer Yükümlülükler Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Malî Yükümlülüklerin Başında Cizye Gelmektedir. Cizye Almak Nassla Sabittir (Et-Tevbe, 9/29). Peygamberimiz (S.A.S.) Düşmanla Karşılaşan Ordu Komutanlarından Şu Üç Emrin Yerine Getirilmesini İster: İslâm'a Davet Etmek, Cizye İstemek, Savaşmak (Ebû Dâvûd Cihâd, 83). Her Zımmîden Cizye Alınmaz; Bunun Belirli Şartları Vardır: Cizye, Ergenlik Çağına Gelmiş Erkeklerden Alınır. Kadınlar Ve Köleler Cizye Ödemezler. Kör, Kötürüm, Yoksul Ve Çalışamayanlardan Şafiîlere Göre Cizye Alınır, Diğer Mezheplere Göre Cizye Alınmaz. Bazı Mezheplere Göre, Gayr-İ Müslimlerin Din Adamlarından, Çalışamayacak Durumdaki Çiftçilerden De Cizye Alınmaz.

Devletin Koruma Görevini Yerine Getirememesi, Zımmînin Müslümanlarla Birlikte Ülke Savunmasına Katılması, Cizye Ödemeyi Engelleyen Durumların Ortaya Çıkması, Ölüm Hâli Ve Zımmînin Müslüman Olması Gibi Hallerde Cizye Borcu Düşer.

Harac, İctihad Yoluyla Alınan Bir Vergidir. Bir Tür Vergi Bazan Attırılabilir, Bazan Da Azalır. Devletlerarası Ticaretlerden Alınan Vergiye De "Uşûr" Adı Verilir.

Gayr-İ Müslimler, Müslümanları Kendi Dinlerine Davet Edemezler; Müslümanları Küçük Düşürücü Davranışlarda Bulunamazlar; Kılık Ve Kıyafetleri Yönüyle Müslümanları Taklid Edemezler; Yasaklanan Fiilleri İşleyemezler; Haram Olan Şeyleri Müslümanlara Satamazlar.

Müslümanlarla İlişki İçinde Bulunan Gayr-İ Müslimlerin Diğer Bir Grubuna Da "Müste'men" Adı Verilir; "Güven İçinde Olan, Emân Verilen, Güvenliğe Kavuşan" Anlamlarını İfade Eder. Terim Olarak Anlamı; Belirli Bir Süre İçin İslâm Ülkesine Girmek Ve Orada Emin Olarak Kalabilmek İçin Kendisine İzin Verilmiş Olan Gayr-İ Müslime Bu Ad Verilir.

Kur'an'da "Eğer Müşriklerden Biri Emân Dileyip Yanına Gelmek İsterse, Onu Yanına Al Ki, Allah'ın Sözünü İşitsin; Sonra Onu Güven İçinde Bulunacağı Yere Ulaştır" (Et-Tevbe, 9/6) Ayeti Bu Konuya Delil Teşkil Etmektedir.

Müste'menler Dört Sınıfa Ayrılmaktadırlar: Elçiler, Tüccarlar, İlim Tahsilinde Bulunanlar, Ziyaret Ve Gezmek Amacıyla Gelenler.

Emânın Nasıl, Kimlere Ve Kimler Tarafından Verildiğini Şöylece Özetleriz:

1- Özel Emân: Bir Kişiye Veya Küçük Bir Gruba Verilen Emândır. Bu Emânı, Büluğ Çağına Gelen Herkes Verebilir: Hanefilere Göre Bu Emânı Müslümanlarla Aynı Safta Savaşan Zımmîler Bile Verebilir. .

2- Genel Emân: Büyük Bir Topluluğa, Yerleşim Bölgesine Verilen Emândır. Hanefilere Ve Şâfiîlere Göre Bunu Ancak Devlet Başkanları Verebilir.

3- Örf Ve Âdete Göre Verilen Emân: Bunlar,' Kendilerine Emân Verilmediği Halde Emân Verilmiş Olanlardır. Yanlarında Bulunan Mektuplar, Ticaret Mallan Müste'men Sayılmasına Delâlet Eder. Bunlar; Elçiler Ve Tüccarlardır.

4- Antlaşmadan Doğan Emân: Antlaşma Yoluyla Elde Edilen Emândır.

5- Yakınlık Yoluyla Emân: Bir Şahsa Verilen Emân Onun Çocuklarını Da İçine Alır.

Emânın Sona Ermesi Müste'menin İslâm Ülkesinden Çıkıp Harp Ülkesine Girmesiyle Başlar. Bunlar İslâm Ülkeşinin Vatandaşı Değildir.

Hanefîlere Göre, Müste'menlere Allah Hakkından Ve Kamu Haklarından Dolayı Ceza Verilmez. Hırsızlık, Soygun Gibi. İmâm Şâfiî'ye Göre İse Ceza Verilir.

Müslümanların Veya Gayr-İ Müslimlerin Hayata Karşı İşledikleri Suçlarda Suç İşleyenin Durumu Göz Önüne Alınır. Suçu İşleyenin Kimliğine Göre Farklı Cezalar Uygulanabilir. Bir Müslümanla Bir Gayr-İ Müslim, Veya Bir Mürted Aynı Cezaya Çarptırılmaz. Bazı Hukukî Farklılıklar Ortaya Çıkar; Ama Hiçbir Zaman Gayr-İ Müslime Haksızlık Yapılmaz.

Evliliklerde Din Olgusu Önemli Bir Meseledir. Müslüman Bir Erkeğin Ehl-İ Kitap Bir Kadınla Evlenmesinde Sakınca Yoktur (El-Mâide, 5/5). Müslüman Bir Erkek Müşrik Kadınla Evlenemez. İmanlı Bir Cariye Müşrik Kadına Tercih Edilmektedir (El-Bakara, 2/221). Müslüman Kadın Müşrikle Evlenemez (El-Bakara, 2/221). Ailede Etkin Kişinin Erkek Olduğu Düşünüldüğünde Müslüman Bir Kadının Ehl-İ Kitaptan Bir Erkekle Evlenmesine İzin Verilmemiştir. Gayr-İ Müslimlerin Kendi Aralarındaki Evlilikleri Mûteber Kabul Edilmiştir. Bunların Kendi Aralarında Belirlemiş Oldukları Mehirler Mûteberdir, Geçerlidir. Müslüman Erkekle Evlenmiş Olan Gayr-İ Müslim Kadın, Kocasından Boşandığı Zaman Müslüman Kadının İddetine Tabidir. Müslüman Bir Erkekten Boşanan Müslüman Bir Kadın Kocasından Nasıl Nafaka Alıyorsa, Gayr-İ Müslim Bir Kadın Da Müslüman Bir Erkekten Ayrıldığı Zaman Müslüman Kadın Gibi, Nafaka Alır.

Ehl-İ Kitabın Yiyecekleri Müslümanlar İçin Helâldir. Kur'an'da, "Kendilerine Kitap Verilenlerin Yemeği, Size Helâl, Sizin Yemeğiniz De Onlara Helâldir" (El-Mâide, 5/5) Buyurulmaktadır. Gayr-İ Müslimlerle İnsanî İlişkiler Sürdürülür; Hastaları Ziyaret Edilir, Hediyeleşilir, Selamlaşılır; Dünyevî Konulardaki Bilgi Ve Becerilerinden Yararlanılır Komşuluk Münasebetleri Sürdürülür.


BAŞA DÖN

Gayri Müslimle Komşuluk İlişkileri

Müslümanla Zimmî (Islâm Hâkimiyetini Kabul Etmiş Ehli Kitap Vatandaş) Arasında Zorunlu Olan Her Türlü Muameleyi Yapmak Caizdir (Hindiye, V/348 (Sirâciye'den)).

Müslüman, Onların Ömürlerinin Uzun, İşlerinin İyi Olmasına Vb. Dua Edemez. Onların Bağışlanmalarına Da Dua Edemez. Çünkü Allah (Cc) Müşrikleri Asla Bağışlamayacâğını Bildirmiştir(K. Münafikûn (63) 6). Buna Rağmen Bağışlanmalarını İstemek, A1lah'i Yanlış Hüküm Vermekle Suçla