FIKIH ANA SAYFA   I  SİTE ANA SAYFA

G

 

Gabn (Alışverişte Aldatmak)  Gadr, Gaddarlık (İhanet)  Ganimet Gabn-İ Fâhiş (Malı Değerinin Çok Üstünde Satmak)

Ganîmetlerin Taksimi Gaib Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir? Gasb Etmek Gabn-İ Yesîr( Alış Verişte Hile İle Çok Kazanmak)

Gasb Gayb Gazab Garâmet (Alış Verişte Zarar Etmek) Gasl, Gasl-I Meyyit(Ölüyü Yıkama) Gayr-İ Menkul (Taşınmaz Mallar)

Gayr-İ Meşru Servet Zekata Tabi'i Midir? Gayr-İ Müslim (Müslüman Olmayan) Gayri Müslimle Komşuluk İlişkileri Gazi, Gazilik

Bir Kimse Bir Şeyi Gasbedip Kullansa, Kullandığı Sürenin Karşılığını Verecek Mi? Gayri Müslümle Ortaklık Kurmak Gaz Ve Abdest

Gazete Ve Dergilerde Bulunan Kadın Resmiyle Televizyondaki Görüntüsüne Bakmak Haram Mıdır? Gerdek Gecesi

Gece İbadeti  Gece Tırnak Kesmek  Geçici Evlenme Engelleri Gelinin Kayınpederle Halveti  ● Gelinin Saçını Yaptırması

Gelinlik Giymek Günah Mıdır? İsraf Olması, Ödünç Alınmasının Mahzuru Söz konusu Olabilir Mi?   Gümüş Yüzük Gıybet

Gece Yatarken İlle De Sağ Tarafımıza Mı Yatmalıyız? Genelevlerin Lüzumlu Olup Olmaması Giyabi Cenaze Namazı Kılmak Caiz mi

Gerçek Pislikler De Kaba Ve Hafif Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Görülen Ve Görülmeyen Pislikler Güzel Elbise Giymek Dinen Nasıldır?

Gübre İçin Yapılan Masraf Düşürülmeden Mi Yoksa Düşürülerek Mi Toprak Mahsullerinin Zekatı Verilir? Gümüş Veya Altından Ev Eşyasının Ticareti Ve İmali Hakkında İslam'ın Hükmü Nedir?

 Gurbette Vefat Eden Kimsenin Cenazesini Memleketine Getirmek Caiz Midir? Gurur-Gururlu   Guslü Gerektirmeyen Haller Guslün Adabı Gusül (Boy Abdesti)    Güzel Veya Çirkin Görülen İşler

 

Gabn (Alışverişte Aldatmak)

Alış-Verişte Aldatmak, Eksik Vermek, Saklamak, Gizlemek, Farkına Varmamak Gibi Anlamlara Gelen Bir İslâm Hukuku Terimi.

Gabn Alış-Verişlerde, Normal Kıymetin Üstünde Veya Altında Olmak Üzere Bedeller Arasında Eşitsizliğin Bulunmasıdır. İslâm'da Alış-Verişlerde Kâr Yasaklanmadığı Gibi, Buna Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak Yalan, Hile, Satılan Malı Kendisinde Olmayan Sıfatlarla Övme Veya Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır. Tarafların Yalan Ve Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok Yüksek Veya Çok Düşük Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir.

Kur'an-I Kerîm'de Şöyle Buyurulur:

"Birbirinizin Mallarınızı Haram Sebeplerle Yemeyiniz. Meğer Ki (O Mallar) Sizden Karşılıklı Rızaya Dayanan Bir Ticaret Malı Ola"(En-Nisâ, 4/29). Ayette Sözü Edilen Karşılıklı Rıza Ancak Belirli Miktar Mal Ve Satış Bedeli Üzerinde Olur. Bir Kimse Alış-Verişte Aldatıldığım Bilse, Satım Akdine O Hâli İle Razı Olmayacaktır.

Enes B. Mâlik (Ö. 93/712)'Ten Rivâyete Göre, Hıbban B. Munakkız Alışverişlerinde Aldatılıyordu. Hz. Peygamber Kendisine Şu Tavsiyede Bulundu: " Alış-Veriş Ettiğin Zaman Şöyle De: Aldatma Yok Ve Benim İçin Üç Gün Muhayyerlik Hakkı Vardır" (Buhârî, Buyû', 48; Husumet, 3; Müslim, Buyû', 48). Yine Hadiste, "Hile Yapan Benden Değildir" (Müslim, İman;164; Ebû Dâvûd, Buyû, 50; Tirmizî, Buyû' 72) Buyurulur.

Gabn; Fâhiş (Çok Aldatma) Ve Yesîr (Az Aldatma) Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına Çıkılınca Gabn Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da Artar. Yesîr Gabn, Bilirkişinin Değerlendirme Alanı İçinde Kalan Az Aldatmalardır. Meselâ, Yüz Liraya Satın Alınan Bir Mala, Piyasa Fiyatlarından Anlayan Bir Bilirkişi Doksan, Diğeri Doksanbeş Lira Kıymet Biçerse Yüz Liralık Satış Bedeli Yesîr Gabn Sayılır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek Ölçüde Yüksek Veya Düşük Fiyatla Satım Akdinde Fâhiş Gabn Vardır.

Meselâ On Liraya Alınmış Olan Bir Mala, Bilirkişilerden Birisi Beş Diğeri Altı, Başka Birisi De Yedi Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş Olur. Böylece, Bu Malın Beş Liranın Altında Veya Yedi Liranın Üstünde Satılması Hâlinde Gabn Gerçekleşir (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv, 159).

Belh Fakîhlerinden Nusayr B. Yahyâ (Ö. 268/881), Satım Akdine Konu Olan Malların Az Veya Çok Tasarrufa Uğramalarını Göz Önüne Alarak Fâhiş Gabni; Gayr-İ Menkullerde %20, Hayvanlarda % 10 Ve Menkul Ticaret Eşyasında %5 Olarak Sınırlamış Ve Piyasa Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak Yapılacak Satışların Fâhiş Gabn Derecesinde Olduğunu Belirtmiştir (İbn Nüceym, El-Bahru'r-Râik, Mısır 1334, Vıı, S.169). Mecelle 165. Maddesinde Aynı Ölçüleri Esas Almıştır. Bu Nisbetler Uygulama İle İlgilidir. Günlük Hayatta, Çok Vukû Bulan Muâmelelerde Aldanma İhtimâli Azalırken, Nâdiren Yapılanlarda Yükselir (Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I, S.247). Yukarıdaki Nisbetlere Varmayan Aldatmalar, Az Aldatma Sayılır.

Yesîr Gabnin Satım Akdine Bir Etkisi Olmaz Ve Akdi Feshetmeye İmkân Vermez. Çünkü Bundan Sakınmak Güçtür. Günlük Hayatta Çok Olağan Bir Durumdur. İnsanlar Normal Olarak Bunu Müsâmaha İle Karşılarlar. Hanefîler Üç Durumu Bundan Müstesna Kıldılar Ki, Bunlarda Töhmet Sebebiyle, Yesîr Gabn Yüzünden Akdi Feshetmek Mümkün Olsun. Bu Haller Şunlardır:

A) Serveti Borcunu Karşılamayan Borçlunun Tasarrufu. Böyle Bir Borçlu, Yesîr Gabnle De Olsa Malından Birşeyi Sattığı Veya Satın Aldığı Zaman, Borçluların Akdi Fesih Hakkı Vardır. Ancak Diğer Tarafın Gabni Kaldırması Durumu Müstesnâdır. Çünkü Borçlunun Tasarrufu, Alacaklıların İcazetine Bağlıdır. İcazet Verirlerse Akit Yürürlük Kazanır, Vermezlerse Bâtıl Olur.

B) Ölüm Hastasının Tasarrufu. Ölüm Hastası Yesir Gabnle Mal Satsa Veya Satın Alsa, Alacaklıların Veya Bunların Ölümü Hâlinde Vârislerin, Bu Tasarrufu Fesih Talep Etme Hakkı Vardır. Ancak Karşı Tarafın Gabni Kaldırması Durumu Müstesnâdır.

C) Vasînin, Yetimin Bir Malını Kendi Oğlu Veya Karısı Gibi Lehine Şahitlik Yapması Caiz Olmayan Kimselere Yesîr Gabnle Satması Hâlinde Akit Bozulur.

Fâhiş Gabn İse, Âkidin Rızasına Etkili Olur Ve Onu Ortadan Kaldırır. Ancak Bu Şekilde Aldatılan Kimsenin Akdi Feshedip Edilmeyeceği İhtilâflıdır.

Hanefilere Göre, Fâhiş Gabnin Satım Akdini Feshe Sebep Olması İçin Hile (Tağrîr) İle Birlikte Bulunması Gerekir. Tağrîr; Bir Kimseyi Söz, Fiil Ve Davranışlarıyla Etkileyerek, Satım Akdinin Onun Yararına Olduğunu Telkin Etmek Ve Onu Piyasa Fiyatının Dışında Bir Satış Bedeline Razı Etmektir. Burada Aldatmanın Çok Ciddî Nitelikte Olması Gerekli Değildir. Taraflardan Birisinin Veya Dellâl Gibi Üçüncü Bir Şahsın, Sözlerine, Akdi Yapmaya Sevkedici Nitelikte Yalan Karıştırması Fesih Hakkının Doğması İçin Yeterlidir. Yalan Ve Hile Bulununca, Aldatılan Ma'zûr Sayılır. Çünkü Satım Akdine Rıza, Aldatmanın Bulunmaması Esasına Dayanır. Aldatma Olunca, Rıza Tam Olarak Bulunmuş Sayılmaz.

BAŞA DÖN

Ancak Hanefiler Üç Durumda Aldatma Olmasa Bile Fâhiş Gabn Hâli Gerçekleşince Akdi Feshetmeyi Caiz Görürler. Bunlar: Beytu'l-Mal'ın Malları, Vakıf Mallar Ve Küçüklük, Akıl Hastalığı Yahut Sefâhet Gibi Sebeplerle Hacir Altında Bulunanların Malları (Ali Haydar, A.G.E., I, S.588, 589; Mecelle, Mad. 356

Hanbelîlere Göre Aldatma Olsun Veya Olmasın Fâhiş Gabn Hâli Varsa Şu Üç Durumda Aldatılan Satım Akdini Feshedebilir.

A) Şehre Mal Getirenleri Yolda Karşılama. Bu, Şehre Mal Getiren Kimseleri, Henüz Şehir Merkezine Ulaşmadan Yolda Karşılamak Ve Eşya Fiyatlarını Öğrenmesine Fırsat Vermeden Malını Satın Almaktır. Bu Haramdır Ve Bir Ma'siyettir. Bunlarda Fâhiş Gabn Hâli Varsa Satım Akdini Bozma Hakkı Vardır. Çünkü Hz. Peygamber "Mal Getiren Binitlileri Yolda Karşılamayınız" (Buhârî, Buyû', 72, İcâze, 11, 19; Müslîm, Buyû', 21; Ebû Dâvûd, Buyû', 45) Buyurur: Şâfiîler De Bu Görüştedir.

B) Hileli Açık Arttırma (Neceş), Satışa Arzedilen Malın Fiyatım Arttırmaktır. Kişi Bunu Satın Almak İçin Değil, Başkasını Aldatmak İçin Yapar. Burada Müşteri İçin, Arttıranın Almayı İstemediğini Bilmediği Zaman Muhayyerlik Hakkı Sâbit Olur. Şâfiîlere Göre Bu Durumda Muhayyerlik Hakkı Yoktur (Muğni'l-Muhtac; Iı, S, 37; El-Mühezzeb, I, S.291).

C) Satıcıya Fiyat Konusunda Güvenen Kimse (Müstersil). Bu, Eşya Fiyatlarını Bilmeyen, Pazarlık Yapmayı Sevmeyen Ve Satıcıya İtimat Eden Kimsedir. Daha Sonra Fiyatta Büyük Bir Aldatma Durumu Ortaya Çıksa Alış-Verişi Bozmak İçin Muhayyerlik Hakkı Doğar. Mâlikîler, Bu Üç Durumda Da Satım Akdinin Geçerli Olduğunu; Ancak Bu Şekildeki Alış-Verişin, Hadislerdeki Yasaklama Yüzünden Haram Olduğunu Söylerler (Vehbe Ez-Zühaylî, El-Fıkhu Î İslâmî Ve Edilletuhu, Dimaşk, 1405/1985, Iv, S.223, 224).

Şâfiîlere Göre Fâhiş Gabnin Satım Akdine Bir Etkisi Bulunmaz. Aldatma Olsun Veya Olmasın Hüküm Değişmez. Çünkü Aldatma, Çoğu Zaman Aldatılanın Kusuru Yüzünden Vukû Bulur. Alıcı, Anlayan Birisine Sorsa, Gabn Meydana Gelmezdi (Muğnî'l Muhtâc, Iı, S.36).

Ebû Hanîfe'ye Göre Alış-Veriş İçin Mutlak Vekil Kılınan Kimse; Müvekkilinin Malını Fâhiş Veya Yesîr Gabnle Yahut Benzer Fiyatıyla; Kısaca Kendisinin Uygun Gördüğü Bir Fiyatla, Yahut Şart Muhayyerliği İle Satabilir. Ancak Bu Malı Kendisine Veya Lehlerine Şahitliği Geçerli Olmayan Hısımlarına Satması Durumu Müstesnâdır. İmam Muhammed Ve İmam Ebû Yusuf'a Göre İse, Alış-Verişe Vekil Olan Kimse, Satım Akdini Fâhiş Gabinle Yapsa, Menfaati İhlâl Olunan Kimse Fesih Talebinde Bulunabilir (Ali Haydar, Düraru'l Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I. S,138, 589, Iıı. S, 921; Mecelle, Mad. 64, 356, 1494).

İmam Mâlik (Ö 179/795)'E Göre, Fâhiş Gabn Terimiyle İfade Edilen Çok Aldanma, Malın Kıymetinin Üçte Biri İle Sınırlandırılmıştır. Buna Göre Bir Mal, Kıymetinin Üçte Birinden Daha Yüksek Veya Üçte Birinden Daha Az Bir Fiyatla Satılmış Olsa Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş Olur. Eğer Bu Miktar Aşılmamışsa Az Bir Aldanma Olur Ki, Bu Olağandır (El-Cezîrî, Kitâbu'l-Fıkıh Ale'l Mezâhibi'l Erbaa, Iı. S, 284). Hz. Ebû Bekir (Ö.13/634) Halife İken Vâlilerine Yaptığı İrşâdında Fâhiş Gabn Nisbetini Üçte Bir Olarak Belirtmiştir. İmam Mâlik'in Dayandığı Delil Hz. Ebû Bekir'în Bu Uygulamasıdır. Daha Sonra Mâlikî Mezhebinde, Bir Yüzde Vermek Yerine, Gabn Şöyle Tarif Edilmiştir: Bir Malın, Kıymetinden Açık Yani Göze Batan Bir Şekilde Fazla Veya Eksik Bir Fiyatla Satılmasıdır. Fazlalık Veya Noksanlık Açık Olduğu Zaman Fâhiş Gabn Meydana Gelir. Hanbelilerin Bu Konudaki Görüşü De Mâlikîler Gibidir (İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, S. 585; El-Cezîrî, A.G.E Iı, S. 284; Gazzâlî, İhyâu Ulûmi'd-Din, Mısır 1375/1956, Iı, S. 72).

İslâm Hukukunun Gabn Ve Tağrir (Hile) Konusunda Açık Ve Kesin Bir Sınır Getirmeyişinin Amacı, Nisbetlerin Tesbitini Beldelerin Örflerine Bırakmaktır. Çünkü Ekonomik Bakımdan Kalkınmış Ve Paranın Değerini Korumayı Hattâ Sürekli Yükseltmeyi Başarmış Ülkelerde Fiyatlar Çoğu Zaman İstikrarlıdır. İnsanlar Uzun Süre, Bazan Yıllarca Aynı Seviyede Kalan Piyasa Fiyatlarının Dışına Çıkılmasına Razı Olamaz. Fakat Paranın Sık Sık Değer Kaybettiği Ve Eşya Fiyatlarının Sürekli Olarak Arttığı Bir Ekonomide, İnsanlar Fiyat Değişikliklerine Alışırlar; Bu Yüzden Meselâ %5 Olan Menkul Eşya Fâhiş Gabn Nisbeti Önemini Kaybedebilir. Bu Yüzden Bazı Avrupa Ülkelerinde Ve Türk Borçlar Kanununun 21. Maddesinde, Aşırı Yararlanma Adı Verilen Gabn Hâlinin Meydana Gelmesi İçin İki Şart Konulmuştur. Mal Ve Satış Bedeli Arasında Aşırı Bir Nisbetsizlik Bulunmalı Ve Bu Nisbetsizlik Karşı Tarafın Özel Durumunun İstismar Edilmesinden Doğmuş Olmalıdır. Darda Kalma, Hıffet Hâli Ve Tecrübesizlik, Özel Durumun Belirtileridir (Kefalettin Birsen, Borçlar Hukuku Dersleri; İstanbul 1954, S.104 Vd; Kemal Tunçomağ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, I, S. 227 Vd).

İslâm'da, Fâhiş Fiyatla Satın Alınan Mal Elden Çıksa, Tüketilse Veya Malda Geri Vermeye Engel Bir Eksiklik Meydana Gelse Artık Fesih Hakkı Kullanılarak Satım Akdi Bozulmaz (Ali Haydar, A.G.E, I, S. 586, 587).

 

 


BAŞA DÖN

Gabn-İ Fâhiş (Malı Değerinin Çok Üstünde Satmak)

Alış-Verişte Büyük Aldatma Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi. Gabn; Aldatmak, Eksiltmek Anlamındadır. İslam Hukukçuları Bu Kelimeyi Genelde Hususi Akitlerde Anlaşma Zamanında Akitte Her İki Tarafın Bedelinin Birbirine Eşit Olmadığım, Diğer Bir İfadeyle, Satıcı Veya Müşteri Aleyhine Meydana Gelmiş Olan Bir Aldanmayı İfadede Kullanmaktadırlar.

Gabn, "Gabn-İ Fâhiş" Ve "Gabn-İ Yesîr" Olmak Üzere İki Çeşittir. En Genel Anlamda, Gabn-İ Fâhiş "Normalden Fazla Aldanmayı", Gabn-İ Yesîr De

"Olağan Ve Basit Aldanmayı" İfade Eder. Azlık Ve Çokluk İzâfi Olduğu İçin, İslâm Hukukçuları, Hangi Aldanmanın Gabn-İ Fâhiş, Hangisinin Gabni Yesîr Olduğunu Mümkün Mertebe Kesin Bir Ölçüye Bağlamaya Gayret Sarfetmişlerdir. Ancak, İslâm Hukuk Ekollerinin Gabn-İ Fâhişi Tesbit Ölçüleri Birbirinden Farklı Olduğu İçin, Gabn-İ Fâhiş Ve Gabn-İ Yesîr Anlayışları Da Büyük Ölçüde Farklılık Arzeder.

Hanefi Ekolünde, En Genel Tarifiyle Gabn-İ Fâhiş; "Herhangi Bir Malı, O Malın Fiyatı Hakkında, Bilirkişilerin Tesbit Ettiği Tahmini Fiyattan Oldukça Fazla Bir Fiyatla Satma Ya Da Satın Alma Durumu"; Gabn-İ Yesîr İse, "Bir Malı, Bilirkişilerin Tahmin Sınırları İçerisinde Kalan Bir Fiyatla Satma Ya Da Satın Alma Durumudur." Meselâ; Bir Mal Yüz Lira Üzerinden Satın Alınmış, Daha Sonra, Bilirkişilerin Görüşüne Başvurulmuş, Bilirkişilerin Bir Kısmı Sözkonusu Malın Değeri Hakkında, Bu Mal Ancak Altmış Lira Eder; Bir Kısmı, Elli Lira Eder; Diğer Bir Kısmı İse, Bu Mal Ancak Yetmiş Lira Eder Derse Bu Durumda, O Malın Yüz Liraya Alınması Durumunda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olur.

Şâfiî Ekolünde İse, Gabn-İ Fâhiş; Bir Malın, Kendine Denk Bir Malın Fiyatından (Semen-İ Misil) Daha Fazla Bir Fiyata Satın Alınması Durumunda Sözkonusu Olur. Bir Malın Aynısı Veya Yakın Benzeri Piyasada Yüz Liraya Satılıyorsa, O Malı Yüzyirmi Liraya Satın Almak Gabn-İ Fâhiştir.

Mâlikî Ekolünde De, Gabn-İ Fâhişin Ölçüsü, Genelde Aldanmanın, Malın Değerinin Üçte Biri Nisbetinde Veya Bundan Daha Fazla Olması Olarak Tesbit Etmiştir (İbn Cüzey, El-Kavânînu'l-Fıkhiyye, Beyrut (T.Y.), S. 177.)

Mecelle'de Gabn-İ Fâhişin Ölçüsü Malların Çeşidine Göre Ayarlanmıştır. Buna Göre, Menkul Ticaret Mallarında %5 Veya Daha Fazla; Hayvanda % 10 Veya Daha Fazla; Gayr-İ Menkulde %20 Veya Daha Fazla Aldanma Gabn-İ Fâhiştir (Mecelle, Md.165). Bu Oranlama Malın Gerçek Değerine Göre Yapılacaktır.

Gab-İ Fâhişin Akitlerin Sıhhatine Etkisine Gelince; İslâm Hukukunda Kâr Yasaklanmadığı İçin, Hukukî Ehliyete Sahip Kişilerin Yaptıkları Karşılıklı Borç Yükleyen (Muâvazalı) Akitlerde, Akdi Yapan Kişilerin (Taraflar) Elde Ettikleri Yararların Farklı Olması, Genel Anlamda Meşrû Görülmüştür. Bu Yüzden, Normal Sınırlar Çerçevesinde Cereyan Eden Bu Yarar Farklılığına Müdâhale Edilmemiştir. Ancak Bu Serbestliğin Kötüye Kullanılması (Hile, Tağrîr) Ve İnsanların İhtiyaçlarının Ve Saflıklarının İstismar Edilmesi Durumunda Sözkonusu Haksızlığı Kaldırmak İçin Hukukî Hayata Müdâhale Edilmiştir. Şöyle Ki; Alım-Satımda, Kasden Aldatma (Tağrîr) Amacı Olmaksızın, Gabn-İ Fâhişin Sözkonusu Olması Durumunda, Aldanan Taraf Gerek Satıcı Gerekse Müşteri Olsun Akdi Feshedemez. Bunun İstisnası Yetim Malıdır. Kasden Aldatma Amacı Olmasa Bile, Yetim Malı Gabn-İ Fâhişle Satılırsa, Yetimin Haklarını Korumak Bakımından Bu Akdin Feshedilmesi Gerekli Görülmüştür. Kamu Malları Da Aynı Hükme Tabidir (Mecelle, Md. 356).

Ancak, Akdin Taraflarından Biri Diğerini Aldatmak Suretiyle, Alım-Satımda Gabn-İ Fâhiş Sözkonusu Olursa Aldanan Taraf (Mağbûn) Alım-Satımı Feshetme Hakkına Sahiptir. Bu Fesih Hakkına "Gabn Ve Tağrîr Muhayyerliği" Denilir (Mecelle, Md. 357; Geniş Bilgi İçin Bkz. İbn Âbidîn, Muhammed Emin, Tahbîru't-Tahrîr, Fi İbtâli'l-Kadâ Bi'l-Feshi Bi'l-Ğabni'l-Fâhiş Bilâ Tağrîr, Resailu İbn Âbidîn, Iı, 66-82).

 


BAŞA DÖN

 Gabn-İ Yesîr( Alış Verişte Hile İle Çok Kazanmak)

Alış-Verişte Basit Bir Aldatma Anlamında Kullanılan Bir İslâm Hukuku Terimi.

Gabn; Aldatmak, Aşırı Yararlanmak Ve Bir Şeyin Miktarını Eksiltmek Gibi Anlamlara Gelir. Bir Terim Olarak İse; Hususî Akitlerde, Anlaşma Sırasında, Akitte İki Tarafın Bedellerinin Eşit Olmamasıdır. Gabn, Miktar Ve Derecesine Göre İkiye Ayrılır: Gabn-İ Fâhiş (Çok Aldatma) Ve Gabn-İ Yesir (Az Aldatma).

İslâm Hukukunda, Alış-Verişte Kâr Yasaklanmadığı Gibi Ona Bir Sınır Da Konulmamıştır. Ancak Alış-Verişte Yalan, Hile, Satılacak Mallarda Bulunmayan Sıfatlarla Malı Övme Veya Satılan Maldaki Bazı Kusurları Gizleme Yasaklanmıştır (El-Cezîrî, Kitâbü'l-Fıkh Ale'l-Mezâhibi'l-Erbaâ, Iı, 283, 284). Tarafların Yalan Ve Hile İle Birbirlerini Aldatması Ve Böylece Malın Çok Yüksek Veya Çok Düşük Fiyatla Satılması Meşrû Görülmemiştir. Alış-Veriş Yapanlar Piyasa Fiyatlarının Esneklik Alanı İçinde Hareket Edebilirler. Bu Alanın Dışına Çıkılınca Gabn (Aldatma) Hâli Başlar Ve Nisbet Yükseldikçe Sorumluluk Da Artar. Gabn-İ Yesîrin, Satım Akdinin Sıhhatine Zarar Vermeyeceği İttifakla Kabul Edilmiştir. Çünkü Bundan Kaçınmak Güçtür. Diğer Yandan, İnsanlar Az Miktardaki Aldanmalara Razı Olurlar. Çok Aldatmanın Miktar Ve Sınırı Hakkında İse Kesin Bir Nass (Delil) Yoktur. Bu Konuda, Piyasadaki Uygulamaları Dikkate Alan Müctehidlerin Ortaya Koyduğu İctihadlar İse Farklı Olmuştur (El-Cezirî, A.G.E., Iı, 284, 285).

Hanefîler Bir Malın Piyasa Fiyatını Veya Piyasadaki Kıymetini Ölçü Alarak Gabni Belirlemeye Çalışmışlardır. Bilirkişilerin Değerlendirme Alanına Girmeyecek Ölçüde, Yüksek Veya Düşük Fiyatla Yapılan Satım Akdinde Gabn Vardır. Meselâ;10 Liraya Alınmış Mala Bilirkişilerden Biri Beş, Diğeri Altı, Başka Birisi De Yedi Lira Fiyat Biçse Ve On Lira Fiyat Biçen Olmasa, Fâhiş Gabn Meydana Gelmiş Olur (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Iv,159). Fâhiş Gabn Derecesine Ulaşmayan Az Aldatmalar İse Gabn-İ Yesîr Adını Alır.

Belh Fakîhlerinden Nusayr B. Yahyâ (Ö. 268/881) Alış-Verişte Fâhiş Gabn Miktarlarını, Gayr-İ Menkullerde %20, Diğer Menkul Mallârda %5, Hayvanlarda % 10 Olarak Sınırlamış Ve Piyasa Fiyatının Üstünde Veya Altında Bu Nisbetler Aşılarak Yapılacak Satışların Fâhiş Gabn Derecesinde Olacağını Belirtmiştir (İbn Nüceym El-Bahru'r-Râik, Mısır 1334, Iı, 169).

İşte Yukarıda Belirtilen Nisbetlere Varmayan Aldanmalar Az Aldanma (Gabn-İ Yesîr) Sayılır Ve Bunun Akde Etkisi Olmaz. Meselâ; Piyasa Fiyatı Dokuz-On Bin Lira Arasında Olan Menkul Bir Malın Onbinikiyüzelli Veya Sekizbinsekizyüz Liraya Satılması Gibi; Çünkü Bu Malın Fâhiş Gabn İçin Üst Sınırı Onbinbeşyüz, Alt Sınırı İse Sekizbinaltıyüzelli Liradır (Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm, I, 238).

Ancak Paranın Sık Sık Değer Kaybettiği, Eşya Fiyatlarının Yükseldiği Ekonomilerde Yukarıda Belirtilen Gabn Miktarı Önemini Kaybedebilir. Çünkü Böyle Bir Piyasada Meselâ %5 Olan Menkul Mal Gabn-İ Fâhiş Miktarı Onbin Liralık Malda Beşyüz Liraya Tekâbül Eder. Böyle Bir Malı Onbinbeşyüz Veya Onbirbin Liraya Satın Alan Kimse Aldatıldığını Düşünmez. Mâlikî Mezhebine Göre Gabn-İ Yesîrin, Malın Kıymetinin Üçte Birinden Az Olan Aldatmada Gerçekleşmesi Gabn Konusunda İslâm'ın Esnek Bir Yol İzlediğini Gösterir (El-Cezîrî, A.G.E., Iı, 284; İbn Kudâme, El-Muğnî, Iıı, 585). (Ayrıca Bk. Gabn).

 


BAŞA DÖN

 

Gadr, Gaddarlık (İhanet)

Vefasızlık, İhanet, Verilen Sözü Yerine Getirmemek, Ahdi Bozmak. Arapça'da "Gadîr Veya Gaddâr Adam" Denilince, Sözüne Hiç Güvenilmeyen Kişi Anlaşılır (İbnü'l-Manzûr, Lisânü'l-Arab, Beyrut 1388/1968, V, 8vd; Er-Râgıb El-Lsfahânî, El-Müfredât, İstanbul 1986, S. 536-537). Ayrıca Söz Konusu Anlamlarla Yakından Alakası Olan Bir Şeyi İhlâl Etmek Ve Bırakmak Manasına Da Gelir (Firûzâbâdî, Besâiru Zevi't-Temyîz, Beyrut T.Y. Iv, 122). Nitekim Kur'an-I Kerim'de Şu Ayetlerde Bu Manadadır: "O Gün Dağlan Yürütürüz. Yer Yüzünü Dümdüz Ve Pürüzsüz Görürsün. (İnsanları) Kabırlerinden Kaldırıp Mahşer Yerinde Toplarız Da, Onlardan Hiç Birini Geride Bırakmamış Oluruz" (El-Kehf, 18/47). "Aşmel Defteri Konulmuştur. Günahkarları (O Amel Defterindeki Yazılı) Şeylerden Titreyerek Korktuklarını Ve " Eyvah! Bu Nasıl Defterdir Ki, Bize, Küçük Büyük Hiçbir Şey Bırakmayıp, Hepsini Sayıp Dökme" Dediklerini Görürsün. Zira Dünyada İşlemiş Olduklarını Hazır Bulmuşlardır"(El-Kehf, 18/49).

İslâm'da Ahde Vefa Emredilirken, İhanet Ve Vefasızlığın Da Yasaklandığı Kesin Emirlerle Bildirilmiştir. Fakat, Kur'an-I Kerim'de Ahde Vefa Gadr Kelimesinden Ziyade, Türkçe'de De Kullandığımız, "Hıyanet" Kelimesi Ve Türevleri İle "Ahd" Ve "Vefa" Kelimeleri İle İfade Edilmiştir: "Öyle Ki, Onlar Kendileri İle Yaptığın Anlaşmayı Her Defasında Hiç Korkmadan (Çekinmeden) Bozarlar. Savaşta Onları (Her Ne Zaman Yakalarsan, Öylesine Bozguna Uğrat, Darmadağın Et Ki, Arkalarındakiler Öğüt Ve İbret Alsınlar. Şayet Bir Topluluğun (Milletin) Hıyanetinden Korkarsanız, Eşit Ölçülere Göre Sen De Anlaşmayı Bozup (Suratlarına) At! Çünkü Allah Hainleri Sevmez" (El-Enfâl, 8/56-59).

Gadr, Yapılan Anlaşmayı Bozmak Manasında Hadislerde De Kullanılmıştır. (Buhârî, Cizye, 7). Gerek Ayetlerde, Gerekse Hadislerde, Karşı Taraf Anlaşmayı Bozmadıkça, Müslümanların Anlaşmayı Bozmamaları Emredilmiştir. Öbür Taraftan, Bir Ayette "Ey İman Edenler! Yaptığınız Akidleri Yerine Getiriniz..."(El-Mâide, 5/1). Buyurulurken, Diğer Bir Ayette Yüce Allah İsrailoğullarına (Yahudilere) Kendilerine Verdiği Nimet Ve İhsanları Hatırlatarak, "Ahdimi Yerine Getirin Ki, Ben De Ahdimi Yerine Getireyim..."(El-Bakara, 2/40), "Elest Bezminde" Kullardan Aldığı Söze Sadık Kalmalarını Emretmektedir. (Gadr Kelimesi Ve Türevlerinin Geçtikleri Hadisler İçin Bkz. Buhârî, Cizye, 7, 22; Ebû Dâvûd Cihad,150, Müslim, Cihad, 73; İbnü'l-Esîr, En-Nihâye Fi Garîbi'l-Hadîs, Iıı. 344-345). Meselâ Burada, İnsanları Evinde Bırakıp, Hapsedecek Kadar Şiddetli Karanlık Manasına Gelen Ve "Gadr" Kelimesinden Türeyen "Muğdire" Kelimesinin Geçtiği Bir Hadis Şöyledir: "Şayet" "Hur-I Iyn'den" Bir Kadın, Dünyaya İnsanların Dışarı Çıkamadığı Şiddetli Karanlık Bir Gecede Doğsa (İnse), (Bütün) Dünya Üzerindeki Şeyleri Aydınlatırdı.

Söz Konusu Gadr Veya Gaddarlık Türkçe'de Arapça'daki Manalarından Daha Değişik Manalarda Kullanılmıştır. Dilimizde "Zulüm, Hiç Merhameti Olmayan, Zalim, Merhametsizlik Veya Merhametsiz İnsafsız" Manalarında Kullanılan Bu Kelimelerin Bu Manalarıyla De İslâm Dininde Yasak Olan Fiilleri Ve Müslümanlara Yakışmayan Sıfatları İhtiva Eder. "Allah'ın, İnsanlardan Kendisine En Çok Kızdığı Buğzettiği Kişi, Husumette Gaddâr Olandır" (Tecrîd-I Sarih Tercemesi, Vııı, 387). Buradan Hareketle, Türkçe'de Kullanılan Gaddâr Kelimesinin Zulüm Ve Düşmanlıkta Zalimden Bir Derece Daha Aşırı Olanı İfade Ettiğini Anlamak Mümkündür.

 


BAŞA DÖN

 Gaib Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir?

Gaib Bir Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılınabilip Kılınamayacağı Hususunda İhtilaf Vardır. Şafii İle Hanbeli Mezheblerine Göre Kılınması Caizdir. Çünkü, Daha Önce İslam'ı Kabul Eden, Habeşistan Kralı Necaşinin Vefatını Vahiy Yoluyla Öğrenen Peygamber (Sav) Müslümanları Namazgaha Çıkarttı Ve Onun Cenaze Namazını Kıldırdı. Ancak Farz-I Kifaye Olan Cenaze Namazı Yerine Geçmez, Yani Bununla İktifa Edilmez. Mutlak Cenazenin Bulunduğu Yerde Cenaze Namazını Kılmak Gerekir. Hanefi İle Maliki Mezhebine Göre Gaib Ölü Üzerine Cenaze Namazı Kılınmaz.

 


BAŞA DÖN

 Ganimet

Daru'l-Harb*De Yaşayan Gayr-İ Müslim (Kâfir)Lerle Yapılan Savaş Esnasında Veya Savaşan İki Ordunun Karşılaşmaları Sırasında Gazilerin Kuvveti İle Düşmandan Alınan Mal. Ganimet Mallarından Taşınabilir Olanlarına, Ganâim-İ Me'lufe; Taşınmaz Mallara, Ganaim-İ Gayr-İ Me'lufe Denir. Enfâl De Denilen Ganimet Mallarına, Genel Anlamda Ganâim-İ Hâlise; Beşte Biri Devlet Hazinesine Ayrıldıktan Sonra Gazilere Dağıtılan Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Maksûme; Düşmandan Alınıp Da Henüz Gaziler Arasında Taksim Edilmeyen Ganimet Mallarına, Ganâim-İ Gayr-I Maksûme; Devlet Başkanının Veya Ordu Emîrinin, Savaşa Teşvik İçin Gazilere Fazladan Verdiği Ganimet Mallarına Neıl (Çoğulu Enfâl) Denir. Kur'an'ın Sekızınci Suresine, Ganimetlerden Bahsettiği İçin "El-Enfâl Sûresi" Denilmiştir. Düşmandan Harbetmeksizin Alınan Ganimete De "Fey" Denir.

"Allah'ın Onlardan Peygamber'ine Verdiği Fey'e Gelince, Siz Bunun Üzerine Ne Ata, Ne Deveye Binip Koşmadınız..."

"Allah'ın, O Kent Halkından, Resulune Verdiği Ganimetler Allah'a, Resule, Ve Ona Akrabalığı Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara, (Yolda Kalmış) Yolcuya Aittir... '

"(Bilhassa O Fey'), Hicret Eden Fakirlere Aittir..." (El-Haşr, 59/6, 7, 8).

"Sana Savaş Ganimetlerinden Sorarlar; De Ki: Ganimetler, Allah'ın Ve Resulunundur..." (El-Enfâl, 8/1).

"... Bilin Ki Ganimet Aldığınız Şeylerin Beşte Biri, Allah'a, Resulune Ve (Resul İle) Akrabalığı Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir..."(El-Enfâl 8/41) (Ayrıca Bk: Âl-İ İmrân 3/161, En-Nisâ, 4/94, El Ahzâb 33/50, El-Fetih 48/15, 19, 20).

"Artık Elde Ettiğiniz Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin..." (El Enfâl, 8/69).

Vaktiyle Müslümanlar Tarafından Fethedilerek Ya Mücâhidlere Veya Diğer Müslümanlara, Mülk Olarak Verilen Arazilerin (Arap Yarımadası Ve Basra Arazisi Gibi) Mahsullerinden Öşür (Onda Bir, Yahut Yirmide Bir Hisse) Adıyla Alınan Vergi İle Tüccardan Alınan Gümrük Vergisi İslâm Devletinin Önemli Bir Geliri İdi. Bunlar; Fakirlere, Parasız Kalan Yolculara, Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara, Hürriyeti İçin Anlaşma Bedelini Ödeyemeyen Kölelere Harcanırdı.

Müslümanlar Tarafından Zorla Zapt Ve Fethedildiği Halde Müslüman Olmayan Eski Sahibinin Elinde Bırakılan Veya Hariçten Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Mülk Olarak Verilen Yahut Sulh İle Fethedilip De Bir Vergi Karşılığında Gayr-İ Müslim Halka Terk Olunan Arazilerden Alınan Haraç (Adı Altında Alınan Vergi), İslâm Ülkesinde Yaşayan Gayr-İ Müslimlerden, Korunma Karşılığı Alınan Cizye, Yabancılardan Alınan Hediyeler Ve Harpsiz Olarak Elde Edilen Sulh Bedelleri De İslâm Devletinin Gelirlerindendir. Bu Gelirler, Müslümanların Menfaati Olan Sınırları Koruma, Yol, Köprü Yapım Ve Tamiri, Asker Ailelerinin Geçimini Sağlama, Devlet Memurlarının Ve İlim İle Uğraşanların Maaşlarını Ödeme Gibi Yerlerde Harcanırdı. Rikâz Adı Verilen Madenler İle Bulunup Çıkarılan Hazinelerin Ve Harp Neticesinde Düşmandan Alınan Ganimetlerin Muayyen Bir Kısmı Fakirler, Kimsesiz Yetimler Ve Borcunu Ödeyemeyen Borçlulara Sarfedilirdi.

Vâris Bırakmadan Ölenlerin Malları, Velisi Bulunmayan Maktullerin Kan Bedelleri, Sahibi Bulunmayan Yitik Mallar, Sahibi Bilinmeyen Terk Edilmiş Çocukların Ve Velisi Olmayan Fakir Çocukların Nafakalarına, Tedavi Ücretlerine, Techiz Ve Tekfinlerine, Hastahanelere Sarf Edilirdi.


BAŞA DÖN

 Ganîmetlerin Taksimi

Halkına Karşı Savaş Açılan Bir Ülke, Ya Sulh Yoluyla, Ya Da Savaşmak Suretiyle Zorla Fethedilir. Müslümanlar, Bir Yeri Sulh Yoluyla Fethettikleri Takdirde Hem O Zamanki Devlet Başkanı, Hem De Ondan Sonra Devlet Başkanı Olacak Şahıs, Anlaşma Şartlarına Uymak Mecbûriyetindedir. Araziler, Anlaşmayı Kabul Eden Karşı Tarafın Elinde Bırakılır. Böyle Bir Yerin Arazisi Üzerine Anlaşma Şartlarına Göre Bir Vergi Konulmamışsa, O Arazi Öşr Suyu İle (Yağmur, Dere, Kuyu, Çeşme) Sulanıyorsa, Öşr Üzerine; Haraç Suyu (Fetih Öncesi Sahiplerinin Açtığı Kanal Suyu) İle Sulanıyorsa, Haraç Üzerine Anlaşma Yapılır, Buna Göre Vergi Alınır. Müslümanların Gayr-İ Müslimlerden Savaşarak Elde Ettikleri Araziler Hakkında Şu Hükümler Geçerlidir; Devlet Başkanı Bu Hükümlerden Herhangi Birini Tatbik Etmekte Serbesttir.

1) Araziyi Eski Sahipleri Elinde Bırakır, Kendilerine Diğer Ganimet Mallarından Barınabilecekleri Miktarda Mal Verir. Arazilerinden Haraç, Kendilerinden De Cizye Alır. Hz. Ömer Irak'ı Fethettiğinde Böyle Yapmıştır.

2) Fethettiği Bölge Ahâlisini Oradan Çıkarır, Yerlerine Hariçten Getirilen Gayr-İ Müslimler Yerleştirilir. Bu Tür Arazi, "Haraç Arazisi" Diye Adlandırılır.

3) O Belde Ahâlisi Kendi İstekleriyle Müslüman Oldukları Takdirde, Arazileri Kendilerine Bırakılır Veya O Arazi Ganimetler (Ganimeti Hak Eden Muhâripler) Arasında Taksim Edilir. Resulullah (S.A.S.)'İn Feth Edilen Hayber Arazisi Hakkındaki Uygulaması Böyledir.

4) Bir Kısmı Gaziler Arasında Taksim Edilir, Diğer Kısmı Da Hazine Masraflarına Karşılık Devlet İçin Alıkonulur. Bu Şekilde Ahâliye Verilen Veya Gaziler Arasında Taksim Edilen Araziye "Öşrî Arazi" Denilir.

5) Herhangi Bir Taksimat Yapılmaksızın Bütün Arazi, Müslümanlar Adına Devlet Tarafından Muhâfaza Edilir. Böyle Araziye "Memleket Arazisi, Mirî Veya, Emîrî Arazi" Denir.

İmam Mâlik'e Göre Savaşarak Fethedilen Araziler, Gânimler Arasında Taksim Edilmez; Devlet Tarafından Vakıf Olarak Muhâfaza Edilir. Elde Edilen Haraçı Müslümanların, Cihad, Mescid, Köprü Gibi Masraflarına Sarfedilir.

İmam Şâfiî'ye Göre Böyle Araziler Diğer Ganimetler Gibi Beş Kısma Ayrılır. Bunlardan Bir Kısmı Devlet Hazinesine, Beşte Dördü İse Mücâhidlere Taksim Edilir.

Hanefi Mezhebine Göre Gaziler Arasında Taksimatı Yapılmasına Karar Verilen Araziler, Diğer Ganimet Malları Oranına Göre Taksim Edilir. Ganimetlerden Menkul (Taşınabilir) Malların Taksimi: Ganimet Mallarının Beşte Biri Allah'a (Ayette Geçen Bu İfade, Teberrüken Zikredilmiştir), Resulune, Onunla Akrabalığı Bulunanlara, Yetimlere, Yoksullara Ve Yolculara Aittir (El-Enfâl, 8/41). Yolculardan Maksat, Yolda Parası Kalmayanlardır. Geriye Kalan Beşte Dördü İse Muhâriplere Taksim Edilir. Muhâriplerden Piyade Olanlar Bir, Süvari Olanlar İse İki Hisse Alırlar. Kumandan Da Bir Fert Gibi Hisse Alır.

BAŞA DÖN

Bizzat Harbe Katılanlar Hisse Aldığı Gibi Bunlara Yardım İçin Hazır Bulunan Erler, Savaş Sahasında Bulundukları Halde Hastalık Ve Benzeri Özür Nedeniyle Savaşa Katılmamış Olanlarla, Ganimet Malları Henüz İslâm Yurduna Getirilmeden Evvel Vefat Eden Muhâriplerle Cihada Yardım Eden Kadınlara, Çocuklara, Kölelere, Zimmîlere Ganimetten, Gazilerin Paylarından Daha Az Bir Miktar Verilir. Buna "Razh" Denilir. Ganimet Mallarının Taksiminden Sonra Geriye Kalan Mal (Taksimi Mümkün Olmayacak) Kadar Az Bir Miktar İse Veliyyü'l-Emr Tarafından Fakirlere Dağıtılır.

Ganimet Mallarını Taksim Edene "Sahibi Mekasım, Emîri Kısmet" Denir. Bu Memur İsterse, Taksimdeki Güçlük Nedeniyle, Ganimet Mallarını Satar, Elde Ettiği Parayı Taksim Eder.

Bu Taksim, Veliyyü'l-Emr'in İzni Olmadıkça Yapılamaz. Düşman Ülkesi Fethedilmediği Halde Elde Edilen Ganimetin Beşte Biri Ayrıldıktan Sonra Geriye Kalanı Komutan Tarafından Muhâriplere Taksim Edilir. Ganimet Mallarından Az Da Olsa Bir Şey Çalmak, Bu Mallardan Daha Taksim Edilmeden Hıyanet Yoluyla Birşey Almak Büyük Günahtır. Buna "Gulûl" Denir. Ganimet Toplayanlardan Biri Ganimet Mallarından Birşeyi Telef Etse Ödemez; İmam Şâfiî'ye Göre İse Öder. Muhâriplerin, Gayr-İ Müslimlerin Yurdunda, Denizlerinden Çıkardıkları Balık Ve Benzeri Şeyler İle Karada Elde Ettikleri Av Hayvanları, Madenler, Hazineler Ganimet Malından Sayılır. Muhâriplerin, İslâm Diyarı İle Küfür Diyarı Arasında Bulunan Ormanda Veliyyü'l-Emr'in İzniyle Kesip İslâm Yurduna Götürdükleri Ağaç, Ganimet Mallarından Sayılır; Mancınık Ve Gemi Yapımı İçin Kesilenler İse Ganimetten Sayılmazlar. Ganimet Malları, İslâm Yurduna Götürülmeden Taksimi Yapılmaz. Harp Hâlinde De Taksimat Caiz Değildir. Şâfiî, Hanbelî, Malikî Ve Zâhirî Müctehidlerine Göre Bu Taksim, Düşman Yurdunda Da Yapılabilir. Ganimet Malları İslâm Diyarına Hükümetçe Taşınması Mümkün Değil İse, Mücâhidler Arasında Geçici Olarak Taksim Edilir, Onlar Vasıtasıyla İslâm Yurduna Taşınır, Tekrar Hepsi Bir Yerde Toplanır. Esas Taksim Bundan Sonra (İlk Taksime Göre) Yapılır. Muhâripler Taksimattan Önce Ganimet Malını Satamazlar; Yenilip İçilecek Cinsten Olanlardan İstifade Edebilirler, Fakat Saklayamazlar. Silah, Elbise, At Gibi Mallardan Da Geçici Olarak İstifade Edilebilir, Sonra Taksimata Tabi Tutulur. Taksimattan Evvel Düşman Ülkesinde Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten Birşey Verilmez. Ancak İslâm Yurduna Döndükten Sonra Ve Ganimetin Taksiminden Evvel Ölen Muhâribin Mirasçılarına Ganimetten Hissesi Verilir. İmam Şâfiî Ve Diğerlerine Göre, Düşmanın Mağlubiyeti Kesinlik Kazandıktan Sonra Ölen Muhâribin Vârislerine Ganimetten Hissesi Verilir.

Enfâl Suresinin Kırk Birinci Ayetinde De Belirtilen Hz. Peygamber'in Hissesi O'nun Vefatından Sonra Sözkonusu Değildir. Abdulmuttalib Oğullarının Hisseleri De Yoktur. Bu Hisseler Tamamen Devlet Hazinesine Bırakılır; Devlet Kanalıyla Da Fakir Yetimler İle Diğer Miskinler Ve Parasız Kalmış Yolculara Harcanır. Bu Hususta Diğer Mezhebler Değişik Görüş İler: Sürerler. Veliyyü'1-Emr Veya Komutan Lüzum Görürse Fazla Bir Pay Veya Muayyen Bir Para Vermek Suretiyle Mücâhidleri Harbe Teşvikte Bulunabilir. Buna "Tenfil" Denir.

Savaş Esirleri Hakkında Yapılacak İşlem: Savaş Neticesinde Elde Edilen Esirler Hakkında Veliyyü'1-Emr Serbesttir. Bu Esirlerden Fiilen Savaşa Katılanları Öldürebilir; Köle Ve Câriye Yapabilir; İslâm Zimmetinde Emân Vererek Hepsine Hürriyetini Verebilir; İslâm Esirleriyle Değiş Tokuş Yapabilir. Arap Müşriklerinin Esir Erkekleri İse Ya İslam'ı Kabul Ederler Ya Da Öldürülürler.

Evzâî, Hasan İbn Muhammed Et-Temîmî, Hasan El-Basrî, Hammâd B. Süleyman Gibi Müctehidlere Göre Esirleri Öldürmek Câiz Değildir. Öldürülmelerinin Câiz Olduğunu İleri Süren. Müctehidler, Bu Konuda Gereğine Göre Hareket Etmede Veliyyü'1-Emr'in Serbest Olduğunu Söylerler. Müslümanların Eline Esir Düşmeden Evvel Müslüman Olan İse Sadece Köle Yapılır. Düşmana Âit Köleler, Müslüman Olarak İslâm Ülkesine İltica Etseler Veya Müslüman Olduktan Sonra Bulundukları Ülke Müslümanlar Tarafından Zabtedilse Ya Da Müslüman Olmaksızın İslâm Ordusuna İltihak Etseler, Derhal Hür Olurlar.

Düşmandan Alınan Esirler Hakkında Köleleştirme Kararı Verilince Bunların (Diğer Ganimet Malları Gibi) Beşte Biri Devlet Bütçesine Âit Olarak Ayrılır, Geriye Kalanı Gânimetler Arasında Paylarına Göre Taksim Edilir. Bu' Durumda Kölelerin Öldürülmesi Câiz Değildir. Esiri, Taksimden Evvel Öldüren Bir Mücâhide Sadece Ta'zir Cezası Verilir, Keffâret Ve Diyet Ödetilmez. Komutan, İsyan Etmeleri Veya Taraflarınca Kurtarılma İhtimalleri Olmadıkça, Esirleri Öldürmeye Yetkili Değildir. Bir Yetki Devlet Başkanına Âittir. Esir Edilen Kadınlar, Çocuklar Öldürülmez. Esir Edilen Kadınlar İslâm Yurduna Getirilince Eski Kocalarıyla Nikâh İlişkileri Kesilmiş Olur. Kocaları Da Kendileri Gibi Esir Olan Kadınların Nikâhları Devam Eder. Bakıma Muhtaç Olan Esir Çocuklar, Esir Analarından Ayrılmazlar. Hanefîlere Göre Esirleri Karşılıksız Salıvermek Caiz Değildir.

İmam Şâfiî Hariç, Diğer Mezhebler De Aynı Görüştedir. Ekonomik Şartlar Zorlamadıkça Esirleri Para Karşılığı Azat Etmek Hanefilere Göre Caiz Değildir. İmam Şâfiî Bu Görüşte Değildir. Düşmandan Alınan Esirler, Müslüman Esirlere Mukabıl Değiştirilebilir. Buna "Müfâdatu'l-Üserâ" Denir. Esir Düşen Müslümanları Para, Silah, Hayvan Karşılığı Kurtarmak Caizdir. İslâm'ı Kabul Eden Bir Esir, Müslüman Esir Karşılığında Değiştirilmez. (İlgili Hadisler İçin Bk. Sahih-İ Buhârî Tecrîd İ Sarih Tercümesi, Vıı, 426, Vııı, 438, X, 340).

"Artık Elde Ettiğiniz Ganimetten Helâl Ve Temiz Olarak Yeyin" (El-Enfâl, 8/69). Allah'ın İnsanlar İçin Takdir Ettiği Rızkın En Helâl Olanlarından Biri Ganimet Mallandır. Savaş Ganimet İçin Yapılmaz; Allah'ın Kelâmını Yüceltmek, İslâm'ı Hâkim Kılmak Ve Küfrün Galebesine Son Vermek Ve İslâm Adaletini Başka Ülkelere Götürmek Gibi Ulvî Gayeler İçin Yapılır. Böyle Bir Gayenin Gerçekleşmesi İçin Meydana Gelen Savaşta Ölenlere Allah Şehid Sıfatıyla Cenneti Nasib Ederken; Sağ Olan Gazilere De Gösterdikleri Gayrete Bir Lütuf Olarak, Düşmandan Alınan Ganimetleri Helâl Kılmıştır. Geçmiş Ümmetlere Ganimetten İstifadeye İzin Verilmezken Bu Lütuf Muhammed (S.A.S.)'İn Ümmetine Takdir Edilmiştir.

 


BAŞA DÖN

Garâmet (Alış Verişte Zarar Etmek)

Zarar, Ziyan, Alış-Verişte Zarar Etmek, Zimmetinde Olup Da Edası Gereken Şeyi Ödemek Anlamında Bir İslâm Hukuku Terimi.

İslâm'da Bir Kimse Malını, Kâr Ekleyerek Satabileceği Gibi, Hiç Kârsız, Hatta Zararına Da Satabilir. Zararına Satış Çeşitli Amaçlar İçin Yapılır. Meselâ Alıcıya Yardımda Bulunma, Malı Bir An Önce Paraya Çevirme Ve Müşteriyi Dükkana Alıştırma Gibi... Ancak Satıcının Sıkışık Durumundan, Samimiyetinden Veya Malın Gerçek Değerini Bilmeyişinden Yararlanarak, Malı Değerinin Çok Altında Bir Fiyatla Satın Almaktan Sakınmak Gerekir. Çünkü Hz. Peygamber, Darda Kalan Kimsenin Bu Durumundan Yararlanarak Onunla Alış-Verişi Yasaklamıştır. (Ahmed B. Hanbel, I,116). Diğer Yandan, Ashabı Kirâm Da Malın Değerini Bilmeyen Satıcıyı Uyararak, Malı Gerçek Değeri Üzerinden Satın Almayı Tercih Etmişlerdir. Böyle Bir Uyarmayla, Gerçekte Beşyüz Dirheme Alabileceği Atı, Sekizyüz Dirheme Satın Alan Cerir B. Abdillah El-Becellî (Ö. 51/671) Bunun Sebebini Soranlara Şu Cevabı Vermiştir: "Biz Alış-Verişte Hile Yapmayacağımız Hususunda Allah Resulu'ne Söz Verdik" (İbn Hazm, El-Muhalla, Mısır 1389 H., Ix, 454 Vd, Mesele: 1464).

Kârın Meşrû Olması, Riziko Yüzündendir. Hiç Zarar Etmemek Veya Zarara Katlanmayı Kabul Etmeksizin Ana Paraya Maktû İlâve Yaparak Almak Faiz Muamelesi Demektir.

Garâmetin Bir Diğer Anlamı; Borçlu Olmadığı Halde Başkasının Borcunu Yüklenme, Tazmin Sorumluluğunu Üzerine Almadır. Meselâ, Kendisine Bir Mal Emanet (Vedîa) Olarak Bırakılan Kimse Kasıt Veya İhmali Olmadıkça Bu Malın Telefinden Sorumlu Tutulamaz. Bazı Durumlarda Emanet, Tazmin Yükümlülüğüne (Garâmete) Dönüşür. Meselâ, Emanetçinin Malı Korumayı Terketmesi Gibi. Çünkü O, Akitle Emaneti Korumayı Üzerine Almıştır. Bunu Yapmaz Ve Emanet Helâk Olursa, Kefâlet (Garâmet) Yoluyla Malın Bedeli Ondan Tazmin Edilir. Emanet Bırakılan Kişi Malı, Aile Fertlerinden Olmayan Veya Emanete Ehil Bulunmayan Kimseye Vermesi Hâlinde Telef Olursa Tazmin Yükümlülüğü Doğar.

Emanet Mal, Kullanmakla Telef Olsa, Yine Tamir Edilmesi Gerekir.

Emanet Malla Yola Çıkmak: Eğer, Yol Güvenli Olur Ve Hal Sahibi De Yasak Koymamışsa Yolculukta Emaneti Yanına Alabilir: Bu Taktirde Teleften Sorumlu Tutulmaz.

Emaneti İnkâr Veya Kendi Malına, Ayrılmayacak Şekilde Karıştırması Hâlinde Tazmin Yükümlülüğü Olur (Es-Serahsî, El-Mebsût, Ix, 110, 116 Vd.; El-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Vı, 212; İbnûl-Hümam, Fethu'l-Kadîr, Vıı, 93; İbn Âbidin Reddû'l-Muhtâr, Iv, 519; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 307, İbn Kudâme, El-Muğnî, Vı, 401).

Başkasına Kullanması İçin Emanet (Âriyet) Bırakılan Malın Telef Olması Hâlinde De Yukarıdakilere Benzer Sebeplerle Tazmin (Garâmet) Sorumluluğu Doğar (El-Kâsânî, A.G.E., Vı, 218 Vd.; İbn Âbidîn, Reddu'l-Muhtâr,Iv, 527).

 


BAŞA DÖN

 Gasb

Koca, Karısının Arsasında Ondan İzinsiz Kendisi İçin Kendi Malıyla Bina Yapıp Bilâhere Ölecek Olsa Karısı Binanın Kıymetinden Diğer Varislerin Hisselerini Verip Binayı Tamamen Alabilir.

Koca Karısına Nafakasının Tamamını Bırakıp Başka Bir Beldeye Gittiği Zaman, Kadın Paranın Belli Bir Miktarını Kocasından İzinsiz Olarak Kendi İşlerine Harcayıp Tüketecek Olsa Koca Gelip Kadını Boşayınca Harcadığı Miktarı Ona Ödettirebilir.


BAŞA DÖN

Gasb Etmek

Bir Şeyi Zorla Ve Zulüm Yoluyla Sahibinin Elinden Almak, Tecavüzde Bulunmak, Zorlamak, Mütekavvim Bir Malı, Mâlikinin İzni Olmaksızın, Ona Maldan El Çektirecek Şekilde Haksız Yere Elinden Ve Tasarrufundan Almak Anlamında Bir İslâm Hukuku Terimi. Gasp Edene "Gâsıp", Gasbedilen Mala "Mağsûb", Malı Elinden Alınana "Mağsubun Minh" Denir. Mütekavvim Mal; İslâm'a Göre Alım-Satımı Meşrû Olan Mal Demektir. Mala Elkoyma Hırsızlık Yoluyla Olmamalıdır. Mal, Mâlikten Alınmış Olabileceği Gibi, Kiracı, Rehin Veya Emanet (Vedîa) Alandan Da Gasbedilmiş Olabilir. Malikîler Bu Tarife; Malın Zorla, Haksız Yere Ve Silahlı Çatışma Olmaksızın Ele Geçirilmesi Şartını İlave Etmiştir (İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadir, Vıı, 361 Vd.; El-Meydânî, El Lübâb, Kahire T.Y., Iı, 188).

İslâm'da Başkasının Malını Gasbetmek Kitap, Sünnet Ve İcmâ' Delilleri İle Yasaklanmıştır: " Ey İman Edenler, Birbirinizin Mallarınızı Haram Yollarla Yemeyiniz. Meğer Ki, O Mallar Sizden Karşılıklı Rızaya Dayanan Bir Ticaret Malı Ola" (En-Nisâ, 4/29). "Birbirinizin Mallarını Haksız Yere Yemeyin. İnsanların Bir Kısım Mallarını Bile Bile Günâha Girerek Yemek İçin Onları Hâkimlere Aktarmayın " (El-Bakara, 2/188).

Hadislerde Şöyle Buyurulur: "Şüphesiz Sizin Kanlarınız, Mallarınız; Bu Ayınızda, Bu Beldenizde, Bu Gününüzün Haramlığı Gibi Birbirinize Haramdır" (San'ânî, Sübülü's-Selâm, Iıı, 73). "Müslüman Bir Kimsenin Malı, Başkasına Gönül Rızası Bulunmadıkça Helâl Olmaz" (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316)." Kim Bir Karış Toprağı Zulüm Yoluyla Ele Geçirirse, Allah Kıyamet Gününde Yedi Kat Toprağı Onun Boynuna Tasma Gibi Takar" (Şevkânî, A.G.E., V, 317).

"Bir Kimse, Yemin Ederek Bir Müslümanın Hakkını Gasbederse, Allah O Kimseye Cehennemi Vacib, Cenneti Haram Kılar. "

"Haksızlık Etmekten Sakınınız; Zira Haksızlık Kıyamet Gününde Zulmettir. "

"Haklar Kıyamet Gününde Sahiplerine İade Edilecektir. Hatta Boynuzlu Koyundan Boynuzsuz Koyunun Öcü Alınacaktır. "

"Bir Kimse Haksız Olarak Başkasının Bir Karış Yerine Tecavüz Ederse, O Yerin Yedi Katı Da O Kimsenin Boynuna Geçirilir. "

"... Vallahi, Sizden Herhangi Biriniz Haksız Olarak Bir Şey Alırsa, Kıyamet Gününde O Şeyi Yüklenmiş Olduğu Halde Allah'ın Huzuruna Çıkar. Sizden Birinizin Bağıran Deve, Böğüren İnek, Meleyen Koyun Yüklenerek Allah Huzuruna Çıktığınızı Görmeyeyim... '

"Bir Kimse Kardeşinin Haysiyetine, Yahud Malına Haksız Olarak Taarruz Etmiş İse Altın-Gümüş Bulunmayan Günden Evvel Onunla Helallaşsın. Aksi Takdirde Yaptığı Zulüm Nisbetinde Onun İyi Amellerinden Alınıp Hak Sahi,Bine Verilir. İyiliği Yoksa, Hak Sahibinin Günâhından Alınıp Haksızlık Eden Adama Yüklenir. "

...Kesin Olarak Söylüyorum Ki Kanlarınız Mallarınız, Şeref Ve Haysiyetiniz Bu Ayda, Bu Şehirde, Bu Günün Hürmeti Gibi Haramdır... '

"...Hayır, Ben Onu, Ganimetten Çaldığı Cübbe Veya Abaya Bürünmüş Olduğu Halde Cehennemde Gördüm" (Riyâzu's-Sâlihin, I, 252" 268).

Gasbın Haram Oluşunda, İslâm Hukukçularının Görüş Birliği Vardır. Gasbedilen Mal Hırsızlık Nisâbına Ulaşmasa Bile Başkasının Malını Zorla Ele Geçirmek Demektir; O Da İslâm'a Göre Büyük Günâhtır.

BAŞA DÖN

Gasp Olayının Gerçekleşmesi, İmam-I Âzam Ve Ebû Yusuf'a Göre; Bir Kimsenin Mal Sahibinin Malını Haksız Yere Elinden Alarak Kendi Tasarrufuna Geçirmesiyle; İmam Muhammed'e Göre Mal Sahibinin, Malı Üzerindeki Tasarruf Hakkını Haksız Olarak Yok Etmesiyle; Diğer Üç Mezheb İmamlarına Göre İse; Gâsıbın, Bir Başkasının Malını Kendi Eline Geçirmesiyle Mümkün Olur. Temeldeki Bu Tür Farklı Anlayışlar, Gasb'ın Teferruat Konularındaki Fetvaların Da Farklı Olmasına Sebep Olmuştur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre Gasp Yalnız Menkul Mallarda Söz Konusu Olur.,Gayr-İ Menkul Gasba Elverişli Değildir. Çünkü Mal Sahibinin Maldan Elini Çekmesi Başka Yere Nakil Ve Değiştirme İle Olabilir. Bu İse Ancak Menkullerde Gerçekleşir. Arazi, Bina, Apartman Gibi Akarda İse Başka Yere Nakil Düşünülmediği İçin Gasb Fiili Gerçekleşemez. Bu Yüzden Bir Kimse Bir Gayr-İ Menkulü Gasbetse, Mal Onun Elinde İken Sel Baskını, Toprak Kayması Gibi Semâvî Bir Afetle Helâk Olsa, Bu İki Müctehide Göre, Mâlike El Çektirmekle Gasp Gerçekleşmediği İçin Tazmin Etmek Gerekmez. Ancak Malın Helâkî Gasbeden Tarafından Olmuşsa Ödemesi Gerekir. Burada Gasba Değil Telefe (İtlafa) İtibar Edilir.

İmam Muhammed, Züfer Ve Diğer Üç Mezhep İmamına Göre, Gasp Hükümleri Gayr-İ Menkulleri De Kapsamına Alır. Çünkü Haksız Olarak Yararlanma Menkullerde Olduğu Gibi Gayr-İ Menkullerde De Olabilir. Bunun Delili: "Kim Bir Karış Toprağı Zulüm Yoluyla Gasbederse, Allah Onun Boynuna Yedi Kat Toprağı Tasma Gibi Takar" (Buhârî, Bed'u'l-Halk, 2; Müslim Musâkat, 137-139; Tirmizî, Diyet, 21).

İmam Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a. Göre, Gasbedilen Malın Yavru, Süt Ve Meyve Gibi Ayrı (Munfasıl) Veya Yağlanma, İrileşme Gibi Bitişik (Muttasıl) Fazlalıkları Helâk Olsa, Bu Fazlalıkları Gasbedenin Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Mâlikin Bunlar Üzerinde Henüz Tasarruf Eli Bulunmamaktadır. İmam Muhammed, İmam Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse, Bunları Da Tazmin Eder. Çünkü Asıl Malı Haksız Yere Elde Tutmakla Fazlalıkları Da Aynı Şekilde Tutmuş Olur (El-Kasânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Vıı, 143, 145, 160; İbnü'l Hümâm, Fethu'l Kadir Vıı, 388, 394; İbn Rüşd, Bidâyetü'l Müctehid, Iı, 313; El-Meydânî, A.G.E., Iı,194,195; Ez-Zühaylî, El-Fıkhu'l-İslâmî Ve Edilletühu, V, 712).

Gasbedenin Gasbettiği Maldan (Binmek, İçinde Oturmak Gibi) Yararlanması Hâlinde, Bu Yararlanmayı Tazmîni Gerekmez; Çünkü Bu Bir Mal Değildir. Mâlikin Elinde İken Mevcut Değildi. Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Ecr-İ Misil Bu Durumda Ödenir (Ez-Zühaylî, A.G.E., V, 713, 714).

Müslümana Ait Şarap, Domuz Eti Gibi Mütekavvim Olmayan Bir Malı Gasbeden Kimse Bunu Telef Etse Veya Tüketse Yahut Şarabı Sirkeye Çevirse, Gasbeden Müslüman Olsun, Zimmî Olsun Tazmin Etmesi Gerekmez. Çünkü Şarap Ve Domuz Eti Gibi Alım Satımı Caiz Olmayan Şeyler Müslüman Hakkında Mütekavvim Mal Değildir. Müslüman Veya Zimmî, Zimminin Şarabını Veya Domuzunu Yok Etse Tazmin Etmeleri Gerekir. Çünkü Bunlar, Ehl-İ Zimmete Ait Muteharrim Bir Maldır. Domuz Onlara Göre, Bizdeki Koyun Hükmündedir. Ebû Hanife'ye Göre, Müslümana Ait Eğlence Aletlerini Tahrip Etmek Tazmini Gerektirir. Çünkü Bunlardan Meşrû Olmayan Eğlence Dışında Da Yararlanmak Mümkündür. Ebû Yusuf, İmam Muhammed Ve Mâlik'e Göre İse, Müslümana Ait Şarabı, Domuzu, Eğlence Aletlerini (Melâhî) Ve Putları Telef Etmek Tazmini Gerektirmez. Delil Şu Hadistir: "Allah Ve Resulu, Şarap, Murdar Hayvan Eti, Domuz Ve Putların Satımını Yasakladı" (Buhârî, Meğâzî, 51, Buyû', 105, 112; Müslim, Buyû', 93, Fer', 8; İbn Mâce, Ticâret, Iı). Bu Sayılanların Müslüman Nezdinde Ekonomik Değeri Yoktur. Bu Yüzden Tazmini Gerekmez. Ancak Bunlar Gayr-İ Müslimlere Ait Olursa, Bu Takdirde Tazmin Edilmeleri Gereklidir (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı, 147, 162, ; İbnü'l-Hümâm" A.G.E., Vıı, 396, 405; Zeylâî, Nasbu'r-Râye, Iv, 369; İbn Kudâme, El-Muğnî, V, 256, 276 ; Eş-Şirâzî, El-Mühezzeb, I, 374; Ez-Zühaylî, A.G.E., V, 714-717).

Gasbedilen Arsa Üzerinde Yapılan Bina Veya Dikilen Ağaçlar, Masrafı Gâsıb'dan Alınmak Suretiyle, Yıktırılabilir Ve Arsa Üzerinde Meydana Gelen Zarar, Gâsıba Ödettirilir. Gasbedilen Bir Malın, Gâsıbın Elinde Bulunduğu Sürede Aynıyla Muhâfazası İçin Gereken Masraflar Gerçek Mal Sahibine Ödettirilemez (Gasbedilen Hayvanların Sulanması, Muhâfâzası, Gasbedilen Ağaçların Aşılanması Ve Sulanması İçin Gereken Masraflar Gibi). Mağsub, Zararı Ve Bedeli Ödenince Gâsıbın Malı Olur.

Gasbedilen Malın Geliri Gâsıba Aittir, Aynısını İade Etmek Mecburiyetindedir. Ancak (İmam Muhammed Ve Taraftarlarına Göre) Vakıf Ve Yetimlere Ait Olan Akar Mallarla Kiraya Verilmek İçin Tayin Edilmiş Olan Akarların Gelirleri Gasıba Ait Değil, Sahiblerine Aittir. Mâlikî Ve Şâfiî Ekolüne Göre İse Gasbedilen Akarların Gelir Ve Menfaatleri, Mal Sahibine Aittir. Gâsıbın Hukukî Durumu Ne İse, O Malı Gâsıb'dan Gasbeden İkinci Gâsıb'ın Hukukî Durumu Da Aynıdır.

Gasbedilen Bir Mal, Mevcud İse Gasbedildiği Şekliyle Sahibine Gasbedildiği Yerde İade Edilmesi Gerekir. Malı İade İçin Gereken Masraflar, Gâsıb'a Aittir- Gasbedilen Mal Harcanmış Ve Yok Edilmiş Olursa, Gâsıb Tarafından Ödenmesi Gerekir. Eğer Mal, Değeri Verilebilecek Cinsten İse Bu Değer Takdir Edilerek Verilir; Misli Verilebilecek Cinsten İse (Buğday Vb. Gibi), Mislini Vermek Gerekir. Gâsıb, Eğer Kendi Malından Birşey İlâvesi İle Gasbedilen Malın Bazı Vasıflarını Değiştirirse, Mal Sahibi Ya Malının Kıymetini Ya Da İlâve Edilenin Kıymetini Ödeyerek Malın Aslını Alır. Mağsub, İsmi Değişecek Şekilde (Buğdayın Öğütülerek Un Yapılması Gibi) Değişikliğe Uğratılırsa Gâsıb, Bedelini Öder Ve Mal Da Onun Olur. Gasbedilen Ağacın Meyveleri, Hayvanın Sütü Ve Yünleri, Mal Sahibine Aittir. Gasbedilen Bir Binanın Veya Arazının Gasbdan Sonra Meydana Gelen Zararı, Malın Aslıyla Birlikte Sahibine Ödenir. Gasbedilen Arazi Veya Arsa Üzerinde Yapılan Ev Ve Ağaç Gibi Fazlalıklar, Asıl Maldan Daha Kıymetli İse, Gâsıb Tarafından Gasbedilen Malın Bedeli Ödenerek Gâsıbın Mülkiyetine Geçer. Bir Kimse; Başkasının Tarlasını Gasb Yolu İle Nadas Ettikten Sonra Sahibi Tarlayı Geri Alınca, O Kimse Nadas İşçiliği İçin Bir Ücret İsteyemez. Gasbedilen Bir Malın Kıymeti, Gasbedildiği Zamanki Değerine Göre Ödetilir.

Gasbedilen Bir Malın Aslında, Cinsinde, Nevinde, Miktarında, Vasfında İhtilaf Edilince, Yemin Ettirilmek Kaydıyla Gâsıb'ın Sözü Geçerlidir. Gasbedilen Malın Zekâtı Verilmez, Çünkü Sahibine İade Edilmek Mecburiyeti Vardır. Bir Müslümanın, Gayr-I Müslim Olduğu İçin Bir Şahsın Malını Gasb Etmesi Caiz Değildir. Gasbedilen Bir Arsa Üzerinde Yapılan Bir Camide Namaz Kılmak Hanefilere Göre Caiz, Şâfiîlere Göre Mekruhtur. Sahibi Bilinmeyen Gasbedilmiş Bir Mal, Fakirlere Ve Kamu Yararına Olan Bir Yere Tasadduk Edilir. Para Veya Benzeri Gasbedilen Bir Malla Yapılan Ticaret (Alış-Veriş) Sahihtir, Ancak Kazancın Tasadduk Edilmesi Gerekir. Ancak Mal Yanlışlıkla Gasbedilmiş Olursa Günâh Ve Sorumluluk Bulunmaz; Malın İadesi Veya Tazmini İle Yetinilir. Gasbeden, Dayak Ve Hapis Cezası İle Te'dib Olunur. Gasbedilen Mal Mevcutsa Aynen Geri Verilir, İade Masrafları Da Gasbedene Aittir. Gasbedilen Mal Helâk Olmuşsa Tazmin Edilmesi, Yani Bedelinin Ödenmesi Gerekir. Tazmin; Ölçü, Tartı Veya Standart Olup Sayı İle Alınıp Satılan (Mislî) Mallarda Misliyle, Bunun Dışındakilerde Kıymetiyle Olur. Ebû Hanife Ve Ebû Yusuf'a Göre, Gasbedilen Malda Sonradan Meydana Gelen Muttasıl Veya Munfasıl Fazlalıklar (Ziyadeler), Mâlikin Bunlar Üzerinde Tasarruf Eli Bulunmadığı İçin Tazmin Edilmez; İmam Muhammed, Şâfiî Ve Hanbelîlere Göre İse Tazmin Edilir. Aynı Zamanda Bu Mal Bir Ticarî Mal İse Ondan Elde Edilen Kârın Sadaka Olarak Verilmesi İcap Eder. Gâsıb Bu Kazancı Yiyemez (El-Kâsânî, A.G.E., Vıı,147, I50,168; Es-Serahsî, El-Mebsût, Xı,' 50; İbn Âbidîn, A.G.E., V, 128,135,137; İbnü'l-Hümâm, A.G.E., Vıı, 363, 367, 379, 383; Eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, V, 316; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Iı, 312; İbn Kudâme, El-Muğnî,V, 221, 254, 258).

 


BAŞA DÖN

Bir Kimse Bir Şeyi Gasbedip Kullansa, Kullandığı Sürenin Karşılığını Verecek Mi?

Bir Kimse Gasbettiği Şeyi Kullansa, Yani; Ev İse İçinde Oturmuş, Tarla İse Onu Ekmiş, Binek Hayvanı İse Ona Binmiş, Elbise İse Onu Giymişse Yaptığı Şeyin Ücretini Verip Vermeyeceği Hususunda İhtilaf Vardır.

Hanefi Mezhebine Göre, Kullandığı Şeyin Ücretini Vermeyecektir. Ancak Vakıf Veya Yetim Malı Olursa Veya Faydalanmak İçin Hazır Bir Durumda Olursa –Kiralık Ev Ve Taksi Gibi- O Takdirde Ücretini Verecektir.

Şafii Mezhebine Göre İse, O Kimin Malı Olursa Olsun, Gasbeden Onu Kullansın Veya Kullanmasın Ücreti Verilecektir. Çünkü Malın Değeri Olduğu Gibi Menfaatin Değeri De Vardır. Ayrıca Malı Biriktirmekten Gaye Onun Menfaatini Elde Etmektir. Malın Menfaati Elden Çıktıktan Sonra Ücretini Verecektir (Muğni'l-Muhtaç).

 


BAŞA DÖN

Gasl, Gasl-I Meyyit(Ölüyü Yıkama)

Yıkama, Temizleme; Müslüman Ölüyü Yıkama Anlamında Bir Fıkıh Terimi.

Ölünün Yıkanması Dirilere Farz-I Kifâyedir. Yıkamak İçin Niyet Edilir, Besmele Çekilir, Ölünün Elbiseleri Çıkarılır, Avret Yerleri Örtülür Ve Yüksekçe Bir Yere Yatırılır. Ölüye Namaz Abdesti Aldırılır, Ancak Ağzına Ve Burnuna Su Verilmez. Abdestten Sonra Önce Başı Ve (Varsa) Sakalı Yıkanır. Yıkamaya Sağdan Başlanır. Sol Tarafına Çevrilip Yıkandıktan Sonra Sağ Tarafına Çevrilip Yıkanır. Sonra Oturtulur Ve Karnı Ovulur, Ön Veya Arkasından Bir Şey Çıkarsa Yıkanır, Bu Takdirde Tekrar Abdest Aldırılmaz. Her Uzvu Üç Kere Yıkamak Sünnettir. Yıkama İşlemi Bitince Ölü Havlu İle Kurulanır, Baş Ve Sakalına Güzel Kokular Sürülür.

Yıkama İşlemi Sırasında Güzel Koku Kullanılır. Teneşir Tahtası Buhurlanır Ve Tütsülenir. Bu, Ölüye Ta'zim İçindir. Ölü Yıkayıcının Elini Bir Bezle Örtmesi Müstehabdır. Kaynatılmış Suyla Birlikte Sidr Veya Çöven Kullanılması, Baş Ve Sakalın Hatmi Veya Sabunla Yıkanması Gerekir. Meyyitin Tırnağı Kesilmez Ve Saçı Taranmaz. Gassâl (Gâsil; Yıkayıcı) Veya Gâsile, Meyyitle Kapalı Yerde Kalır (El-Fetevâyı Hindiyye, I, 158 Vd.; Fethu'l-Kadîr, I, 449).

Savaş Alanında Şehid Olmamış Her Ölünün Yıkanılması Farzdır. Vücudunun Bir Parçası Bulunan Ölü, İmam Şâfiî, Ahmed Ti. Hanbel, İbn Hazm'a Göre Yıkanır, Kefenlenir, Cenaze Namazı Kılınır; İmam Ebû Hanife Ve İmam Mâlik'e Göre İse Vücudun Yarıdan Çoğu Bulunursa Yıkanır.

Şehidler Yıkanmaz, Kanlarıyla Gömülürler. Ancak, Savaşta Şehid Düşenler Dışındaki Taundan, Boğularak, Zatürre, Karın Hastalığı, Yanarak, Göçükte, Doğumda, Malı Uğruna, Canı Uğruna, Ailesi Uğruna Öldürülen Şehidler Yıkanırlar. Çünkü Suikastla Şehid Düşen Hz. Ömer, Hz. Osman Ve Hz. Ali'nin Cenazeleri Yıkanmıştır.

Gassâl (Yıkayıcı)'In Emin, Sâlih, Güvenilir Olması Gerekir. Yıkama Esnasında Ölü İle Yıkayıcıdan Başkasının Bulunmaması Mendupdur. Hanefî Mezhebine Göre Erkek, Ölen Hanımını Yıkayamaz. Hz. Ali'nin Fâtıma (R.A.)'Yı Yıkadığı Rivayet Edilir. Ölü Kadının Saçları Örgülüyse Çözmek Mendubdur; Yıkandıktan Sonra Tekrar Örülür, Arkaya Salınır. Kadının Kocasını Yıkaması Caizdir. Hz. Ebû Bekir'i (R.A.) Eşi Yıkamıştır.

Esas Alarak Erkek Erkeği, Kadın Kadını Yıkar.

Ölünün Yıkandıktan Sonra Secde Yerlerine Kâfur Sürülür. Çünkü Bu An Meleklerin Hazır Olduğu Andır Ve Kâfur Kullanmaktan Maksat Ölüyü Soğutmak, Ölünün Bedenini Dinç Tutmak, Bozulmadan Ve Böceklerden Korumaktır (Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, I, 365).

Su Bulunmazsa Ölüye Teyemmüm Yaptırılır. Teyemmüm, Bir Erkeğin Kadınlar İçinde Veya Bir Kadının Erkekler İçinde Öldüğü Durumlarda Da Yapılır.

İcmâa Göre Kadınlar, Çocukları Yıkayabilirler.

Yine Sünnete Göre, Ölünün Tütsülenmesi Ve Yıkanma Sayısı Tek Olmalıdır; Bir, Üç, Beş Gibi.

Bir Yerde Tek Yıkayıcı Varsa Onun Ücret İstemesi Caiz Olmaz (Mehmet Zihni, Nimet-İ İslâm, 422).

Ölünün Techiz Ve Defni Süratle Yapılmalıdır. Bir Meyyitin Yıkanmasının Bazı Şartları Vardır: Müslümanlık, Bebeklerde Düşük Olmamak, Vücudundan Bir Parçanın Olması Ve Allah Yolunda Öldürülen Şehidlerden Olmaması. Bir Müslüman, Kâfir Bir Ölüyü Yıkamaz Ancak Onu Gömebilir.

 


BAŞA DÖN

Gayb

Insanın Duyuları Ve İlmi İle Öğrenemediği Bir Kısmını Ancak Peygamberlerin Haber Vermesiyle Bilebildiği Bir Kısmını İse Allah'tan Başka Kimsenin Bilmediği Gizli Şeyler, Âlemler.Sözlük Anlamıyla Bir Şeyin Gözden Gizli Kalması Demek Olan "Gayb" Mastar Olmakla Beraber "Gâib" İle Aynı Anlamdadır. Ancak"Gayb" Sen Onu Görmediğin Halde O Seni Gören; "Gâib" İse Senin Görmediğin, Onun Da Seni Görmediği Şeydir, Demişlerdir. Buna Göre Allah "Gayb"Dir, "Gâib" Değildir. Şiîlerin; "Gayb"Dan Maksat, Kur'an'da Ve Hadiste Va'd Edilen Ve Beklenilen Mehdîdir Şeklindeki Kabullenişlerinin Doğrudan Çok Uzak Olduğu, Fahruddin Razı Tarafından İfade Edilmiştir. Ayağın Alt Koğuguna. Dağlararasındaki Kuytu Alçaltılara Da İlk Bakışta Görülmedikleri İçin "Gayb" Denir. Gayb Gerçeği, İmanın Belli Başlı Kaidelerinden Ve Islam Düşüncesinin En Köklü Esaslarından Birisidir. Çünkü Islam'ın Esasını Oluşturan İman Temelleri Altıya İndirgenirse Bunların Bir Bakışa Göre En Az Dördü, Diğer Bir Bakışa Göre Tamamı Gayb Sahasına Girer. Bir Islam Düşünürü Ve Tefsircisinin İfadesiyle: "Gayba İman, İnsanoğlunun Hayvanlar Aleminden Yücelişinin Ayrılış Noktasını Teşkil Eder." (Kutup, Terceme 5/265)

Bu Yüzden Kur'an-I Kerim'in İlk Ayetlerinde Gayba İnanan Mü'minler Övülür Ve Kurtuluşa Erecek Olanların Ancak Onlar Olacağı Vurgulanır. Çünkü İnsanın Hem Bu Dünya Hem Öbür Dünya İle İlgili Olarak Bilebildikleri, Bilmedikleri Yanında Hesaba Katılmayacak Kadar Azdır. Onun Kapasitesi Her Şeyi Kavramaya Müsait Olmadığı Gibi, Görünene İnanmak Da Karşılığında Mükaafat Olan Bir Erdem Sayılamaz. Zaten "Ona İlimde Çok Az Bir Şey Verilmiştir." Ilimde Kendisi İçin Dikilen Sınır Taşına Varsa Bile Bilemeyeceği Daha Bir Sürü "Gayb" Kalacaktır. Ancak Bu Az İlme Oranla Da Olsa İnsanların Önceden Bilmezken Sonradan Bildikleri, Bir Kısmının Bilmediği Halde Diğerlerinin Bildikleri Şeyler Bulunduğuna Göre, Bilinmeyenlerinin Yanında, En Azından Sözlük Anlamıyla Gaybın Biline Bilenlerinin De Olduğu Anlaşılır. Öyleyse "Gayb"In Sınırını Öncelikle Ayetler Ve Hadislerle Çizmek Gerekir.Türevleriyle Beraber Kur'an-I Kerim'de "Gayb" Kelimesi Ellisekiz Yerde Geçer Ve; Göklerde Ve Yerde Olup İnsanların Bilmediği (2/330; 11/123) Tarihin Geçmiş Olayları (3/44;11/49;12/102) Kocası Görmediğinde Kadının Sahip Olduğu Değerler (4/34), Görüp Hissetmeden Sezilen Ve Delille Kavranan (5/94), Müşahade Edilmeyen (6/73); (9/94, 105) Sadece Allah'ın Bilgisinde Olan Şeyler (10/20), Kişinin Görüp Duymadığı Yer, Gıyabi (12/52, 81), İnsanın Canı, Ruhu, İç Dünyası (34/14) Kalbinden Geçirdikleri (5/116; 9/78) Gibi Anlamlarda Kullanılır. Resulullah'ın Hadislerinde İse; Kabrinde Azap Gören Birinin Ne Zamana Kadar Azap Görmeye Devam Edeceği, Yani Gelecekte Olacak Şey, (2) Kıyamet Saati, Yağmurun Yagma Zamanı, Rahimlerdekiler, Ölüm Zamanı Ve Yeri (3) Gibi Şeyler "Gayb" Cümlesinden Sayılmıştır.Gaybın Özellikle Ayetlerdeki Kullanılışına Bakıldığında Onun Her Çesidiyle Bilinmeyen Birşey Olduğu Anlaşılmıyor. Bazı İnsanlara Göre Gayb Olarak Bir Şeyin, Diğer Bazılarına Göre Bilinebileceği Anlaşılıyor. Mesela Geçmiş Bir Peygamberin Yaşadığı Olaylara Rasulüllah Muhammed'e(S.A) Göre Gayb Denirken Söz Konusu Peygamberin O Olayı Görüp Bildiği Açıktır. İşte Bu Gerçek Gaybın Alimler Tarafından "Mutlak" Ve "Nisbi" (Göreli, İzafi) Diye İkiye Ayrılmasına Sebep Olmuştur: Allah'ın Bizzat Mahiyeti, Künhü, (Buna Cürcanî "Gaybu'1-Hüviyye Ve Gaybu'l-Mutlak-El-Gaybu'1-Meknun Ve El Gaybu'1-Masûn" Der. Ama Allah'ın Sıfatlarından Birinin"Gâib"Olmayışı Da İlginç Olmalıdır. Hatta Bir Ayeti Kerimede "Biz Gaipler Değiliz" (7/7) Denir. Onun İçin Bu Ayeti Tefsir Ederken Kurtubi: "O, Bu Dünyada Gözlerden Gâiptir, Görünmez Ama, Aklı Kullanma Ve İstidlâl İle Gâip Olmaktan Çıkar" Der. Allah'ın(C.C.)"Gâib" Diye Bir Sıfatının Olmayışı, O'nun Bir Gün Görülebileceğini De' Anlatıyor Olmalıdır.) Bütünüyle Ahiret Alemi, Kıyamet Saati, Cennet, Cehennem, Mahşer, Mizan, Sırat, Likâ, Kevser, Melekler Alemi, İstikbalde Olacak Olaylar, Ölüm Saatleri Ve Yerleri Gibi Şeyler Mutlak, Yani Herkese. Göre Gaybtır. Bir Hadisi Şerif. Bir Ayetin Açıklaması Olarak Bunları Beşe İndirger: "Beş Şeyi Allah'tan Başka Kimse Bilmez:1- Kıyametin Zamanı Allah Katındadır. 2- Yağmuru İndirir. 3- Rahimlerdekini Bilir. 4- Hiç Bir Canlı Yarın Ne Yapacağını Bilmez. 5- Kimse Nerede Öleceğini Bilmez (31/34). Görüldüğü Gibi Rasulüllah (S.A.) Hiç Kimsenin Bilemiyecegi "Gayb"İn Ayette Sayılan Bu Beş Maddeden İbaret Olduğunu Söyler.( El-Camius-Sağîr-H. No: 3963 4-Askalanî F'ethul-Karı 1/124 ) Ancak Söz Konusu Ayetin 2. Ve 3. Maddelerindeki Üslûbun Yumuşaklığı Bir Yana, Mesela Sarıh Münavî Alusî Ve Nevevî, Bu Maddelerle İlgili Gaybın Bilinmezliğinin, Her Yönlerini Kapsayan Genel Anlamda Olduğunu, Yoksa Bazı Özelliklerinin Bilinebileceğini Söylerler. Burada Sayılan Maddeler İçin Bir Sahabî "Gayb Bu Beş Şeyden İbarettir, Bunun Dışındaki Gaybi Bazılar Bilemese Bile Bazıları Bilebilir" (1/163.) Demiştir. Böyle Olan Gayb İçin Allah (C.C.) "De Ki, Göklerde Ve Yerde Allah'tan Başka Kimse Gaybi Bilmez..." (27/65) "Gayb Allah'a Mahsustur" (10/20) "Gaybın Anahtarları Onun Katındadır, Onları Ondan Başkası Bilmez" (6/59) "Allah Sizi Gaybe Muttali Kılacak Değildir. Fakat Allah Resüllerinden Dilediğini Seçer (Ve Onlara Gaybi Bildirir)" (3/179) "Gaybi Bilen O'dur. Resullerinden Diledigi Dışında Kimseyi Gaybına Muttali Kılmaz" (72/26) Buyurur. Mü'minlerin Annesi Aişe'den Nakledilen Bir Hadiste De: "...Kim Resulullah Yarın Ne Olacağını Haber Vermiştir Derse, Allah'a Çok Büyük Bir İftara Etmiş Olur..." (Müslim K.L, H. 287; Kurtubî, 7/1 ; Benzer' Bir Hadis İçin Bk. Buhâri, Tefsir, Necm Suresi L.) İşte Bütün Bunlardan Hareketle:"Hiç Bir Mahlukun Ne Duyularının Ne De İlminin Ulaşamadığı Gayba Gaybi Mutlak, Muayyen Bir Mahlukun İlminin Ulaşmadığı Ve Ona Göre Bilinmeyene De Gaybi İzafi (Nisbî, Göreli)" (Elmalı 7/4869. ‚) Demişlerdir. Bazılarıda Gaybi:1- Delili Bulunmayan ("Gaybın Anahtarları Onun Katındadır" Ayetinde Anlatılan Budur Ve Bunu Ancak Allah Bilir) 2-Delili Bulunan (Sani' Olan Allah, Sıfatları, Ahiret Günü...) Diye İkiye Ayırmışlardır. Bunların Hepsi Birden Göz Önünde Bulundurulduğunda Gayb Konusunda Şu Sonuca Varmak Hatalı Olmayabilir: Kıyamet Saatini Allah Resullerine De Bildirmemiştir, Yağmurun Kesin Olarak Ne Zaman Yagacağını Ancak Allah Bilir. Ancak Ayetin Bunu Bildirdigi Cümlesine Bakıldığında Bunun Kıyamet Saati Kadar Mutlak Olmadığı Bazı Belirtiler Yardımıyla Tahminler Yapılabileceği Anlaşılır. Belirtileri Ortaya Çıktıktan Sonra Bu Gayb Olmaktan Çıkmıştır Da Denebilir. Tıpkı, Yağmur Yagmakta İken Dışarı Çıkmak İsteyen Birisine, Islanacaksın, Demek Gibi. Rahimlerdekinin Bilinmesi Konusu Da Aynen Yağmurun Yagmasının Bilinmesi Gibidir. Fazlalık Olarak Burada Neyi Sadece Allah'ın Bildiği Konusu Da Kapalıdır: Erkek-Dişi Olduğu Mu? Sadece Uzuvları Belirinceye Kadar Erkekliği Dişiliği Mi? Said-Şaki Olduğu Mu? Tam-Eksik Olduğu Mu? Canlı Doğup - Doğmayacağı Mı? Yoksa Hepsi Mi? İşte En Azından Bunların Tümünü Birden Bilmek De İnsan İçin Mümkün Değildir. Kişinin Yarın Ne Yapacağı, Yani İstikbalde Ne Olacağını Da - Belirtilerden Hareketle Yapılan Tahminlerin İsabet Edenleri Dışında Allâh'tan Başka Kimse Bilmez. Kişinin Nerede Ve Ne Zaman Öleceğini De Kimse Bilmez. Bu Konuda Cinler De İnsanlar Gibidir. Söylerlerse Yalan Söylerler. Ancak Allah Tümüyle Olmasa Bile Bu Tür Gaybın Bazı Noktalarını Ve Müfredatından Bazılarını Seçtiği Rasüllerine Bildirebileceğini Söylemiş Ve Bildirdigi De Olmuştur. Bu Türden Olmak Üzere (Vahye Dayanarak) Bizim Peygamberimiz De İstikbale Ait Birçok Haberler Vermiş Ve Söyledigi Gibi Çıkmıştır. Ama Vahye Dayanmadan İstikbali Peygamberlerin Dahi Bilemeyeceğine Dair Pek Çok Nas Mevcuttur.

Bunların Dışındaki Gayb İçin, Belirterek Allah'tan Başkasının Bilemeyeceğinin Söylendiğini Bilmiyoruz. Başta Evliyanın Kerameti Ve İlham Olmak Üzere, Cinlerin İstihdamı, Telepati, Tekniğin İstihdamı, Riyazet Vs. Gibi Yollarla, Halde Mevcut Olmak Şartıyla, Bazılarına Göre Gayb Ve Bilinmez Olanlar, Başkalarına Göre Bilinir Ve Algılanır. Kur'an-I Kerim'de Hadis'in Bildirdikleriyle İlgili Olarak Anlatılanlar, Halife Ömer'in Iran Üzerinde Bulunan Komutan Sâriye'yi Medine Minberinden Görüp İkaz Etmesi Gibi Sabit Olaylar Bunun Delili Olarak Gösterilir. Hatta Ibn Hacr El-Heytemî Gaybın Bilinmezliği Prensibinin Allah'ın Bazı Evliyaya Bile Ondan Haberler Lütfetmesine Engel Olmadığını, Bu Yüzden Bazı Velilerin, Mesela Yarın Öleceklerini Söylediklerini, Hatta Halife Ebubekr'in Karısının Rahmindeki Çocuğun Erkek Olduğunu Söylediğini Ve Öyle Çıktığını Yazar. (El-Fetava'l Hadisiyye S. 222-23) "Mü'minin Firasetinden Sakının Çünkü O Allah'ın Nuruyla Bakar" Hadisi Ve "Ben Kulumu Sevince Duyan Kulağı, Gören Gözü, Tutan Eli, Yürüyen Ayağı... Olurum" (Buhari, Rikâk 38.) Kudsî Hadisi De Buna İmkan Verir Gibidir. Hatta Allah'ın Nuruyla Bakar Hale Gelen Birisinin Kârşısındakinin Kalbinden Geçeni Dahi Görebileceği Söylenebilir. Nitekim Tasavvufta "Şerhu'1-Kubur Ve'ssudur" (Kabirleri Ve Kalpleri Keşif) Velayetin Daha İlk Basamağı Olduğu İnancı Meşhurdur. Ancak Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Şu Söz Gerçekten Onun İse Bu Kabullenişi Tereddütle Karşılamak Gerekir: "Kalplerde Olanı Allah Ve O'nun Vahyettiği Bir Rasulden Başka Kimse Bilemez.Vahiy Olmadan, Kalplerdekini Bildiğini İddia Eden, Alemlerin Rabbinin İlmine Sahip Olduğunu İddia Etmiş Olur..." (Imam Azamın Beş Eseri, Çev. Mustafa Öz. Ist. 1981, S.29. Arapçasi;24 ) Biraz Değişik İfadelerle Müslim, (Müslim, Iman 158; ) Ibni Mace (Ibn Mâce ,Fiten 1.) Ve Müsned'de(Müsned Iv'/438-39) Bulunan Bir Hadis De Ebu Hanife'ye Nisbet Edilen Bu Hükmü Destekler Görünür: Savaşta Bir Müşrikle Karşı Karşıya Gelen Bir Sahabi Onu "Allah'tan Başka İlah Yoktur" Demesine Rağmen Öldürür, Peygamber (S.A.) Bundan Hoşlanmaz Ve: "Karnını Yarıp Ta Kalbinde Olanı Bilseydin Ya!" Diye Üzüntüsünü Belirtir. Yine Ashabı İçerisindeki Münafıkları Vahiy Yoluyla Sadece Peygamberler Biliyordu Ve Sadece Huzeyfe'ye Bildirmişti. Sahabe'nin En İleri Gelenleri Dahil Onları Bundan Başka Kimse Bilmiyordu. Başta Ebu Bekr (R.A.) Olmak Üzere En Küçüğü Dahi En Büyük Veliden Daha Büyük Olanı Sahabenin Bilmediğini Başkaları Hiç Bilemez Şeklindeki İddia Ciddi Gibidir.


BAŞA DÖN

 Gayr-İ Menkul (Taşınmaz Mallar)

Taşınmaz Mallar. Akar Denilen Konut, Dükkan, Arsa, İşyeri Ve Benzeri, Başka Yere Taşınması Mümkün Olmayan Mallar. Arsa Üzerindeki Binalar, Ağaçlar Da O Arsaya Tabi Olacaklarından, Onlar Da Gayr-İ Menkul Sayılırlar.

"Akar" Da Fıkıh İlminde Gayr-İ Menkul Demektir. Fakat Akar Kelimesi Kiraya Verilip, Gelir Getiren Mallar İçin Kullanılmaktadır (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-I İslâmiyye Ve Istılahatı Fıkhiyye Kâmûsu Vı, 10).

Gayr-İ Menkulün Zıddı "Menkuldür". Bu Tür Malların, Gayr-İ Menkulün Aksine Bir Yerden Diğer Bir Yere Taşınmaları Mümkündür. Meselâ; Paralar, Hayvanlar Gibi Ölçülebilen Ve Tartılabilen Mallar Menkul Mallardır.

Gayr-İ Menkul İçinde Bulunan Mallar Da, Satış İşleminde, Gayr-İ Menkule Tabidir. Şöyle Ki, Satış İşlemi Yapılan Bir Beldenin Örfünde Satılan Şeyin Şâmil Olduğu Herşey, Beraber Satıldığı Açıkça Söylenmese De, Satılan Şeye Dahil Olarak Beraber Satılmış Olur. Meselâ Bir Ev Satılınca, Onun Bölümleri, Kileri, Ahır, Kapı Ve Pencereleri... Vb. Şeyler De Satışa Girdiği Gibi; Bir Bahçe Satıldığı Zaman İçinde Elma Ağaçları Varsa, Sözkonusu Bahçenin Satışına Orada Bulunan Elma Ağaçları Da Girmiş Olur. Alış İşlemleri Tamamlandıktan Sonra, Satıcı Kalkıp, Müşteriye, Ben Sana Sadece Evimi Satmıştım, Kileri Vermem, Veya Bahçeyi Satmıştım, Elmaları Vermem Diyemez. Böyle Bir İddia Geçersizdir.

Menkul Malların Satışının Caiz Olabilmesi İçin Kabz (Malın Alıcının Tasarrufuna Geçmesi) Şartı Vardır. Halbuki Gayr-İ Menkul Mallarda Kabz Şart Değildir. Şayet Kabzdan Önce Helâk Olma Tehlikesi Varsa O Zaman Mal Menkul Hükmünde Olur. Çünkü, Gayr-İ Menkulün Helâki Nadirdir. Menkul Bir Malın Kabzından Önce Satılması, Kiraya Verilmesi, Köle İle Mukâtep Yapılması İltifakla Caiz Değildir (İbn Âbîdin, Reddu'l-Muhtâr, Çev., Mehmet Savaş, Xı, 48).


BAŞA DÖN

 Gayr-İ Meşru Servet Zekata Tabi'i Midir?

Gasp, Çalmak, Zina Ve Kumar Gibi Gayr-İ Meşru Yollarla Elde Edilen Servet Zekata Tabi Değildir. Çünkü Gayr-İ Meşru Malın Sahibi Belli İse Ona İ'ade Etmek Lazım Gelir, Yoksa Fakir Ve Müstahak Kimselere Dağıtmak İcab Eder. Binaenaleyh Meşru Olmayan Yollarla Servet Kazanmak Haram Ve Günah Olduğu Gibi, Onu Elde Tutup Sahiplerine İ'adesini Veya Muhtaçlara Dağıtımı Ertelemek De Haramdır. Ancak Ölüm Sebebiyle Varislere İntikal Etmiş Olan Gay-İ Meşru Servet, Sahibi Bilinmediği Takdirde, Bazı Hanefi Ulemasına Göre Onlar İçin Mübah Sayılır.

 


BAŞA DÖN 

Gayr-İ Müslim (Müslüman Olmayan)

Müslüman Olmayan, İslâm'ın Dışında Başka Bir Dine Mensup Kişi.

İnsanlar İnanç Bakımından İki Gruba Ayrılır: Hz. Muhammed'in Peygamberlerin Sonuncusu (El-Ahzâb, 33/40) Ve Bütün İnsanlığın Peygamberi (El-A'râf, 7/158; Sebe', 34/28) Olduğuna İnanan Kimselere Müslüman; Hz. Muhammed'in Peygamberliğine İnanmayan Kimselere De Gayri- Müslim Denilir. Bu Tanıma Göre Ehl-İ Kitap Olanlar (Yahudiler Ve Hristiyanlar), Mecusiler, Dehriler, Sâbiîler, Mürtedler, Müşrikler Gayri-İ Müslim Sınıfına Girmektedirler.

İslâm Ülkesinde Bulunan Gayr-İ Müslimlerle Müslümanlar Arasında Birçok Münâsebetler Vardır. Bunlar İki Grupta Ele Alınabilir: Zımmîler: Zımmî Kelimesi, Zimmet Kökünden Türemiştir. Sözleşme, Antlaşma Anlamlarına Gelir. Istılahta İse; Antlaşma Sonucu Sürekli Olarak İslâm Ülkelerinde İkamet Etme Hakkına Sahip Olanlara Zımmî; Müslümanlarla Gayr-İ Müslimler Arasında Yapılan Bu Sözleşmeye De Zimmet Akdi Denilir.

Mekke'nin Fethinden Önce Yapılan Akitler Sürekli Olmamıştır. Yahudilerle Ve Mekke Müşrikleriyle Yapılan Sözleşmeleri Örnek Olarak Gösterebiliriz. Bu Sözleşmeler Belirli Bir Müddet Sonra Sona Ermiştir. Ancak, Mekke'nin Fethinden Sonra Nâzil Olan "Kendilerine Kitap Verilenlerden Allah'a Ve Ahiret Gününe İnanmayan, Allah'ın Ve Resulumün Haram Kıldığını Haram Saymayan Ve Hak Dini Din Edinmeyen Kimselerle, Küçülüp Boyun Eğerek Elleriyle Cizye Verecekleri Zamana Kadar Savaşın" (Et-Tevbe: 9/29) Ayetiyle Gayr-İ Müslimlerden Cizye Alınmasına İşaret Edilmiştir. Dolayısıyla Zimmet Akitleri Mekke'nin Fethinden Sonra Yapılmıştır.

Gayr-İ 'Müslimlerden Bazılarıyla Zimmet Akdi Yapılamaz; Mürtedlerle Bu Akdin Yapılması Mümkün Değildir. Hanefi Fukahâsı Putperest Araplarla Bu Akdin Yapılamayacağı Görüşündedir. İmam Şâfiî Ve İmam Hanbel'e Göre Ehl-İ Kitap Ve Mecusiler Dışındaki Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılamaz. Evzâî Ve İmam Mâlik'e Göre Bütün Gayr-İ Müslimlerle Bu Akit Yapılır.

Gayr-İ Müslimler Şu Yollardan Biriyle İslâm Tebaasına Girer Ve Zımmî Olurlar: İzinle İslam Ülkesine Girdikten Sonra Bu Ülkeden Haraç Arazisi Satın Alanlar Ve Bu Araziyi İşletenler; İkamet İzni Bittiği Halde Ülkeyi Terketmeyenler; Evlenerek Erkeğin Tebaasına Katılan Kadın (Kadın, İkamet Vb. Konularda Kocasına Bağlı Olur.) Cizye Vermeyi Kabullenen Fethedilen Ülke Halkı.

İslâm Ülkesi Tebaasına Giren Bir Zımmînin Tebaalığını Kaybetmesi İçin Şu Suçları İşlemesi Gerekmektedir: Müslüman Bir Kadınla Zinâ Etmek; Müslümanlara Savaş Açmak; Müslümanların İnançlarını İfsat Etmeye Kalkışmak; Devlet Düzenine Karşı Çıkmak; Cizye Vermemek.

Zımmîler Devlet Başkanı, Ordu Komutanı Ve Hâkim Olamazlar. Çünkü Bu Görevler Doğrudan Doğruya Müslümanlarla İlgilidir. Dünyevî İşlerde Zımmîlerden Bildikleri Konularda Yararlanılabilir.

İslâm Tebaasına Giren Zimmîlere Seyahat, İkamet, Din Ve Vicdan Hürriyetiyle Birlikte Eğitim, Çalışma, Sosyal Ve Kamu Hizmetlerinden Yararlanma Hakkı Da Verilmiştir.

BAŞA DÖN

Zımmîlerin İslâm Devletine Karşı Bazı Yükümlülükleri Vardır; Bunlar, Malî Ve Diğer Yükümlülükler Olmak Üzere İkiye Ayrılır. Malî Yükümlülüklerin Başında Cizye Gelmektedir. Cizye Almak Nassla Sabittir (Et-Tevbe, 9/29). Peygamberimiz (S.A.S.) Düşmanla Karşılaşan Ordu Komutanlarından Şu Üç Emrin Yerine Getirilmesini İster: İslâm'a Davet Etmek, Cizye İstemek, Savaşmak (Ebû Dâvûd Cihâd, 83). Her Zımmîden Cizye Alınmaz; Bunun Belirli Şartları Vardır: Cizye, Ergenlik Çağına Gelmiş Erkeklerden Alınır. Kadınlar Ve Köleler Cizye Ödemezler. Kör, Kötürüm, Yoksul Ve Çalışamayanlardan Şafiîlere Göre Cizye Alınır, Diğer Mezheplere Göre Cizye Alınmaz. Bazı Mezheplere Göre, Gayr-İ Müslimlerin Din Adamlarından, Çalışamayacak Durumdaki Çiftçilerden De Cizye Alınmaz.

Devletin Koruma Görevini Yerine Getirememesi, Zımmînin Müslümanlarla Birlikte Ülke Savunmasına Katılması, Cizye Ödemeyi Engelleyen Durumların Ortaya Çıkması, Ölüm Hâli Ve Zımmînin Müslüman Olması Gibi Hallerde Cizye Borcu Düşer.

Harac, İctihad Yoluyla Alınan Bir Vergidir. Bir Tür Vergi Bazan Attırılabilir, Bazan Da Azalır. Devletlerarası Ticaretlerden Alınan Vergiye De "Uşûr" Adı Verilir.

Gayr-İ Müslimler, Müslümanları Kendi Dinlerine Davet Edemezler; Müslümanları Küçük Düşürücü Davranışlarda Bulunamazlar; Kılık Ve Kıyafetleri Yönüyle Müslümanları Taklid Edemezler; Yasaklanan Fiilleri İşleyemezler; Haram Olan Şeyleri Müslümanlara Satamazlar.

Müslümanlarla İlişki İçinde Bulunan Gayr-İ Müslimlerin Diğer Bir Grubuna Da "Müste'men" Adı Verilir; "Güven İçinde Olan, Emân Verilen, Güvenliğe Kavuşan" Anlamlarını İfade Eder. Terim Olarak Anlamı; Belirli Bir Süre İçin İslâm Ülkesine Girmek Ve Orada Emin Olarak Kalabilmek İçin Kendisine İzin Verilmiş Olan Gayr-İ Müslime Bu Ad Verilir.

Kur'an'da "Eğer Müşriklerden Biri Emân Dileyip Yanına Gelmek İsterse, Onu Yanına Al Ki, Allah'ın Sözünü İşitsin; Sonra Onu Güven İçinde Bulunacağı Yere Ulaştır" (Et-Tevbe, 9/6) Ayeti Bu Konuya Delil Teşkil Etmektedir.

Müste'menler Dört Sınıfa Ayrılmaktadırlar: Elçiler, Tüccarlar, İlim Tahsilinde Bulunanlar, Ziyaret Ve Gezmek Amacıyla Gelenler.

Emânın Nasıl, Kimlere Ve Kimler Tarafından Verildiğini Şöylece Özetleriz:

1- Özel Emân: Bir Kişiye Veya Küçük Bir Gruba Verilen Emândır. Bu Emânı, Büluğ Çağına Gelen Herkes Verebilir: Hanefilere Göre Bu Emânı Müslümanlarla Aynı Safta Savaşan Zımmîler Bile Verebilir. .

2- Genel Emân: Büyük Bir Topluluğa, Yerleşim Bölgesine Verilen Emândır. Hanefilere Ve Şâfiîlere Göre Bunu Ancak Devlet Başkanları Verebilir.

3- Örf Ve Âdete Göre Verilen Emân: Bunlar,' Kendilerine Emân Verilmediği Halde Emân Verilmiş Olanlardır. Yanlarında Bulunan Mektuplar, Ticaret Mallan Müste'men Sayılmasına Delâlet Eder. Bunlar; Elçiler Ve Tüccarlardır.

4- Antlaşmadan Doğan Emân: Antlaşma Yoluyla Elde Edilen Emândır.

5- Yakınlık Yoluyla Emân: Bir Şahsa Verilen Emân Onun Çocuklarını Da İçine Alır.

Emânın Sona Ermesi Müste'menin İslâm Ülkesinden Çıkıp Harp Ülkesine Girmesiyle Başlar. Bunlar İslâm Ülkeşinin Vatandaşı Değildir.

Hanefîlere Göre, Müste'menlere Allah Hakkından Ve Kamu Haklarından Dolayı Ceza Verilmez. Hırsızlık, Soygun Gibi. İmâm Şâfiî'ye Göre İse Ceza Verilir.

Müslümanların Veya Gayr-İ Müslimlerin Hayata Karşı İşledikleri Suçlarda Suç İşleyenin Durumu Göz Önüne Alınır. Suçu İşleyenin Kimliğine Göre Farklı Cezalar Uygulanabilir. Bir Müslümanla Bir Gayr-İ Müslim, Veya Bir Mürted Aynı Cezaya Çarptırılmaz. Bazı Hukukî Farklılıklar Ortaya Çıkar; Ama Hiçbir Zaman Gayr-İ Müslime Haksızlık Yapılmaz.

Evliliklerde Din Olgusu Önemli Bir Meseledir. Müslüman Bir Erkeğin Ehl-İ Kitap Bir Kadınla Evlenmesinde Sakınca Yoktur (El-Mâide, 5/5). Müslüman Bir Erkek Müşrik Kadınla Evlenemez. İmanlı Bir Cariye Müşrik Kadına Tercih Edilmektedir (El-Bakara, 2/221). Müslüman Kadın Müşrikle Evlenemez (El-Bakara, 2/221). Ailede Etkin Kişinin Erkek Olduğu Düşünüldüğünde Müslüman Bir Kadının Ehl-İ Kitaptan Bir Erkekle Evlenmesine İzin Verilmemiştir. Gayr-İ Müslimlerin Kendi Aralarındaki Evlilikleri Mûteber Kabul Edilmiştir. Bunların Kendi Aralarında Belirlemiş Oldukları Mehirler Mûteberdir, Geçerlidir. Müslüman Erkekle Evlenmiş Olan Gayr-İ Müslim Kadın, Kocasından Boşandığı Zaman Müslüman Kadının İddetine Tabidir. Müslüman Bir Erkekten Boşanan Müslüman Bir Kadın Kocasından Nasıl Nafaka Alıyorsa, Gayr-İ Müslim Bir Kadın Da Müslüman Bir Erkekten Ayrıldığı Zaman Müslüman Kadın Gibi, Nafaka Alır.

Ehl-İ Kitabın Yiyecekleri Müslümanlar İçin Helâldir. Kur'an'da, "Kendilerine Kitap Verilenlerin Yemeği, Size Helâl, Sizin Yemeğiniz De Onlara Helâldir" (El-Mâide, 5/5) Buyurulmaktadır. Gayr-İ Müslimlerle İnsanî İlişkiler Sürdürülür; Hastaları Ziyaret Edilir, Hediyeleşilir, Selamlaşılır; Dünyevî Konulardaki Bilgi Ve Becerilerinden Yararlanılır Komşuluk Münasebetleri Sürdürülür.


BAŞA DÖN

Gayri Müslimle Komşuluk İlişkileri

Müslümanla Zimmî (Islâm Hâkimiyetini Kabul Etmiş Ehli Kitap Vatandaş) Arasında Zorunlu Olan Her Türlü Muameleyi Yapmak Caizdir (Hindiye, V/348 (Sirâciye'den)).

Müslüman, Onların Ömürlerinin Uzun, İşlerinin İyi Olmasına Vb. Dua Edemez. Onların Bağışlanmalarına Da Dua Edemez. Çünkü Allah (Cc) Müşrikleri Asla Bağışlamayacâğını Bildirmiştir(K. Münafikûn (63) 6). Buna Rağmen Bağışlanmalarını İstemek, A1lah'i Yanlış Hüküm Vermekle Suçlamak Olur Ki, Buna "Küfür" Diyenler Bile Vardır (Bk. Karafi, El-Furuk, Iv6259 Vd). Ancak Onların Hidayetine Dua Edilebilir (Bezzazıye Vı/355; Hindiye, V/348).

Yahudi Ve Hiristiyan Bir Hastayı Ziyaret Edebilir. Mecusî'de İhtilaf Vardır. Rasulüllah'ın Ziyaret Ettiği Vakidir. Amcasını Da Ziyaret Etmişlerdir (Agk.; Ayrıca Bk. Hindiye, V/347).

Kâfiri Bir İhtiyaç Ya Da Yolculuk Durumunda Misafir Etmesinde Beis Yoktur (Hindiye, V/347).

Bir Kâfirden Müslümanın Hediye Alması, Eğer Dini Salabetini Kıracak Ve Onu Ona Medyün Hale Getirecekse Caiz Olmaz. Böyle Bir Durum Yoksa Caiz Olur (Bezzâziye, Vı/347). Zira: "Allah'ım, Bana Bir Facirin Nimetini Nasib Etme Ki, Kalbim Onu Sevmesin" (Benzer Hadis İçin Bk. El-Hindî, Age. N211 (Deylemi'den)), Buyurulmuştur. Kâfir İse Facirden Daha Şediddir.

Bir Hiristiyanın Bir Müslümanı Evindeki Ziyafete Çağırması Durumunda; Birbirlerinden Ticâret Yapmaları Dışında Aralarında Bir Dostluk Ve Beraberlik Bulunmuyorsa, Bazılarına Göre Bu Ziyafete Gitmek Helâldir. Çünkü Bu Bir Nevî İyiliktir. Mahzurlu Olmadığı Gibi Menduptur. Bazılar Da: Müslümanı Bir Mecusî Ya Da Hiristiyanın Yemeğe Çağırması Halinde, Eti Çarşıdan (Islâm Ülkesinde) Almış Olduklarını Söylemiş Olsalar Bile, Müslümanın O Yemekten Yemesi Mekruhtur, Demişlerdir. Çünkü Mecusî Boğularak Ve' Dövülerek Ölen Hayvanın Etini De Yer. Nasranî'nin İse Özel Bir Boğazlama Şekli Yoktur. Ya Boğarak, Ya Da Müslümanın Kestiğini Yer. Ama Çağıran Yahudi Olursa, Müslümanın Onun Yemeğinden Yemesinde Beis Yoktur. Çünkü Yahudi, Ancak Yahudinin Ya Da Müslümanın Boğazladığını Yer (Kâdihân, Nı/401). Ne Varki, Kâfirin Yemeğini Sürekli Yemek Mekruhtur. Mecburiyet Halinde Bir-İki Defa Yemede Mahzur Olmayabilir (Hindiye, V/347).


BAŞA DÖN

 Gayri Müslümle Ortaklık Kurmak

Ehli Kitapla (Yahudi Ve Hiristiyanlarla) İş Ortaklığı Kurulabilir. Ancak Şirkete Ya Da Ortaklık Konusu Olan Mala Müslüman Vaziyet Etmelidir. Buna Gerekçe (İllet) Olarak Onların Malı Faizde, İçki Ve Hınzır Gibi Islâm'da Mütekavvim Mal Sayılmayan Konularda Kullanır Olmaları Gösterilir. Günümüzde Yaygın Hisse Senedi Meselesini De Bu Açıdan Değerlendirmek Gerekir. Bu, Ahmed B. Hanbel'in Görüşüdür. Şafiî İse Onlarla Ortaklığı Her Halükârda Mekruh Görür. Ahmed B. Hanbel İse: Mahzurlu Olmasının İlleti Bellidir, Bu Da Şirket Konusu Olan Mala Müslümanın Vaziyet Etmesiyle Giderilmiş Ve Mekruhluk Ortadan Kalkmış Olur Der. Ehli Kitap Olmayan Mecusîler (Batıl Din Salikleri) Gibi İnsanlar Her Konuda Ehli Kitaptan Daha Olumsuz Bir Konumda Oldukları İçin, Diğerleriyle Ortaklık Kurmayı-Belli Şartla-Caiz Gören Ahmed B. Hanbel Dahi Böyleleriyle Ortaklığı Kerih Görür, Ancak Kurulmuşsa Sahih Olacağını Söyler (Ibn Kudâme, Age, V/3-5). Ateistler (Dinsizler) İse Hepsinden Daha Kötüdür.

 


BAŞA DÖN

Gaz Ve Abdest

Abdest Aldıktan Sonra Sık Sık Gaz Çıkardığım İçin Abdestim Bozuluyor. Özür Kabul Ediyorum, Ama Olmadığı Zamanlar Da Oluyor. Ne Yapmalıyım?

Söylediğiniz Hal Sürekli Oluyorsa Bir Özürdür. Sürekliliğin Ölçüsü, Bir Namaz Vaktini Hükmen Ya Da Hakikaten Kaplaması, Ondan Sonraki Vakitlerin Her Birinde De En Az Bir Defa Görülmesidir. Hükmen Kaplaması, Zaman Zaman Kesilmesine Rağmen, Abdest Alıp, O Vaktin Namazını Kılacak Kadar Zaman Bulamamasıyla Olur. Özrün, Bir Defa Da Olsa Görülmediği Bir Vakit Gelirse, Özür Sahibi Olmaktan Çıkılır.

 


BAŞA DÖN

Gazab

Nefsin Hoşa Gitmeyen Birşey Karşısında İntikam Arzusuyla Heyecanlanması; İnfiale Kapılmak, Öfke, Hışım, Hiddet, Düşmanlık Ve Saldırıya Meyleden Saldırganlık Hâli.

Fıkıh Açısından Gazap Hâlinde Yapılan İşlerde Bazı İstisnalar Getirilmiştir. Meselâ, Gazap Hâlinde Kinaye Sözlerle Boşama, Niyet Olmadıkça Geçerli Değildir. Kocanın Kızarak Eşine, Babanın Evine Git Demesi Gibi (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-I İslâmiyye Ve Istılahât-R Fıkhıyye Kamusu, Iı,185). Hâkim, Gazaplı İken Hüküm Veremez (Müslim, Akdiye,16). Ahlâkî Yönden Gazap Hakkında Şu Buyruklar Vârid Olmuştur: Hz. Peygamber (S.A.S.): "Gazap Bütün Kötülükleri Kendinde Toplar" Buyurmuştur (Ahmed B. Hanbel, 5/373). Başka Bir Hadîsinde, "Gazap Şeytandandır" (Ahmed B. Hanbel, 4/226) Buyurur.

Resulullah (S.A.S.) Kendisinden Öğüt İsteyen Birine: "Öfkelenmeyeceksin" Buyurur (Buhârî, Edeb, 76). Gazaplanma Durumunda Bunun Nasıl Giderileceği Hakkında Da Şöyle Buyurur: "Biriniz Gazaba Geldiğinde Abdest Alsın. Ayakta İse Otursun, Gazabı Yine Gitmezse Uzansın" (Ahmed B. Hanbel, I, 283; V,152; Ebû Dâvûd Edeb,11). "Gerçek Yiğit, Güreşte Güçlü Olan Değil, Gazaba Geldiğinde Nefsine Hâkim Olandır" (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107,108; Ebû Dâvûd, Edeb, 3).

Bütün Bu Buyruklar Kur'an-I Kerîm'deki Şu Emrin Açıklamasıdır: "O (Koruna)Nlar Ki Bollukta Ve Darlıkta Allah İçin Harcarlar Öfkelerini Yutkunurlar, İnsanları Affederler. Allah Da Güzel Davrananları Sever" (Âl-İ İmrân, 3/134).

Muâz B. Cebel'den Rivayet Edilen Bir Hadiste Resulullah, Huzurunda Birbirine Söven İki Kişiden Birisinin Yüzünde Öfke Belirince Şöyle Buyurmuş: "Ben Bir Kelime Biliyorum, Eğer Şu Adam Bunu Söylerse Öfkesi Geçer. O Kelime: Euzü Billahi Mine'ş Şeytani'rracîm (Kovulmuş Şeytandan Allah'a Sığınırım)Dir" (Tirmizî, Daavât, 52).

Urve B. Muhammed Es-Sa'dî Bir Adama Öfkelenmiş Ve Kalkıp Abdest Almış, Sonra Dönüp Bir Daha Abdest Almış Ve Resulullah (S.A.S.)'İn Şöyle Buyurduğunu Nakletmiştir:

"Gazap Şeytandandır, Şeytan Da Ateşten Yaratılmıştır. Ateş Ancak Su İle Söndürülür. Biriniz Kızdığınız Zaman Abdest Alsın"(Ebû Dâvûd, Edeb, 4).

Allahu Teâlâ'nın Buyurduğu Gibi Öfkesini Yutkunmayan İnsanların Nasıl Kötülükler İşledikleri, Bir Hiç Yüzünden Nasıl Birçok Cinayet İşlendiği Ve Kötülükten Sonra Öfkesi Geçenlerin Nasıl Pişman Oldukları Her Zaman Görülmektedir. Öfkeyle Kalkan Zararla Oturur Denilir. Haklı Bir Davada Bile Olsa Gazabı Yenip Karşı Tarafı Affetmek En Büyük Meziyettir. Resulullah (S.A.S.)'İn En Güzel Ahlâkı Böyledir. İslâm'da Nefis İçin Kızmak Yoktur. Mücadele Ve Mücahede Allah İçindir. Hz. Ömer'in Halifeliği Döneminde Bir Sarhoşa Rastlayıp Had Uygulatması Üzerine Sarhoş Ona Sövmüş, Hz. Ömer Onu Bırakarak Şöyle Demiştir: "Beni Gazaplandırdı. Ceza Verirsem Nefsime Yardım Etmiş Olurum. Ben Bir Kimseyi Nefsim İçin Azarlayıp Dövmeyi Sevmem." Ayetlerde, Herşeye Rağmen Gazaplanarak Yapılan Bir Günâh Sonunda Müminin Hatasından Dönmesi, Tövbe Etmesi Emredilmekte; Allah'ın Tövbe Edenleri Affedeceği Bildirilmektedir.

İslâm Ahlâkı, Kötülüğe İyilikle Muamele Etmeyi, Bunun Ancak Sabredenlere Mahsus Bir Meziyet Olduğunu Vazeder (Fussilet, 41 /34-35). Fevrî Ve Fanatik Hareketler Hoş Karşılanmamıştır. (El-Hucurât, 49/5). Sabredip Suç Bağışlamanın İşlerin En Hayırlısı Olduğu Allah'ın Emridir (En-Nahl,16/126; Eş-Şûrâ, 42/43).

Aşırı Gazap Aklın Öyle Bir Afetidir Ki, En Lâtif Varlığı Bile Mecnun Hâline Getirip Hunhar Bir Hayvana Dönüştürebilir. Hiddet; Akıl Ve İdrakin Yerine Heyecan, Dürüstlüğün Bitişi, Gözlerin Görmemesi, Kulakların Duymaması Demektir Ve Böyle Birini Ne Din, Ne Kanun Ne De Nasihatçıların Sözleri Engelleyemez. Hiddetle Başlayan, Cinnet Geçirerek Kötülük Yapar, Sonra Da Pişman Olur.

Hz. İsa (A.S.)'A, "Âlemde En Zorlu Ve Şiddetli Olan Şey Nedir?" Diye Sorulduğunda O Şöyle Buyurmuştur: "Herşeyden Şiddetli Olan Allah'ın Gazabıdır. Ondan Cehennemler Bile Bizim Gibi Titrer" Demiştir. "Bundan Kurtuluş Yolu Nedir?" Diyene De: "Kendi Gazabını Terk" Demiştir.

Gazap, Kişiye Edebi Kaybettirir; Edeb Kaybolunca Da İnsanın Yapamayacağı Rezillik Yoktur. Çoğunlukla Hiddetlenmenin Zararı Sahibine Aittir. En Kötü Gazap Hâli Tez Geçip Geç Gidendir. Bu, Kişiyi İntikamcı Yapar Ve Helâkına Sebep Olur.

Rahmet Peygamberi Ve En Güzel Ahlâkı Tamamlamak Üzere Gönderilmiş Olan Hz. Muhammed (S.A.S.) Mü'minlerin İmanca En Olgun Olanları Ahlâkça En İyi Olanlarıdır Demiştir.

Allahu Teâlâ'ya Mahsus Olan Sıfatlardan Rahmet Ve Gadap İse Mahlukatın Sıfatları Gibi Değildir. Bu Sıfatlar Birçok Ayet-İ Kerimede Zikredilmektedir (El-Bakara, 2/61, 90; Âl-İ İmrân, 3/112; El-A'râf, 7/71, 152, 154; El-Mâide, 5/60; El Feth, 48/6, En-Nur, 24/9).

Kur'an-I Kerîm'in İlk Suresi Ve Bir Özeti Sayılan El-Fâtiha Suresinde "Bizi Doğru Yola İlet. Nimet Verdiklerinin Yoluna. Kendilerine Gazap Edilmiş Olanların Ve Sapmışların Yoluna Değil " (El-Fâtiha, 1/5-7) Buyurulmaktadır. Allah Haddi Aşanlara, İsyancılara, Dini İnkâr Edenlere Gazap Üstüne Gazap Göndermiştir. Bunların Kıssaları Kur'an'da Gayb Haberleri Şeklinde Bildirilmiştir. Gazap Edilenler Son Olarak Yahudiler Ve Hristiyanlar; Daha Geniş Anlamda Doğru Yoldan Sapanlardır. Allah'ın Gazabı, Geçmiş İnkârcıların Başına Türlü Şekillerde Gelmiştir: Onları Yakalayıveren Bir Çığlık, Bir Yer Sarsıntısı, Ebâbil Kuşları, Kasırga, Dağ Gibi Deniz Dalgalarında Boğulma...

Bir Kutsî Hadiste İse Allah Şöyle Buyurur: "Rahmetim, Gazabımı Geçmiştir" (Buhârî, Tevhîd, 55).

 


BAŞA DÖN

Gazete Ve Dergilerde Bulunan Kadın Resmiyle Televizyondaki Görüntüsüne Bakmak Haram Mıdır?

Bugünkü Neslin Aksi İstikamette Doğru Yönelip İstenmeyen Yola Saplanmasının Bir Çok Sebebi Vardır.Şüphesiz Ki Bunların En Önemlilerinden Birisi Gençliğe Müsbet Ve Yararlı Şeyleri Telkin Etmek Yerine Menfi Şeyleri Telkin Edip Zararlı Şeylerle Kafalarını Doldurarak Beyinlerini Yıkamak Ve Gazete İle Dergilerde Müstehcen Resimleri Yaymak Ve Bu Yolla Gençliği Avlayıp Ruh Ve Manalarını Katletmek İçin Gösterilen Çabadır.Televizyon Da Dergi Ve Gazetelerden Geri Değildir.Basın Ve Televizyon, Beşeriyyete Hizmet Etmek Hususunda En Büyük Rol Oynamaları Gerekırken Bilakis Daha Fazla Zararlı Bir Hale Getirilmiştir.Bununla Beraber,Gazete Ve Dergilerdeki Müstehcen Resimler İle Televizyondaki Açık Görüntüler Gerçek Değil Resim Ve Hayal Olduğu İçin Onlara Bakmak Hakiki Kadının Vucuduna Bakmak Gibi Haram Sayılmaz.Ancak Şehvet İle Bakan Kimse İçin Haram Olur.Ibn Hacer Heytemi İle Şirvani Şöyle Diyorlar: Aynada Veya Suda Görünen Kadın Görüntüsüne Bakmak Haram Değildir. Ancak Fitneye Vesile Olduğu Taktirde Haram Olur.(Tuftehul Muhtaç Ve Şirvani C.7.S.192)

 


BAŞA DÖN

Gazi, Gazilik

Gaza Eden Kişi. İlâhî Kelimetullah İçin Cihada Giden, Savaşan, Allah Yolunda, Allah Rızası İçin Mücâdele Eden Müslüman Askerlerden Savaştan Dönenlere Gazi Denildiği Gibi; Savaşta Büyük Yararlıklar Gösterenlere De Gazilik Ünvanı Verilir. Lügatta "Savaşa Katılan Kişi" Hakkında Kullanılmasına Rağmen, Savaşa Katılan Ve Sağ Olarak Geri Dönenler İçin Kullanılan Bir Deyimdir.

Kur'an-I Kerîm'de Şu Buyrukla Müminlere Seslenilmiştir: "De Ki: Bize İki İyilikten, Gazilik Ve Şehitlikten Başka Bir Şeyin Gelmesini Mi Bekliyorsunuz?" (Et-Tevbe, 9/52). Bu İlâhî Emri Asırlarca Halk "Ya Gazi Ya Şehid", "Ölürsem Şehid, Kalırsam Gazi" Şeklinde Kullanmıştır.

İslâm'da Zorunlu Askerlik Yoktur. Ancak Cihada Katılmayanlar Kınanır (Et-Tevbe, 9/42-49). Savaşa Katılmayıp Evlerinde Oturanlar Müslümanlar Tarafından Toplumdan Âdeta Soyutlanır, Allah Da Onların Kalplerini Mühürlemiştir. Resulullah Gazveye Çıkmadan Önce, "Cihada İstekli Olanlar Dışında Kimse Bizimle Gelmesin" Buyurmuştur (İbn Sa'd, Et-Tabakat, Iı, 27). Ancak Mekke'nin Fethinden Sonra İslâm Devletinin İlk Kuruluş Ve Bi'setin Başlangıcındaki Hükümler Genişlemiş; Müminlerin Hepsinin Savaşa Çıkmasının Gerekmediği, Bir Kısmının Dini Korumak İçin Geride Kalması Emri Gelmiştir (Et-Tevbe, 9/122). İslâm'da Askerlik Zorunlu Değilse Bile İlimle Uğraşanların Dahi Gönüllü Olarak Savaşa Gittiği Görülür. Hz. Ebû Bekir (R.A) De Aynı Hz. Peygamber (S.A.S) Gibi Bu Konuda Aynı Uygulamayı Yapmış Ancak Fetihlerin Hızlanması Ve İslâm Devletinin Sınırlarının Genişlemesiyle Hz. Ömer Zamanında Maaş Alan, Nizâmî Bir Askerlik Kurumu İle Divanü'l-Ceyş Kurulmuştur (Mürûcuz-Zeheb, Iıı, 955).

Savaşa Gidecek Kişilerin Seçilmesi Resulullah Zamanında Başlamıştır. O, Askerleri Tek Tek Kontrol Eder, Sağlıklı Olanları Savaşa Götürürdü. Resulullah'ın Uygulamasına Göre Belirli Bir Askerlik Yaşı Da Konulmamıştır. İhtiyar, Çocuk Ve Hastalar Dışında Sağlam Olan Herkes Cihada Katılmıştır (İbnü'l-Esir, El-Kâmil, Iı, 62). Hz. Ömer İse, Divan'larda Âkil, Bâliğ, Müslüman, Sağlam, Cesur Olanları Kaydettirmiştir. İslâm Ordusunun Sürekli Seferde Kalmaması En Fazla Dört Aylık Bir Seferden Sonra Askerlerin Dinlendirilmesi Ve Yerlerine Dinlenmiş Olanların Gönderilmesi Usûlü İlk Defa İslâm Devletinde Uygulanmıştır (İbnü'l-Esir, El-Kâmil, Iı, 196).

Allahu Teâlâ Müminlere Zafer Vâdettiği, Ahirette Güzel Nimetlerle Müjdelendiğinden Hiçbir İslâm Mücâhid; Cihaddan Geri Kalmak İstememiştir. Allah Gazilere, Dünya Hayatını, Ahiret İçin Satanlara Büyük Bir Mükâfaat Verecektir. Savaş Sırasında Kaçanlar İse Allah'ın Gazabına Uğrarlar, Onların Yerleri Cehennemdir. Bu Yüzden Gazilerin Esas Olarak Şehid Olmak Arzusuyla Savaştıkları Görülür (Bk. El-Enfâl, 8/15, 16, 58; En-Nisâ, 4/74, 104).

Ayrıca Hz. Peygamber (S.A.S) Cihada Katılmayanlara Görevlerini İhmal Etmemeleri Ve Kısman Da Olsa Telafi Etmeleri İçin: "Kim Allah Yolunda Cihada Çıkan Bir Gaziyi Donatırsa Aynen Cihada Çıkmış Gibi Olur" (Buhârî, Cihad, 38; Müslim, Cihad 135; Ebû Dâvûd, Cihad 20).

Tarihte Birçok Müslüman Devlet Adamının Cihad Mefkûresini İfade Etmek İçin Gazi Ünvanını Aldığı Bilinmektedir. Selçuklular Zamanında Gazilik Mefkûresini Sürdüren Bir Zümre Doğmuştur. Bunlara Gâziyân-I Rûm Denilirdi (Aşıkpaşazade, Tevârih-İ Âli-İ Osman, S. 222). Müslüman Olmadan Önce Sık Kullanılan Cengaver Ve Yiğit Anlamına Gelen Alp Kelimesinin De Sonralan İslâmî Bir İçerik Kazandığı Ve Hatta Gazi Kelimesinin Bunun Yerine Geçtiği Görülür. Gaziler Anadolu'nun İslâmlaştırılması İçin Anadolu İnsanını Tekkelere Kapanmaktan Çok Düşmanla Cihad Yapabilecek Yerlere Sevketmiştir. Bu Sebeple Teşkilatlanan Zümreye Gâziyân-I Rûm Veya Alp-Erenler Denilmiştir. Bunlar, Osmanlı Devletinin Kurulmasında Da Büyük Rol Oynamışlardır (Aşıkpaşazâde A.G.E., S. 222, Fuad Köprülü, İlk Mutasavvıflar, S. 216). Anadolu'nun İslâmlaştırılması İçin Savaşa Çıkan Komutanlara Gazi Ünvanı Onuncu Yüzyıldan İtibaren Verilmişti. Mengücük Gazi, Melik Ahmed Gazi Gibi. Türk Şairi Aşık Paşa (732/ 1332) Alp-Eren Veya Gazi Olmak İçin Birtakım Şartlardan Bahseder. Kuvvetli Bir Yürek, Yani Cesur, Pazu Kuvveti, Gayret, İyi Bir At, Husûsî Bir Elbise, Yay, İyi Bir Kılıç, Süngü, Uygun Arkadaş" (Köprülü A.G.E., 208). Bizans'a Yakın Bir Uçta Küçük Bir Beylik İken, Cihana Sözü Geçiren Büyük Bir Devlet Hâline Gelmesi Bu Gazilere Dayanıyordu. Bu Gelenek Hz. Peygamber Ve Ashabıyla Başlamış Ve Osmanlı Padişahlarının Savaşa İştirak Etmeden Gazi Ünvanı Almalarına Kadar Sürmüştür. Padişahlara Gazilik Fetvaya İstinaden Verilmeye Başlandı. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri Ve Terimleri Sözlüğü, S. 654).

Ayrıca Yeni Doğan Çocuklara Gazi Adının Verilmesi De Gaziliğin Kültürümüzdeki Yansımalarındandır.

 


BAŞA DÖN

Gece İbadeti

Daha Çok "Gece Namazı" Veya "Teheccüd Namazı" Olarak Bilinen Ve Çok Fazla Sevabı Nedeniyle Resulullah Tarafından Müslümanların Özendirildiği, En Sahih Rivâyetlere Göre Gecenin İkinci Yarısında Uykudan Kalkılarak On İki Rekât Olarak Kılınan Nafile Namazı.

Kur'an-I Kerîm'in Müzzemil Suresinin Baş Tarafında: "Ey O Örtünen, Kalk Gece, Ancak Birazında: Yarısı, Yahut Eksilt Ondan Biraz. Ya Da Artır Ve Kur'an Oku, Tertip İle Yavaş Yavaş, Güzel Güzel. Çünkü, Biz Senin Üzerine Ağır Bir Söz Atacağız. Çünkü, Gece Neşesi Hem Daha Dokunaklı, Hem Deyişçe Daha Sağlamdır" Buyurularak, Risâletin Daha Başlangıcında, Bazı Âlimlere Göre Beş Vakit Namazdan Önce Gece Namazı Emredilmiş Ve İslam'ın Tebliğini Başarabilme Açısından Bunun Gereği De Vurgulanmıştır. Resulullah'la Birlikte Ashabının Da Kıldığı Bu Namaz, Aynı Surenin Sonunda Yer Almakla Birlikte, Yukarıdaki Emirden Belli Bir Süre Sonra, Hattu Bazılarınca Medine'de İnen "Rabbin Biliyor Ki, Sen Muhakkak Gece Üçte İkisine Yakın Ve Yarısı Ve Üçte Biri Kalkıyorsun; Beraberindekilerden Bir Grup Da. Gece İle Gündüzü Allah Takdir Eder. Bildi Ki, Siz Onu Bundan Böyle Başaramazsınız; Bu Bakımdan Size Lûtufta Bulundu Da, Artık Kur'an'dan Ne Kolayınıza Gelirse Okuyun..." Ayetiyle Ümmet İçin Emir Olmaktan Çıkmış; İsrâ Sûresinde "Gecenin Bir Kısmında Sana Mahsus Bir Nâfile Olmak Üzere Teheccüdde Bulun. Umulur Ki, Rabbin Seni Makam-I Mahmud'a Ulaştırır" (El-İsrâ, 17/79) Ayetinde De İfade Olunduğu Üzere, Resulullah (S.A.S.)'İn Terketmediği Bir Amel Olarak Kalmıştır. O Kadar Ki, Buhârî Ve Müslim'in İttifâken Rivâyet Ettiği Bir Hadîs-İ Şerifte, Efendimiz'in, Mübârek Ayakları Şişinceye Kadar Geceleyin İbadet Ettiği; Hz. Âişe'nin Kendisine, "Ya Resulallah, Geçmişteki Ve Gelecekteki Günâhların Affolunduğu Halde, Neden Böyle Yapıyorsun?" Demesi Üzerine "Rabbime Şükreden Bir Kul Olmayayım Mı?" Buyurduğu İfade Olunmaktadır. İmam Müslim, Sahih'inde Resulullah'ın Teheccüdünün Uzunluğuna Daha Bir Açıklık Getirmekte Ve Hz. Huzeyfe (R.A.)'Den; Bir Rekâtta Fâtiha'dan Sonra Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Surelerini Hem De Ağır Ağır, Tesbih Ayetlerinde Tesbih Ederek, Dua İstenen Ayetlerde Dua Ederek Okuduğunu, Rükû Ve Secdeşinin De Aynı Şekilde Uzadığını Rivâyet Etmektedir (Riyâzü's-Sâlihîn, Iı, 449, 457).

Gece Namazının Fazileti Konusunda Alimler Çok Söz Etmiş Ve Müminleri Bu Namaza Teşvik Etmişlerdir. Hz. Ebû Hüreyre (R.A.)'Den Rivâyet Edilen Bir Hadîs-İ Şerifte, "Rabbimizin Her Gecenin Son Üçte Biri Kaldığında Dünya Semasına Nüzul Edip "Yok Mu Bana Dua Eden, Duasını Kabul Edeyim; Yok Mu Benden İsteyen, Ona Vereyim; Yok Mu Benden Bağışlanma Dileyen, Onu Bağışlayayım" Buyurduğu İfade Olunmaktadır (Tecrii Sarîh Terceme Ve Şerhi, Iv, 112). Zaten, Kur'an-I Kerîm'de De Müminlerin, Rahman'ın Kullarının Rablerinin Rızası İçin Secdede Ve Kıyamda Geceleyen Kimseler Oldukları (El-Furkan, 25/64); Gecenin Az Bir Kısmında Uyuyup, Seherlerde İstiğfar Ettikleri (Ez-Zâriyât, 51/51) Ve Yanlarının Rahat Döşeklerinden Uzaklaşıp Korku Ve Umut İçinde Rabblerine Dua Ettikleri (Es-Secde, 32/16) Anlatılmaktadır. Önemi Dolayısıyle, Farz Namazdan Sonra En Faziletli Namazın Gece Namazı Olduğu Müslim'in Rivâyet Ettiği Bir Hadiste Belirtilmiş; Âlimlerin Çoğunluğunca Bu Namaz Sünnet-İ Müekkede Olarak Kabul Edilmişse De, Vacib Diyenler De Olmuştur. Sünnet De Olsa, Bilhassa İslâm'ın Tebliğcileri İçin Herhalde Asla Vazgeçilmez Bir Namaz Olsa Gerektir.

 


BAŞA DÖN

 Gece Tırnak Kesmek

Gece Tırnak Kesmek Mekruh Mudur?

Mekruh Değildir. Imam Ebû Yusuf Buna Böyle Cevap Vermiş Ve "Delilin Nedir?" Diye Soranlara "Hayır Geciktirilmez" Hadîsini Okumuştur. (159 Hindiyye V/358)

 


BAŞA DÖN

Gece Yatarken İlle De Sağ Tarafımıza Mı Yatmalıyız?

Insan Avretini Açmamak Ve Temiz Bir Yerde Yatmak Şartıyla; Rahat Edeceği Şekilde Yatabilir. Bu Mübahtır. Ancak Uykuyu Da Bir Edeple Uyumak Ve Edebe Riayet Ettiği İçin Uyurken De Sevap Almak İsteyenler, Kıbleye Yönelerek Yatarlar. Gazalî, Bu İki Şekilde Olabilir, Der: Biri Ölüm Halini Alarak Ayaklarını Kıbleye Doğru Uzatıp Bütün Bedeniyle Kıbleye Yönelmek, Diğeri (Ve Daha İyisi) Mezarda Olduğu Gibi Sağ Yanı Üzerine Yatıp Yüzünü Kıbleye Çevirmek.( Gâzâlî I/998) Bu Her İki Durumda Da Ölüm Hatırlanılmış Ve Af Dileme (Tevbe Ve İstigfar) Akla Getirilmiş Olur Ki, Uykuya"Yarı Ölüm" Dendiğinden, Yatarken "İstigfar" Okumak Da Sünnettir. Ancâk Teneşirde Yatan Ölü Halini Düşünmedikten Sonra, Ayakları Kâbe Yönüne Ve Dinî Kitaplara Doğru Uzatıp Yatmak Mekruhtur. (Hindiyye V/319) Kıbleye Karşı Sağ Yani Üzerine Yattığında Sağ Elini Sağ Yanağının Altına Koyarak Uyuması Da Müstehap (Güzel)'Tır. Dediğimiz Gibi Rahat Edemediği Takdirde İstediği Şekilde Yatması Câiz Olmakla Beraber, "Sağ Yan Üzerine Yatmak Mü'minler Yatışı, Sol Yani Üzerine Yatmak Krallar Yatışı Gökyüzüne Dönerek (Sırtüstü) Yatmak Nebîler Yatışı, Yüzüstü Yatmak Da Kâfirler Yatışıdır" Denmiştir. ( Hindiyye V/376) Rasûlüllah (S.A.V) Mescidde Yüzükoyun Yatan Birisini Görünce Onu Ayağıyla Dürttü Ve "Kalk, Bu Cehenneme Özgü Bir Yatıştır." Buyurdular. (Itin Mâce El-Mekkî, Irşâd'ûs-Sâri 83)

 


BAŞA DÖN

Geçici Evlenme Engelleri

Mutlak Evlenme Engelleri Hiçbir Şekilde Ortadan Kalkmazken, Geçici Veya Nisbî Evlenme Engelleri Belirli Hallerde Ortadan Kalkabilir Ve Önceden Evlenmeleri Yasak Olanlar Geçerli Bir Şekilde Evlenebilirler. Geçici Evlenme Engelleri; Din Ayrılığı, Dört Kadınla Evli Olma, Üçlü Boşama, Bekleme Süreleri, Başkası İle Evli Bulunma, İki Hısımla Birden Evlenmek Gibi Başlıklar Altında Toplanabilir. Bunları Kısaca Açıklayacağız.

1) Din Ayrılığı:

Evlilik Hayatı, Karıkoca Arasında Karşılıklı Sevgi, Saygı Ve Anlaşmanın Bulunmasını Gerektirir. Aynı Dine Mensup Olanlar Farklı Dine İnananlardan Daha Kolay Ve Daha İyi Anlaşırlar. Eşlerin Farklı Dinden Olması, Doğacak Çocukların Dinî Ve Ahlâkî Eğitimlerini De Etkiler. Bu Yüzden İslâm'da Olduğu Kadar, Hristiyanlık Ve Yahudilikte De Din Ayrılığı Bir Evlenme Engeli Sayılmıştır.

Müslüman Erkek Veya Kadın, Müşriklerle Evlenemez. Müşrik Kapsamına Puta Tapanlar Girdiği Gibi Aya, Güneşe, Ateşe Ve Tabiat Güçlerine Tapanlarda Girer. Hiç Bir Dine Bağlı Olmayan Ateistlerde Yasak Kapsamındadır.

Allah Teâlâ Şöyle Buyurur: "Allah'a Ortak Koşan Kadınlarla, Onlar İmana Gelinceye Kadar Evlenmeyin. Şüphesiz İnanmış Bir Câriye, Hoşunuza Gitse Bile, Müşrik Bir Kadından Daha Hayırlıdır. İslâm'ı Kabul Etmedikçe Mü'min Kadınları Müşrik Erkeklere Nikâhlamayınız. Çünkü Mü'min Bir Köle, Hoşunuza Gitse Bile Müşrik Erkekten Daha Hayırlıdır" (El-Bakara, 2/21). Bu Yasağa Uymadan Yapılacak Bir Nikâh Akdi Bâtıldır.

Bugünkü Hristiyan Ve Yahudilerin Akîdelerinde Allah'a Şirk Unsurları Bulunduğu (Bk. El-Mâide, 5/5, 72; Et-Tevbe, 9/30) Öne Sürülerek Onların Da Müşrik Kapsamına Girdiği Söylenebilir. Ancak Çoğunluk İslâm Fakihlerine Göre, Müşriklerle Evlenme Yasağı Bildiren El-Bakara Sûresi 21 Nci Âyeti, Aşağıdaki Âyetin Hükmü Tarafından Tahsis Edilmiştir Ve Ehl-İ Kitap Kadınları İle Evlenmeye İzin Verilmiştir: "Namuslu, Zinaya Sapmamış Ve Gizli Dostlar Da Edinmemiş İnsanlar Hâlinde Yaşamanız Şartıyla Mü'minlerden Hür Ve İffetli Kadınlarla, Kendilerine Sizden Önce Kitap Verilenlerden Yine Hür Ve İffetli Kadınlar Dahi, Siz Onların Mehirlerini Verip, Nikâh Edince (Size Helâldir)" (El-Mâide, 5/5). Ancak İslâm Toplumuna Düşman Olan Harbî Ve Ehl-İ Kitap Olan Bir Kadınla Evlenmek Mekruh Olup, Bu Konuda İslâm Fakihleri Arasında Görüş Birliği Vardır (El-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Mısır 1327-28/1909, 1910, Iı, 271; İbnü'l-Hümâm, A.G.E., Iı, 372 Vd.; El-Cassâs, A.G.E., Iı, 324; Es-Sâbûnî, Tefsîru Âyâti'l-Ahkâm, Dımaşk 1397/1977, Iı, 564).

2) Üçlü Boşamadan Doğan Evlenme Engeli:

 İslâm Hukuku Kocaya Ve Bazı Durumlarda Da Kadına Boşanma Yetkisi Vermiştir. Boşanan Eşler Yeniden Evlenebilir. Ancak Kadın Üç Defa Boşanmış Olursa, Dördüncü Defa Aynı Erkekle Evlenebilmesi İçin, Başka Bir Erkekle Normal Olarak Evlenip, Başka Bir Evlilik Tecrübesi Geçirmesi Şart Koşulmuştur. İşte, Kadını Önceki Kocasıyla Yeniden Evlenmede Helal Hale Getiren Bu Ara Evliliğine "Tahlîl (Helâl Kılma)" Veya "Hulle" Adı Verilir. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur: "Yine Erkek, Karısını (Üçüncü Defa Olarak) Boşarsa, Ondan Sonra Kadın Kendinden Başka Bir Erkeğe Nikâhlanıp Varıncaya Kadar Ona Helâl Olmaz. Bununla Birlikte, Eğer Bu Yeni Koca Da Onu Boşarsa, Onlar Allah'ın Sınırlarını Ayakta Tutacakları Kanaatinde İseler Birbirlerine Dönmelerinde Her İkisi Hakkında Bir Sakınca Yoktur" (El-Bakara, 2/230).

Meşrû Bir Hullenin Şartları Şunlardır: A) Bir Defada Veya Ayrı Zamanlarda Üç Kere Boşanan Kadın İddetini Tamamlayacak, B) Bundan Sonra, Başka Bir Erkekle, Sahih Nikâhla Evlenecek, C) Evlendiği İkinci Kocasıyla Zifaf Meydana Gelecek, D) Ölüm Veya Boşanma Yoluyla Bu İkinci Evlilik Sona Ermiş Bulunacak, E) Kadın İkinci Kocadan Olan İddetini Tamamlamış Bulunacak.

İkinci Erkekle Yapılacak Hulle Evliliği, Boşamak Şartıyla Anlaşmalı Olursa Hanefilere Ve Bazı Şâfiîlere Göre, Bu Mekruh Olmakla Birlikte Geçerlidir. Yalnız Hulle İçin Konuşulan Şart Yok Sayılır. Hadislerde Anlaşmalı Nikâh Yapana "Muhallil (Helâl Kılıcı)" İfadesinin Yer Alması Bu İkinci Nikâhın Sahih Olduğunu Gösterir. El-Evzâî'den Şöyle Dediği Rivayet Edilmiştir: "Anlaşmalı Nikâh Yapân Ne Kötü Yapmıştır, Ancak Bu Nikâh Câizdir" (Es-Sâbûnî, A.G.E., I, 341).

İmam Mâlik, Ahmed B. Hanbel Ve Bazı Şâfiîlere Göre İse, Anlaşmalı Yapılan Hulle Evliliği Bâtıl Olup, Bununla Kadın İlk Kocaya Helâl Olmaz. Dayandıkları Delil Şudur: Rasûlüllah (S.A.S) Anlaşmalı Nikâh Yapana Ve Yaptırana Lânet Etmiş Ve Birincisine "Kiralık Teke" Tabirini Kullanmıştır (Alûsî, Ruhul-Meânî, Iı, 141).

Gerçekte Anlaşmalı Evlilik İlk Kocaya Gerekli Teminatı Sağlamaz. İkinci Koca Boşanmaktan Vazgeçerse Buna Çare Bulunmaz. Ancak Kadın Boşama Yetkisi (Tefvîz-İ Talûk) Almışsa Bunu Kullanabilir (Bk. El-Cassâs, A.G.E., Iı, 88, 89; Alûsî, A.G.E., Iı,141; Tefsiru İbn Kesîr, Mısır T.Y., I, 280; Es-Sâbûnî, A.G.E., I, 341; Bilmen, A.G.E., Iı, 109; H. Döndüren, A.G.E., 228 Vd.).

3) İddete Bağlı Evlenme Engeli:

İddet; Evliliğin Ölüm, Boşanma Veya Nikâhı Fesih Sebeplerinden Biriyle Sona Ermesi Halinde, Yeniden Evlenebilmek İçin Kadının Beklemeğe Mecbûr Olduğu Süredir. İddet Süresince, Kadının Başka Bir Erkekle Evlenmesi Haram Olduğu İçin, Bu Geçici Engel Doğurur.

İddet Süreleri: Evliliğin Kocanın Ölümüyle Sona Ermesi Halinde 4 Ay 10 Gündür (El-Bakara, 2/234 Kadın Gebe İse, Bu Süre Doğuma Kadardır (Et-Talâk, 65/4). Boşanma Hâlinde İse Kadın Üç Hayız (Kurû') Suresince İddet Bekler (El-Bakara, 2/228). Hayız Görmeyen Küçüklerle, Hayızdan Ümit Kesen Yaşlıların İddeti Üç Aydan İbarettir (Et-Talâk, 65/4). Buna Göre, Henüz Ergenlik Çağına Girmemiş Olan Kız Çocukları İle 55 Yaşını Geçmemiş Bulunan Kadınların İddet Süresi Boşamadan İtibaren Üç Aydır (Bk. Et-Talâk, 65/4). Evlilik Dışında Yanlışlıkla Veya İstekle Cinsel İlişkide Bulunmuş Veya Zorla Irzına Geçilmiş Kadınların Nikâhla Evlenebilmesi İçin Bir Defa Hayız Görünceye Kadar Bekletilmeleri Gerekir. Buna "İstibrâ" Denir. Hayız Görmekle Kadının Önceki Erkekten Gebe Olmadığı Anlaşılmış Olur. Hayat Kadınları Veya Efendisi İle Cinsel İlişkide Bulunmuş Olan Cariyeler Hakkında Da Aynı Hükümler Uygulanır (İbnü'l-Hümâm, A.G.E., Iı, 383, 384; El-Cassâs, A.G.E., I, 414, 415; İbn Rüşd, A.G.E., Iı, 40, 41; El-Fetâvâ'l-Hindiyye, I, 526; M. Zihni, Münâkehat Ve Müferekat, İstanbul 1324/1906, S. 232; Hamdi Döndüren, A.G.E., S. 231 Vd.).

4) Çok Karılığa Bağlı Evlenme Engeli:

 Dört Kadınla Evli Olan Erkek, Bir Beşincisiyle Evlenemez. Ancak Bu Eşlerden Birinin Ölümü Veya Boşanma Hâlinde Bu Engel Kalkar. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur: "Eğer Yetim Kızlar Hakkında Adaletli Davranamamaktan Korkarsanız, Sizin İçin Helâl Olan Diğer Kadınlardan İkişer, Üçer Ve Dörder Olmak Üzere Nikâh Edin. Eğer Bu Şekilde De Adalet Yapamayacağınızdan Korkarsanız O Zaman Bir Tane İle Yahut Mâlik Olduğunuz Câriye İle Yetininiz. Bu (Tek Eş Veya Cariye) Sizin Haktan Eğrilip Sapmamanıza Daha Yakındır" (En-Nisâ, 4/3).

5) İki Hısımla Aynı Zamanda Evlenmekten Doğan Engel:

İki Kız Kardeşin Birlikte Aynı Erkekle Nikâhlanması Hâlinde, Önceki Tarihli Nikâh Geçerli, Sonraki Geçersiz Olur. Âyette Şöyle Buyurulur: "İki Kız Kardeşi Birlikte Olmanız Da Haram Kılındı. Ancak Cahiliye Devrinde Geçen Geçmiştir" (En-Nisâ, 4/23). Bu Yasak Hadis-İ Şeriflerle Genişletilerek, Karının Hala Ve Teyzesi De Yasak Kapsamına Alınmıştır. Karı İle Hala Ve Teyzesi Bir Nikâh Altında Toplanamaz" (Buhârî, Müslim).

6) Başkası İle Evli Olmaktan Doğan Engel: Bir Kadın İçin Evli Bulunmak, Başka Bir Erkekle Yeniden Evlenmek İçin Bir Engel Teşkil Eder. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur: "Savaş Tutsağı Olarak Sağ Ellerinizin Mâlik Olduğu Kadınlar Müstesna Olmak Üzere, Diğer Bütün Kocalı Kadınlarla (Evlenmeniz De Size Haram Kılındı). (Bu Haramlar) Üzerinize Allah'ın Farzı Olarak Yazılmıştır" (En-Nisâ, 4/24).


BAŞA DÖN

 

 Gelinin Kayınpederle Halveti

Gelini İle Kayınpeder Tek Başlarına Bir Odada Kalabilirler Mi?

Gelin Kayın Pederine Ebediyyen Haram Olduğu İçin, Bir Odada Başbaşa Kalmalarında Haramlık Yoktur. Ancak Bir Odada Beraber İkâmet· Etmeleri Ve Bir Odada Başkası Yokken Yatmaları Haram Olduğundan Değil, Fitneye Sebep Olabileceğinden Uygun Görülmemiştir. Bunun Sebebi Bir De Buhârîdeki Bir Hadisten Bazılarının Anladığı Mânâdır. Söz Konusu Hadîs-İ Şerifte Rasûllüllah Efendimiz : "Kadınların Yanına Girmekten Sakınınız." Buyurdular. Ensardan Birisi : "Ya Erkek Akrabasına (Hamv) Ne Dersiniz? Diye Sordu. Rasûlüllah "Onlarla Başbaşa Kalmak Ölümdür" Buyurdu. Burada Kadınla Başbaşa Bulunması Yasaklanan, Hattâ Ölüme Benzetilen (Hamv), Kocamın Kardeşi, Dayı Ve Amca Çocukları, Kısacası Kocamın Babası, Dedesi Ve Oğullarından Başka Akrabasıdır Denmiştir. ( Aynî, Xx/213; Kâmil Miras Tecrid Xı/324 ) Ancak Tirmizî Gibi, Kayınpederi De Bu Kelimenin Anlamına Soktuğundan, ( Tirmizî, Radâ 16; Aynî,Xx/213; İbnü'ı-Esîr, En-Nihâye I/148; Sevkânî, Neyl Vı/129) Gelinin Onunla Aynı Odada Başbaşa Kalmasını Mahzurlu Görenler De Vardır. En Azından O, Kardeşi Ya Da Babası Gibi Değildir.


BAŞA DÖN

Gelinin Saçını Yaptırması

Gelinin Yabancı Bir Erkeğe Görünmeden, Makyaj Yapması; Saçlarını Yaptırması Câiz Olur Mu?

Saçını Erkeklere Ve Ahlâksız Kadınlara Yaptırmaz Ve "Erkek Gibi Olmuş" Denecek Kadar Kısaltmaz, Süslenmede De Haram Ve Vücuda Zararlı Kozmetikler Kullanmazsa, Yabancı Erkeklere Ve Fitne Söz Konusu Olduğunda Da Mahremi Olan Erkeklere Göstermedikten Sonra, Saçını İstediği Gibi Yapar, İstediği Gibi Süslenir: Hattâ, Bu Kocanın Arzusu İse Sevap Bir Davranıştır Ve Hakkı Olmaktan Öte, Kadının Kocasına Karşı Bir Görevidir. Burada Ölçü: Kadının Süsünü Ve Süs Yerlerini Yabancı Erkeğe Ve Gayr-İ Müslim Ya Da Ahlâksız Kadına Göstermemesi, Kokusunu Başkalarına Duyurmamasıdır.

 


BAŞA DÖN

Gelinlik Giymek Günah Mıdır? İsraf Olması, Ödünç Alınmasının Mahzuru Sözkonusu Olabilir Mi? :

Soruyu Cevaplamadan Önce Su Bilgileri Yeniden Hatırlamamız Faydalı Olur: Rasûlüllah Efendimiz, "Kim Hangi Millete Benzemeye Uğraşırsa O Da Onlardandır."(Ebû Dâvud, Libâs 5127) Buyurmuştur. Buradan Hareketle, Fukahamız, Başka Milletlere, Onların Dinlerine Has Şiarlarda (Alâmetlerde) İsteyerek Ve Benzemeye Çalışarak Benzeyenin Küfrüne Hükmedilir, Demişlerdir. Zimmîlere Has Zünnâr Denilen Kemer Bağlamayı, Başa Papazlara Has Başlık Giymeyi, Putun Önünde Eğilmeyi (Rukû Ya Da Secde Yapmayı) Buna Örnek Olarak Gösterirler. Dinlere Has Bu Tür Özellikler Dışında, Bütün İnsanların Zamana; Zemine, Tecrübe Ve İlmî Îcad Ve İnkisâflara Bağlı Olarak, Pratik Yararlarına Binaen Ortaklaşa Yapmakta Oldukları Şeyler, Kullandıkları Araç Gereç Ve Eşyalar, Herhangi Bir Dinin Alâmeti Değillerse Ve Başka Mahzurlar İhtiva Etmiyorlarsa, Ortanın Malı Demektirler Ve Onları Kullanmakta Da Bir Mahzur Olmaz.Gelinliğe Gelince: Bilindiği Gibi Bu, Gelin Olan Kızların Süslenmesinde Kullanılan En Önemli Unsurdur. Gelini Süslemek İse Meşru Olmayan Bir Keyfiyet Değildir. Hattâ Bir Anlamda Sünnet Olduğu(Gelinliğin Değil, Gelini Süslemenin ) Dahî Söyleyebiliriz. Çünkü Âişe Vâlidemizi, Gelin Olacağı Zaman, Bu İşi Beceren Kadınlar Süslemiş Ve Taramışlardır.(Bk. Müslim, Nikâh 69; Müsned Vı/438, 458; Muhammed El-Ahmedî Ebu'nnûr, Menhecü S-Sünne Fiz-Zevâc 146) Sahâbeden De Bu İşle Meşgul Olan Kadınlar Vardır. Rasûlüllah Efendimiz De (S.A.S.) Câbir'e Bir Düğün Münasebetiyle: "Enmât Edindiniz Mi?"(Bk. Buhârî, Nikâh 62. Ayrıca Bk. Aynî Xvı/344; Ibn Hacer, Fethu'1- Bârî Ix/225) Buyurmuşlardı. "Enmât" Nevevî'ye Göre Hevdec'in (Gelin Mahfe'sinin) Üzerine Cibinlik Gibi Örtülen Örtüdür.( Aynî, Xvı/344) Duvak Da Onun Bir Benzeridir.(Ibn Hacer'in İfâdesinden Bu Anlaşıliyor. Bk. Age. Ix/225. Hattâ O Bizzat "Tekellül" (Taç Takma) Tabirini Kullanıyor.) Bu Yüzden Bizim Eski Âdetlerimizde "Duvak" Meşhurdur. Dolayısıyla Duvağın Dini Kökeni (Menşei) Sünnetteki Bu Uygulama Olmalıdır. Çünkü Nikâh Bütün Milletlerde Dini Bir Özellik Taşır Ve Nikâhla İlgili Merasimlerde Çoğunlukla Mensup Olunan Dinin Boyası Ve Sembolleri Vardır. Bu Açıdan Bakıldığında Bugün Kullanılan Gelinliklerin Batı Ve Hristiyan Kökenli Olduğunu Söyleyenlerin Biraz Hakkı Olduğu Anlaşılır. Ortaçag Avrupasını Konu Edinen Filmlerde Kadınların Giydikleri Kat Kat Kabarık Elbiselerde Bunu Görmek Mümkündür. Ne Var Ki Bugünkü Şekliyle Gelinlik, Herhangi Bir Dinin Sembolü Olmaktan Çıkmıştır. Bu Yüzden Bir Bakıma Mahzuru Ortadan Kalkmış, Ama Bir Bakıma Da Başka Bir Mahzuru Doğmuştur. O Da, Bugün Dünyaya Hakim Olan Kendini Hiç Bir Dinle Bağımlı Görmeyen Orta Malı (Seküler) Bir Anlayışın Malı Olmasıdır. Ama Bu Onu Elbette Haram Kılmaz; Fakat Fazîletten Ve Dini Boyadan Da Soyutlar. Oysa Dinî Bir Merasim Olan Nikâh, Mensup Olunan Dinin Boyasını Taşımalı Ve İbâdet Kılınabilen Evlenme Gibi Bir Müessesenin Temelinde, Dinî Semboller De İhmal Edilmemelidir. Gelin Süslenmeli, Süslü Bir Elbisesi Olmalıdır. Bu Fıtratın Da Bir Gereğidir. O Ani Özlemeyen Genç Kız Yok Gibidir. Ama Bu Mümkünse İnananlara Has Ve Onların İnancını Yansıtan Ve Öyle Heyecanlı Bir Günlerinde Dahî Kulluklarını Sembolize Eden Bir Modelle Olmalıdır. Meselâ Duvak Yeniden Gündeme Gelmeli Ve Onunla Bütünleşen Bir Model Geliştirilmelidir. Çünkü Değindiğimiz Gibi, Duvağın Bizim Geleneğimizde Aslı Vardır Ve Anadolu Müslümanı Da Bunu Yüzyıllarca Kullanmış Ve Ona Türküler Ve Ağıtlar Yakılmıştır. Duvak Gelinin Başıyla Beraber Yüzünü Ve Omuzlarını Da Örter Ve Bu Yönüyle Aynı Zamanda Bir Cilbab Özelliği De Kazanır. Allah, Gelin Olan Ve Olmayan Diye Ayırmadan Kadınların "Cilbâb" Kuşanmalarını Emretmiştir(K.Ahzab (33) 59) Ve Cilbâbın Asgarisi; Başla Beraber Göğüslere (Bele) Kadar Örten Üstlüktür.(Cilbab Ve Özellikleri Hakkında Geniş Bir Araştırma İçin Bk. F. Beşer, Fıkhı Risaleler Adlı Eserin Birinci Bölümü) Duvak Da Başı Örterdi Ve Genellikle Bekâret Sembolü Olarak Kullanılırdı. Nikâh Yapılıncaya Kadar Duvak Açılmazdı., Nikâhtan Sonra Damat Tarafından Açılırdı. Köylerde Daha Çok Yeşil Duvak Kullanılırdı.(Bk. Ta Xıv/153) Bugünkü Uygulanışıyla Gelinliği Mahzurlu Kılan Bir Yönü De, Sizin De Değindiğiniz İsraf Meselesidir. Milyonlar Verilerek Alınan Gelinlikler, Bir Gün Giyildikten Sonra İse Yaramaz Biçimde Atılmakta Ya Da Saklanmaktadır. Bunu Akıl Dahî Onaylamaz. Bir Yönden De Bu, Fakir Olan, Ama Mutlaka Gelinlik Alması İstenen Eş Adayını Maddî Sıkıntıya Sokar, Ezer Ve Evlenmeyi Zorlaştıran Unsurlara Katılarak Başka Kötülüklere Az Da Olsa Sebep Olur. Bunun Yerine Gelinlik, Başka Münasebetlerle De Giyilebilen Bir Tarzda Yapılsa, Hiç Olmazsa İsraf Önlenmiş, Gelinlik De Çok Daha Ucuza Mal Edilmiş Olur. Gerçi Gelini Süsleyecek Giysiler Ödünç Alınabilir. Bunun Da Sünnette Aslı Vardır. Yine Bu Maksatla Âişe Vâlidemiz Esmâ'dan(Bu Esmâ, Hz. Âişe'nin Kardeşi Esmâ Da Olabilir. Ama Muhtemelen Kendisini Süsleyen Esmâ Bnt. Yezîd'dir. Şerhlerde Bu Konuda Bir Açıklık Yoktur.)Bir Gerdanlık Almıştı, Sonra Da Kaybetmişti...( Bk. Buhârî, Nikâh 65) Bunu Değerlendiren Âlimler Bunun Elbiseye De Şâmil Olduğunu Ve Gelini Süslemek İçin Bu Tür Eşyanın İâre Edilebileceğini Söylemişlerdir.( Bk. Aynî Xvı/347; Ibn Hacer, Fethu'1-Barî Ix/228) .

Hulâsa Edersek:

1- Gelinlik Giymeyi Bizzat Haram Kılan Bir Sebep Yoktur, Ancak Onun Yerine Kendi Dînî Boyamızı Taşıyan Duvaklı Gelinlik Modelleri Geliştirip, Kızlarımıza Onları Giydirmemiz Daha Güzel Olur.

2- Herşeye Rağmen Bugünkü Gelinlik Uygulaması Bize Ait Olmamakla, Haram Olmasa Dahî Kerahatten De Hâlî Değildir.

3- Buna Rağmen Giyilirse; Haram Olmaması İçin:

A- Erkeklerin Gördüğü Yerde Üzerine Duvak Vb. Atılmak Sûretiyle Süsü Kapatılmalı Ve Tam Örtünmeyi Sağlamalıdır.

B-Erkeklerin Görecegi Yerlerde Dar Ve Şeffaf Olmamalı,

C-Yine Erkeklerin Duyacağı Mahallerde Koku İhtiva Etmemelidir.

4- Bir Seferliğine Giyilip Atılacak Tarzdaki Gelinlikler İsraf Tır, İsraf İse Haramdır Ve Allah'ın Sevmediği Bir Şeydir.

5- Gelinlik Ve Gelini Süsleyen Diğer Aksesuar Ödünç Alınabilir.

 


BAŞA DÖN

Genelevlerin Luzumlu Olup Olmaması

Deniliyor Ki, Günümüzde Umumhanelerin Açılması Lüzumludur Ve Daha İyidir. Aksi Takdirde Halihazırdaki Şartlardan Ötürü Fuhuş, Sokak Aralarında Daha Çirkef Düzeyde Yapılacak, Daha Yaygınlaşacak Kontrolsüz Olacağı İçin De Sağlık Açısından Daha Kötü Sonuçlar Doğuracaktır.

Çok Yönlü Olan Bu Sorunuzun Cevabını Da Çok Yönlü Düşünmek Gerekir. Önce Islâm, Başka Sistemlerin Yanında Müsavir Olarak Çalışan Bir Müessese, Bir Stepne, Bir Emniyet Simidi Değildir Ki, Onlara Temizleyemedikleri Pisliklerini Temizleme Çârelerini Üretsin Ve Önersin. İslam'ın Kendi Sistemi İçinde Bunun Çaresi Vardır Ve Böyle Bir Pisliğin Bir Islam Ülkesinde Yükselmesi Mümkün Değildir. Bu Çarelerin Neler Olduğu Başka Bir Konudur. Şimdilik Şu Kadarını Söyleyelim: Islâmda Zina Çok Ağır Maddi Ve Manevî Müeyyidelerle Yasaklanmıştır. Cinsel Tatmin Tabiî Bir İhtiyaç Olarak Görülmüş Ve Giderilmesi İçin Meşru Yollar Gösterilmiştir. Tıpkı Def-İ Hacet Yapmak Gibi. Bu Herkesin İhtiyacıdır Ama Her Yerde, Gelişi Güzel Yapılmaz. Zina Yasak Olduğu Gibi Zinayı Teşvik, "Zinaya Yaklaşma" Dahi Yasaktır. Kadınlar Süslenmiş Ve Müşterilere Arzedilmiş Vitrin Malı Gibi "Müteberric" Sokaga Dökülmemişlerdir. Televizyonunda Popo Müzigi Haline Gelen Pop Müzigi Ve Bunu Teşvik Eden Kukla Ve Hain Tv İdarecileri Yoktur. Kısaca, Nice Milletleri Tarihe Karıştıran Zinaya Giden Bütün Yollar Kapalıdır. Öyle İse Genelevler Müslümanların Bir Meselesi Değildir. Ama Denebilir Ki, Türkiye'nin Bir Islâm Ülkesi Olduğu Yönetenlerce Kabul Edilmemekle Beraber, Halkının Çoğunluğu Müslümandır Ve Şu Andâ Bu, Müslümanların Da Problemleridir. Buna Göre Bu Konuda Müslümanların Şu Andaki Tavırları Ve Konumları Da Belirlenmelidir: ‚

Bu Noktaya, Yurdumuzdaki Bir Sürü "Kârhaneyi" Zavallı Feministlerimize İthaf Ederek Geçelim. Kadın Erkek Arasında Tam Eşitliği Savunan (Biz Mutlak Eşitliği Değil, İnsanı Eşitliği Ve Adaleti Savunuyoruz Ve Bunun İzahı Da Başlı Başına Ayrı Bir Konudur.) Bu Zavallılar, Aslında Sırf Belli Evrensel Güç Merkezlerinin Papağanlığını Yaptıklarından,"Kadınların Dövülmesine Karşıyız" Gibi Sathî Sloganlarla Meşgul Olurken (Sanki Kadınlar Bir Sistem Öyle İstediği,İçin Dövülüyormuş, Ya Da Feministleri Hedefledikleri Bütün Haklar Elde Edildiğinde Dövülmeyeceklermiş Gibi) Bilmem Hangi Kadın Dernekleri, Bağbaşlarındaki Memolara Kadar Prezervatif Dağıtıp Onları Şöyle Ederseniz Çocuğunuz Olmaz, Diye Egitmeye (!) Çalışırken, Yüzbinlerce Kadının (7.1.1988 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Yurdumuzda Beşyüzbin (500.000) Ruhsatlı Fahişenin Bulunduğunu Emniyet Raporlarına Dayanarak Anlatıyor.) Vücutlarını Parayla Satmasına Göz Yumuyor Ve Daha Enteresanı, Aynı Mutlak Eşitliği Savunan Düzen De Bu Satışı Legal Esaslara Bağlıyor, Bunun İçin Özel Pazarlar Ve Vitrinler Tanzim Ediyor. Evet, Kadına Değer Verdiklerini İdia Edenler, Onu Bir Mâl Olarak Pazarlıyorlar. Madem Mutlak Eşitlikten Yanalar, Öyleyse Erkek Genelevleri De Açsalar, Ya Da Öbürünü De Kapatsalar Ya! Işin Bir Yönü De Budur.

Bütün Bu Manzaralar Karşısında Dahî Islâm, Genelevlerin Açılmasm Tasvip Etmez Ve Buna Cevaz Vermez, Çünkü:

1. Insan Allah'ın Yarattığı En Şerefli Varlıktır. Mü'min Olsun Olmasın, Meta' Sayılıp Kazânca Konu Yapılamaz.

2. Zinâ İslamın Kesinlikle Yasakladığı Fîillerden Olduğu Gibi, "Irzın Muhafazası" Da Islâmda Korunması Hedeflenen Beş Temel Haktan Biridir (Zaruriyyet). Hastalıkların Sirayetine Engel Olmak Gibi İkinci Derecede Bir İhtiyaç (Hacıyyat) Buna Gerekçe Gösterilemez.

3. Genelevlerin Kapatılması Halinde Fuhşun Daha Yaygınlaşacağı Doğru Değildir. Istanbul'da Gurbet Hayatı Olarak Çalışan Anadolulu İsçiler, Her Gün Giriş Yapan Binlerce Şoför Ve Oranın Müşterisi Olan Fakir Halk Kesimi (Çünkü Zengin Fuhuş Severler Bu İşi Başka Yollarla Yapıyorlar) Bu İnsan Pazarları Olmasa, Bu Gayr-İ Meşru Arzularına Ulaşamayacaklar, Ayrıca Paralarını Ve Sıhhatlerini De Korumuş Olacaklardır. Istanbul'a Yakın Olup Genelevi Bulamayan İllerden Sırf Bu İş İçin Istanbul'a Gelenlerin Bulunduğu Hesaba Katılırsa, Her Türlü Teşvik Ortamına Rağmen, Bu Çirkin Fîili, Bölgelerinde İcra Edemedikleri Anlaşılır. Bunda Küçük Şehirlerde Herkesin Herkes Tarafından Tanınıyor Olması Da Etkilidir. Eğer Yakın Bir İlde Böyle Bir Pazar Bulamasalardı, Yüzde Doksan Sekiz Bu Çirkin Fiili Yapmayacaklardı.

4. Genelevlerin Bulunmasını İsteyen Bir Düzende Böyle Bir Soru Sormak Zaten Yersizdir. Çünkü Liberal Kapitalist Sistemlerin Yaşayabilmesi, Zihinsel Ve Bedensel Enerji Fazlasını, Bu Ve Benzeri Yollarla Nötürleşmesini Sağlamaya Bağlıdır. Evrensel Bir Din Haline Getirilen Futbol Da Bu Yollardan Biridir. Nitekim Bir Zamanların Ispanya Başkanının "Futbol Sayesinde Ülkeyi Onbeş Yıl İdare Ettim" Dediği Meşhurdur.

5. Ülkemiz İnsanın Çoğunda Hâlâ Osmanlı'dan Kalma Bir Kabulleniş Olan "Devlet Baba" Düşüncesi Hakimdir. (Şimdilerde İse Devletin Malı Deniz... Felsefesi Yaygınlaştı). Bu Düşüncede Olan İnsanlar "Meşru" İle "Legal"İ Birbirlerinden Ayıramadıklarından, "Devlet Yaptırıyorsa Câizdir" Gibi Çürük Bir Saplantıya Girerler Ve Fuhşu Meşru Görürler. Aksi Halde Bu İnsanların Çoğu Fuhus Yapmayacaktır.

6. Bir Kısım İnsanlar Da Ücretle İcra Edilen Bu Legal Fuhşu, Iran'da Olduğu Gibi "Müt'a" Nikâhı Kabul Ederek, Yine Meşru Çerçevede Görür Ve Kendine Fetva Uydurur. Nitekim, Ortadoğu Ülkelerinden Gelen Bir Çok İnsandan Bu Kabil Sözleri Duyuyoruz.

7. Cinsel Özgürlüğün Acısını Tatmaya Başlayan Batılı İnsan, Bu Yolla Yayılan Bir Sürü Habis Hastalığı, Bu Arada Alds'i Genelevlerde Daha Kolay Yurdumuza Getirmektedir. Bu Yerlerin Olmaması Halinde Yabancıların Yapabilecekleri Fuhus Oranı Bununla Kıyaslanamayacak Kadar Az Olacaktır.

8. Büyük Şehirlerimizde Her Arandığında Bulunabilecek Bu Günah Evleri Olmasa, Gurbette Bulunmak Zorunda Olan Anadolu İnsanı, Evini Ve Köyünde Bıraktığı Hanımını Bu Kadar Uzun Süre.Terkedemeyecek Ve Bundan Doğacak Tatsızlıklar, Arkada Bırakılan Kadının Gayr-İ Meşru Cinsel Davranışları, Yuva Yıkılmaları Asgari"Ye İnmiş Olacaktır.

9. Bütün Bu Ve Benzeri Sebeplerden Ötürü İslam'ın Bugünkü Şartlarda Dahi Böyle Bir Müesseseye Câiz Demesi Mümkün Değildir.


BAŞA DÖN

 Gerçek Pislikler De Kaba Ve Hafif Olmak Üzere İkiye Ayrılır.

Kaba Pislikler:

Kan, Çocuk Da Olsa İnsanın Dışkısı Ve İdrarı, Eti Yenmeyen Hayvanların Dışkısı, İdrarı Ve Salyası, İnsan Bedeninden Çıkmakla, Abdesti Bozan İrin Ve Benzerleri, Şarap, Kaz, Ördek Ve Tavuk Dışkısı, Eşek, Katır Ve Fare İdrarı, Kendiliğinden Ölen (Murdar) Hayvanın Leşi Ve Derisi... Gibi Şeylerdir.

Hafif Pislikler İse:

Atın Ve Eti Yenen Hayvanların İdrarı Ve Eti Yenmeyen Kuşların Dışkısıdır.

Kaba Ve Hafif Pislik Arasındaki Fark, Namaza Engel Olmaları Söz Konusu Olduğunda Anlaşılır. Yerinde De Görüleceği Üzere, Namazın Şartlarından Biri De, Namaz Kılanın Üstbaşının Temiz Olmasıdır. Ancak Pisliklerden En İnce Zerresine Kadar Sakınmak Güç Olduğundan Çok Az Miktarları Bağışlanmış Ve Namaza Engel Sayılmamıştır. Işte Bu Ölçü, Kaba Pisliklerde Daha Az, Hafif Pisliklerde Daha Fazladır. Meselâ Bir Dirhem (Yaklaşık 3 Gram) Ya Da Bir El Ayasını Islatacak Kadardan Az Kaba Pislik, Her Nasılsa İnsan Üzerinde Bulunmuşsa, Bu Onun Namazına Engel Olmaz. Hafif Pislikte İse Bu Ölçü, Elbiseden Her Organa Düşen Kısmın Dörtte Biri Kadardır. Yani Hafif Pislik Dediklerimizden Meselâ Kolumuzdaki Elbisenize Bulaşsa, Elbisenin Kolunun Dörtte Birinden Fazlasına Bulaşmadıkça Namaza Engel Olmaz.

Pislikler Ayrıca Görülen Ve Görülmeyen Diye De İkiye Ayrılır.

Kan Ya Da Dışkılar Gibi Görülen Pislikler, Pisliğin Kendisinin Giderilmesiyle, İdrar Gibi Görülmeyen Pislikler İse Bulaştığı Yerin Su İle Üç Defa Yıkanıp Her Seferinde İyice Sıkılmasıyla, Sıkılan Cinsten Değilse, Her Seferinde Kuruyana Kadar Bekletilmesiyle Yok Edilmiş Olur.

Dört Şey, Pis Sanıldığı Halde Temizdir. Balık Kanı, Eti Yenen Kuşların Dışkışı, Eşek Ve Katır Tükrüğü, Eti Yenen Hayvanların Ölmüşlerinin Sütü Ve Peynir Mayalıkları.

Yaş Ve Pis Bir Elbisenin Üzerine, Temiz Ve Kuru Bir Elbise Konsa, Ya Da Aksi Yapılsa, Kuru Olana, Sıkılınca Damlayacak Kadar Yaşlık Geçmişse, Temiz Olan Da Pislenmiş Olur. Az Bir Nemlik Geçmişse Birşey Gerekmez.

Pisliğin Yıkanılmasıda İnce Araştırmaya Gerek Yoktur. Meselâ Kilotuna Bir Kaç Damla İdrar Düşen Ve Kuruyan Kimse, Düştüğü Yeri Bilmese Bile, Kuvvetle Zannettiği Bir Yerini Yıkamasıyla Temiz Olur.

Pislikleri, Ya Da Pislenen Şeyleri Temizleme Yolları Bazı Fıkıh Kitaplarında Yirmibire Kadar Çıkartılır. Bunların En Önemlisi Su İle Yıkamaktır. Gül Suyu Ve Sirke De Bu Konuda Su Gibidir. Ancak Et Suyu, Zeytinyağı Ve Süt Gibi Sıvılar Temizleyici Değildir. Su İle Yapılan Temizlemeye, Yıkamakla Temizleme Adı Verilir.

Su İle Yıkamakla Temizleme Dışındaki Temizleme Yolları Şunlardır: Silmekle Temizleme; Ayna, Cam, Porselen V.B. Gibi Pürüzsüz, Parlak Ve Pislik Çekmez Yüzeyler İçin Kulanılır Ve Pis Olan Bu Tür Yüzeyler İyice Silinirlerse Temiz Olmuş Olurlar. Kurumakla Temiz Olma; Yeryüzü Ve Ona Bitişik Şeyler İçin Bir Temizleme; Ya Da Temizlenme Yoludur. Tahta Gibilerden Yontmakla Temizleme; Başkalaşım İle Temiz Olma, Tuzlaya Düşen Leşin Tuzlaşması Gibi. Toprak Gibileri Kazmakla Temizleme, Deriyi Tabaklamakla Temizleme, Şarap İçin, Sirkeleşme İle Temiz Olma, Derisi Tabaklanabilen Hayvanların Derisini, O Hayvanları Şer'î Usule Göre Boğazlamakla Temizleme, Yine Şarap İçin Sirkeleştirme İle Temizleme, Elbisede Kurumuş Menî İçin Ovalayarak Temizleme, Ayakkabı Ve Mest Gibi Şeyleri Yere Sürtmekle Temizleme, İçinde Pis Su Bulunan Küçük Bir Havuza Suyun Bir Taraftan Girmesi Ve Öbür Yandan Çıkmasıyla Temiz Olma, Pis Kuyunun Suyunun Çekilmesiyle Temiz Olması. Neresi Pis Olduğu Bilinmeyen Bir Şeyi Kısmen Tasarrufla Temizleme, Yarısından Azı Pis Olan Pamuğun Hepsini Aletle Atmakla Temizleme, Kuyunun Suyunu Boşaltmakla Temizleme, Yakmakla Temizleme, İçerisine Pislik Damlayan Pekmez, Süt Ve Bal Gibi Şeyleri Su İlâve Edip Kendi Ölçüsüne İninceye Kadar Üç Defa Kaynatmakla Temizleme, Yağ Yumağı Gibi Katı Ve Yumuşak Şeylere Bulaşan Pisliği Oyarak Temizleme.

Bir Şeyin Temiz Olması Demek İlle De O Şeyin Yenebilir Ya Da İçilebilir Olması Demek Değildir. Aksine Temiz Olan Bir Şey Yenen Ve İçilen Bir Madde İse, Yenilebilir Ve İçilebilir, Böyle Bir Madde Değilse, Yani Toprak Ve Gazyağı Gibi Yenilip İçilemeyen Bir Madde İse, Elbiseye Bulaşırsa Namaza Mani Olmaz, Yenecek Maddelere Bulaşırsa Onu Pisletmez, Yenmesini Engellemez Demektir.

Pisliğin İzini Gidermede; Sabun, Deterjan Ve Benzeri Temizleyicilere İhtiyaç Duyuracak Kadar Azı Bağışlanmıştır, Böyle Bir Temizleyici Bulamadığı Takdirde Su İle Çıkan Kadarını Temizlemesi Yeterlidir.

Pis Olan Bir Madde İle Üç Özelliğinden; Yani Renginden, Kokusundan Ve Tadından Biri Değişen Akarsu Ve Akar Olmayan Çok Su, Kaplarda Ve Depolarda Bulunan Ve Üç Özelliğinden Birini Değiştirmese Bile, İçine Pislik Düşen Az Su, Hem Pis Olur Hem De Temizlemede Kullanılmaz. Meselâ Şehirlerde Evlerdeki Musluklardan Akan Su, Rengi Ve Tadı Değişmemekle Beraber Lağım Koksa, Ya Da Kokusu Ve Tadı Değişmemekle Beraber Kan Rengine Bulansa, O Su Pis Olur. Onunla Abdest Alınıp Yıkanılmayacağı Gibi, Onunla Yıkanan Elbise İle De Namaz Kılınamaz. Onunla Pişirilen Yemek Yenmez. Büyükçe Havuzların Ve Göllerin Sularıyla, Akan Nehirlerin Ve Çayların Suları Da Böyledir.

Suyun Üç Özelliğinden Biri Temiz Bir Maddeyle Değişse, Meselâ Suya Toprak Karısıp Suyu Bulandırsa Su Pis Olmaz. Temizlemede Ve İçmede Kullanılabilir.

Pis Olmadığı Halde Temizlikte Kullanılamayan Sular Da Vardır. Bunlar Abdest Ve Gusulde Kullanılan Sulardır. Yani İnsanın Organları Ve Bedeni Ne Kadar Temiz Olursa Olsun, Gusulde Ve Abdestte Kullandığı Su, Meselâ Biriktirilse, Onunla Artık Ne Abdest Alınabilir Ne De İçmede Kullanılabilir. Ancak, Yıkadığı Organlarda Başka Pislikler Yok İdiyse, O Su Pis Olmayacağı İçin Meselâ, İnsanın Elbisesine Sıçrasa Namaza, Yiyeceklere Sıçrasa Yemeye Engel Olmaz. Böyle Sulara "Temiz Olan Fakat Temizlemeyen Sular" Denir.

Şer'an Pis Sayılan Bir Şey Bulaştığı İçin Yenmesi Haram Olan Yiyecek Ya Da İçecekler Hayvanlara Da Yedirilip İçirilemez.

 


BAŞA DÖN

Gerdek Gecesi

Evlenmiş Karı Ve Kocanın İlk Defa Bir Araya Geldikleri Gece. Bu Buluşmanın Özelliği, Kadın Ve Erkek İçin Daha Önce Bilinmesi Mümkün Olmayan Maddî Ve Manevî Mahremiyetin Ortadan Kalkmasıdır. Çünkü O Geceden Önce, Ayrı Dünyalarda Yaşayan İki İnsan, Birbirlerine Yaklaşarak Aynı Hayatı Paylaşma Durumuna Gelmişlerdir. Bunun Da Ötesinde, Aile Olarak Belirli Hak Ve Görevleri "Fiilen Yaşama" Olayını Başlatmışladır.

Gerdek Gecesini, Sadece Cinsî Yönden İki Farklı Cinsin Birbirlerini Tanıması Olarak Görmemek Gerekir. Bu Beraberlik Aynı Zamanda, Manevî Ve Hissî Bir Bütünleşmenin De Başlangıcı Olmaktadır. Olgunluk Seviyesine Gelen İki Gencin, Ondan Sonraki Hayatları Belirli Bir Ölçü Ve Plan Dâhilinde Sürecektir. Bu Bakımdan Gerdek Gecesi; Son Derece Ciddî Ve Ağır Sorumluluklarla Dolu Bir Hayatın Başlangıçanıdır. Tek Kelime İle Bir Planlama Kararının Verileceği Zamandır. Iki Çift, Paylaşacakları Hayatta Birbirleri İçin Düşündüklerini Açıkça Anlatacak Ve Karşılıklı Olarak Yekdiğerinden Beklediği Tavır Ve Davranışları Konuşacaklardır.

Gerdek, Islâmî Bir Olaydır.

Çünkü Gerdek Olayında Gözümüze Çarpan Olağanüstü Durum, Kadın Ve Erkeğin Meşrû Ölçüler İçerisinde Biraraya Gelmesi Ve Evlilik Gibi Büyük Bir Hadisenin Düşünülüp, Tartışılarak Gerçekleştirilmesidir.

Gerdek Olayında, Birbirlerini Uzaktan Tanıyan İki Çiftin Yakın Bir Temas İle Ve Ciddî Bir Ortamda Karşısındakıni Ölçülü Bir Şekilde Değerlendirmesi Sözkonusudur. Çünkü Evlilik İle Yeni Bir Hayata Başlangıçta, Karşıdaki İnsan, Bütün Özellikleri İle Tanınmak Durumundadır. Islâmî Mahremiyetin Olmadığı Durumlarda Ve Günümüz Gibi Kadın-Erkeğin Birbiriyle Ölçüsüz Ve Gayrî Ciddî Bir Biçimde Biraraya Gelmesi Hâli, Gerdek Olayına Gerek Duyurmamaktadır. Çünkü Olayda Ne Bir Mahremiyet, Ne De Geleceğe Dönük Ciddî Bir Hesap Bulunmaktadır. Taraflar; Ya Kendilerini Bekleyecek Akıbetlerden Habersizdirler Veya Biraraya Gelişlerinde Sadece "Cinsel Tatmin" Ağır Basmaktadır.

Dolayısıyle Bazan Bu Tür Gayrî Meşrû İlişkilerde "Evlilik" Gibi Bir Müesseşeye Bile İhtiyaç Duymayan İnsanlar Görülmektedir. Tabii Ki Bu Tür İlişkilerin Sonu, Büyük Acılar Ve Felâketlerle Bitmektedir.

Islâm'daki Evlilik, Cinsî Duyguların Dinî Bir Program Çerçevesinde Ve Beşerî Aşkın En Temiz Özellikleri İle Biçim Kazanmasıdır. Elbette Ki Bu Temiz Ve Saf Beraberlik, Gerdek Gecesi Gibi Başkalarının Malûmu Olmayan Ruhî Ve Bedenî Birlikteliğe İhtiyaç Duyacaktır.

 

Giyabi Cenaze Namazı Kılmak Caiz Midir?

Uzak Veya Yakın Bir Memlekette Vefat Eden Kimse İçin Gıyabi Cenaze Namazı Kılmak Hususunda İhtilaf Vardır. Hanefi Ve Malıki Mezhebine Göre Caiz Değildir. Şafii Ve Hanbeli Mezheplerine Göre Caizdir. Çünkü İslamiyetle Müşerref Olan Habeşistan Kralı Necaşi Vefat Ettiğinde Peygamber (Sav) O'nun Üzerine Gıyabi Cenaze Namazını Büyük Bir Cemaatle Kıldırdı. Ebu Hureyre'den Rivayet Edilmiştir: Necaşi'nin Vefat Ettiği Günde Peygamber (Sav) Ölüm Haberini Verdi Ve Cemaati Müsallaya Çıkartıp Onları Saflar Haline Getirdi Ve Dört Tekbir Aldı (Buhari-Müslim).

 


BAŞA DÖN

Gıybet

Bir Kimsenin Gıyabında Hoşlanmayacağı Bir Söz Söylemek, Çekiştirmek; Meydanda Olmama, Kaybolma Hâli.

Gıybet, Bir Kimsenin Arkasından Hoşuna Gitmeyecek Şeyleri Söylemek, Başka Bir Deyimle, Kendimize Söylendiği Zaman Hoşlanmayacağımız Bir Şeyi, Din Kardeşimiz Hakkında Arkasından Konuşmamız Anlamına Gelir. Halk Arasında Dedikodu, Gıybet İle Aynı Anlamda Kullanılır.

Gıybet, İnsan Veya İnsanla İlgili Birtakım Şeyler Üzerinde Olur. Kişinin Bedeni, Nesebi, Ahlâkı, İşi, Dini, Dünyası, Elbisesi, Evi, Bineği... Dedikodu Konusu Olabilir. Gözün Şaşılığı, Saçların Döküklüğü, Uzun Veya Kısa Boyluluk, Siyah Veya Sarı Renkte Olmak... Bunlardan Alaylı Bir Şekilde Bahsedilmesi Sözkonusu Kişinin Kalbini Kırar.

Kur'an Ve Sünnet, Gıybeti Yasaklamıştır: "Bir Kısmınız Diğerlerinizin Gıybetini Yapmasın. Sizden Biriniz Ölmüş Kardeşinin Etini Yemek İster Mi? Bundan Tiksindiniz Değil Mi?" (El-Hucurat, 49/12); "Gıybet, Kardeşini Hoşuna Gitmeyecek Şekilde Anmandır" (Tirmizî, Birr, 23; Dârimî, Rikat, 6; Mâlik, Muvatta, Kelâm,10; Ahmed B. Hanbel, Iı, 384, 386).

Başkalarına Kardeşinin Ayıplarını Anlatmak Onun Hoşuna Gitmeyecek Şeyleri Söylemek Demek Olduğundan, Ancak Dil İle Söylemek Haram Olmuştur. Kaş-Göz İşareti Yapmak, İmâ, İşaret Ve Yazı Gibi Gıybet Anlamı İfade Eden Her Hareket De Gıybettendir. Meselâ Elle Birisinin Uzun Veya Kısa Boyluluğuna İşaret Etmek, Bir Şahsın Ayıpları Hakkında Yazı Yazmak Gıybettir. Gıybeti Tasdik Etmek De Gıybettir. Gıybet Yapılan Yerde Susan Kişi Gıybete Ortak Olmuş Olur. Diliyle Gıybetçiye Karşı Duramayanın Kalbiyle İnkâr Etmesi Gerekir. (İmam Gazzâli, Zübdetü'l-İhya, Trc: Ali Özek, İstanbul 1969, 362, 363). Allah Resulu Şöyle Buyurur: "Bir Kimse Yanında Hakarete Maruz Kalan Bir Mümine Gücü Yettiği Halde Yardım Etmezse, Allah O Kimseyi Kıyâmet Gününde İnsanların Önünde Rezil Eder" (Tebarâni).

- "Her Kim Gıyabıda Kardeşinin Kusurlarını Söyletmezse, Kıyâmet Gününde Allah Da Onun Kusurlarını Örtmeyi Tekeffül Eder" (İbn Ebi'd-Dünya).

- "Ey Kalbiyle Değil, Sadece Diliyle İman Edenler Topluluğu! Müslümanların Gıybetini Yapmayınız, Ayıplarını Araştırmayınız. Zira Kim Kardeşinin Ayıp Ve Kusurlarını Araştırırsa Allah Do Onun Kusurlarını Araştırır. Allah, Kimin Kusurunu Araştırırsa Onu Evinin İçinde Bile Olsa Rezil Ve Rüsva Eder (Ebû Dâvud, İbn Ebî Dünya).

İslam Dininde Kardeşlik Olgusunun, "Müminler Ancak Kardeştir. İhtilaf Ettikleri Zaman, İki Kardeşinizin Arasını Düzeltin; Ve Sakının Ki, Merhamet Olunasınız" (El-Hucurat, 49/10) İlâhi Buyruğu İle Kurulmuş Olması, İslâm Toplumunu Bu İman Kardeşliği Üzerinde Yükselen Güçlü Bir Toplum Yapmaktadır. Böyle Bir Toplumda Gıybet Yoktur. Çünkü, Hz. Peygamber (S.A.S)'İn Buyurduğu Gibi, "Mümin Müminin Aynasıdır. Mümin İki El Gibidir, Birisi Diğerini Temizler." Bu Ölçüler, Toplumu Fitne Ve Bozgunculuktan Uzak Tutar.

Gıybetin Sebepleri:

1. İntikam Duygusunu Tatmin, 2. Arkadaşlara Muvafakat, 3. Gösteriş Ve Büyüklük; Başkalarını Küçültme, Kendini Büyütme, 4. Kıskançlık, 5. Hoşça Vakit Geçirmek, Güldürmek İçin Başkalarının Ayıp Ve Kusurlarının Ortaya Serilmesi, 6. Küçük Düşürmek İçin Alay (Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddin, Trc: Ali Arslan, İstanbul 19'72; Vı, 522 Vd).

Gıybetten Korunmak İçin Kişinin Öncelikle Kendi Kusurlarıyla Uğraşması Gerekir. Şuralarda Gıybet Câizdir:

1) Haksızlık Karşısında: "Hak Sahibinin Söz Hakkı Vardır" (Buhârî, Müslim).

2) Fetva İstemede: Utbe Kızı Hind, Resulullah'a Gelerek Kocası Ebû Süfyan'ı Cimriliğiyle, Çok Az Nafaka Bırakmasıyla Çekiştirmiş Ve Kocasının Malından Haberi Olmadan Alıp Alamayacağını Sormuştu. Allah Resulu De "Sana Ve Çocuğuna Yetecek Miktarda, İyilikle Al" Buyurdu.

3) Bir Kimseyi Kötülükten Menetmek:

4) Kişiyi Meşhur Olan Lakabıyla Anmak.

5) Kişinin Fısk-U Fücûrunu Alenen Yapması, Yaptıklarından Dolayı Gurur Duyması, Yaptıklarının Söylenmesinden Dolayı Üzüntü Duymamasıdır. Yaptıklarıyla Övünmesi Yüzünden Onları Anmak Gıybet Sayılmaz.

Gıybetçinin Günâhtan Kurtulması İçin Pişmanlık Duyması, Tövbe Etmesi, Gıybetini Yaptığı Kimse İle Helâlleşmesi Gerekir. Gıybeti Yapılan Da Merhametli Davranır, Affeder. Düstur: "Affa Yapış(Mak), İyiyi Emret(Mek), Cahillerden Uzak Ol(Maktır) (El-A'râf, 7/ 199).


BAŞA DÖN

Görülen Ve Görülmeyen Pislikler:

Görülen; Dışkı Ve Kan Gibi Gözle Görülen Ve Aynî Varlığı Olan Pisliklerdir. Bir Defa Da Olsa Kendisinin Yok Edilmesi İle Temizlenmiş Olur.

Görülmeyen Pislik İse Sidik Gibi Kuruduktan Sonra Varlığı Gözle Görülemeyen Pisliktir. Temizlenmesi Yıkayanın Temizlendiğine Kanaat Getirinceye Kadar Yıkaması İle Olur. Vesveseli Kimse İçin Yıkama Sayısı Üçtür. Zahiru'r-Rivayeye Göre Her Defasında Sıkmak Da Gerekir. Çünkü Pisliği Çıkaracak Olan Sıkmadır.

Temizleme Şekil Ve Yolları: Temiz Olmayan Şeyler: Temizlemek İçin Özelliklerine Göre Çeşitli Yollar Vardır.

1. Su İle Yıkamak: Su, Hem Pisliği Temizleme Ve Hem De Abdest Ve Gusülde Kullanılma Bakımından Asıl Temizleyicidir. Allah Teâlâ Şöyle Buyurur:

"Sizi Temizlemek İçin Allah Gökten Su İndiriyor" (El-A'râf; 7/11); "Biz Gökten Temizleyici Su İndirdik" (El-Furkân, 25/48). Temizlik İçin Kullanılacak Su, Yağmur, Kar, Nehir, Göl, Deniz, Kuyu, Pınar Ve Sel Sularının Toplandığı Gölet Suları Olabilir. Hz. Peygamber Şöyle Buyurmuştur: "Su, Temizdir. Onu Tadı, Rengi Veya Kokusu Değişmedikçe Dışarıdan Bir Şey Kirletmez" (Buhârî, Vüdû', 67). Yine Allah Elçisi, Esmâ Binti Ebî Bekir'e Elbisesini Hayızdan Nasıl Temizleyeceği Konusunda; "Ovalar Sonra Da Su İle Çitiler" Buyurmuştur (Buhârî, Vüdû', 63; Müslim, Tahâre, 110; Ahmed B. Hanbel, Vı, 134, 346).

Hanefilerde Tercih Edilen Görüşe Göre Hakikî Pislikler Gül Suyu, Sirke, Meyve Ve Bitki Suyu Gibi Normal Su Dışındaki Sıvılarla Da Temizlenebilir. Hanefîler Su Dışındaki Temizleyici Sayısını Yirmibire Kadar Çıkarmışlardır. Diğer Mezhepler Bunların Bazılarında Hanefilerden Farklı Görüşe Sahiptirler. Ancak Su Dışındaki Sıvılarla Abdest Alınmaz, Gusül Yapılmaz. Bu Konuda Görüş Birliği Vardır (El-Kâsânî, A.G.E., I, 83-87; İbnül-Hümâm, A.G.E., I, 133-138; İbn Âbidin, A.G.E., I, 284 Vd.; Ez-Zeylaî, Tebyînül-Hakâik, I, 60 Vd.; El-Meydânî, El-Lübâb, I, 24 Vd.).

 


BAŞA DÖN

Gübre İçin Yapılan Masraf Düşürülmeden Mi Yoksa Düşürülerek Mi Toprak Mahsullerinin Zekatı Verilir?

İslam Dini Fakir Ve Müstehakları Koruduğu Gibi Emek Ve Mal Sahibini De Korur. Bunun İçin Arazi, Ağır Masraf Yapılmamasından Yağmur, Çay, Nehir Gibi Sularla Sulanırsa Mahsulün Onda Biri Öşür -Zekat- Olarak Verilir. Dolap Ve Motor Gibi Şeylerle Sulanırsa Masrafı Ağır Olduğundan Zekatı Yirmide Bir Olarak Verilir. Bütün Fıkıh Kitapları Bu Meseleyi Açıkladıkları İçin Malümdür. Ancak Gübre Meselesinin Durumu Açık Değildir. Zaman Zaman Gübre Meselesi Bana Sorulurdu. Elde Delil Olmadığı Ve Eski Fıkıh Kitaplarında Açıkça Ona Yer Verilmediği İçin Öşrün Durumu Değişmez Yani Zekatı Onda Birdir, Diye Cevap Verirdim. Gerçekten De Hanefi Mezhebine Göre Böyledir. Çünkü Bu Mezhebe Göre Tohum, Amele Ücreti Ve Sair Masraflar Düşürülmeden Toprak Mahsullerinin Zekatı Verileceği Gibi Gübrenin Su Mesabesinde Olduğunu İfade Eden Hiç Bir İbareye Rastlanmamıştır. Fakat Şafii Mezhebine Göre Gübre Meselesi Remli'nin İfadesinden De Anlaşıldığı Gibi Değişik Bir Durum Arzetmektedir. Çünkü Gübre Araziye Değil, Ekine Fayda Verip Neşvünemaya Yardımcı Olduğundan Su Mesabesinde Görünüyor. Remli, Özet Olarak Şöyle Diyor: Tarla İçin Açılan Kanallara Yapılan Masraf Nazarı İtibara Alınmaz. Yani Mahsulün Onda Biri Zekat Olarak Verilecektir. Çünkü Kanallar Ekin İçin Değil, Tarla İçindir. Kanallar Hazırlandıktan Sonra Su Kendiliğinden Tarlaya Varabilir. Fakat Deve İle Su Taşıyıp Sulamak Böyle Değildir. Burada Yapılan Masraf Ekin İçindir.

Yukarda Serdedilen Bu İbareden Anlaşılıyor Ki, Tarla İçin Değil, Ekin İçin Yapılan Masraf Zekatın Durumunu Değiştirir Dolap Ve Motor İle Sulanan Araziden Elde Edilen Mahsulün Yirmide Biri, Ekinin Yetişme Müddetinde Yarısı Motor Veya Dolap, Yarısı Da Yağmurla Olursa Onbeşte Biri, Zekat Olarak Çıkarılacağı Gibi Yağmur Suyuyla Sulanan Arazi Gübrelendiği Takdirde En Az Yüzde Yüz Farkettiği İçin Zekatın Onbeşte Biri Nisbetinde Verilmesi Gerekir. Çünkü Neşvünema Bu Her İki Unsurdan Kaynaklanıyor.

 


BAŞA DÖN 

Gümüş Veya Altından Ev Eşyasının Ticareti Ve İmali Hakkında İslam'ın Hükmü Nedir?

Gümüş Veya Altından Ev Eşyasının Ticareti Ve İmalı Hakkında İhtilaf Vardır. Hanefi Mezhebine Göre Kullanmamak Şartıyla Altın Ve Gümüşten Kab, Kaşık, Bıçak Ve Benzeri Şeyleri Alıp Evde Bulundurmakta Beis Olmadığı Gibi Ticaretini Yapmakta Da Beis Yoktur (İbn Abidin).

Şafii Mezhebine Göre Kullanmadan Altın Ve Gümüşten İmal Edilmiş Olan Kab, Kaşık Ve Benzeri Ev Eşyasını Evde Bulundurmak İle Ticaretini Yapmak Hakkında İki Görüş Vardır. Bir Görüşe Göre Kullanılması Caiz Olmadığı Gibi Onu İmal Edip Ticaretini Yapmak Ve Evde Bulundurmak Da Caiz Değildir. Diğer Görüşe Göre İmal Ve Ticaretini Yapıp Evde Bulundurmakda Bir Sakınca Yoktur (El-Mühezzeb).

 


BAŞA DÖN

Gümüş Yüzük

Erkeklerin Gümüş Yüzük Takınması İcmâ İle Caizdir. Abdullah Ibn Ömer Der Ki: Resulullah (S.A.S.) Gümüşten Bir Yüzük Edindi. Bu Yüzük Onun Elinde İdi. Sonra Ebû Bekir'in, Ondan Sonra Ömer'in Ve Ondan Sonra Osman'ın Elinde Bulundu. Nihayet Hz. Osman Zamanında Eriş Kuyusuna Düştü. Üzerinde Muhammedûrresulullah Yazılı İdi (Müslim, Libâs, 54).

Yine Ibn Ömer (R.A.) Şöyle Der: Peygamber (S.A.S.) Attın Bir Yüzük Edindi. Sonra Onu Bıraktı. Bilahere Gümüşten Bir Yüzük Edindi Ve Onun Üzerine "Muhammedûrresulullah" Nakşettirdi Ve "Benim Bu Yüzüğümün Nakşı Üzerine Kimse Nakış Yapmasın" Buyurdular. Onu Taktığı Vakit, Taşını Avucunun İçine Çevirirdi. Muaykib (R.A.)'Den Rivayet Edilen Hadise Göre Eriş Kuyusuna Düşen Yüzük Odur (Müslim, Libâs, 55).

Peygamber Efendimiz, Gümüş Yüzüğü Aynı Zamanda Mühür Olarak Kullanmıştır. Enes B. Mâlik Şöyle Der: Hz. Peygamber (S.A.S.), Kisra (Fars Imparatoru), Kayser (Rum Imparatoru) Ve Necâşî (Habeşistan Kralı)'Na, Onları İmana Davet İçin Mektup Yazmak İstedi. Kendisine, "Onlar Mühürsüz Mektup Kabul Etmezler" Denilince Gümüşten Halka Bir Yüzük Yaptırdı Ve Üzerine "Muhammedûrresulullah" Cümlesini Nakşettirdi (Müslim, Libâs, 58).

Ulemâ, Resulullah (S.A.S.)'İn Yüzük Taşının Akik Veya Göz Boncuğundan Olduğunu Söylemişlerdir (Bunların İkisi De Habeşistan Ve Yemen'den Çıkarılır). Bazen De Kara Taşlı Bir Yüzük Taşımıştır. Ayrıca Peygamber Efendimiz Yüzüğünü Bazen Sağl Bazan Da Sol Elının Küçük Parmağına Takıyor Ve Taşını Avuç Tarafına Çeviriyordu. Enes B. Mâlik (R.A.) Şöyle Der: Resulullah (S.A.S.) Sağl Eline Gümüş Yüzük Taktı. Yüzükte Habeşistan'dan Gelmiş Bir Taş Vardı. Yüzüğün Taşını Avuç İçine Çevirirdi (Müslim, Libas, 62). Başka Bir Riveyette De Sol Elının Küçük Parmağına İşaret Ederek "Peygamber (S.A.S:)'İn Yüzüğü Şunda İdi" Diyor (Müslim, Libâs, 63).

Hz. Peygamber, Yüzüğün Orta Parmakla Ondan Sonra Gelen Parmağa Takılmasını Yasak Etmiştir. Hz. Ali (R.A.), Orta Parmağıyla Ondan Sonra Gelen Parmağa İşaret Ederek "Resulullah (S.A.S.) Beni Şu Veya Bu Parmağıma Yüzük Takmaktan Alıkoydu"

Hattabî, Gümüş Yüzük Takmanın Erkeklere Ait Bir Prensip Olduğunu Dolayısıyla Bana Takmanın Kadınlar İçin Mekruh Olduğunu Söylemişse De, Nevevî Bunu Kabul Etmemiş Ve "Hattâbî'nin Söylediği Zayıf Veya Bâtıldır, Aslı Yoktur, Doğrusu Kadının Gümüş Yüzük Takmasında Kerâhet Olmamasıdır" Demiştir (Davudoğlu, Sahih-İ Müslim Tercüme Ve Şerhi, Ix, 457)

Bu Konuda Fıkıh Kitaplarındaki Açıklama Genellikle Şöyledir: Kadın Ve Erkeklerin Gümüş Yüzük Takmaları Caizdir. Kadı, Sultan Ve Benzeri, Yüzük Kullanmaya İhtiyacı Olanlar İçin Sünnettir (Eskiden Yüzüğü Mühür Olarak Kullanıyorlardı). Ihtiyacı Olmayanların Takmaması Daha Faziletlıdır. Sünnet Olan, Yüzüğün Ağırlığının Bir Miskal Veya Daha Az Olması Ve Erkek İçin Taşını Avucun İçine Çevirmesidir. Kadınlar İse Böyle Yapmazlar. Çünkü Yüzük Onlar İçin Zinet (Süs)Tür; Erkekler İçinse Süs Değildir. Yüzüğün Taşını Akik Ve Yakut Gibi Kıymetli Taşlardan Yapmak Ve Üzerine Kendi İsmini Veya Allah'ın İsmini Yazmak Caizdir. Ancak Allah'ın İsmi Yazıldığı Takdirde Helaya Giderken Yüzüğün Ya Çıkarılması Veya Sağl Ele Takılması Gerekir (Bk. Abdullah B. Mahmud, El-Ihtiyâr, Iv,159; Bk. Davudoğlu, A.G.E., Ix, 457, Aynî'den Naklen).

Hulefâ-İ Râşidînin De Gümüş Yüzükleri Vardı Ve Üzerindeki Yazılar Şöyle İdi: Hz. Ebu Bekir: Allah Ne İyi Kudret Sahibidir; Hz: Ömer: Vaiz (Nasihatçı) Olarak Ölüm Yeter; Hz. Osman: Ya Belâ Ve Musîbete Sabredeceksin Veya Pişman Olacaksın; Hz. Ali:

Mülk Allah'a Aittir.

Imam Ebû Hanife'nin Yüzüğünde İse: Ya Hayrı (İyiyi) Konuş Veya Sus; Imam Ebû Yusuf'unkinde: Kendi Hissiyle Hareket Eden Pişmanlık Duyar; Imam Muhammed'inkinde: Sabreden Başarıya Ulaşır; Sabreden Derviş Muradına Ermiş İbareleri Yazılıydı (Bk. Kâmil Miras, Tecrîd-İ Sarîh Tercemesi Ve Şerhi, Iv,288).

 


BAŞA DÖN

Gurbette Vefat Eden Kimsenin Cenazesini Memleketine Getirmek Caiz Midir?

Gurbette Vefat Eden Kimsenin Cenazesini Memleketine Götürmek Hususunda Ulema Arasında İhtilaf Vardır. Şafii Mezhebine Göre, Cenazeyi Bir Yerden Başka Bir Yere Götürmek Caiz Değildir. Vefat Nerde Meydana Gelirse Cenazeyi Orada Defn Etmek Gerekir.

Hanefi Mezhebine Göre İse Toprağa Verilmiş İse Mezarı Kazıp Onu Götürmek Caiz Değildir. Ama Toprağa Verilmeden Önce Cenazenin Bir Yerden Başka Bir Yere Taşınışında Beis Yoktur.


BAŞA DÖN

 Gurur-Gururlu

Büyüklenme, Kibir, Ucub. Hakkı Çiğneyen, İnsanları Küçük Gören, Kişinin Hâli. Kendini Yüksek Ve Değerli Tutan. Kendini Başkalarından Üstün; Başkasını İse Aşağı Görme Hastalığı.

Övünme, Şeref Anlamlarında Da Kullanılır.

Kibir, Kişinin Kendisinde Bulunan İlim, Mevkî Ve Doğruluk Gibi Hususiyetleri Başkasından Üstün Görmesidir. Bu, Allah'ın Kızgınlığına, İnsanların Hoşnutsuzluğuna Sebep Olduğu İçin Sahibini Felâkete Götüren Bir Hastalıktır (Et-Tâc, V, 31).

İnsan Ruhunun Arındırılması Gereken Kötülüklerden Biri Olan Kibir, Râğıbu'l-İsfahânî'ye (Ö. 503/1109) Göre, "Kendini Beğenen İnsanın, Bu İsteğini Nefsine Tahsis Ederek, Kendini Başkalarından Daha Büyük Görmesidir" (Rağıbu'l-Isfahânî, El-Müfredât, S. 421). Kibir, Tekebbür Ve İstikbâr Birbirine Yakın Manada Kullanılmışlardır.

İmam Birgivî (Ö. 981/1573) Kibir İçin, "Kalbin Hastalıklarındandır; Kendini Yüksekte Görerek, Karşısındakinin Üstünde Saymaktır; Zıddı Zaaftır" (Birgivî, Et-Tarîkatü'l-Muhammediyye, S. 68 Vd.) Demiş, Bazı Ayet-İ Kerîmelerle Kibri Tanıtmaya Çalışmıştır. Kur'an-I Kerîm, Kibiri, Kibirden Türeyen Davranışları Açıklamış, Kibir Ve Örneklerini Teşhir Ederek Zararlarını Belirtmiş, Ondan Kaçınmanın Ahlâkî Bir Zaruret Olduğunu Ortaya Koymuştur:

"Meleklere, Âdem'e Secde Edin' Demiştik. İblis Müstesna Hepsi Secde Ettiler. O Kaçındı, Büyüklük Tasladı Ve İnkâr Edenlerden Oldu" (El-Bakara, 2/34).

"Yeryüzünde Haksız Yere Büyüklük Taslayanları Ayetlerimden Yüz Çevirteceğim. Onlar Bütün Ayetleri Görseler Yine De İnanmazlar; Doğru Yolu Görseler, Yol Olarak Benimsemezler... (El-A'râf, 7/146).

"Allah Büyüklük Taslayanları Sevmez" (En-Nahl, 16/23).

Kibir, Önce Kişinin İnanç Dünyasına Tesir Ederek, Hak Ve Doğruya İnanmasına Engel Olur, Allah'ın Birliğine, Peygamberlere Ve Âhiret Gününe İnanmayanların İnançsızlığa Kibir Yüzünden Sürüklendikleri Anlaşılmaktadır (En-Nahl,16/22; Es-Sâffât, 37/35; El-Bakara, 2/87; El-A'râf, 7/75-76, 88; Nûh, 71/7; Yunus, 10/75; El-Mü'minûn, 23/27, 46-47).

Kibir, Ferdin Allah'a Kul Olma Ve Ona İtaat Etme Görevini Engelleyen Davranış Olduğu İçin Kur'an Bunun Neticesine Şöyle İşaret Eder:

"Kim, Allah'a Kulluktan, O'na İbadetten Çekinir Ve Büyüklenirse, Bilsin Ki, (Allah) Kıyamette Herkesi Huzurunda Toplayacaktır" (En-Nisâ, 4/172).

Çünkü Allah, Zatına Dua Ve İbadet Edilmesini İstemekte; Büyüklenerek Kaçınanların, "Küçülmüş Kimseler Olarak" Cehenneme Gireceklerini (El-Mü'minûn, 40/60) Haber Vermektedir. Buna Karşılık Allah'a İbadette Büyüklük Göstermeyen Melekler Övülerek, İnsanlar Da Bu Harekete Teşvik Edilmektedir (El-A'râf, 7/206; El-Enbiyâ, 21 / 19).

Hz. Peygamber Şöyle Buyurmuştur: Allah Şöyle Buyurdu: "Büyüklük Ve Azamet Örtümdür. Bu Bakımdan Bunlardan Biriyle Kim Bana Nizaa Kalkışırsa, Onu Ateşe Atarım " (Ebû Dâvûd Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16; Ahmed B. Hanbel, Iı, 248).

BAŞA DÖN

Allah'ın Resulu (S.A.S.) Yüce Mertebesinde Tevâzu * Yönünden İnsanların En İleride Olanıydı. Abdullah İbn Amr Der Ki: Resulullah'ın, Kızıl Bir Devenin Sırtında Cemrelere Taş Attığını, Önünde Herhangi Bir Kimsenin Dövülüp Kovulduğunu Ve "Yol Açınız, Yol Açınız" Denildiğini Görmedim. Resulullah (S.A.S.) Hastalan Ziyaret Eder, Cenazelerin Arkasında Gider, Kölelerin Davetine İcabet Ederdi. Ayakkabılarım Bizzat Pençeler, Elbisesini Yamalar, Aile Efrâdıyla Beraber Evinde Onların İhtiyaçlarına Koşardı.

Bir Gün Huzur-U Saadetine Bir Adamcağız Getirildi. Adam Resulullah'ın Heybetinden Tir-Tir Titremeye Başladı. Efendimiz (S.A.S.) O Adama:

"Canını Sıkma! Ben Padişah Değilim. Ben Ancak Kureyş Soyundan Gelen Ve Kurutulmuş Et Yiyen Bir Kadının Oğluyum" Diyerek O Kişiyi Teskin Etti.

İşe Vâlidemiz (R.Anha), "Ey Allah'ın Resulu, Allah Benim Canımı Sana Feda Etsin: Yaslanarak Ye; Çünkü Yaslanarak Yersen Senin İçin Daha Kolay Olur" Deyince, Bu Israrına Bir Karşılık Olarak Resulullah, Alnı Yere Değercesine Mübârek Başını Eğdi Ve Sonra Şöyle Dedi:

"Hayır, Ben Kölenin Yediği Gibi Yer Ve Kölenin Oturduğu Gibi Otururum."

Büyüklenme Üç Kısımdır:

A) Cehâlet Ve Azgınlıktan Ötürü Bazı Kulların Kendilerini Allah'tan Büyük Görmeleri;

B) Peygamber'e Karşı, O'nun Buyruklarını Küçümsemek, O'nu Alelâde Biri Olarak Görmek, Prensiplerini Hafife Almak;

C) Etrafında Bulunan İnsanları Küçük Görüp, Kendini Büyük Görmek.

İnsan Ruhunu Çeşitli Tezahürleriyle Körelten Zararlarına Kur'an-I Kerîm'in Genişçe Bir Açıdan Baktığı Kibir, Maddî Hayatta Zararın Ve Kaybın Sebebidir. Kibir Örneklerinde Gördüğümüz Gibi Büyüklenenler Henüz Dünyada İken, Hareketlerinin Cezasını Çekerek Helâk Olmuşlardır. Büyüklenme Ve Çoğunluğa Güvenmenin Özellikle Savaşta Acı Sonucuna Dikkati Çeken Kur'an, Huneyn Muharebesindeki Durumu Şöyle Anlatmaktadır: "O Vakit, Huneyn'de Çokluğunuz Size Güven Vermişti De, Bir Faydası Olmamıştı"(Et-Tevbe, 9/25). Şu Da Var Ki İlâhî Yardım İnananların İmdadına Yetişti Ve Huneyn'de Küffâra Karşı Galip Geldiler.

Büyüklenmenin Manevî Zarar Ve Kötülükleri, Ceza Ve Azap Şeklinde Tecelli Edecektir.

Şüphesiz Kibirlenme İnsanlığı Yokluğa İter. Onun Giderilmesi Gerekir; Fakat Bu Kuru Temenni İle Değil, Manevî İlâçla Ve Kibir Ağacını Kalpten Söküp Atacak Vasıtaları Kullanmakla Mümkündür. Bu Da İki Şekilde Olur:

A) Asıl İlaç; İlim Ve Ameldir. Şifa, Bu İkisinin Birleşmesiyledir. İlim, Kişinin Kendisini Ve Allah'ını Bilmesidir. Kibrin Giderilmesi İçin Bu Yeterlidir. Kişi Bildiği Zaman Bu Var Olan Kâinat İçindeki Payını; Allah'ını Bildiği Zaman Kibrin Ve Azametin Onun Hakkı Olduğunu Anlar. Kur'an-I Kerîm Bu Hususta Dikkati Çekiyor:

"Canı Çıksın İnsanın, O Ne Nankördür! Allah Onu Neden Yaratmış? Onu Meniden Yaratıp Merhalelerden Geçirerek, Ona Şekil Vermiş, Sonra Tutacağı Yolu Kolaylaştırmıştır. Sonra Onu Öldürür Ve Kabre Koyar" (Abese, 80/ 17: 22).

B) Nesep, Güzellik, Mal, İlim Vb. Gibi Büyüklenmeye İten Sebeplerin Gelip-Geçici Olduğunu Düşünerek Kendisini Bu Belâdan Kurtarmaya Çalışmak.

Allahu Teâlâ Bir Başka Ayette Şöyle Buyurmaktadır:

"Însanları Küçümseyip Yüz Çevirme, Yeryüzünde Böbürlenerek Yürüme; Allah, Kendini Beğenip Övünen Hiç Kimseyi Şüphesiz Ki Sevmez. Yürüyüşünde Tabiî Ol, Sesini De Alçalt. " (Lokman, 31/18). Hulâsâ; Gurur Ve Kibir Sâlih Ve Muttaki Bir Müslümanda Bulunmaması Gereken; Tevhid Ehline Yakışmayan En Kötü Huylardandır. (Ayrıca Bk. Kibir).


BAŞA DÖN

 Guslü Gerektirmeyen Haller;

Henüz Şehvet Duygusu Oluşmamış Ve Bulûğa Ermemiş Çocuğun Cinsî Yakınlaşmada Bulunması. Tenâsül Uzvundan Şehvetle Açık Bir Sıvı Hâlinde Meni Akması. Cinsî Bir Şehvet Duyulmasına Rağmen Meninin Dışarıya Çıkmaması. Şehvetten, Başka Bir Şeyden (Hastalık, Heyecan Vs.) Dolayı Meninin Akması, Kızın Bekâretini Gidermeyen Cinsî Bir Yakınlaşma (Çünkü Kızlık Zarı Haşefenin Sünnet Yerine Kadar Girişini Engeller). Bu Gibi Durumlarda Gusül Farz Değildir.

Gusletmeleri Farz Olanların, Gusülsüz Olarak Yapmaları Caiz Olan Hususlar Da Şunlardır:

Zikretmek; Tesbih Etmek; Salât Ve Selâm Getirmek; Kur'an Ayetlerini Kelime Kelime Öğretmek; Dua Maksadıyla Kur'an'dan Ayetler Okumak: Kelime-İ Şehâdet Getirmek; Kur'an'a Bakmak; Bitişik Olmayan Bir Kap İçerisinde Bulunan Mushafa Dokunmak; Uyumak (Cünübün Abdest Aldıktan Sonra Uyuması Daha İyidir). Cünüp İken Yemek Yeneceği Veya İçileceği Zaman Elleri Yıkamak Ve Ağzı Çalkalamak Gerekir. Bunların Yanısıra, Ramazan'da Cünüp Olarak Sabahlayan Kimse Veya Gündüz Uyuyarak İhtilam Olan Kimsenin Orucu Bozulmaz.

Cünüb Olan Kimsenin İse;

Dinî Kitaplardan Herhangi Birini Elle Tutması Ve Okuması; Elini Ve Ağzını Yıkamadan Yiyip İçmesi Ve Eliyle Tutmadığı Bir Kağıda Kur'an Ayetleri Yazması Mekruhtur.

Gusl, Allah'u Teâlâ'nın Müslümanlar İçin Emrettiği En Önemli Maddî-Manevî Temizlik Biçimidir. Cenâb-I Hak, "Eğer Cünüb İseniz Yıkanıp Temizlenin" (El-Mâide, 5/6) Buyurmaktadır. Bu Yıkanmanın Şeklini De Hz. Peygamber (S.A.S.) Kendi Tatbikatıyla Bize Öğretmiştir. Guslün Daha Çok Manevî Bir Temizleme Aracı Olduğu Unutulmamalıdır. Çünkü Vücudumuzun Herhangi Bir Yerinde Görünür Bir Pislik Veya Kir-Pas Olmasa Bile Cünüb Olan Kimsenin İbadetlerini Yerine Getirebilmesi İçin Mutlaka Gusletmesi Gerekir. Ayrıca Gerekli Şartları Yerine Getirilmeyen Yıkanma, Ne Kadar İtinalı Yapılırsa Yapılsın Guslün Yerine Geçmez Ve Bununla Cünüblükten Kurtulmak Mümkün Olmaz. Cünüb Olan Kimse İlk Fırsatta Gusletmeye Çalışmalıdır. Bu Durumda Ancak, İçinde Bulunduğu Namaz Vaktinin Çıkmasına Kadar Müsaade Vardır; Daha Fazla Geciktirnıesi Günâh Kazanmasına Sebep Olur.

Guslün Vücud İçin Faydalarına İşaret Eden Doktorlar Bu Hususta Şunları Söylemektedir: İnsanın Başına Gusletmesi Gerektiren Bir Hal Gelince Bütün Damarlarda Büyük Bir Sarsıntı Olur. Vücutta Bir Yorgunluk Ve Gevşeklik Meydana Gelir. Bu Yorgunluk Ve Sarsıntıyı Gidermek İçin Vücudun Her Tarafını Yıkamak Lâzımdır. Demek Ki; Guslü Gerektiren Hallerde Sadece Bazı Organlar Değil, Vücudun Tamamı Yıkanma İhtiyacı Hissetmektedir. Çünkü Gerek Cünüblükte, Gerekse Hayız Ve Nifâs Hâlinde, Başta Kalp Olmak Üzere Bütün Organlar Ve Kan Dolaşımı, Yorgunluklarını, Ancak Güzel Bir Boy Abdesti İle Tertemiz Bir Zindeliğe Terkedeceklerdir. Allah'ın Her Emrinde Olduğu Gibi Gusül Abdestinde De Bizim Bildiğimiz Ve Bilemediğimiz Daha Birçok Hikmet Ve Faydalar Bulunmaktadır.

 


BAŞA DÖN 

Guslün Adabı

Guslün Adabı Aynen Abdest Adabı Gibidir.

Gusletmek İsteyen Kimse Önce Besmele Çekerek Gusle Niyet Eder. Ellerini Bileklerine Kadar Yıkar Ve Üzerinde Yapışıp Kurumuş Bir Şey Varsa Onları Temizler. Sonra Herhangi Bir Pislik Olmasa Bile Avret Yerlerini Ve Uyluklarını Yıkar. Sonra Sağ Avucu İle Ağzına Bolca Su Alarak İyice Çalkalar; Bunu Üç Defa Tekrar Eder; Oruçlu Değilse Suyun Boğazına Ulaşmasını Sağlar. Sonra Yine Sağ Eli İle Burnuna Üç Defa Su Çekerek İyice Temizler. Bundan Sonra Namaz Abdesti Gibi Bir Abdest Alır. Şayet Yıkandığı Yere Su Toplanıyorsa, Ayaklan, Abdest Alırken Değil Gusülden Çıkarken Yıkar. Abdest Aldıktan Sonra, Önce Başına, Sonra Sırayla Sağ Ve Sol Omuzlarına Üçer Defa Su Döker. Her Defasında Vücudun Her Tarafını İyice Oğuşturur. Hiçbir Yerinin Kuru Kalmaması İçin Dikkat Eder. Bunun İçin Saçlarının, Sakallarının Diplerine, Göbeğinin İçine Suyun Ulaşmasını Sağlar. Eğer Vücudunun Bir Yerinde, Herhangi Bir Yaradan Dolayı İlaç Veya Sargı Varsa Ve Fazla Su Bunlara Zarar Verecekse, Bunların Üzerinden Suyu Hafifçe Geçirmekle Yetinir; Bu Da Zarar Verirse Sadece Eliyle Üzerini Mesheder.

Cünüb Bir Kimsenin Veya Hayız Ve Nifâs Hâlindeki Bir Kadının Bu Durumdayken Yapması Haram Olan Hususlar, Şunlardır:

Namaz Kılmak; Kur'an Niyetiyle Kur'an'dan Bir Parça Okumak (Ancak Dua Niyetiyle Okumak Caizdir. Ayrıca Kur'an Ayetlerini Çocuklara Kelime Kelime Öğretmek, Kelime-İ Şehâdet Getirmek, Tesbih Ve Tekbirde Bulunmakta Da Sakınca Yoktur); Kur'an-I Kerîm'e Ve Onun En Ufak Bir Parçasına Dokunmak Ya Da Tutmak (Fakat Bitişik Olmayan Bir Kılıf Veya Kutu İçerisinde İse Tutmak Caizdir); Kâbe-İ Muazzamayı Tavaf Etmek Ve Zaruret Olmadığı Halde Bir Mescide Girmek Ve İçinden Geçmek; Üzerinde Ayet Yazılı Olan Bir Levhayı Veya Buna Benzer Birşeyi Tutmak.

 


BAŞA DÖN

Gusül (Boy Abdesti)

Tepeden Tırnağa Kadar Vücudun Her Tarafını Hiçbir Yer Kuru Kalmayacak Şekilde Yıkamak.

Fiil Kökünden İsim Olan Gusl, Sözlükte; Yıkanmak Ve Temizlenmek Manasına Gelir. "Gasele" Fiili De, Kirin Suyla Giderilmesi Ve Temizlenmesini İfade Eder.

Erginlik Çağına Gelmiş Her Müslüman Erkeğin Ve Kadının Şu Durumlarda Boy Abdesti Alması Gerekir.

1) Cünüplük; Yani Cinsî Münasebet, İhtilam Ve Ne Şekilde Olursa Olsun Meninin (Sperm) Şehvetle Vücut Dışına Çıkması.

2) Hayız (Kadının Âdet Görmesi) Ve Nifâs (Lohusalık) Hâlinin Sona Ermesi.

Bu Hallerde Gusletmek Farzdır. Bazı Durumlarda Da Gusletmek, Sünnet Veya Müstehabdır. Meselâ; Hac Ve Umre Yapmak Maksadıyla Mekke Ve Medine'ye Girmeden Önce, Hac Mevsiminde Mina Ve Müzdelife'de Bulunmadan Önce; Yağmur Duasından Önce; Herhangi Bir Hayırlı İş İçin Müslümanlarla Bir Araya Gelmeden Ve Mübarek Gecelerde Gusletmek Sünnet Ve Müstehabdır. '

Namaz İçin Alınan Abdest "Küçük Abdest" Kabul Edilerek, Gusle "Büyük Abdest" Veya "Boy Abdesti" Adı Verilmektedir.

Guslün Farzları Üçtür.

I) Ağza Su Alıp Boğaza Kadar Çalkalamak. 2) Buruna Su Çekmek Ve Yıkamak. 3) Tepeden Tırnağa Bütün Vücudu Yıkamak.

Vücut Yıkanırken En Ufak Bir Yerin Kuru Kalmamasına Dikkat Edilmelidir. Aksi Taktirde Gusül Yerine Gelmemiş Olur. Onun İçin Kulaklar, Göbek Çukuru, Saç, Sakal Ve Bıyıkların Dipleri İyice Yıkanır.

Guslün Sünnetlerine Gelince: 1) Gusle Besmele Ve Niyet İle Başlamak. 2) Avret Yerini Yıkamak Ve Bedenin Herhangi Bir Yerinde Pislik Varsa Onu Temizlemek. 3) Gusülden Evvel Abdest Almak. 4) Abdestten Sonra, Önce Üç Defa Başa, Sonra Üç Defa Sağ, Üç Defa Da Sol Omuza Su Dökerek Her Defasında Bedeni İyice Oğuşturmak. 5) Guslederken Çok Fazla Veya Çok Az Su Kullanmaktan Kaçınmak. 6) Kimsenin Göremeyeceği Bir Yerde Yıkanmak. 7) Tenha Bir Yerde Yıkanılsa Bile, Avret Yerini Açmamak. 8) Guslederken Konuşmamak. 9) Gusl Bitince Bedeni Bir Havlu İle Kurutmak 10) Gusulden Sonra Çabucak Giyinmektir.

 


BAŞA DÖN

Güzel Elbise Giymek Dinen Nasıldır?

Kibir Ve Gururlanmadan Cenab-I Allah'a Şükür Edip Nimetini Göstermek Ve Müslümanların Muhabbetini Kazanmak Maksadıyla Güzel Elbise Giymek Sünnettir.

İbn Abbas'tan Şöyle Rivayet Edilmiştir: Peygamber'in (Sav) Üzerinde En Güzel Elbiseyi Gördüm. Bera'dan Da Şöyle Rivayet Edilmiştir: "Peygamber Sav) Orta Boylu İdi. Bir Gün Kırmızı Elbise Giydiğini Gördüm. Ondan Daha Güzel Bir Şeye Rastlamadım”


BAŞA DÖN

Güzel Veya Çirkin Görülen İşler

Kadının Oğlunun Kızının Kocasına -Fitnesinden Emin Olmak Şartıyle- Görünmesi Caizdir.

Sütkız Kardeşin, Süterkek Kardeşe -Fitne Konu Olursa- Görünmesi Caiz Değildir.

Karı-Koca İlişkide Bulunurlarken Birbirlerinin Tenasül Uzuvlarına Bakmaları Helâldir. (Kadının Tenasül Uzvunun İçine Bakılmasının İse Unutkanlık Meydana Getirdiği Kitaplarda Konu Edilmiştir.) (Fetevây-İ Abdürrahim)

Kocanın, Kayınvalidesi Mahremi Olup Ona Görünmesi Caizdir.

Kocanın Cinsel İlişkide Bulunduğu Karısının Diğer Kocadan Getirdiği Kızına Fitne Korkusu Yoksa Görünmesi Caizdir.

Kadının, Kocasının Erkek Kardeşine Görünmesi Caiz Değildir.

Kadının, Kocasının Üvey Babasına Görünmesi Caiz Değildir.

Kadının, Kendi Kız Kardeşinin Kocasına Görünmesi Caiz Değildir.

Müslüman Olan Kocanın Karısının, Kafir Olan Akrabalarına Görünmesi Caizdir.

Kadın Dini Bir Konuyu Kocasından Öğrenmek İster Fakat Bilemiyecek Veya Bilene Gidip Öğrenip Kadına Anlatmayacak Olsa, Kadının Kendisinin Bir Alime Gidip Problemini Sorup Öğrenmesi Caizdir.

Ihtiyar Yaşlı Kadın Mecburiyetten Ötürü Yüzü Açık Olarak Erkekle Sohbet Edip Bazı Yabancısı Olduğu Erkekler Eline Dokunsalar -Şehvet Hissi Olmamak Şartıyle- Bir Mahzur Görülmez.

Kadın Kocasını Veya Koca Karısını Yaralayıcı Bir Aletle Öldürecek Olsa Kısas Gerekli Olur. (Kısas: Şer'î Bakımdan, Öldüreni Öldürülen Mukabilinde Öldürmek Veya Yaralanan Veya Uzvu Koparılana Karşılık Bu İşi Yapana Da Aynı Cezayı Uygulamaktır.)

BAŞA DÖN

Erkek Kadını Zorla Zina Etmek Maksadıyle Kaçırıp, Kadının Da Kurtulmak İçin Öldürmekten Başka Çaresi Olmayıp, Erkeği Öldürecek Olsa Kadına Herhangi Bir Ceza Verilmez.

Kadın Kocasını Boğazından Tutup Yatırıp, Diğer İki Erkek De Yaralayıcı Bir Aletle Bilerek Kocayı Öldürecek Olsalar Öldüren İki Erkeğe Kısas Kadına Da Şiddetli Ta'zir Ve İyi Hali Zahir Oluncaya Kadar Hapis Cezası Verilir.

Koca Karısını Yabancı Bir Erkekle Oturup, Sohbet Ederken Görüp, Zina Etmedikleri Halde Koca Yaralayıcı Bir Aletle Kadını Ve Yabancı Erkeği Öldürecek Olsa Kısas Gerekli Olur.

Kadın, Kocasının Tenasül Uzvunu Ve Hayalarını Tamamen Dibinden Kesecek Olsa Her Birisi İçin Kamil Birer Diyet Vermesi Gereklidır. (Kamil Diyet :Öldürülen Şahsın Nefsine Bedel Olarak Cinayeti İşleyen Veye Akrabasından Alınan Tam Diyettir.(Hür Bir Erkeğin Diyet-İ Kamilesi Yüz Deve Veya Karşılığı Olan Mebladır.))

Çocuğun Annesi Uyurken Çocuğun Üzerine Yuvarlanıp, Çocuk Bunalıp Ölecek Olsa Kadının Diyet Vermesi Gerekir.

Kadın Kocasının Vurmasından Dolayı Uzuvları Belli Olmuş Ölü Bir Çocuk Düşürecek Olsa Kocasına Gurre Gerekir. (Gurre: Beş Yüz Dirhem Gümüş Veya Kıymetidir. Bir Dirhem Yaklaşık Üç Gramdır.)

Kadının Diyeti Beş Bin Dirhem Gümüştür.

Erkek Kadının Tenasül Uzvunu Bıçakla Yarar, Fakat İyileştikten Sonra Kadın Sidiğini Tutamayacak Olursa Kocanın Bir Kadın Diyeti Vermesi Gerekir.

Koca Karısının Saçlarının Bir Kısmını Yolup Bir Seneye Kadar Saçları Bitmeyecek Olsa Kocaya Hukümet-İ Adl Gerekir.(Hukümet-İ Adl:Miktarı Şer'an Muayyen Olmayıp Bilirkişinin Usulü Dairesinde Taktir Ve Tayin Edeceği Diyettir.)

Hamile Kadın Çocuk Düşürmekle İddeti Sona Ersin Diye İlaç Alıp Diri Diri Diğeri İki Cenin Düşerse Diri Derhal Ölecek Olsa Kadına Ölen İçin Gurre Diri İçin Diyet Ve Kefaret Gerekirli Olur.

Koca Hanımının Bir Gözünü Çıkarıp Diyetini Vermeden Ölecek Olsa Kadın Gözünün Diyetini Kocasının Terekesinden (Bıraktığı Mirasadan) Alabilir.

Kadın, Oturmakta Olduğu Kocasının Evinde Kendi Kendini Aşacak Olsa Varisleri Kocadan Diyet İsteyemezler.

Erkek Kadının Üç Parmağını Diplerinden Kesecek Olsa, Kadının Parmaklarına Has Olan Her Bir Parmak İçin Beşyüz Dirhem Gümüş Veya Kıymetini Vermesi Gerekir. (Bir Dirhem Yaklaşık Üç Gramdır.)

Bir' Kadın Diğer Bir Kadının Yemeğine Zehir Koyup, Diğer Kadın Yemeği Kendi Eliyle Yiyip Zehirin Etkisiyle Ölecek Olsa Zehiri Koyan Kadına Şiddetli Ta'zir Ve Hapis Cezası Verilir.

Kadın Kocasına Zehir Verse De Yine Ona Varis Olabilir.

Erkek Hamile Kadının Göğsüne Veya Arkasına Vurmakla Kadın Diri Bir Cenin Düşürüp Cenin O Anda Ölecek Olsa Vurana Diyet Cezası Verilir.

Hamile Kadın Kocasından İzinsiz Olarak Çocuk Düşürmek İçin İlaç Alıp Uzuvları Belli Ölü Bir Çocuk Düşürürse Kadına Gurre Gerekir. (Gurre: Beşyüz Dirhem Gümüş Veya Kıymetindedir.)

Bir Kadın Bir Hamile Kadınla Çekiştikten Bir Ay Sonra Hamile Kadın Diri Bir Çocuk Düşürüp Çocuk Ölecek Olsa Çekişen Kadına Bir Şey Gerekmez.

Koca Karısının Burnunu Ve Kulağını Diplerinden Kesecek Olsa, Burun İçin Tam, Kulak İçin Yarım Kadın Diyeti Gerekir.(Diyet Miktarı Az Evvel Açıklanmıştı.)

Erkek Cinsi Münasebet Gücü Olmayan Küçük Kızla Cinsel İlişkide Bulunduğunda Tenasül Uzvuyla Dübür Arası Yırtılıp Kız Sidiğini Tutamaz Hale Gelirse, Erkeğin Kadın Diyeti Vermesi Gerekir.(Aralarında Karı Kocalık Varsa Gerekli Olmaz.)

Koca Karısının Çenesine Vurup Çene Kemiği Kırılsa Kocanın, Kadın Diyetinin Ondâ Birini (Beşyüz Dirhem Gümüş Veya Kıymetini) Vermesi Gerekir.

Adam Kadına Tekme İle Vurup Kadın Merdivenden Aşağı Yuvarlandıktan Sonra Darbe Tesiriyle Ölecek Olsa. Kocanın Diyet Vermesi Gerekli Olur.

Hamile Kadın Kocasından İzinsiz Kendi Annesine Çocuk Düşürmek İçin İlaç Yapmayı Emreder O Da İlacı Yapıp, Bundan Dolayı Ölü Bir Çocuk Düşürür. Sonra Da Kendisi Ölecek Olsa, Annesine Ceza Olarak Bir Şey Gerekmez.

Ebe Olan Kadın, Hamile Kadını Doğurturken Doğum Esnasında Bırakıp Gider, Çocuk Da Ölü Olarak Dünyaya Geldiği Zaman Anne De Ölecek Olsa Ebe Olan Kadına Bir Ceza Gerekmez.

Kocanın Hanımı, Kocasının Kendi Evinde Asılı Olup Ölmüş Olsa -Katili Belli Değilse- Kocaya Kaseme Ve Diyet Gerekir. (Koca Ölü Bulunsa Kadına Diyet Cezası Verilmez.) (Kasame: Katili Bilinmeyen Ve Üzerinde Öldürme Eseri Bulunan Bir Katilin Bulunduğu Yerin Ahalisinden Kimsenin Belli Şekilde Yemin Etmeleridir.)


BAŞA DÖN